Ana Sayfa Blog Sayfa 1440

G7 Zirvesi öncesi Biden ve Johnson bir araya geldi

Dünyanın en büyük ve sanayileşmiş yedi ekonomisinin bir araya geleceği G7 Zirvesi öncesinde ABD Başkanı Joe Biden ve Birleşik Krallık Başbakanı  Boris Johnson bir araya geldi.

Avrupa’ya düzenlediği ilk ziyaretinde Johnson ile görüşmesi sonrası basın toplantısı düzenleyen Biden, Johnson ile yaptığı ikili görüşmenin “çok verimli” geçtiğini ifade ederek, görüşme ile “ABD-İngiltere arasındaki özel ilişkiyi yeniden teyit ettiklerini” belirtti.

‘Atlantik Bildirgesi ile birlikte çalışma’

Biden, “Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin çok yakın işbirliği içinde üzerinde çalıştığı çok çeşitli konuları masaya yatırdık ve tartıştık. Son zamanlarda pek söylenmediği gibi, halklarımız arasındaki özel ilişkiyi onayladık ve uluslarımızın paylaştığı kalıcı demokratik değerleri savunmaya olan bağlılığımızı yeniledik” açıklamasını yaptı.

Açıklamasında iki ülkenin siber güvenlik ve iklim değişikliği konularını ele almasını da içeren ve yeniden canlandırılan Atlantik Bildirgesi ile yeni yüzyılın zorluklarıyla mücadelede birlikte çalışmayı kabul ettiklerini kaydetti.

‘Sağlık ve iklimi de kapsayacak’

Atlantik Tüzüğü’nün 80 yıl önce Başbakan Winston Churchill ve Başkan Franklin Roosevelt arasında imzalandığını hatırlatan Biden, “Bu, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bir araya geleceğine dair bir sözdü. Bugün bu taahhüdümüzü, bu yüzyılın temel zorluklarını (siber güvenlik, gelişmekte olan teknolojiler, küresel sağlık ve iklim değişikliği) doğrudan konuşurken bu vaadi yeniden teyit etmek için güncellenen canlandırılmış bir Atlantik Bildirgesi ile geliştiriyoruz” dedi.

‘Belfast Anlaşması’nı desteklemek istiyoruz’

Biden ve Johnson, Belfast Anlaşması’na ve barış sürecinin kazanımlarını korumaya olan bağlılıklarını teyit etti. Johnson, Biden’ın Kuzey İrlanda Protokolü’nün uygulanması konusunda kendisine baskı yaptığı yönündeki söylentileri yalanlayarak, “Hepimizin kesinlikle yapmak istediği bir şey var o da Belfast Anlaşması’nı desteklemek ve barış sürecinin dengesini koruduğumuzdan emin olmaktır” şeklinde konuştu.

Nisan 1998’de imzalanan Belfast Anlaşması, Kuzey İrlanda’ya özyönetimi geri vererek, 108 üyeli bir Meclis ile kendi hükümetini oluşturmasını sağladı.

Sağlık Bakanı Koca açıkladı: Lokanta çalışanları, kuaförler ve avukatlar koronavirüs aşısı olabilecek

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, aşılama programına dahil edilen yeni meslek gruplarını açıkladı.

Açıklamaya göre, gıda üretim ve dağıtım sektörü, kafe, lokanta ve restoran çalışanları, berber ve ve kuaförler ile avukatlar koronavirüs aşısı olabilecek.

Twitter hesabından duyurdu

Bakan Koca, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, açıklanan meslek gruplarının yarından itibaren programa dahil edileceğini söyledi:

Aşı programımızda meslek gruplarımızın tanımlanmasına devam ediliyor. Yarından itibaren Gıda üretim ve dağıtım sektörü ile kafe, lokanta ve restoran çalışanları da programa dahil ediliyor. Bu güce güvenin.”

Randevular bugün itibariyle alınabiliyor

Bakan Fahrettin Koca, randevuların bugünden itibaren alınacağını da ekledi:

Aşı programı kapsamında berber ve kuaförler de aşılanmaya başlıyor. Randevularınızı yarından itibaren alabilirsiniz. Bu güce güvenin.”

Avukatlara yaş sınırlaması yok

Yaş kısıtlaması olmadan tüm avukatların aşılama programına dahil edildiğini duyuran Koca, avukatların bugünden itibaren aşı olabileceklerini belirtti:

Yaş kısıtlaması olmadan tüm avukatlar aşı programına dahil oluyor. Yarından itibaren tüm avukatlarımız aşı olabilirler. Bu güce güvenin.”

Stajyer avukatlara ve büro çalışanlarına aşı yok

Ancak, İşçi Avukatlar Merkezi tarafından yapılan açıklamaya göre, stajyer avukatlar ve hukuk bürosu çalışanları aşı randevusu alamıyor:

İşçi Avukatlar Merkezi’ne ulaşan bilgilere göre stajyer avukat arkadaşlarımızın ve hukuk bürosu çalışanlarının aşı randevusu alamadığını öğrendik. +++

+++ Her gün iş başı yapan binlerce stajyer avukat meslektaşımızın ve tüm hukuk bürosu emekçilerinin vakit kaybetmeksizin aşı kapsamına alınmasını talep ediyoruz!”

ABD’de ilk kez bir Müslüman federal yargıç oldu

ABD‘de Senato, Zahid Quraishi‘nin New Jersey eyaleti için bölge yargıcı olmasını onayladı. Böylece ülkede ilk kez Müslüman bir federal yargıç görev başına getirilmişi oldu.

Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer, oylamadan önce söz konusu atama ile ilgili, “Yalnızca demografik değil, profesyonel çeşitliliği de genişletmeliyiz ve Başkan Biden’ın bu konuda benimle aynı fikirde olduğunu biliyorum” dedi.

Çoğunluk Lideri, “Quraishi, ABD tarihinde III. Madde federal yargıcı olarak görev yapan ilk Amerikalı Müslüman olacak” sözleriyle Quraishi’nin böyle bir göreve atanmasının önemine dikkati çekti.

Başarılı bir kariyere sahip

AA’nın haberine göre ABD Başkan Joe Biden tarafından aday gösterilerek ilk Müslüman Bölge Yargıcı olma yolu açılan Quraishi, New Jersey’de sulh hakimi olarak başarılı bir kariyer geçmişine sahip.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nda bir süre başdanışman yardımcısı olarak da görev yapan yargıç, 2004-2006 yılları arasında askeri savcı olarak hizmet ettiği ABD ordusunda yüzbaşı rütbesini kazanmıştı.

Denizlerdeki müsilaj sorunu için Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu

TBMM‘de grubu bulunan beş  siyasi partinin ortak önergesiyle, denizlerdeki müsilaj sorununu araştırmak üzere Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu.

TBMM Genel Kurulu’nda, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), İYİ Parti ve Halkların Demokrasi Partisi‘nin (HDP)’nin ortak önergesi görüşülerek kabul edildi.

Her partinin konuyla ilgili ayrı ayrı önergeleri bulunuyordu; bugünkü oturumda hepsi birleştirilerek tek bir önerge haline getirildi. Komisyon, müsilaj sorununun nedenlerini araştırarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi için şimdilik üç ay, gerektiği takdirde ise dört ay çalışacak.

Komisyonun çalışmasının sonunda hazırlanacak rapor, Meclis Genel Kurulu’na sunulacak.

19 üyeli, üç ay çalışacak

Konuya ilişkin Meclis’ten yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Las Tesis davasında yargılanan altı kadın beraat etti

Şilili kadınların ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Las Tesis şarkısı eşliğinde gerçekleştirdikleri danslı protesto eyleminin benzerini Kadıköy‘de gerçekleştiren altı kadın hakkında açıklan davada karar açıklandı.

Anadolu 26’ncı Asliye Ceza Mahkemesi‘ndeki duruşmaya sanıklar Ayşen Ece Kavas, Fidan Ataselim, Sevda Yeniköylü ve avukatları Tuba Torun katıldı.

Beraat talep edildi

Avukat Tuba Torun, savcının sanıkların beraat etmesi yönündeki mütalaasına katıldıklarını belirterek “Dosya kapsamı dikkate alındığında sanıkların şartlar uygun olmadığı için dağılmadığı anlatılmıştır. Suç işleme kastı ile hareket etmemişlerdir. Müvekkilerin beraatini talep ediyoruz” dedi.

Sanıklar son sözlerinde önceki beyanlarını tekrar ettiklerini kaydederek beraat etmeyi talep etti. Davayı karara bağlayan mahkeme, altı sanığın da ayrı ayrı beraat etmesine karar verdi.

Fotoğraf: Aktivist Kamera

‘Asla yalnız yürümeyeceğiz’

Duruşmanın ardından açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Protestoya katıldığımız için altı arkadaşımızla birlikte hakkımızda dava açılmıştı. Bugün beraat kararı çıktı arkadaşlar. Asla yalnız yürümeyeceğiz” dedi.

Bu kararın anayasal hukuk devletinde olması gereken bir karar olduğunu belirten Ataselim, “Dört duruşmanın geçmesi bile aslında bu ülkede hukuksuzlukların ne aşamaya geldiğinin göstergesidir. Bu yüzden biz yasanın, anayasanın, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

‘Haksız bir yargılama’

Sanıkların avukatı Tuba Torun ise “Bu sonuç haksız bir yargılanmanın çok haklı bir sonucudur. Burada esas yargılanması gereken kadınların özgürlüğü ve eşitliği için mücadele eden kadınlar değil eşitliğe, özgürlüğe karşı baskıcı zihniyettir” dedi.

Torun, “Bu yargılamanın başlamış olması, arkadaşlarımızın ilk andan itibaren önce ablukaya alınarak, dağılmalarına izin vermeyerek anayasal haklarını kullanmaya izin vermeyerek bir şekilde onları haksız bir şekilde yargılanmaya zorlayan ve ters kelepçeyle götüren uygulamanın protestosudur” ifadelerini kullandı.

Sinop NGS davasında ‘tanıdık’ heyetten yıldırım hızıyla bilirkişi incelemesi

Sinop‘ta yapılması planlanan nükleer santrale Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporuna karşı açılan davada bilirkişi heyeti incelemesini gerçekleştirdi.

Ancak 10 kilometreye uzanan bir alanın incelemesinin bir buçuk saat gibi kısa bir sürede tamamlanması ve incelemeye yalnızca davalı tarafın alınması davacıların tepkisini çekti.

‘Tanıdık’ bilirkişi heyeti

İnceleme öncesinde 15 kişilik heyette yer alacak kişilerden bazılarının daha önce Akkuyu Nükleer Santrali ve Kanal İstanbul Projesi‘ne de bilirkişilik yapmış ‘tanıdık’ isimlerden oluşması tepki toplamıştı.

Bilirkişi heyetine itiraz eden yurttaşların itirazları ise mahkeme tarafından inceleme gününden iki gün önce reddedilmişti.

‘Güvenlik barikatıyla karşılaştık’

Elektrik Mühendisleri Odası’ndan (EMO) Nuray Özdoğan, Artı TV’de katıldığı bir canlı yayın programında yaptığı açıklamalarda “Keşfe gittiğimizde bir güvenlik barikatıyla karşılaştık” ifadelerini kullandı.

İnceleme öncesindeki görüşmeler sırasında içeriye girme ısrarlarının karşılıksız kaldığını belirten Özdoğan, salona girdiklerinde ise davalı tarafın, şirket temsilcilerinin ve bakanlık yetkililerinin içeride olduğunu gördüklerini aktardı.

‘Mahkemenin çok acelesi vardı’

“Ne yazık ki mahkemenin çok acelesi vardı” diyen Özdoğan, beyanların birçoğunun dinlenmediğini ve bilirkişi heyetinin de hızlıca salondan ayrıldığını anlattı.

EMO’nun elinde santralin yapılması için gerekçe gösterilen “enerji ihtiyacı var” argümanının geçersizliğini gösteren belgeler olduğunu belirten Nuray Özdoğan bu raporların hiçbirinin dinlenmediğini söyledi.

İki hafta sürecek inceleme iki saate sıkıştırıldı

Daha sonrasında bilirkişi heyeti ve davalı tarafın birlikte alana gittiğini belirten Özdoğan, “İki saat içerisinde hangi barajı hangi suyu incelediler? Mümkün değil. İki hafta sürecek bir incelemeyi mahkeme heyeti sadece davalıların katılımıyla gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: eTelgraf

ÇED süreci de yıldırım hızında oldu

Sinop Nükleer Santrali için yürütülen ÇED sürecinin de çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi büyük tepkiye yol açmıştı. nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan, projenin geçerli bir anlaşma ya da reaktörlerin inşaatı için görevlendirilen bir şirket olmadan sürecin başlatıldığına dikkat çekmişti.

Demircan, “Halkın katılımı önlenerek halkın katılımı toplantısı yapıldı ve bir sene sonra Sinop’tan sivil toplum örgütlerinin toplantıya katılması önlenmesine rağmen İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı Ankara‘da gerçekleştirilmiş sayıldı” ifadelerini kullanmıştı.

Sinop İnceburun’da nükleer santral tesisine tahsis edilen alan

Bakanlıktan ‘Olumlu’ rapor

Ancak ÇED raporundaki hukuksuz uygulamalara rağmen Japonya’nın vazgeçmesinin ardından EUAS International ICC şirketinin üstlendiği Sinop Nükleer Santrali projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ÇED Olumlu raporu verilmişti.

Bu rapora karşı davacı olanlar ise şu şekilde: Sinop Nükleer Karşıtı Platform, TEMA; TMOBB, Sinop Belediyesi, Sinop Barosu, Türk Tabipleri Birliği, KESK, EGEÇEP, DAÇE, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Çan Çevre Derneği, Yeşil Artvin Derneği, Ordu Çevre Derneği, Ayvalık Tabiat Derneği, Adana Tabip Odası, Tekirdağ Tabip Odası, Ziraat Mühendisleri Odası ve Sinoplu 75 yurttaş.

HDP’li Gülistan Kılıç Koçyiğit’ten Meclise kanun teklifi: HPV aşısı herkes için ücretsiz olsun

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Human Papilloma Virüsü (HPV) aşısının ücretsiz olması için Meclis başkanlığına ‘Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi sundu.

Kılıç Koçyiğit, HPV’nin sebep olduğu kanserlerin önlenmesi için geliştirilen aşıların ulusal aşılama programına alınmasını ve HPV aşısının herkes için ücretsiz olmasını talep etti.

‘HPV önlenebilir’

Kılıç Koçyiğit önerge gerekçe metninde, HPV’nin 200 farklı çeşidinin olduğuna ve dünyada en sık görülen cinsel yolla bulaşıcı hastalıklardan biri olduğuna dikkat çekti. Bu virüsün rahim ağzı kanseri, anüs kanseri, penis kanseri ve boğaz kanseri gibi kanser türlerine neden olduğu gibi, rahim ağzı kanserinin yüzde 99’unun da HPV enfeksiyonundan kaynaklı olduğuna da vurgu yaptı:

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, her yıl dünyada 500 bin kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulmakta ve her yıl yaklaşık 250 bin kadın rahim ağzı kanserinden yaşamını yitirmektedir. Bugün biliyoruz ki rahim ağzı kanseri önlenebilir ve erken tanı konulduğunda tedavi edilebilir bir kanser türüdür. Bu kansere yukarıda da belirttiğimiz gibi HPV denilen ve en az 14 tanesinin yüksek riskli olduğu kabul edilen, 100’den fazla tipi olan virüs sebep olmaktadır.

Rahim ağzı kanseri ciddi bir hastalıktır. Norveç’te her yıl 250-300 kadının bu hastalığa yakalandığı belirtilmektedir. Ayrıca bu kanser türünden her yıl 75-100 kadın hayatını kaybetmektedir. Bazıları bu hastalığa genç yaşlarda yakalanmakta ve bunların yaklaşık yüzde 40’ına teşhis 45 yaşın altında iken konulmaktadır.

10 yıl öncesine kadar bu virüsten korunma şansı hiç yokken günümüze gelindiğinde geliştirilen aşılarla HPV enfeksiyonunun, buna bağlı olarak rahim ağzı kanserinin büyük oranda önlenebileceği bilimsel olarak ortaya konulmuştur. 2006 ile 2020 yılları arasında bu aşının 100’den fazla ülkenin ulusal aşı programında olduğu belirtilmiştir.”

‘HPV aşısının tek dozu yaklaşık 600 TL’

HDP’li Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye’de HPV aşısı olmak isteyen kişilerin aşının tek dozu için yaklaşık 600 TL ödemek zorunda olduklarını şöyle ifade etti:

Aşılama bu kanser türünün önlenmesin de en etkin yol olsa da Türkiye HPV aşısını ulusal aşılama programına almamakta ve konuya dair bakanlık adım atmamaktadır. Mevcut durumda ülkemizde bu aşıyı yaptırmak isteyen kişiler bu aşının tek dozu için yaklaşık olarak 600 lira ödeme yapmak zorunda kalmaktalar.

Nitekim HPV aşısının ulusal aşı programına alınmasıyla daha az maliyetle kanser hastalığı önlenebilecek ve binlerce kadının hayatı kurtulabilecektir. Kanser tedavisine harcanan maliyetle kıyaslandığında daha az maliyetli olan bu aşıyı bakanlık aşılama takvimine almayarak yaşam hakkı ve sağlık hakkı ihlallerine sebebiyet doğurmaktadır. Günümüz şartlarını da düşününce ekonomik krizin yoğunlaştığı böylesi bir dönemde bu denli yüksek maliyetin bireyler tarafından karşılanması da sağlık hakkı ihlalidir.”

‘HPV aşısıyla binlerce kadının hayatı kurtulabilir’

HPV aşısının uygulamaya alınmasıyla binlerce kadının hayatının kurtulabileceğine dikkat çeken Kılıç Koçyiğit, bu aşının uygulanma azlığının aynı zamanda bir halk sağlığı problemi olduğunu da kaydetti:

Aşılamanın önemine dikkat çekmek adına şu bilgileri vurgulamakta fayda görüyoruz. Başlangıçta tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sadece 6 hastalığa karşı aşı uygulaması mevcuttu.

Bunlar; difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, verem ve çocuk felci aşılarıdır. Sadece bu aşılara yönelik yapılan uygulama sayesinde her yıl 3 milyon çocuğun ölümü, 750 bin çocuğun da sakat kalması engellendiği belirtilmektedir. Bu sebeple HPV aşısının da uygulamaya alınması ile binlerce kadının hayatı kurtulabilecektir.

HPV aşısının uygulanma azlığı aynı zamanda bir halk sağlığı problemidir. Kolektif bakımdan bir koruma sağlanması virüsün genel bulaşıcılığını da azaltacak rahim ağzı kanserinden kaynaklı ölümleri de büyük oranda azaltabilecektir. Yaşama son veren bir kansere yol açabilen bu virüse karşı üretilen bir aşının sigorta kapsamında olmaması sağlık hakkının öncelenmediği anlamına gelmektedir. Vakit kaybetmeksizin aşının sigorta kapsamına alınması ve herkesin ulaşılabilir şekilde ücretsiz erişebileceği formülün hayata geçirilmesi önem arz etmektedir.

Sağlık ve sosyal güvenlik hakları Anayasa ile koruma altına alınmış ve devlete sorumluluk yüklemiştir. HPV aşısının kanser hastalıklarını önlemesi gerekçesi bile virüse karşı geliştirilen aşının ücretsiz şekilde sağlanmasına yetecek bir neden olabilmelidir. Bu sebeplerle aşının ulusal aşılama programına alınması ve ücretsiz bir şekilde herkesin bu aşıya erişimin sağlanması gerekmektedir.”

TOBB ve TÜSİAD’tan çağrı: Paris İklim Anlaşması onaylansın 

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması‘nı onaylamasını istedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu‘na sunum yapan iki örgüt, Türkiye’nin anlaşmayı imzalamaması halinde ticarette ciddi engellerle karşılaşacağını kaydetti.

TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Davut Çetin de Türkiye’nin, iklim değişikliği konusunda etkin çalışmalar yürütebilmesi için öncelikle Paris İklim Anlaşması’nı onaylaması gerektiğini ifade etti.

‘Serbest ticaret anlaşmaları bile imzalanamaz’

TBMM’de bir sunum yapan TOBB Sektörler ve Girişimcilik Daire Başkanı Ahmet Saygın Baban, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamaması durumunda serbest ticaret anlaşmalarını bile imzalayamayacak konuma geleceğini kaydetti:

Türkiye’nin İklim Anlaşması’nın dışında kalması demek aslında dünyanın dışında kalması anlamına geliyor yani eğer biz artık İklim Anlaşması’nı onaylamazsak serbest ticaret anlaşmalarını bile imzalayamayacak konuma geliyoruz.

Bu bizim için ciddi bir tehdit. Artık ülkeler dış politikalarını bu emisyonu azaltım hedefine doğru şekillendirmeye başladı. CDS primimiz yüksek, yurt dışından kredi bulmamız, finansmana erişim sağlamamız gerekecek. Dolayısıyla buralarla ilgili ciddi bir risk gözüküyor. Bu konuda, artık net bir şekilde imzalayıp imzalamayacağımıza yüce Meclisimizin karar vermesi elzem diye düşünüyoruz.”

‘Rekabet gücünü ciddi şekilde etkileyecek’

Baban, Yeşil Mutabakat sürecinin ıskalanması halinde küresel rekabet gücünün ve sofistikasyonun kaybedilme riski olduğunu hatırlatarak “İhracatımızın yüzde 60’ını G7 ülkelerine yapıyoruz. Çok kısa zamanda bizim iş dünyamız bu dönüşüme ortak olmazsa sınırda karbon vergisiyle, artabilecek finansman maliyetleriyle, rekabet gücü kayıplarıyla karşı karşıya kalacağız.”

Ahmet Saygın Baban, Avrupa Birliği’nin (AB) ton başına sınırda 30 euro karbon vergisi alması halinde bunun yıllık maliyetinin 1 milyar Euroyu geçeceğini, 50 Euro olursa da maliyetin 2 milyar Euroya ulaşacağını ifade etti ve bu durumun rekabet gücünü ciddi şekilde etkileyeceğini söyledi.

‘İhracata devam etmemiz gerekiyor’

TÜSİAD Çevre ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Başkanı Fatih Özkadı, Paris Anlaşması’na uyumun elzem olduğunu kaydetti. Özkadı, AB’nin yakın zamanda Vietnam’la serbest ticaret anlaşması imzaladığını, Meksika’yla da çalışmaların sona geldiğini belirterek, Vietnam’la imzalanan anlaşmanın Türkiye için bir risk olduğunu söyledi:

Bizim ülke olarak mutlaka ve mutlaka, ana pazarımız Avrupa Birliği başta olmak üzere, ihracata devam etmemiz gerekiyor. Çünkü ihracata devam etmediğimiz durumda yeni pazarları sıfırdan keşfetmek son derece güç. 1996’da gümrük birliğine girerken bizim için böyle bir tehlike yoktu. İhracatımız içinde yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,6 civarında. Singapur, Japonya gibi ülkeler serbest ticaret anlaşması imzaladıkları için, önümüzdeki dönemde yüksek teknolojili ürünleri Avrupa Birliğine ihracat edebilecek durumdalar.”

‘COP26’dan önce onaylamalıyız’

TÜSİAD Enerji ve Çevre Yuvarlak Masa Başkanı Cevdet Alemdar ise Türkiye’nin anlaşmayı onaylaması gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

Türkiye’nin Paris Anlaşması’nın bir parçası olması ve anlaşmayı onaylaması gerektiğini belirterek, “COP26’dan önce onaylamalıyız, aynı zamanda da 2050 yılında ‘karbon nötr’ hedefine doğru bir yol haritası da kurmalıyız. Bu, Türkiye’nin ihracatı için gereklidir, aynı zamanda finansman kaynaklarına ulaşım için gereklidir, yeni finansman kaynakları buradan gelmektedir.”

Anlaşmayla ilgili yanlış algılar açıklandı

TOBB Sektörler ve Girişimcilik Daire Başkanı Ahmet Saygın Baban, Paris İklim Anlaşması ile ilgili karşılaştıkları yanlış algılara dikkat çekti ve bunları şöyle açıkladı:

  • Eğer biz Paris İklim Anlaşması’nı imzalarsak belirli bir emisyon azaltım oranı belirlenecek, biz de bu orana uyum sağlayacağız” gibi yanlış bir algı var. Bu algı yanlış bilinmesinden ve aslında sıkça yapılan yorum hatalarından kaynaklanıyor. Biz ülke olarak iktidarıyla, muhalefetiyle, iş dünyasıyla, işçi sendikalarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla bir hedef belirleyeceğiz, dolayısıyla bu belirlediğimiz hedefe bizler uyacağız.
  • Ülkemiz Paris İklim Anlaşması’nı onaylarsa gelişmekte olan ülkelere finansal destek vermek zorunda kalacak. Yeşil İklim Fonuna katkı sağlamak durumunda kalacağız gibi bir bakış açısı var. Bu argüman da çok doğru değil. Özellikle bizim politik olarak şu an savunduğumuz konu bu, “Anlaşmayı onaylarsak ciddi bir iklim finansmanı imkanından vazgeçeceğiz.” Aslında bu da çok doğru değil. Biz Yeşil İklim Fonu’na ulaşmaya çalışıyoruz, 100 milyar dolar kaynak aktarımı taahhüt edilen ve özellikle, bazı gelişmekte olan ülkelere kullandırılacağı düşünülen bir fondan yararlanmaya çalışıyoruz. Ancak buradaki sıkıntı şu: Hem pandemi süreci hem de diğer gelişmiş ülkelerin bu fona katkı sağlamamasından dolayı toplam 8,3 milyar dolar toplanabilmiş, 4,8 milyar doları zaten işleyen yeşil projelere yönlendirilmiş ve en nihayetinde, 2020 yılında 1,5 milyar doları dağıtabilmiş. Zaten burada çok gidebileceğimiz bir yol gözükmüyor. Biz zaten gelişmiş ülkeler arasında olduğumuz için bu fondan şu anda yararlanamıyoruz.
  • Bizim argümanımız, “Biz eğer Paris İklim Anlaşması’nı imzalarsak bu fonlardan yararlanamayacağımız için hem özel sektörü hem de kamuyu dönüştürmek imkânsız hâle gelecek.” Fakat şunu kaçırıyoruz, Dünya Bankası, UNDP, EBRD gibi uluslararası kuruluşlar artık bütün hibe ve kredi programlarını tasarlarken yeşil dönüşümü baz alıyor, yani emisyon azaltım hedeflerine göre bu fonları dağıtıyor. Dolayısıyla, biz eğer bu Ek 1’den çıkmak için bir başvuru yaparsak Ek 1’de olan ülkeler zaten bizi o listeden çıkarmayacaklar. Çünkü bütün ülkelerin onayı lazım, zaten çıkamayacağız; hem böyle bir şey var hem de zaten çok kıt olan bir kaynağı Türkiye’yle paylaşmak istemeyecekler.

Rize Valisi Kemal Çeber, İkizdere’de bir aydan beri 41 ton dolgu malzemesinin çıkarıldığını açıkladı

Cengiz Holding tarafından Rize İyidere‘de yapılmak istenen liman projesine hammadde temini için İkizdere‘deki Eskencidere Vadisi‘nde yapılması planlanan taş ocağına karşı yaşam savunucularının direnişi devam ederken, Rize Valisi Kemal Çeber İkizdere’de bugüne kadar çıkartılan taş miktarını açıkladı.

Vali Çeber, bir aydan beri bölgeden 41 ton dolgu malzemesinin çıkarıldığını söyledi.

‘Karadeniz’in önemli bir lojistik merkezi olacak’

Gençağa Karafazlı‘nın haberine göre, Cevizlik Köyü’nden çıkartılan malzemeler ile İyidere’de dolgusu yapılan lojistik merkezinde bir ayda 41 bin ton dolgu işlemi gerçekleştirildi.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Kemal Çeber, Rize-Artvin Havalimanı ve Rize’nin Doğu ve Güneydoğu’ya açılan kapısı Ovit Tüneli ile entegre olacak İyidere Lojistik Merkezi’nin sadece Rize’nin değil, Türkiye’nin de ekonomisine büyük katkı sağlayacağını iddia etti. Çeber, açıklamalarına şöyle devam etti:

Lojistik limanımızın çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. Oraya da bugüne kadar 41 bin ton dolgu yaptık. İkizdere Cevizlik Taş Ocağı’ndan malzeme taşınmaya başlandı.

Lojistik limanımız da bizim Ovit Tüneli ve Erzurum yoluyla beraber Doğu ve Güneydoğuya bağlayacak ve Doğu ve Güneydoğu’da üretilen her türlü ürün, her türlü teknoloji malzemesini biz bu yolla Erzurum-Rize yolu üzerinden lojistik merkezimize taşıyacağız. ve bu lojistik limanımız Karadeniz’in çok önemli bir lojistik merkezi olacak.”

ABD’de Biden’ın iptal ettiği Keystone XL boru hattı projesi rafa kalktı

Kanada‘nın Alberta eyaletinden ABD‘de Nebraska‘ya kadar uzanan 1900 kilometrelik petrol boru hattının inşaatı, Başkan Joe Biden‘in proje ruhsatını iptal etmesinden aylar sonra tamamen durduruldu.

Çevre koruma grupları ve Nebraska’da yaşayan Amerikan yerlileri 10 yılı aşkın süredir bu projeye karşı mücadele ediyordu. Eski ABD Başkanı Donald Trump, selefi Barack Obama‘nın projeye ruhsat vermeyi reddetmesine karşın inşaata yeniden izin vermişti.

BBC‘nin aktardığına göre, boru hakkı projesini yürüten Calgary merkezli TC Energy adlı şirket, dün yaptığı açıklamada, donanımların sökülmesi ve inşaatın planlandığı bölgeden “güvenli bir şekilde çıkışın” sağlanması için yerel yetkililerle işbirliği yapacağını bildirdi.

Demokratlar da karşı çıkmıştı

Biden, Kanada ile ABD arasındaki iklim değişikliğini daha da hızlandıracağından kaygılanılan petrol boru hattı projesinin ruhsatını aslında göreve başladığı ilk gün iptal etmişti.

Biden’ın kararına Kongre’den mensubu olduğu Demokrat Parti’nin Kongre üyelerinden de itirazlar gelmiş; Demokratlar, projenin Amerikalı işçiler için enerji ve inşaat sektörlerinde istihdam yaratacağını savunmuştu.

Biden: iklim değişikliği ABD için en büyük ulusal tehdit 

ABD Başkanı Joe Biden, G7 Zirvesi‘ne katılmak üzere dün gittiği Birleşik Krallık‘daki Amerikan askerlerini ziyareti sırasında iklim değişikliğinin “ABD’nin ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit” olduğunu söyledi.

Joe Biden şunları kaydetti: “Bu bir şaka değil. Genelkurmay’ın bize Amerika’nın karşı karşıya olduğu en büyük fiziksel tehdidin ne olduğu konusunda ne söylediğini biliyor musunuz? Küresel ısınma.

Büyük nüfus hareketlilikleri, toprak için savaşlar olacak. Endonezya‘da milyonlarca insan, yaşadıkları yerler denize gömüldüğü için, kalan verimli topraklar için verilen savaşlar yüzünden evlerini terk ediyor.”