İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi‘ne düzenlediği saldırılarda 3 kişinin daha yaşamını yitirmesiyle toplam can kaybının 83’e yükseldi.
Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İsrail’in 10 Mayıs Pazartesi gününden bu yana Gazze’nin çeşitli bölgelerine düzenlediği saldırılarda, 17’si çocuk, 6’sı kadın olmak üzere 83 Filistinlinin hayatını kaybettiği, yaralı sayısının ise 388’e çıktığı kaydedildi.
Fotoğraf: AA
Kara harekatı başlatılıyor
İsrail ordusu, Gazze sınırına kara birliklerini göndermeye başladı. Ordu sözcüsü Jonathan Conricus, Gazze’ye yönelik kara harekatı hazırlıklarına başladıklarını söyledi.
BBC’nin haberine göre İsrail’in birden fazla senaryoya hazırlandığını belirten Conricus, Gazze’ye yönelik saldırıların da devam edeceğini söyledi. İsrail ordu komutanlarına Gazze’ye yapılacak olası kara harekatına ilişkin kapsamlı planlar sunulacak.
Savaş gölgesinde bayram
Öte yandan Ramazan Bayramı’nın ilk gününde binlerce Filistinli Müslüman Doğu Kudüs’te bulunan Mescid’i Aksa’da bir araya gelerek bayram namazını kıldı.
AA’nın haberine göre Filistinliler, ramazan ayının son günlerinde İsrail polisinin saldırılarına maruz kalan Mescid-i Aksa’yı tamamen doldurdu.
Kudüs İslami Vakıflar İdaresinden yapılan yazılı açıklamada, 100 binden fazla kişinin bayram namazını kılmak için Harem-i Şerif’e geldiği belirtildi. Bayram namazının ardından Filistinli Müslümanlar tüm şehitler için gıyabi cenaze namazı kıldı.
Fotoğraf: AA
Neler yaşandı?
Gazze Şeridi’ndeki Filistinli direniş grupları, İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs’te yer alan Mescid-i Aksa ve Şeyh Cerrah Mahallesi’nden çekilmesi için 10 Mayıs Pazartesi günü yerel saatle 18.00’e kadar süre tanımıştı.
İsrail polisinin Mescid-i Aksa ve Şeyh Cerrah’tan çekilmemesi üzerine Filistinli direniş grupları İsrail’e çok sayıda roket fırlatmıştı.
Bunun üzerine İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne yönelik “Surların Muhafızı” adıyla askeri operasyon başlatıldığını duyurmuştu.
Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in kabinesi Almanya Anayasa Mahkemesi’nin ülkenin iklim taahhütlerinin yeterli olmadığı ve hak ihlaline yol açtığına yönelik hükmünün ardından sunulan yeni iddialı iklim hedeflerini çarşamba günü onayladı.
Kabinenin taslak yasayı onaylama kararı 26 Eylül’de yapılacak ve anket sonuçlarına göre Yeşiller Partisi’nin aday gösterdiği Annelana Baerbock’un önde gözüktüğü federal seçimler öncesinde geldi.
Yasa taslağının onaylanması için mecliste görüşülmesi gerekiyor.
2045 yılında net sıfır emisyonu
Yeni yasayla birlikte ülkenin emisyonları 2030 yılına kadar 1990 seviyesine kıyasla yüzde 65 azaltılacak. Daha önceden yüzde 55 azaltım öngörülüyordu.
2050 olarak duyurulan net sıfır karbon emisyonuna ulaşma tarihi de beş yıl öne çekilerek 2045 olarak güncellendi.
Yeşiller Partisi’nin adayı Annelana Baerbock
‘Kömürden çıkış da belirtilmeli’
Çevre Bakanı Svenja Schulze yaptığı açıklamada “Bu yasa ile nesiller arasında daha fazla adalet yaratıyoruz, daha fazla güvenlik planlıyoruz ve iklimi ekonomiyi boğmadan, onu yeniden inşa edip modernleştirecek şekilde koruyoruz” ifadelerini kullandı.
Yeşiller Milletvekili Oliver Krischer yaptığı paylaşımda “İklim koruma hedefleri önemlidir, ancak yenilenebilir enerjideki genişleme, 2030’da kömürün kullanımdan kaldırılması, CO2 fiyatlandırması gibi adımlar da çok önemlidir” ifadelerini kullandı
Malatya’da 8-9 Mayıs’ta yaşanan don ve aşırı rüzgarın etkisiyle tarım üreticilerinin geçim kaynağı kayısıyı don vurdu. Bölgede üretici köylü ciddi zarara uğradı.
Hekimhan, Darende, Kuluncak ve Akçadağ’ın yüksek kesimlerinde “Yemeye dahi” kayısı kalmadı. Kayısı dışında geliri olmayan üretici köylüler ise devletten destek bekliyor.
Evrensel’den Berfin Güler’in haberine göreBaşak köyünden Dürdane Akkaya, “Hiçbir gelir kaynağımız yok, ne yapacağız biz? Köyün hepsi böyle oldu. Ne kayısımız ne bir cevizimiz kaldı, yenecek hiçbir meyvemiz kalmadı. Ne yapmamız lazım buna? Vekiller yardımcı olsun. Emekli maaşımız da yok, hiçbir şeyimiz yok” açıklamasını yaptı.
‘Emekler heba oldu’
Yetkililerin ilgilenmediğini ifade eden Ali Şekerci, “3 ton kayısıyla 2 ton ceviz bekliyordum. Mayısın 10’unda sabah kalktım ki kayısılar yanmış. Ağlaya ağlaya Ziraat Bankasına gittim, ‘niye ağlıyorsun’ dediklerinde ‘Ben emeğime acıyorum, aç susuz burada yatıyorum, hanımım ve çoluk çocuğum yanımda yok, burada perişanım’ dedim. Müracaat ettim, ekip gelmedi, ne zaman gelecek bilmiyorum” dedi.
“Çabamla, yalnızlığımla olmuyor” ifadelerini kullanan Şekerci, “3-3 buçuk ton kayısı, kuru kayısı bekliyordum ben buradan. Osmaniye’den geldim, 15 Mart’tan beri buradayım. Bakımımı yaptım, ilacımı attım, bir sürü emek çektim. Umudumu kestim, müracaatımı da ettim. Yapacağım hiçbir şey yok şu anda. Bu derenin içinde 250 kök kayısı, 200 kök ceviz vardı, hepsi yandı. Elimden gelse Ankara’ya gideceğim. Devletin bize yardım etmesi lazım. Sigortamızı ödemesi, dönüm başı arazimize para vermesi lazım ama yapan yok. Biz çiftçi olarak yandık, kavrulduk, perişanız” diye konuştu.
Fotoğraf: Evrensel
Tek geçim kaynağı kayısı
Kuluncak Karaçayır köyünde yaşayan Birsen Şahin ise, “Biz tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlarız. Tarım ve hayvancılık zaten çok zor durumdaydı. Tek geçim kaynağımız kayısı. Onu da kötü hava koşulları etkiledi. Zararımızın devletimiz tarafından karşılanmasını istiyoruz” dedi.
Destek alamadıklarını belirten Şahin, “Çiftçiler olarak borçlarımızın ertelenmesini istiyoruz. Çok mağduruz. Gübrede, ilaçta, mazotta zaten desteklenmiyoruz. Masraflarımızın giderilmesini, afet kabul edilmesini istiyoruz” ifadelerine yer verdi.
‘Sahipsiz bir çiftçiyiz’
Ziya Sekman isimli üretici de “Belki masrafını kurtaracaktı ama bu durumda masrafını kurtarmaz, tümüyle zarardayız. Bakımı çok olan bir ağaç olduğu için de ne gübresine ne de ilacına kavuşabiliyoruz. Sahipsiz bir çiftçiyiz, devlet yardım etmiyor bize. Bu meyvelerimizin zararlarının giderilmesini talep ediyoruz” dedi.
Sekman açıklamasında “Geliyorlar, masrafını bile ödemeyecek bir para verip gidiyorlar ya da hiç vermiyorlar. Zararımızın karşılanmasını talep ediyoruz, sahiplenirlerse çok iyi olur. Cevizlerimiz sanki yanmış gibi simsiyah olmuş, zaten zor gelişen bir ağaçtı. Meyveler ölmüş, zaten az meyvemiz vardı. Nasıl yapacağımızı bilmiyoruz. Çapa yapıyoruz, gücümüz mazota yetmiyor” ifadelerini kullandı.
Avrupa Kanser Örgütü‘nün (E.C.O) araştırma sonuçlarına dayalı verilerine göre koronavirüs salgını ve getirilen kısıtlamalar nedeniyle teşhisler kontrol edilemediği için yaklaşık 1 milyon kanser vakası gözden kaçtı.
ECO Başkanı Dr. Matti Aapro, bulguların Covid-19’un kanser teşhisleri üzerindeki etkisini odak haline getirdiğini söyledi. Dr Aapro, “Kanser hizmetlerine olan güveni yeniden sağlamak ve işgücü/arz kıtlığı ile mücadele etmek için Avrupa politikasının en üst düzeyinde acil önlemlere şiddetle ihtiyacımız var” dedi.
Kanser tarama testleri yapılamadı
DHA’nın aktardığına göre araştırmada Covid-19 sebebiyle 1 milyon kişiye teşhis konulamadığı ve Avrupa’da 100 milyon kanser tarama testinin yapılamadığı belirtildi.
Araştırma sonuçlarından elde edilen tespitler arasında ayrıca, potansiyel kanser belirtileri olan iki kişiden birinin acil olarak tanıya sevk edilmediği ve Avrupa’daki her beş kanser hastasından birinin şu anda ihtiyaç duydukları cerrahi veya kemoterapi tedavisini alamadığı yer aldı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne (İSİG) göre, nisan ayında en az 249 işçi yaşamını yitirdi. Böylece Türkiye’de 2021 yılının ilk dört ayında hayatını kaybeden işçi sayısı 735’e yükselmiş oldu.
Nisan ayında ölen işçilerden sekizi çocuk işçiydi. Çocuk işçi ölümleri tarım, inşaat ve konaklama işkollarında gerçekleşti. Raporda şu bilgilere yer verildi:
249 emekçinin 214’ü ücretli (işçi ve memur), 35’i kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor.
Ölenlerin 19’u kadın işçi, 230’u erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tarım, ticaret, eğitim, sağlık ve belediye iş kollarında gerçekleşti.
51 yaş ve üstünde ise çalışırken ölen 95 emekçi bulunuyor: Çiftçi ve esnaflar ile tarım, maden, kimya, ağaç, ticaret, büro, eğitim, ticaret, inşaat, enerji, taşımacılık, sağlık, spor, güvenlik ve belediye işçileri.
11 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti: 5’i Suriyeli, 5’i Pakistanlı ve 1’i Bulgaristanlı.
Ölen işçilerin 24’ü sendikalı. Sendikalı işçiler maden, kimya, eğitim, büro, metal, gemi, sağlık ve belediye işkollarında çalışıyordu.
‘Kod-29 uygulaması son bulsun’
“Bizler, bu tablonun ancak ortak talepler etrafında, yan yana bir mücadeleyle değişebileceği gerçeğiyle, açıklamada belirtilen, bu salgın ve sömürü tablosunun değişmesi ve işçilerin sağlığının korunması için ifade edilen talepleri ana hatlarıyla hatırlatıyoruz” denilen raporda şu talepler dile getirildi:
İşten çıkarma yasağı uzatılsın, patronların Kod-29 gibi yollarla işçileri işten çıkarması, zorunlu ücretsiz izin ve zorunlu yıllık izin dayatması yasaklansın. Çalışma saatleri, ücretler ve haklarda bir kayıp olmaksızın en çok günlük 6 saat olacak biçimde sınırlandırılsın. Çalışma süresinin kısaltıldığı işyerlerinde patronların, bu süreleri işçilerin izinlerinden düştüğü hukuksuz uygulamalarına son verilsin.
Kişisel hijyen ve korunma malzemeleri işçilere (ve halka) ücretsiz olarak dağıtılsın. İşçilerin sağlık taramaları ve temaslı takibi yoğunlaştırılsın ve işyerlerinin denetimi yapılsın. Patronların vaka sayılarını gizlemesinin önüne geçecek düzenlemeler yapılsın. İşyeri-ev bulaş riski takip edilsin. Vaka sayısının belirli bir oranın üzerinde olduğu işyerleri kapatılsın.
Alınan karar ve tedbirlerin kamunun bir bölümünde değil, özel sektör, kayıt dışı sektör ve 50’den az çalışanı olan işyerlerinde uygulanması ve yaptırımı sağlansın, gerekli önlemlerin alınmadığı işyerleri için aktif bir ihbar, denetim ve ceza mekanizması oluşturulsun.
Sağlık ücretsiz ve herkesçe erişilebilir hale getirilsin. Başta testler olmak üzere tüm sağlık hizmetleri kamu hastanelerinde ve özel hastanelerde ücretsiz olarak yapılsın. Kendisi ve yakını virüs nedeniyle karantinaya alınan işçi hastalık süresi kapsamında olsun ve bu süredeki gelir kaybı önlensin.
Aşılama sürecine tüm çalışanlar dahil edilsin ve ivedilikle aşılama gerçekleştirilsin. İlaç şirketlerinin kârı değil, kamu yararı düşünülsün. Halk sağlığı için aşılarda patent hakkı kaldırılsın.
Dünyanın en zengin insanlarından biri olan ve Tesla CEO’su Elon Musk, kripto para birimi bitcoinin, Tesla araçların satın alımında kullanılmasını askıya aldıklarını söyledi.
Tesla, şirketin ürettiği araçların bitcoin ile satın alınabileceğini henüz mart ayı sonunda duyurmuştu. Bu karar, çevreciler ve bazı yatırımcılar tarafından tepki çekmişti.
Açıklama sonrasında bitcoinin piyasa değeri yüzde 10 değer kaybederken, Tesla hisseleri de düştü.
‘Bitcoin madenciliğinde fosil yakıt kullanılıyor’
Bitcoinin çevresel etkilerini gerekçe olarak öne süren “Bitcoin madenciliğinde ve işlemlerinde giderek daha fazla fosil yakıt kullanılıyor olmasından endişe duyuyoruz. Özellikle de kömür ki, tüm sera gazları arasında en kötü etki onun” dedi.
Kripto para iyi bir fikir” görüşünü dile getiren Musk, paylaşımının devamında “Ama bu çevreye verme pahasına olamaz” ifadelerini kullandı.
Bitcoin’in değerinin son bir yılda yedi kattan fazla artması, daha fazla kişinin Bitcoin madenciliğine girmesine yol açtı. Böylece Bitcoin için harcanan enerji, tüm Arjantin‘in tükettiği elektriği geride bıraktı. Türkiye‘nin yıllık enerji tüketiminin ise yüzde 40’ını aştı.
Bitcoin üretimi, bir kişinin başka bir kişiye gönderdiği Bitcoinleri işlemek ve denetlemek için bilgisayarlarını kullandıran kişilere, nadiren verilen ödüller şeklinde yapılıyor.
Sistemin rastgele dağıttığı bu ödülleri almak isteyenler sıradan bilgisayarlar yerine bu işlemler için özel olarak tasarlanmış işlemciler, hatta bu işlemcilerden oluşan dev hangarlar kullanarak şanslarını artırmaya çalışıyor.
Bill Gates kendi para birimini üretiyor
Hayatı boyunca hiç bitcoin almadığını belirten Microsoft’un kurucusu Bill Gates, “Bitcoin’in transferinde, bugüne kadar bilinen en yüksek düzeyde elektrik harcanıyor. Eğer bu yeşil enerjiyse ve diğer kullanım alanların için fazlaysa, o zaman belki sorun olmayabilir” ifadelerini kullanmıştı.
Gates, vakfının “çok düşük transfer ücreti” olacak kendi dijital para birimini geliştirmekte olduğunu duyurmuştu.
Suç örgütü lideri Sedat Peker, kendisine yönelik operasyonlar sonrası “derin devletin sırlarını gün yüzüne çıkaracağım” diyerek başlattığı video serisinin dördüncüsünü yayınladı.
Yeni videosunda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘yu hedef alan Peker, “Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu, temiz Süleyman, aslan Süleyman… Benimle ilgili bir tweet atmış. ‘Pislik, mafya’ demiş. Ondan önce ‘Suç örgütü’ demişti. Bugün size temiz Süleyman’ı anlatacağım” dedi.
Peker, “Bir arkadaş aradı dedi ki, ‘Süleyman Bey’in üzerine çok geliyorlar, bir şeyler söyleyecek, arkadaş kusura bakmasın.’ Bizim temiz Süleyman bir tweet attı, ‘Suç örgütü liderini takipteyiz’ tamam. Millet buna biraz daha saldırınca ertesi gün ‘Pislik, mafya lideri’ dedi. Şimdi namusluca konuşacağız. İnsanın yalan söyleyip söylemediği her şeyinden belli oluyor. Ben zaten delilleriyle anlatacağım” ifadelerini kullandı ve şu iddialarda bulundu:
(4. BÖLÜM) Bazıları Aslan Hikayesini Anlatmadan Avcının Hikayesine İnandılar. pelikancılar, ağarcılar, süleyman soylucular, görüşeceğiz. https://t.co/1GdRAphtbU
“Namus sahibiysen konuş ya, Berat Bey’e sen beni düşman etmedin mi?Akrabam Reşat Hacıfazlıoğlu, senin bütün organizasyonlarını yapan. Ya sen değil miydin DYP’nin başına ulaşmak için, seni kongrelere almıyorlardı, yanında kim var bakın, benim arkadaşlarım, akrabalarım. Onlar senin yanında değil miydi? Benim akrabam gelip ‘Reis’in kulağına bir şeyler geliyor, İstanbul’da sorunlar var’ dediğinde, ‘İstanbul’u ben yönetmiyorum, Berat yönetiyor” dedin mi, demedin mi?’ ‘O yaptırıyor her şeyi’ dedin mi demedin mi? ‘Sedat Peker’in akrabası, bir cenazedeyiz, telefon sinyalleri var, cenazede görüştük’ sen demedin mi? ‘Sedat Peker’e dosya hazırlıyorlar. Ben tehlikeli bir durum olursa haber vereceğim’ demedin mi? Senin bu dünyada hep yıldızın parlak olacak.”
‘Kısa sürede ne değişti?’
“Hadi Özışık, şerefli adam. Ben yurtdışına çıkmışım artık, sen diyorsun ya ‘İş adamı olduğunu söyleyip sonra suç faaliyetleri olduğunu tespit ettik.’ Ben ne zaman çıktım, 1 buçuk sene oldu. Dosya ne zaman hazırlanıyor, üç senedir. Bu dediğim olay ne zaman oldu, taş çatlasın 5 ay. Sen demedin mi ona ‘Ben severim’ diye.
O sana şöyle dedi, ‘Bu Sedat Peker’le ilgili çok şey konuşuluyor, bunlar bir şeyler yapıyor olabilirler.’ Sen ‘Ben onu severim’ demedin mi? Bu kadar kısa sürede ne değişti? Benim koruma polisimi sen vermedin mi? Sen uzatmadın mı ondan sonraki sene de?”
‘Eşkiya mısınız siz?’
“Bizi temiz Süleyman’ın istifa olayı var ya. Bir gün evvel robot hesaplardan tweetler hazırladı, o bir milyon 300 bin tweet var ya. Sen de biliyorsun, benim kardeşim gibi o çocukların hepsi, benim destek olduğun haber portalları da sana destek oldular.”
“Allah mısınız siz? Pelikancısı, Ağarcısı, Süleymancısı… Nedir ulan? Sarmışsınız Tayyip abinin çevresini, dünyayla bağlantısını kesmişsiniz. ‘Ülke böyle büyüyor ülke şöyle büyüyor’, insanlar intihar ediyor. Sen bakan değil misin? Onlarla ilgilensene. Senin görevin gazeteciye, parti başkanına, ona buna… Eşkiya mısın sen? Millet kuru soğana muhtaç oldu.”
Soylu iddiaları yalanladı
Sedat Peker’in iddialarının ardından bir açıklama yapan Soylu, “Müptezel operasyon elemanına sesleniyorum: İddianı, iftiranı, her şeyin açığa çıkması için yargıya taşıyorum. Ben adalete teslimim. Operasyon faresi gibi kaçma, ülkene gel adalete teslim ol” dedi.
Soylu “Hayatının bir noktasında benimle temasın var ve bu ispatlanırsa Aziz milletimizin gözü önünde idam dahil her türlü cezaya, aşağılanmaya razıyım” ifadelerini kullandı.
Danıştay’ın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ardından Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Diyanet’e devredilen ve cami statüsü kazanan Ayasofya‘da ilk bayram namazı kılındı.
Yeni ismiyle Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde 87 yıl sonra ilk kez kılınan bayram namazını minbere gene kılıçla çıkan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş kıldırdı.
Namaza TBMM Başkanı Mustafa Şentop‘un yanı sıra tam kapanma uygulanmasına rağmen binlerce vatandaş katıldı. Covid-19 tedbirleri kapsamında içeriye sınırlı sayıda kişi alınırken vatandaşların bir bölümü de cami avlusu ve meydanda saf tuttu.
Fotoğraf: AA
Erbaş’tan Mescid-i Aksa mesajı
Ali Erbaş, hutbede bayramların, aynı inanç, aynı tarih ve aynı medeniyet mensuplarının müşterek sevinç ve coşku günleri olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
Bayramlar, bizi biz yapan, yüreklerimizi bütünleştiren, kardeşliğimizi pekiştiren müstesna zamanlardır. Rabb’imizin ‘Müminler, ancak kardeştir’ ilahi fermanıyla bildirdiği İslam kardeşliğinin yeryüzünün her yerinde derinden hissedildiği muazzam bir vahdet sahnesidir. Ancak bugün acı, hüzün ve gözyaşının kuşattığı dünyamızda bayramlarımız da biraz mahzun geçmektedir. Zira Doğu Türkistan‘dan Yemen‘e, Arakan‘dan Suriye‘ye İslam coğrafyasının mazlum beldelerinden yükselen feryatlar kalbimizi derinden yaralamaktadır. Bilhassa Ramazan günlerinde bile saldırgan tavrından vazgeçmeyen İsrail’in, mukaddes belde Kudüs’ü ve ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı işgal girişimi tüm müminleri büyük bir hüzne ve acıya gark etmektedir.”
Fotoğraf: AA
‘Özgür olana kadar bayramlar hüzünle geçecek’
Açıklamada “Zira barbarca bir tavırla Mescid-i Aksa’da ibadet eden Müslümanlara saldırılmakta, Mescidin harimiismeti ihlal edilmekte ve Peygamberlerin hatırasına hayasızca müdahale edilmektedir” denildi.
Dinlerin, dillerin, kültürlerin, medeniyetlerin sembol şehrinin talan edildiği belirtilen hutbede “Masum Filistinli kardeşlerimiz zorla evlerinden çıkarılmakta, katliamlara maruz kalmaktadır. Dolayısıyla Filistin ve Mescid-i Aksa tamamen özgür oluncaya kadar her bayram hüzünle geçecektir” ifadeleri kullanıldı.
Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Amutka mevkiinde 9 Mayıs günü başlatılan askeri operasyonun ardından bölgede ormanlık alanda yangın çıktı. Yangının dört gündür sürmesi ve söndürülmemesi ise tepkilere yol açtı.
Mezopotamya Ajansı’na konuşan bir köylü “Yangın 5 hektarlık alana yayıldı. Gece soğuk olduğundan dolayı yangın azalıyor. Fakat öğle saatleri sıcaktan dolayı yine alevleniyor. Yetkilerin haberi olmasına rağmen müdahale edilmiyor. Operasyon bölgesi olduğu için giriş yok” ifadelerini kullandı.
Sosyal medyada da pek çok kişi “DersimYanıyorSesVer” etiketi ile tepkilerini dile getirdi. Yangından görüntülerin ve videoların yapıldığı paylaşımlarda yangının bir an önce söndürülmesi talep edildi.
Tepkiler üzerine Orman Genel Müdürlüğü yaptığı paylaşımda, orman yangını haberlerinin asılsız olduğunu savunarak, sanal medya üzerinden yapılan paylaşımlar “terörle” mücadeleyi gölgeleme/yavaşlatma amacı taşıdığı iddiasında bulundu.
Orman Genel Müdürlüğü paylaşımının aksine Tunceli Orman İşletme Müdürlüğü yetkililerinin orman yangınını doğruladığı kaydedildi. Avukat Barış Yıldırım ise paylaşımında, Tunceli Orman İşletme Müdürlüğü ile görüştüklerini, gerekli müdahalelerin yapılacağını belirtti.
Tunceli Valiliği: PKK sözlerini itibar etmeyin
Tunceli Valiliği de bir açıklama yaparak “Hali hazırda ilimizde süren bir orman yangını bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı ve haberleri yalanladı.
Açıklamada “Ayrıca hemşehrilerimiz bizlerden daha iyi bileceklerdir ki mevsim şartları itibarıyla ilimizin bitki örtüsünün durumu da göz önüne alındığında, paylaşımlardaki büyüklükte bir orman yangının olması ve uzun süreli devam etmesi mümkün değildir” denildi. Yangının olmadığını iddia eden Valilik, “yangınların PKK tarafından çıkarıldığını” öne sürdü:
Vatandaşlarımızın, güvenlik güçlerimizin cesareti karşısında aciz kalmış, bulundukları alanlara sıkışmış, hatta milli servetimiz olan ormanlarımızı yakmayı kendilerine hüner edinmiş, kendilerinin türettiği emperyalizm karşıtlığı gibi kulağa hoş gelen söylemlerde bulunan ancak ceplerinde emperyalistlerin paraları, ellerinde emperyalistlerin silahlarıyla dolaşan hain PKK terör örgütü ile diğer terör örgütlerinin ve de bunların uzantılarının söz, söylem, paylaşımlarına itibar etmemeleri hususunu kamuoyunun bilgisine sunarız.”
Dersim Milli Köyünü Savun hesabından yapılan paylaşımda ise “Bu görüntüler yalan mı! Biraz gündem oldu diye hemen manipüle etmeye çalışıyorlar. Sizin her gün ülkenin her bir parçasında doğayı nasıl talan ettiğinizi herkes görüyor! Kaz dağları, İkizdere, Karadeniz’den Hasankeyf’e kadar yaptığınız talanı herkes gördü” ifadeleri kullanıldı.
Dünya Hemşireler Günü‘nde, özellikle koronavirüs salgını döneminde hemşirelerin yaşadıkları zorlukları ve asgari taleplerini Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkanı Ebru Kıraner dile getirdi.
Yeşil Gazete‘ye konuşan Kıraner, koronavirüs salgınının meslek hastalığı olarak görülmesini talep ettiklerini ifade etti.
Ayrıca, Kıraner başlattıkları “İyilik için harekete geçiyoruz kampanyası”nı da anlattı. Bu kampanyayla, hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının çocuklarına eğitim hayatlarında destek olmak amaçlanıyor.
‘Çok eksik bir sayıyla yakalandık’
Salgına çok eksik sayıda hemşireyle yakalanıldığını ifade eden Ebru Kıraner, salgının başından beri hemşireler olarak maruz kaldıkları zorlukları şöyle anlattı:
Koronada 14 ayı geride bıraktık. Oldukça zorlu bir yıl geçirdiğimizi görüyoruz. Pandeminin başında çok ciddi problemlerimiz vardı.
İlk günleri hatırlayacak olursak, yoğun bakım yataklarını konuşuyorduk.
Sonrasında yavaş yavaş biz yoğun bakım hemşirelerinin sayısını dile getirmeye başladık.
Pandemiye yoğun bakım hemşire sayısı olarak da hemşire sayısı olarak da aslında çok eksik bir sayıyla yakalandık. Nüfus başına düşen hemşire sayısı olarak tüm OECD ülkeleri arasında Türkiye sonuncu sırada.
Zorlu sürecin ilk günlerinde kişisel koruyucu ekipmanlarla ilgili çok ciddi sıkıntılar yaşanmıştı. Ama sonra hastaneler tedarik mekanizmalarını çok iyi kullandılar ve geliştirdiler.”
’24 saatlik nöbetler çok ciddi sıkıntı’
Korona döneminde 24 saatlik nöbetlere de değinen Kıraner, bu tür nöbetlerin yoğun bakım akışına aykırı bir uygulama olduğunu ifade etti:
Daha sonra 24 saatlik nöbetlerimiz bizim için çok büyük sıkıntıya neden oldu. Hala daha bir sürü hastanede 24 saatlik nöbetler devam ediyor. Yoğun bakımlarda benim meslektaşlarım gün aşırı 24 saat nöbet tutuyorlar.
Çok ciddi bir sıkıntı. 24 saatlik nöbet demek yoğun bakımın tamamen felsefesine, akışına aykırı bir şey. Çünkü yoğun bakım demek 7/24 kesintisiz ve çok dikkatle hasta takip etmek demek. Ama 24 saatlik bir nöbette bir hemşirenin sürekli dikkat göstermesi, sürekli bu dikkatini devam ettirmesi, merhametle ve şefkatle hasta bakması çok zor. Dolayısıyla hasta güvenliği açısından da çok riskli. Bazı şeyler gözden kaçabilir. Çalışan sağlığı açısından da çok riskli. Bu 24 saatlik nöbetler nasıl biter? Dönüp dolaşıp hemşire sayısına geliyoruz.”
Yeterli atama yapılmıyor
Hemşire sayısının yeterli olması durumunda 24 saatlik nöbetlere gerek kalmayacağını ifade eden Kıraner, binden fazla lisans mezununun atanmayı beklediğini, ancak atanamadığını kaydetti. Atamaların yapılmama sebeplerini de şöyle sıraladı:
Aslında çok sayıda mezun var ama atamalarda sayılar çok düşük. Salgın döneminde iki büyük atama yapıldı. Birinde 10 bin hemşire yerleşecekti ama yerleşemedi. Diğerinde de 5 bin hemşire yerleşecekti. Onların da tamamı yerleşemedi. Çünkü burada ciddi stratejik hatalar yapılıyor.
Bakanlığın zamanlamayla ilgili hataları var. KPSS puanının bir kez kullanılması lazım. Elinde KPSS puanı olan hemşire, birkaç kez atanabiliyor. Bu, dolayısıyla sürekli yer değişikliklerine neden oluyor. Atama bekleyenler giremiyorlar.”
İzinler kullanılamıyor
En büyük taleplerinden birinin hemşire sayısının artırılması olduğunu kaydeden Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkanı, şunları anlattı:
En büyük istediğimiz aslında hemşire sayısındaki açığın toparlanması. Bu, inanın birçok problemin çözülmesi için çok büyük bir güç kazandıracak. 24 saatlik nöbetlerden kurtulacağız. En azından gün aşırı nöbet tutmayacağız.
İzinlerimizi alabileceğiz. Bakın, 14 ayda izinlerin açıldığı gün sayısı çok az. Dolayısıyla insanlar yıllık izinlerini bile kullanamadılar. Hemşire sayısı yeterli olsa, hemşirelerin sağlık problemi olanları şu anda izin kullanabilirler, yıllık izinlerini alabilirler.”
Fotoğraf: Evrensel
Hastanelerde kreş yok
Hastanelerdeki kreş sorununa da değinen Kıraner, her hastanenin mutlaka kreşinin olmasını gerektiğinin altını çizdi:
Hastanelerde kreş sorunu var. Bir meslektaşımız Covid döneminde evladını kaybetti. Çünkü çocuklarını bırakacak kimseleri yoktu, karı-koca hastanede çalışıyorlardı. İzin alamıyorlardı. Çocuğunu komşusuna bırakmıştı. O evde yangın çıktı ve evladını kaybetti.
Bu şekilde çalışan insanlar için her hastanenin mutlaka bir kreşinin olması gerekiyor. Bizler 24 saat nöbete gidiyorsak eğer, 12 saatlik vardiyalarda çalışıyorsak çocuklarımızı kreşe bırakabilmeliyiz.
Şu dönemde bakıcı tutmak mümkün değil. Devletin bana verdiği maaşla, ben çocuklarıma bakıcı tutamam.
Dolayısıyla özellikle kreş çok önemli. 24 saatlik nöbetlerde özellikle anneler-babalar ne yapacaklarını bilemiyorlar.
O kocaman gösterişli, harika hastanelere bir kreş eklemek çok zor değil.”
‘Çoğu hemşire asgari ücrete çalışıyor’
Ebru Kıraner, hemşirelerin aldığı maaşlara da değinerek, özel sektörde çalışan çoğu hemşirenin asgari ücretle çalıştığını, kamuda çalışanların da ne kadar maaş alacaklarını bilemediklerini söyledi:
Diğer en önemli problemlerimizden birisi de geçim derdi. Özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın hemen hemen büyük çoğunluğu asgari ücretle çalışıyorlar. Haftada 24 saat gün aşırı çalıştığınızda 56 saatin bile üzerinde çalışıyorsunuz demektir.
Bizim gibi kamuda çalışanların da başka bir derdi var. Biz hiçbir zaman maaşımızı bilemiyoruz. Mesela, ben bir sonraki ay elime ne kadar para geçeceğini bilemiyorum. Çünkü benim aldığım ücret üç parçadan oluşuyor.
Hastanelerin performans sistemiyle gelecek olan kar neyse oradan bir parçası. Hiçbir zaman elinize geçecek ücreti bilmiyorsunuz ve ek ödeme denilen, performans ödemesi denilen bu ödemeler emekliliğimize yansımıyor. Biz çok düşük bir ücretle emekli olacağız. Emekliliğimizde de çalışmak zorunda kalacağız. Şimdiden maalesef öyle gözüküyor.
Bizim buradaki talebimiz, insanca, onurluca yaşayabileceğimiz tek kalemde yatacak ve ‘acaba bu ay ne kadar yatacak?’ demeyeceğimiz temel bir ücret almak.”
‘Olmayan bir şeyi istemiyoruz’
Koronavirüs salgınının meslek hastalığı olarak görülmemesine de değinen Dernek Başkanı, salgının meslek hastalığı olarak görülmesi gerektiğine vurgu yaptı:
Covid meslek hastalığıdır. Tüm dünyada 90 bin hemşire Covid-19’a yakalandı. 300’den fazla hemşire de hayatını kaybetti. Bizim ülkemizde koronavirüs sebebiyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının yakınlarına şu an maaş bağlanmıyor.
Ben mesela şu an ölsem, benim aileme hiçbir şey kalmayacak. Çünkü meslek hastalığı olarak kabul edilmiyor. Ne yazık ki merkezi yönetim illiyet bağı arıyor. Oysa ki bağ çok açık, çok net.
İnsanlar her gün hayatlarından vazgeçerek oraya giriyorlar. Biz oraya girdiğimizde aylarca çocuklarımızı görmedik, evimize gidemedik. Başımıza bir şey gelebileceğini bile bile ünitelere girdik, çok yakın mesafeden o hastalara baktık. Bakmaya da devam ediyoruz.
İstediğimiz şey basit. En azından arkamızda kalanlara sahip çıkılsın, en azından bir maaş bağlansın. Çok basit bir şey aslında. O benim çalışarak hak ettiğim bir maaş zaten. Olmayan bir şeyi de istemiyoruz.”
İyilik için harekete geçiyoruz kampanyası
Ebru Kıraner, hemşirelik haftasında “İyilik için harekete geçiyoruz” kampanyasını başlattıklarını duyurarak, kampanyayla ilgili şu bilgileri verdi:
Biz bu sene Hemşirelik Haftası’nda bir kampanya başlattık. Kampanyada adımlarımızı biriktiriyoruz.
Help Steps uygulaması cep telefonunuza indiriyorsunuz ve adımlarınızı biriktiriyorsunuz. “İyilik için harekete geçiyoruz” kampanyamızın ismi.
Biriktirdiğimiz adımları bu kampanyada topluyoruz. Biriken adımlar da çok güzel bir işi gerçekleştirecek. Pandemide hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının çocukları için eğitim fonuna bağışlanacak. Haziran ayına kadar da bu kampanyamızı devam ettireceğiz.”