Ana Sayfa Blog Sayfa 1488

Yeşiller Partisi: LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık taleplerini sahipleniyoruz

Yeşiller Partisi, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Bifobi İnterfobi Transfobi Karşıtlığı Günü’ne özel bir açıklama yayınladı.

Açıklamada “Yeşiller Partisi olarak, temel hak ve özgürlükleri gasp edilen LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık taleplerini sahipleniyor, herkesi mücadelemizin bir parçası olmaya davet ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

’17 Mayıs’a giden yolu bin bir bedelle açtılar’

Eşcinselliğin, uzun yıllar boyunca pek çok kesim tarafından bir tür “cinsel kimlik bozukluğu” olarak gösterildiği belirtilen açıklamada “Nefret üreten bu çarpık anlayış yüzünden milyonlarca insan gizlenmek zorunda kaldı, gizlenmeyenler dışlandı, aşağılandı ve saldırıya uğradı” denildi. Açıklamanın devamında ise şunlar kaydedildi:

17 Mayıs 1990 tarihinde DSÖ tarafından eşcinselliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararı alındı ve eşcinsellik hastalık sınıflandırmalarından çıkarıldı. Dünyanın her yerinde mücadele yürüten LGBTİ+ örgütleri ve aktivistleri 17 Mayıs’a giden yolu bin bir bedel ödeyerek açtılar.

‘Hedef alınmaya devam ediyor’

Bu mücadelenin Türkiye ayağınızda LGBTİ+’ların 2003’te 30 kişiyle düzenledikleri Onur Yürüyüşü 2015’te yasaklandığında on binleri bir araya getiren toplumsal harekete dönüşmüştü. O yasaktan bu yana LGBTİ+’ları hedef alan politikalar iktidar ve medya eliyle üretilmeye devam ediyor.

Yeşiller Partisi olarak buradan aldığımız güçle, temel hak ve özgürlükleri gasp edilen LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık taleplerini sahipleniyor, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Bifobi İnterfobi Transfobi Karşıtlığı Günü’nde herkesi mücadelemizin bir parçası olmaya davet ediyoruz.

Süleyman Soylu, Sedat Peker’in iddialarının araştırılması için başsavcılığa başvurdu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, avukatı aracılığıyla Ankara Başsavcılığına, suç örgütü lideri Sedat Peker‘in kendisine yönelik iddiaların araştırılması istemiyle başvurdu.

Bunun yanında Bakan Soylu, Peker hakkında “hakaret ve iftira” gerekçesiyle de suç duyurusunda bulundu.

Dilekçedeki detaylar

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verilen başvuru dilekçesinde, “Sedat Peker’in, FETÖ üyelerinin kullandığı ve yalanlanan bazı iddiaları dile getirmesi, videonun operasyonel amaçlarla yayımlatıldığını ortaya çıkaran önemli bir durumdur” ifadeleri kullanıldı.

Ayrıca, dilekçede “Uydurma senaryolara dayalı tüm hakaret ve iftiraları ile ilgili Sayın Başsavcılığınızca kapsamlı araştırma ve soruşturma yapılmasını talep etme zorunluluğu hasıl olmuştur” denildi.

Sedat Peker ne demişti?

Videolarında Süleyman Soylu hakkında çeşitli iddialarda bulunan Sedat Peker, Soylu’nun kendisine koruma polisi temin ettiğini ve istifasından bir gün önce robot hesaplardan tweetler hazırladığı iddiasında bulunmuştu. 

Soylu’dan yanıt

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Peker’in iddialarına sosyal medya hesabından şöyle cevap vermişti:

Aylardır bu senaryonun bu noktaya geleceğini bekliyordum.
Birilerinin elinde operasyon elemanı olan mafya pisliği…

Sedat Peker, yayımladığı son videosunda da Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndaki imar gelişmelerinin hepsinin Süleyman Soylu’nun akrabası Sadık Soylu‘nun elinden çıktığını kaydetmişti.

Memleket Partisi resmen kuruldu

CHP’den istifa ederek Memleket Hareketi’ni başlatan Muharrem İnce, partisinin kuruluş başvurusunu yaptı.

CHP’nin 2018 seçimlerindeki Cumhurbaşkanı adayı olan, eski Yalova Milletvekili İnce’nin 2020 Eylül ayında Sivas’ta başlattığı ‘Memleket Hareketi’ partileşti. Bu sabah saatlerinde İçişleri Bakanlığı’na giderek yeni partinin resmen kurulması için başvuru dilekçesini veren İnce, başvurunun ardından bakanlıktan ayrıldı.

Muharrem İnce öncülüğünde kurulan partinin sözcülüğüne kısa süre önce CHP’den istifa eden Gaye Usluer getirildi. Usluer, Kurucular Kurulu toplantısının ardından alınan kararları ve Merkez Yönetim Kurulu görevlendirmelerini açıkladı.

Partide kimler var?

Partinin kurucular kurulunda yer alan isimler arasında CHP’den istifa eden İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, Karabük Milletvekili Hüseyin Avni Aksoy ve Yalova Milletvekili Özcan Özel ile Gaye Usluer yer alırken, iş insanları Serkan Ufuk Akgün, Hüseyin Baraner ile gazeteci Şaban Sevinç de partideki tanınmış isimler oldu.

Kadın, gençlik kolları olmayacak 

Edinilen bilgilere göre, Memleket Hareketi Partisi’nde 20-25 arasında MYK üyesi, 50 kişiden oluşan Parti Meclisi (PM) bulunacak. Partinin kadın ve gençlik kolları ise olmayacak.

Milletvekili adayının belirlenmesinde “ön seçim ve fermuar” sistemini uygulayacak partinin cumhurbaşkanı adayını ise üyeler seçimle belirleyecek.

Parti MYK’sı açıklandı

Gaye Usluer tarafından yapılan basın toplantısında partinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeleri ve partideki görevlendirmeler de açıklandı. Açıklamada bahsi geçen isimler şu şekilde oldu:

  • Muharrem İnce: Genel Başkan
  • Gaye Usluer: Genel Başkan Vekili ve Parti Sözcüsü
  • Hakkı Aklın: Genel Sekreter
  • Hüseyin Avni Aksoy: Genel Başkan Yardımcısı
  • Özcan Özel: Genel Başkan Yardımcısı
  • Mehmet Ali Çelebi: Genel Başkan Yardımcısı ve Parlamento Sözcüsü
  • Serhat Galip ve Nurban Demirbağ: Genel Başkan Yardımcıları
  • Mevlüt Dudu ve Mert Ünlü Yürir: Genel Sekreter Yardımcıları
  • Serkan Ufuk Akgün: Genel Sayman

Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri ise Neşet Elaldı, Ali Rıza Büyükuslu, İpek Özkan Sayan, Serkan İleri, Çiğdem Bayraktar Ör, Fatih Pala, Özgün Öztunç, Asuman Ali Güven, Burak Savtur ve Süleyman Erguner oldu.

İl gezilerine devam  

Muharrem İnce partisinin kuruluşunu ilan ettikten sonra ise il gezilerine devam edecek. İlk olarak gitmediği az sayıdaki ili ziyaret edecek İnce, daha sonra ise ilçe gezilerine başlayacak.

17 Mayıs Derneği, 17 Mayıs Günü’nü beş kuir sanatçının vidolarıyla kutladı

17 Mayıs Derneği, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi, Bifobi ve İnterfobi Karşıtı Gün’ü kutlamak amacıyla Sivil Düşün desteği ile düzenlediği yarışmanın sonuçlarını açıkladı.

Kuir performans sanatçılarının katıldığı yarışmanın finalisti beş sanatçı ürettikleri videolarla 17 Mayıs Günü’nü kutladı. Finalistler arasında Seyhan Arman, Diamond, Bilge Yerli, Midnight X ve Lucis Destroyer yer alıyor.

Seyhan Arman

“Ne olduğum, nasıl göründüğüm değil, nasıl algılandığım önemliymiş onu anladım. Bana muhteşem gelen bir makyaj bir başkasına korkutucu gelebiliyor, saçlarımın uzunluğu bana özgüven sağlarken bir başkası bunu kendine tehdit olarak algılayabiliyor. Bu sebeple sorunu artık “kendimde” aramayı bıraktım. Varlığım bir başkası için problemse, bu benim sorunum değil. Problemi olan kendisi çözsün.”

Diamond

“Ben bir drag queen’im ve mesleğimi yaparken bile nasıl görünmem gerektiğini söyleyenler var. Kelimi, saçımı, sakalımı beğenmeyenden, yeterince feminen ya da yeterince maskülen bulmayana kadar. Oysa bu personayı ben yarattım ve böyle olmasını istiyorum. Böyle olması gerektiğine bu denli inanıyorken bile kendimi açıklamak durumunda kalmak can sıkıcı. O yüzden artık cevabım tek: seni ilgilendirmez!”

Bilge Yerli

“Benim için 17 Mayıs, her gün sürdürdüğümüz direnişin kutlamasıdır. Yılların lubunya mücadelesinin en büyük kazançlarından biridir. Ancak tek bir günden ibaret değildir. Her yürüyüşümüz onur yürüyüşüyse, her günümüz 17 Mayıs’tır! Ben, kamusal alanda beni temsil eden bayrağı taşıyabilmenin, lubunyalığımı yaşayabilmenin gücünü ilk kez onur yürüyüşünde hissetmiştim. Bunun bana kattıklarından yola çıkarak, özellikle son iki yılda devletin nezdinde hedef göstermelerle bayraklarımızın ve neticesinde varlığımızın yasaklanma çabalarına inat kamuda, sokakta, okulda, mekanda, iş yerinde, çarkta ve sayabileceğimiz her yerde varlığımızın sürdüğünü hissetmek ve hissettirmek istedim. Orada, herkesin ortasında varım ve gitmiyorum hiçbir yere!”

Midnight X

“17 Mayıs, haklarımı ve özgürlüğümü, kendimi ortaya koyabilme ve inşa edebilme gücümü, örgütlü ve haklı mücadelemizin ateşini bana her seferinde tekrar fark ettiren gündür. Cishetero ataerkinin baskılarına, ayrımcılığına ve şiddetine boyun eğmeden, cinsiyet kimliklerimiz ve cinsel yönelimlerimiz ile buradayız abla! Her şeyin atanmışı değil seçilmişi makbul. Bu nedenle 17 Mayıs’ta Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtlığı Gününü, yaşayan ve yaşatan seçilmiş ailelerimizle kutlamak; performansım ile özgür, eşit ve güvenli ortamlarımızı, birlikte ve yeniden kurgulamanın mümkün olduğunu hatırlatmak istedim.”

Lucis Destroyer

“17 Mayıs benim için cisheteronormatif şiddete karşı elde etmiş olduğumuz bir güç konumunu ifade ediyor. Deneyimlerimiz baskın ideolojilerin önce ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirebileceği bir süre sonra ise ah ruhsal bozukluk değilmiş diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışacakları bir oyun alanı olamayacak kadar kıymetli. Günümüzde buna maruz kalan lubunyalara direnç diliyorum, sevgilerimle… Bu video benim toplumun içinden biri olarak topluma karşı almış olduğum pozisyonlardan birini anlatıyor. Günlük hayatımdan bir kesitmiş gibi izleyebilirsiniz bu performansımı. Ben 7 yaşındaki Lucis’e verdiğim sözü tutuyorum: bana karşı bir koz olarak kullanılmış ve kullanılmaya devam edilen toplumun değerleriyle gururla oynuyorum. Aynı zamanda, bizim için tanımlanması çok önemli olan ‘’bir şeyleri’’ akışkan biçimlerde de anlayabileceğimizi, bir kategori veya bir sabitlik gerekmeyebileceğini de vurgulamak istiyorum.”

 

DSÖ: Çok çalışmak öldürüyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), uzun saatler çalışmanın her yıl yüz binlerce insanı öldürdüğünü ve bu trendin giderek kötüleştiğini ifade etti. Örgüt Covid-19 pandemisi nedeniyle durumun daha da kötüleşebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Araştırmalara göre, 2016 yılında 745 bin kişi uzun çalışma saatlerine bağlı inme veya kalp hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu araştırma ölümlerin, son verilerin toplandığı 2000 yılına kıyasla yüzde 30 artış gösterdiğini ortaya çıkardı.

DSÖ’nün Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Departmanı‘nın başındaki Maria Neira, “Haftada 55 saat veya daha fazla çalışmada ciddi bir sağlık tehlikesidir. Bu bilgi ile harekete geçilmesini, işçilere daha çok koruma sağlanmasını umuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Salgın, çalışma saatlerini uzattı

Bir yılı aşkın süredir devam eden pandemiyle birlikte küresel ekonomiler de zora girdi. Yaşamın her alanında alışkanlıkları değiştiren salgın nedeniyle, çalışma şeklinde de değişikliklere gidildi.

Covid-19’la mücadele kapsamında alınan tedbirler, uzaktan çalışmayı yeni normal haline getirdi. Ancak uzaktan çalışma sistemiyle, işten kopmak daha zor bir hal aldı.

194 ülkeden toplanan veriye göre haftada 55 saatten fazla çalışan birinin 35-40 saat çalışan birine göre inme geçirme riski yüzde 35 daha fazla, kalp hastalığı nedeniyle ölme ihtimali ise yüzde 17 daha yüksek.

17 Mayıs: Uluslararası Homofobi, Bifobi, İnterfobi ve Transfobi Karşıtı Gün

17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi, İnterfobi ve Transfobi Karşıtı Gün dolayısıyla Kaos GL, bugüne özel içerikler hazırladı.

KaosGL, 17 Mayıs’la ilgili önemli bilgilerle birlikte, sanatçıların bugün için ürettikleri eserleri de paylaştı.

17 Mayıs ne zaman kutlanmaya başladı?

Kaos GL’nin internet sitesinde yer alan alan habere göre, LGBTİ+ hareketinin uzun yıllar devam eden mücadelesinin ardından Dünya Sağlık Örgütü, 17 Mayıs 1990 tarihinde eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkardı. Bu sebeple 17 Mayıs önemli bir dönüm noktası oldu.

17 Mayıs LGBTİ+’ların maruz bırakıldığı nefret, ayrımcılık ve hak ihlallerine dikkat çekmek için 2004 yılından beri dünya genelinde kutlanıyor.

Türkiye’de ise Kaos GL, 2006 yılından beri 17 Mayıs’ı çeşitli etkinliklerle kutladı. İlk üç yılında kutlamalar sadece Ankara ile sınırlı kalırken, kutlamalar ilerleyen yıllarda 37 şehre yayıldı.

İlk kez 2008 yılında, Ankara’da, “Anayasa’da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tanınsın!” sloganıyla 17 Mayıs yürüyüşü gerçekleşti. 2016 yılında Ankara Valiliği tarafından yasaklanana kadar da bu yürüyüş devam etti.

Sanatçıların ürettikleri eserler

Kaos GL, 17 Mayıs için bazı sanatçıların bugün için ürettikleri eserlere de yer verdi.

O sanatçılar tarafından çizilen eserler şöyle:

Sanatçı Arel Talu tarafından 17 Mayıs için çizilen bir görsel:

Sanatçı Eren Boz tarafından çizilen eser:

Sanatçı Gizem Karagöz tarafından çizilen eser:

Sanatçı Semih Özkarakaş tarafından çizilen eser:

Sanatçı Gökçe Lara Bodur tarafından çizilen eser:

Ekrem İmamoğlu’na şimdi de dezenfektan soruşturması

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında,  türbede elini arkadan bağladığı gerekçesiyle açılan soruşturmanın ardından bu kez de belediye yapılan dezenfektan alımları inceleme konusu oldu.

İmamoğlu’nun açılan ilk soruşturmada,  5 Mayıs’ta verdiği yazılı ifadesi, ilgili müfettiş tarafından 7 Mayıs’ta rapor olarak İçişleri Bakanlığı’na sunulmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başlatılan ön inceleme raporu ulaşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “ellerini arkadan bağlama ve “yerine kayyım atanan HDP’li belediye başkanlarını ziyaret ederek suçluyu övdüğü” iddialarının sübuta ermediği belirtilerek soruşturmaya izin vermemiş; ancak bir tv kanalında yaptığı konuşmada “Bence suçtur” demişti.

Bu kez Bakanlık İmamoğlu hakkında pandeminin ilk dönemlerinde (19 Mart 2020) belediyeye İhale Yasası‘nın 21. Maddesi’ne dayanarak NHP İlaç Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘nden 15 bin litre dezenfektan aldığı için ön inceleme başlattı.

‘Ruhsar Pekcan konusu kapatılmaya çalışılıyor’

İnceleme gerekçesi olarak dezenfektan alımında devletin zarara uğratıldığı iddia edildi ve müfettişler İmamoğlu’ndan savunma istedi. Sözcü’den Saygı Öztürk’e konuşan bir belediye yetkilisi gelişmeyi şöyle yorumladı:

“5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 5393 Sayılı Belediyeler Kanunu, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre belediye başkanı, ‘Harcama yetkilisi’, ‘ihale yetkilisi’ olmadığı için mali iş ve işlemlerde belediye başkanlarının hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır.

“Kanunlara göre ihale ve harcama yetkisi olmadığı için ihale iş ve işlemleri ile hiçbir ilgisi bulunmayan, söz konusu ihalelere ait belgelerde imzası ve belgelerin düzenlenmesine katkısı olmayan, ihalelerle ilgili süreçte talimat verdiğine ya da yönlendirmede bulunduğuna dair hiçbir emare olmayan İmamoğlu hakkında suç yaratılmaya çalışılıyor. Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan‘ın bakanlığa kendi şirketinden dezenfektan satmasıyla ilgili konu ise kapatılmaya çalışılıyor. Aradaki farkı görüyor musunuz?”

İmamoğlu’ndan savunma: Harcama ve ihale yetkilerim yok

İmamoğlu, kendisine 30 Nisan’da tebliğ edilen yazıya, 3 Mayıs’ta yanıt verdi. İmamoğlu, ön inceleme soruşturmasını yürüten müfettişlere yolladığı savunma dilekçesinde, belediye başkanı olarak “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu”, “Kamu İhale Kanunu” ve ‘Belediye Kanunu”nun ilgili maddeleri uyarınca, “harcama ve ihale yetkilisi’ sıfatlarının bulunmadığını belirtti. İmamoğlu, dilekçesinde, Danıştay 1’nci Dairesi’nin benzer bir konuda, bir belediye başkanı hakkında verilen soruşturma izni kararına karşı yapılan itirazı kabul ettiğinin de altını çizdi.

 

 

Güneydoğu’da ekili arazilerin yüzde 70’i kurudu

Haber: İrfan Tunççelik

*

Son 50 yılın en kurak mevsiminin yaşandığı Güneydoğu Anadolu’da ekili arazilerin yüzde 70’i kurudu. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Diyarbakır Şube Başkanı Abdussamed Ucaman, hükümeti acil önlemler almaya çağırdı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, yağışların yüzde 50’ye varan oranlarda azaldığı bölge, en kurak yıllarından birini yaşıyor.

Genel Müdürlüğün 2021 Yılı Nisan Ayı Alansal Yağış Raporuna göre de Türkiye geneli nisan ayı yağışları normaline göre yarıya yakın azalma gösterirken Güneydoğu genelinde aylık yağışlar son 50 yılın en düşük seviyesinde.

Toprak Mahsulleri Ofisi de (TMO), aylık yayınladığı  “Fenolojik Değerlendirme- Hububat ve Bakliyatta Yağış, Ekiliş ve Gelişim Analizi” 2021 Nisan ayı raporunda ise, sadece nisan ayı yağışlarının, normale göre yüzde 48, geçen yıla göre ise yüzde 39 azalma gösterdiği bilgisini paylaşıldı.

Raporda, mart ve nisan yağışları  yeterli miktarda gerçekleşmediği için kuru tarımı yapılan arazilerde bitkinin strese girerek sararmasına hatta kurumasına neden olduğu kaydedildi.

‘Rekoltelerde büyük düşüş yaşanacak’

Ürünlerdeki kuruma ve sararmanın Diyarbakır’da yüzde 88 Mardin‘de yüzde 62 ve Şırnak’ta yüzde 83 oranında meydana geldiği belirtilen raporda Mezopotamya Ovası ve Şanlıurfa‘nın güneyinde bulunan Suruç, Akçakale ile kuru tarım yapılan diğer alanlarda da önemli seviyede verim kaybı yaşandığı belirtildi. Buğday ve arpanın rekoltesinin geçen yıldan daha düşük olacağı bildirilen alanda, diğer ürünlerde de büyük düşüşler bekleyen çiftçiler ise endişeli.

‘Kuraklık tüm bölgeyi etkiledi’

Diyarbakır’ın tamamını etkileyen kuraklığı Sur ilçesi Vural Köyü kırsal mahallesinde yaşayan yurttaşlar anlattı. Yüksek verimin alınan ekili arazilerinde geçen yıla göre verimin üçte iki oranında düştüğünü aktaran çiftçi Hasan Aslan, buğday ekili tarlasının hasadını beklerken, bu yıl azalan yağışlardan dolayı yeterli verim elde edemediklerini ifade etti.

Bölgede herkesin çiftçilik ile uğraştığını ve halkın büyük çoğunluğunun sıkıntı içinde olduğunu kaydeden Aslan, verimin düşmesinde hükümetin tarım ve su politikalarının da etkili olduğunu kaydetti:

“Yeterli yağmur yağmadığı için buğday ve arpa hızlı bir şekilde sarardı  ve gelişemedi. Boyları kısa kalan başaklarda yeterince dane oluşmaması nedeniyle ciddi şekilde verim kaybı yaşandı.”

‘Ekinlerin kurtulma şansı kalmadı’

ZMO Diyarbakır Şube Başkanı Abdussamed Ucaman da Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt ve Van’a kadar ekili arazilerin yüzde 70’inin kuruduğunu mevcut durumda yağışın olması durumunda bile ekinlerin kurtulma şansının olmadığını söyledi.

Bölgeye ait meteorolojik verileri paylaşan Ucaman, 2021 yılı bir önceki yıla göre %56 yağışta azalmanın kuraklığı ciddi bir boyutta taşıdığını belirterek, “Buğday, arpa, mercimek vb. bitkilerin sulu tarım yapılmamış alanlarda maalesef %70 zarar görmüş türve bunun telafisi de bulunmamaktadır” dedi.

‘Acil tedbirler şimdiden alınmalı’

Diyarbakır genelinde yaklaşık 600 bin dönüm mercimek, bir milyon dönüm arpa, 3 milyon dönüm kuru buğday üretiminin olduğu bilgisini paylaşan Ucaman, sulu tarım alanının ise en fazla yüzde 20 civarında olduğunu kaydetti.

Ucaman, bölgede yaşanan kuraklığın bölge üreticisinin yaşamını daha da güçleştirdiğine değinerek,  Türkiye‘nin başta kırmızı mercimek, buğday ve arpa üretiminde ciddi sorunların doğacağını kaydetti; ortaya çıkacak üretim eksikliği nedeniyle hasat sonrası yaşanacak fiyat artışları konusunda ise hükümeti acil önlemler almaya çağırdı.

‘Üretici mağduriyeti giderilmeli’

Toprak Mahsulleri Ofisi‘nin hububat ve baklagiller piyasasının düzenlemesi gerektiğine işaret eden Ucaman sözlerine şöyle devam etti:

“Hasat sırasında üreticinin ürününe yüksek fiyat verilerek kamusal depolamaya gidilmesi, piyasa spekülatörlerine karşı önlem alınması acil değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu yapılmadığı takdirde hasat sonrası yükselecek fiyatlar karşısında ithalat yapılması zorunluluğu doğsa bile, diğer ülkelerin pandemi dolayısı ile ihracat yasakları – kısıtlamaları nedeniyle iç piyasanın doyurulması mümkün görülmemektedir. Yine Nadas Alanlarının Daraltılması Projesi’ne tekrar başlanılmalı. Ayrıca, bölgede yaşanan kuraklığın tazmini için derhal uygun önlemler geliştirilmeli ve üretici mağduriyeti giderilmelidir. Tarım Kredi Kooperatifleri borçlu olan çiftçilerin borçlarının faizsiz ertelenmesi, Bağ-Kur primlerinin ötelenmesi, elektrik borcu ve sulama borcu olanların borçlarının devlet tarafından ödenmesi, hasattan sonra ÇKS ödemelerin yapılması acil önlemler arasında yer almaktadır.”

‘Plansızlık çiftçiyi mağdur ediyor’

Ucaman, Türkiye’nin tarım ve su politikalarına da değinerek, bölgede her suyun başına bir baraj yapılmasına rağmen sulama konusunda hala isabetli bir çözüme gidilemediğini belirtti.

Enerji sisteminin özelleştirilerek şirketlere devredilmesi sonucu yüksek elektrik fiyatlarından dolayı çiftçi ve köylülerin suyu kullanamaz duruma getirildiğini hatırlatan Ucaman, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sulama yapan köylü ve çiftçi ise yüksek elektrik fiyatlarını ödeyemiyor. TEDAŞ bölgede özellikle her yıl birçok kırsal alandaki elektrik hatlarını kesiyor. Tüm bunlar ışığında görülmektedir ki barajların mantar gibi bölgede her yerde yapılmasının sanıldığı gibi bir faydası olmadı. Ayrıca bu barajların yapılması ile mansap kısmına düşen (yani barajın altındaki suyun eskiden akış yönündeki ) arazilere can suyu bile verilmemesinden kaynaklı kuraklık çölleşme, endemik bitkilerin, flora ve faunanın tümüyle yok olmasına sebep verdi. Su tutulan bölgelerde nem oranının yükselmesi sonucu endemik bitkilerde mantari hastalıkların ve diğer sair hastalıkların yaygınlaştığı görülüyor, aynı zamanda zararlı ılıman haşeratlarının popülasyonlarının yükselmesi dolayısıyla bitkiye zararlı etkisi de artıyor.

Tarımsal alanlarda bölgede ve Türkiye’nin genelinde, tarımsal alanlar için bir üretim politikası da belirlenmiş değil. Çiftçi, bulunduğu bölgede kimin ne ektiğini bilmiyor, bu yüzden de tesadüfi olarak ekim yapıyor. Bazen tüm çiftçilerin aynı ürünü ekmesinden dolayı ürün fiyatlarında büyük düşüşler görülürken, ekilmeyen bitkiler ise aşırı fiyatlanıyor. Ciddi bir planlama yapılmadığından çiftçiler mütemadiyen mağdur oluyor.” 

Nisanda üç bölgede ‘olağanüstü’ kuraklık yaşandı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün nisan ayı kuraklık ve sıcaklık raporlarındaki haritaya göre Türkiye’de Doğu Anadolu, Güneydoğu ve Ege’nin güney kesimlerinde ‘şiddetli’, ‘çok şiddetli’ ve ‘olağanüstü’ kuraklık görüldü. Türkiye’nin nisan ayı ortalama sıcaklığı geçen yıllara göre 1.3 derece artarak 13.4’e çıktı.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası, küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgeler arasında. Sıcaklıkların aşırı yükseldiği aylar, artık yazdan bahara doğru kaydı, yağış rejimleri ise düzensizleşti. Uzun dönemler boyu yağış almayan bölgelere birden bastıran ani ve aşırı yağışlardan da ne toprak ne de tarım alanları yararlanabiliyor. Uzmanların kuraklık yüzünden yaşanabilecek olası gıda kıtlığına yönelik uyarıları ise sürüyor.

 

 

 

Çanakkale’de sahiller ve parklar 1 Haziran’a kadar kapalı

Türkiye genelinde 17 gün süren tam kapanmanın ardından 1 Haziran’a kadar devam edecek ‘kademeli normalleşme’ süreci başladı.

Ekoloji Birliği bileşenlerinden milletvekillerine çağrı: İkizdere’de çadır kurun ve direnin

Haber: Gençağa Karafazlı

Cengiz Holding‘in açmak istediği taş ocağına karşı protestoların devam ettiği Rize İkizdere‘de eylem ve etkinliklerin 15 gün yasaklanmasının ardından Ekoloji Birliği bileşenleri ortak bir açıklama yaptı.

Açıklamada başta Karadenizli milletvekilleri olmak üzere tüm milletvekillerine Eskencidere Vadisi‘ne giderek çadır kurmaları ve yerel direnişçilere destek olmaları çağrısında bulunuldu.

Çadırları söküldü

Açıklamada kolluk güçlerinin hafta sonu gece saatlerinde köylülerin özel arazisine girerek direniş çadırlarını söktüğü hatırlatıldı. Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:

Cengiz Holding, İyidere Lojistik Liman İnşaatı Projesi kapsamında denizi doldurmak için taş temin etmek amacıyla İkizdere Vadisi’nde Eşkencederesi mevkiinde taş ocağı açıyor. Şirket taş ocağına yol açma çalışmalarına başladı bile ve ağaçlar köklerinden söküldü, dere molozla dolduruldu, yaban hayvanları yurtlarından oldu.

‘Büyük bir direniş var’

İkizdere Vadisi’nde ülkenin gündemine oturmuş büyük bir direniş var. Kolluk kuvvetleri Cengiz İnşaat’ın özel güvenlik birimi gibi davranmakta ve direnişe çok sert müdahale etmektedir. Direnişin en önünde yer alan kadınlar gözaltı, darp, biber gazı, hakaret, tehdit ile baskılanmaya çalışılmaktadır. Oysa kadınlar yaşam alanlarını savunmak, geçim kaynaklarını, arı kovanlarını, organik çay bahçelerini korumak, bir dalına bile kıyamadıkları ağaçları gelecek kuşaklara aktarmak için mücadele etmektedir.

İktidar, talancı şirkete karşı anayasal haklarını kullanarak yaşama alanlarına sahip çıkan vatandaşını savunmak yerine, halka küfretmekle ün salmış Cengiz Holding’in işlerini daha da kolaylaştırmak için şirketin memuru gibi davranıyor. Tüm kamu olanaklarını şirketin emrine sunuyor. Acele kamulaştırmalarla, yurttaşların özel mülklerine el koyarak taş ocağı yerlerini tayin etmekle şirketin işini daha da kolaylaştırıyor.

‘Tartışılması gereken siyasi duruşları değil’

Seçimlerde mevcut iktidar partisinin bölgeden yüksek oy alması nedeniyle kamuoyunda ve sosyal medyada bu insanlar çeşitli suçlamalara ve aşağılanmaya maruz kalmaktadır. Linç girişimine kadar vardırılan bu hakaret ve alaycı üslup asla kabul edilemez. Tartışılması gereken, İkizderelilerin siyasi görüşü değil bugünkü duruşlarıdır. Onlar yaşam alanlarına sahip çıkmaya çalışan insanlardır.

İkizdere direnişine her kesimden verilen destek çok önemli, kıymetli ve değerlidir. Vadiye gelip mücadeleye destek veren ve iş makinelerini durduran milletvekilleri hangi ilden, hangi partiden olursa olsun orada bulunmaları çok önemlidir. İktidarın ve şirketin mücadeleye destek veren vekilleri ve yerel halkı ötekileştirip, “marjinal”, “provokatör” , “dışarıdan” gibi sunması ve hedef göstermesi kabul edilemez.

‘Hukuksuz şekilde çalışıyor’

Milletvekillerinin iş makinelerini önüne geçip durdurmalarına ve halkın direnişine rağmen, şirket hukuksuz bir şekilde yol açma çalışmalarını sürdürmektedir. Bu nedenle yerel koşullara da uygun bir şekilde mücadelenin büyütülmesine ihtiyaç vardır.

Sökülen çadırların daha kalabalık bir şekilde yeniden kurulması, günübirlik ziyaret yerine daha kitlesel bir katılımla daha uzun sürelerde alanda bulunulmasının gerekli olduğu görülmektedir. Tüm muhalefet milletvekillerinin bölgede düzenli olarak nöbet tutmaları ve bu konuda partilerine acilen çağrıda bulunmaları gereklidir.

Ekoloji Birliği olarak tüm bileşenlerimiz ile birlikte İkizderelilerin yanındayız ve sonuna kadar destekçileriyiz. Tüm yaşam savunucularını, doğaya ve insana duyarlı tüm kurum ve kuruluşları, yaşama hakları zorla ellerinden alınmaya çalışılan İkizderelilerin fiilen yanında olmaya ve nöbetlerine destek vermeye çağırıyoruz.