Ana Sayfa Blog Sayfa 1441

HDP iddianamesini yazan Yargıtay Başsavcısı: 451 kişiye siyasi yasak istedik, elimizden geleni yaptık

Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin, Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) kapatılmasıyla istemiyle hazırlanan iddianamede 451 kişiye siyasi yasak istendiğini söyledi.

Antalya’daki ‘Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele’ konferansının ardından gazetecilere konuşan Şahin, Anayasa Mahkemesi‘nin (AYM) iddianameyi incelemek için 15 günlük yasal süresi bulunduğunu ifade etti.

Yargıtay başsavcısı, takdirin AYM’de olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Biz elimizden geleni yaptık. Tüm delilleri, kararları, dosyaları, CD’leri, HDP yetkililerinin konuşmalarını, hepsini dosyada delil olarak sunduk. 843 sayfa iddianame, 451 kişi hakkında yasak isteniyor, 69 kişi de odak olduğu için iddianamede yer alıyor. Yaklaşık 500 kişi değil, 451 kişi hakkında yasak istiyoruz, artı 69 kişi de terör örgütü lehine konuşmaları, parti kurulmadan ya da kurulduktan sonra parti üyesi olarak terör örgütü lehine konuşmaları var, ona ilişkin beyanları var, onlar da 69 kişi. 451 kişi hakkında siyasi yasak istiyoruz. Artı iddianamede partinin banka hesabına tedbir konmasını talep ettik.”

Şahin, HDP’nin üst yöneticilerinin hemen hemen hepsinin terör örgütü lehine konuşmaları bulunduğunu, hepsine yasak istendiğini kaydetti. Savcı, iddianamenin kabul edilmesini beklediğini aktardı.

HDP avukatları: İddianame bize verilmiyor

Öte yandan AYM’ye gönderilen iddianamenin HDP avukatlarına verilmediği ortaya çıktı. MA’nın aktardığına göre, HDP Hukuk Komisyonu üyesi avukatlar, iddianamenin bir örneğinin taraflarına verilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. Başsavcılık, talebe ilişkin dönüş yapılacağını belirtti.

HDP avukatları, başvurularına dönüş yapılmaması üzerine bugün başsavcılığı arayarak, taleplerinin akıbetini sordu. Avukatlarla görüşen başsavcılık yetkilileri, “Başsavcının talimatı var, herhangi bir bilgi ve belge verilmeyecek” yanıtı verdi.

‘Eksiklikler tartışılıyor’

Avukatlar, HDP hakkındaki bir önceki iddianamenin iktidara yakın medyaya sızdırıldığını anımsatarak, “Başsavcılık keyfi olarak hareket ediyor. Daha önce iddianamenin basına yansımasıyla birlikte eksiklikleri tartışıldığı için şimdi böyle bir karar aldığını düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Samsun’un Kavak ilçesi taş ocakları yüzünden şantiye alanına döndü

Samsun Çevre Platformu (SAMÇEP), yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 3’nün taş ocakları ve yüzde 15’inin maden arama sahası ile kaplı olduğu Kavak ilçesindeki taş ocağı ve maden arama sahalarında incelemelerde bulundu.

Çirişli’den başlayarak, Emirli, Ilıca, Karapınar, Bekdemir ve Köselli Mahallelerinde (köylerinde) sayıları beşi bulan taş ocaklarında yapılan inceleme sonucunda yapılan açıklamada “Taş ocağı ve maden sahaları ormanlık alanlarda, ekili-dikili arazilerin ortasında, hatta yerleşim yerlerinin içlerinde yer alıyor” denildi.

‘Her yer toz ve toprak içinde’

SAMÇEP Sözcüsü Mehmet Özdağ tarafından yapılan açıklamada “Çirişli, Emirli, Ilıca, Karapınar yönünde neredeyse iki dakikada bir kamyon geçişi olduğuna ve her yerin toz toprak içerisinde kaldığına, nefes almanın bile zor olduğuna bizler de şahit olduk” denildi.

Açıklamada “Karapınar mevkiinde besicilik ve çiftçilik yapamaya çalışan bir mahale sakini, İstanbul’dan kaçarak köylerine döndüklerini ancak şu an kapılarının bile önüne çıkamadıklarını, pencere açamadıklarını ifade etti” bilgisi aktarıldı.

‘Seslerinin duyulmamasından şikayetçiler’

Bekdemir Mahallesi Dağardı Mevki’nde Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin halkın itirazlarına rağmen usulsüzlükler içerisinde kurduğu ve hızla faaliyete açtığı taş ocağının mağdurlarının, seslerinin duyulmamasından şikayetçi olduğu belirtilen açıklamada şunlar söylendi:

Kavak Belediye Başkanı ve Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı’nın sorunları ile ilgilenmemesinden şikayetçiler. Köylerine ulaşım sağladıkları yolun şantiye yolu olarak kullanıldığını, yol yapım çalışmaları esnasında arazilerin izinsiz ihlal edildiğini, ekili-dikili alanlara ve meyve ağaçlarına zarar verildiğini söylüyorlar.

Taş ocağı faaliyetinin bir an önce durdurulmasını isteyen Bekdemir sakinleri, buradaki çalışmalar esnasında dinamit patlatıldığını ve bu patlamaların hiçbir güvenlik önlemi alınmadan vatandaşın canını tehlikeye atarak gerçekleştirildiğini belirtiyorlar.
Ayrıca taş ocağına karşı çıkan mahalle sakinleri, taş ocağında çalışan personel tarafından “Belediyeden hizmet alamazsınız” şeklinde tehdit edildiklerini, bahçesi ile ilgilenen vatandaşa da “neden uğraşıyorsun, nasıl olsa oraları da kamulaştıracağız” denildiğini ifade ettiler.

‘Yüzlerce yıllık ormana kıydılar’

Bekdemir çevresindeki yol yapım faaliyetlerini de incelediklerini belirten Mehmet Özdağ, ” Yüz yıllık meşe ve kayın ağaçlarının kesilerek ormanlık alan içerisinden yol açıldığını gördük. İçler açısı bu durum hakkında konuşan orta yaşlı bir kadın; ‘Bu ormanların dedelerinden kaldığını, gölgesinde anıları olduğunu ve çocukluğunu hatırlatan meşelerin bir tek dalına bile zarar vermeye kıyamazken, ağaçların gelir amacıyla kesilerek satıldığını görünce göz yaşlarını tutamadığını’ kaydetti. Yoğun tozlanma nedeniyle ürün hasatlarının ve ürün kalitesinin düştüğünü, meyve ağaçlarının özellikle çok olumsuz etkilendiğini de belirtti” dedi.

‘Tarım ve hayvancılık mümkün değil’

Özdağ, Bekdemir sakinlerinden bir kısmının tarım ve hayvancılık yapmak için Samsun’dan köylerine geri döndüklerini ancak mevcut şartlarda bunun artık imkansız olduğunu belirttiklerini aktardı.

Açıklamada “Gönül belediyeciliğinin Kavak İlçesi’ndeki karşılığı; yaşam alanı gaspı, orman kıyımı, doğaya yabancılaşmış, mülkiyet hakkını ve yaşam hakkını hiçe sayan bir yönetim anlayışı olduğu görülmektedir” denildi.

Özdağ, “Mahalle sakinlerinin AKP Kavak İlçe Başkanı’nın ortağı olduğunu belirttikleri Akkisan Firması’nın ruhsat sahasından maden çıkartan Samsun Büyükşehir Belediyesi artık vatandaşın sesine kulak vermeli ve buradaki çevre katliamından bir an önce vazgeçmelidir” ifadelerini kullandı.

Köselli Mahallesi’ne ziyaret

Kuru fasülyesi ve mısırıyla ünlü Köselli Mahallesi’nde de ziyaret gerçekleştirdiklerini aktaran Özdağ,  “Köselli’ye bağlı Marsullu ve Şabanlı Mahalle sakinleri, neredeyse evlerinin bahçesine konuşlanan çimento fabrikasının bacasından çıkan tozlardan, taş ocaklarının tozlarından, ürün kalitesinin ve rekoltelerinin düştüğünü, lezzetiyle bilinen fasülye ve msırlarının kalitesinin artık eskisi gibi olmadığını dile getirmektedirler” dedi.

Açıklamada “Köselli Mahallesi sakinleri, gündüz bacalarından salım yapılmayan çimento fabrikası bacasından geceleri gürültülü bir şekilde yoğun gaz ve partikül salımı olduğunu, sabah kalktıklarında arabalarının üstünün beyaz tozla kaplandığını, kurutmak için astıkları çamaşırlarını yeniden yıkamak zorunda kaldıklarını belirttiler” ifadeleri kullanıldı.

Köselli halkı sağlıklarını hiçe sayan bu durumun sona ermesi için Samsun Valiliği’ni göreve çağırdıklarını belirten Özdağ, “İlgili kamu kurumlarının çevre ve halk sağlığı için gerekli denetimleri yeterince yapmamalarından, şirketin kirtletici faaliyetlerine göz yumulmasından şikayetçiler” dedi.

‘Doğaya ve halka sahip çıkmaya çağırıyoruz’

Karapınar Mevkiinde yeni bir kalker ocağı ve kırma eleme tesisinin ÇED sürecinin devam ettiği belirtilen açıklamada “Mahalle sakinleri. Bu yeni taş ocağının Köseli Mahallesi, Şabanlı, Marsullu, Çuvacullu ve Germiyan Mahallerinin, SASKİ tarafından tescillenmiş içme suyu kaynağını kurutmasından endişeliler. Çünkü mevcut taş ocaklarının mevcut sı kaynaklarını kuruttuğunu yaşayarak öğrenmiş durumdalar” denildi.

Açıklama Kavak halkının kendi yurtlarında, sağlıklı bir çevrede huzur içerisinde yaşama hakkına saygı duyuyoruz ve onların yanında olacağız.
Samsun Valiliği’ni, Samsun Büyüksehir Belediye Başkanı ve Meclis üyelerini, Kavak Belediye Başkanı ve Meclis üyelerini Kavak’ın eşsiz doğasına ve halkına sahip çıkmaya çağırıyoruz” ifadeleriyle son buldu.

Kıbrıs Vadisi için teknik inceleme yapıldı: Vadinin topoğrafyasının bozulması büyük bir katliam

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi, Mamak Kıbrıs Köylüleri Sağlık ve Sosyal Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, akademisyenler ve İl Kültür Müdürlüğü yetkilileri, taş ocakları yüzünden zarar gören birinci derece doğal SİT alanı kabul edilen Kıbrıs Vadisi için teknik inceleme gezisi yaptı.

Yapılan incelemelerde, taş ocaklarının insan sağlığına, suya, tarımsal üretime, doğa ve yaban hayatına çok büyük zarar verdiği kaydedildi.

Ayrıca, bölgenin hayvancılık ve arıcılık faaliyetlerini de bitirdiği tespitinde bulunuldu.

‘Taş ocakları ruhsatları iptal edilmeli’

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş, taş ocaklarının ruhsatlarının bir an önce iptal edilmesi gerektiğini kaydetti:

Kıbrıs Vadisi ve beraberinde çalışan ekosistemin mutlak koruma zonuna alınması Ankara’nın geleceği açısından hayati önem taşımaktadır. Kıbrıs Vadisi eşsiz nitelikler taşıyan bir ekosistem olarak varlığını sürdürmelidir. Ancak bölgede ekolojik dengeyi alt üst eden taş ocaklarının faaliyetleri ve yeni yapılan taş ocağı ruhsatı başvuruları vadiyi yok etmekte, vadinin kentsel ekolojide yer aldığı varlık değerlerini tehdit etmektedir.

Taş ocaklarının ruhsatları iptal edilerek, Kıbrıs köyü Vadisi kendi doğallığında içinde bulunduğu havza sınırlarından hareketle mutlak koruma alanı ilan edilerek sınır boyunca korunaklı bir bant oluşturulmalıdır. Yerinde gördüğümüz tahribat, su varlıklarının vadi yamaçlarının taşlarla doldurulması, vadinin topoğrafyasının bozulması büyük bir katliamdır.”

‘Kapasite artışına gidiliyor’

Toz değeri sınırının aşılmasına rağmen bölgede taş ocaklarında kapasite artışına gidilmesinin “cinayet” olduğunu kaydeden Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş, “Acilen, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Çevre Şehircilik Bakanlığı harekete geçmelidir” ifadelerini kullandı ve şu açıklamaları yaptı:

Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, 2019 Faaliyet Raporu’nda kentte geçen yıl yapılan çevrecilik faaliyetleri konusunda açıklama yapıyor ve bu açıklamada Mamak Kıbrıs Köyü ve Kutludüğün Mahallesi taş ocakları bölgesine ‘Mobil hava kalitesi ölçüm istasyonları’ yerleştirildiği, hava kalitesi ve toz ölçümleri yapıldığı ve toz değerlerinin (PM10) bazı dönemlerde sınır değeri aştığının tespit edildiği belirtilerek, ‘Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Valilik Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı ile ortaklaşa çalışma yapılmış ve bölgedeki yerleşim yerlerine yakın olan belirli bölgede madencilik faaliyetlerinin kısıtlanması kararı alınmış ve uygulanması için Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’na iletilmiştir’ ifadesi kullanıldığı halde 2019 yılı sonrasında Kıbrıs Köyü taş ocaklarına kapasite artışına gidilmiş olması anlaşılabilir değil.”

AB’den Türkiye’ye Demirtaş ve Kavala uyarısı: Eylem planını 22 Haziran’a kadar iletin

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki uygulanmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi kararı için Türkiye’ye yargı bağımsızlığını güçlendirmek üzere alınan tedbirleri de içerecek bir eylem planı sunulması için 22 Haziran’a kadar süre verdi.

Komite ayrıca AİHM kararına rağmen Osman Kavala‘nın en kısa sürede serbest kalmaması halinde Sözleşme’nin 46/4 maddesi uyarınca Türkiye’ye karşı yaptırım mekanizması yolunun işletilmesi konusunda kararlı olduklarını kaydetti. 

Kararı duyuran Demirtaş’ın avukatlarından Benan Molu, “Komite’nin 9-11 Mart tarihli kararına rağmen Demirtaş’a örgüt propagandasından verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezasını onayan Yargıtay kararının çevirisi ve kararın yol açacağı sonuçlarla ilgili de kapsamlı bilgi istendi. Komite, eylül oturumunda dosyayı incelemeye devam edecek” dedi.

‘Türkiye gizli amaçla hareket ediyor’

Kararda, Avrupa Konseyi’ndeki daimi temsilcileri, “davada AİHM’in, Demrtaş’ın bir suç işlediğine dair makul şüpheyi destekleyecek delil yokken tutuklandığını ve tutuklanmasının ve yargılama öncesi tutukluluk halinin devam ettiğine karar verdiğini hatırlattı.

Bolu, Kavala kararı için de “Komite’nin Kavala kararında İnsan Hakları Eylem Planı’nın yargının yürütmenin etkisi altında kalmaması konusunda İHAM ve Avrupa Konseyi standartlarından uzak bir metin olduğu, özellikle HSK‘nin bağımsızlığı için yasal değişiklik gibi tedbirler alınması gerektiği vurgulanmış” ifadelerini kullandı.

AİHM’in iki önemli seçim kampanyası sırasında tutuklamayla, çoğulculuğu boğmak ve siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlamak gibi gizli bir amaç güdüldüğü hatırlatılan kararda Komite, Türk yetkilileri Yargıtay kararının metnini ve çevirisini, mahkumiyetin sonuçlarına ilişkin kapsamlı bilgilerle birlikte mümkün olan en kısa sürede sunmaya davet etti.

Komitenin kararında Türkiye’ye 21 Haziran’a kadar süre verildiği belirtildi.

 

Büyük Aldatmaca: Kirleticilerin ‘net sıfır’ hedefleri iklim eylemlerini erteliyor

Yeni yayınlanan bir rapor kirletici endüstrilerin bir yandan “net sıfır” hedefinin küresel iklim planlarının merkezine yerleştirilmesi için baskı yaparken bir yandan da iklim eylemini ertelemeye neden olduğunu ortaya koyuyor.

Büyük Aldatmaca: Büyük kirleticilerin “net sıfır” hedefleri iklim gündemini ne şekilde geciktiriyor, açmaza sokuyor ve inkâr ediyor” başlıklı rapor geçtiğimiz gün yayınlandı.

“Net sıfır” planlarının sayısının arttığı günümüzde bilimsel, akademik ve aktivist kurumlar, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak üzere imzalanan Paris Anlaşması’nın taahhütlerine ulaşmak için yetersiz olduğuna dair endişelerini sunuyor.

‘Kirletici endüstrilerin planları incelendi’

Corporate Accountability, Global Forest Coalition ve Friends of the Earth International tarafından kaleme alınan rapor, aralarında ActionAid International, OilWatch, Third World Network ve Institute for Policy Studies gibi sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı 60’ı aşkın çevre kurumu tarafından destekleniyor.

“Büyük Aldatmaca” raporu, şüpheyle ele alınması gereken aritmetiği, muğlak hedefleri ve çoğu zaman başarılması mümkün görünmeyen teknolojik gelişmeler üzerine kurulu olan “net sıfır” planlara dair bir dizi güncel raporu takiben yayınlandı.

Fotoğraf: Shutterstock

Raporda fosil yakıt, enerji, havacılık, teknoloji, perakende, finans ve tarım sektörlerini içeren birçok önemli kirletici endüstrinin planları inceleniyor. Rapor aynı zamanda, bu endüstrilerin “net sıfır” gündemlerinin iklim krizine küresel tepkinin ana dogması olmasını sağlamak için uyguladıkları stratejilere de ışık tutuyor. Raporda vurgu yapılan bazı önemli bulgular şu şekilde:

Taktikler

  • Havacılık ve fosil yakıt endüstrilerinin de aralarında bulunduğu büyük kirleticiler, ABD’deki karbon tutma ve depolama teknolojilerine teşvik sağlayan 45Q isimli vergi kredisinin onaylanmasına yönelik önemli lobi faaliyetlerinde bulundu. Bu şirketlerin, belirtilen vergiden yararlanmak üzere gerekli sistemleri barındırmamalarına rağmen, milyonlarca dolarlık krediden yararlanmaları olası görünüyor.
  • Kirleticilerin “net sıfır” iklim planlarında yer alan piyasa ve karbon offset mekanizmalarının, muhtemelen küresel ölçekteki en büyük küresel lobi grubu olan Uluslararası Emisyon Ticareti Derneği (International Emissions Trading Association), uluslararası iklim müzakerelerinde, kendi gündemini ilerletmek üzere, diğer kuruluşlara kıyasla orantısız şekildeki görünürlüğünü artırmış durumda.
  • Şirketler, aralarında Massachusetts Institute for Technology (MIT), Princeton Üniversitesi, Stanford Üniversitesi ve Imperial College London’ın yer aldığı tanınmış akademik kurumlara önemli finansal katkılar sağlıyor. Bu finansal katkılarla, “net sıfır” kapsamında bu kurumların yürüttüğü araştırmaları şekillendirilmeye ve etki altına almaya çalışıyorlar.
  • Stanford Üniversitesi tarafından yürütülen Küresel İklim ve Enerji Projesi örneğinde, Exxon Mobil’in araştırmanın tamamlanmasından önce resmi olarak inceleme hakkını ve bazı durumlarda ise proje geliştirme ekibine kendi personelini yerleştirme hakkını saklı tuttuğu görülüyor.

Planlar

  • Shell emisyonlarını dengelemek üzere 2030’a kadar her yıl, 2019 yılında küresel ölçekteki karbon offset piyasasının tamamında yer alan offset miktarından daha fazlasını satın almayı planlıyor.
  • Walmart tarafından sunulan iklim planı, şirketin karbon ayak izinin yaklaşık yüzde 95’ini oluşturan değer zincirindeki emisyonları tamamen göz ardı ediyor.
  • Eni, önümüzdeki yıllarda petrol ve doğal gaz üretimini artırmayı planlıyor. Bunu, sahte orman olarak nitelendirilen ağaçlandırma mekanizmalarıyla emisyonlarını telafi etmeyi ederek yapmayı öngörüyor.
  • Dünyanın en büyük varlık yöneticisi olan BlackRock, 2050 yılına kadar portfolyosunun “net sıfır” emisyon içermesini taahhüt ediyor. Ancak 2020 yılında taahhüt etmiş olduğu fosil yakıt hisselerini “yakın gelecekte” satma hedefi, politikalarındaki boşluk nedeniyle, halen sahibi olduğu 85 milyar dolarlık kömür varlığıyla karşıtlık gösteriyor.
  • JBS’in 2035 yılına kadar tedarik zincirinde ormansızlaşmanın bertaraf edilmesine yönelik taahhütü, JBS’nin emisyonları azaltmak için en etkin ve hızlı yolu seçerek buna derhal son vermek yerine, önümüzdeki 14 yıl boyunca (2035’e kadar) ormansızlaşmaya katkı vermeye devam edeceğini gösteriyor.
Fotorğaf: Shutterstock

‘Net sıfır hedefi birincil odak’

Rapor, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından gerçekleştirilen çevirmiçi tartışmalar kapsamında yayınlandı.

UNFCCC sürecindeki bir sonraki mihenk taşı olan 26. Taraflar Toplantısı’nın organizatörleri olan BM Genel Sekreteri ve Taraflar Toplantısı başkanlığı, Mark Carney tarafından başlatılan girişime muhalif güncel tepkinin de aralarında bulunduğu tutuma rağmen “net sıfır” hedefini birincil odak haline getirmiş durumda.

‘Büyük bir sahtekarlık’

Friends of the Earth International’da İklim Adaleti ve Enerji Programı Koordinatörü Sara Shaw, “Bu rapor, büyük kirleticilerin ‘net sıfır’ planlarının, büyük bir sahtekarlık olduğunu gösteriyor. Örneğin Shell, iklim krizini çözmek için gerekli olan fosil yakıt kaynaklı emisyonlarını azaltmak üzere harekete geçmekle ilgilenmiyor. Bunun yerine şirketler, fosil yakıt üretimi ve tüketimini telafi edemeyecek ağaçlandırma ve offset planlarıyla imajlarını yeşile boyarken, işlerin her zamanki şekliyle yürütüldüğü yolda devam etmeyi planlıyorlar. Oyuna getirildiğimiz gerçeğini bir an önce görmemiz gerekiyor. Net sıfır, çok geç oluncaya kadar harekete geçmeme riskini gizliyor” dedi.

Corporate Accountability’de İklim Politikaları ve Araştırmaları Direktörü Rachel Rose Jackson, “Rapordan sonra, ‘net sıfır’ hedeflerine yönelik şirketlerin gösterdiği hevesin nedenini anlamak zor değil. Bu hedef, büyük kirleticilerin çok az ve çok geç katkı sağlamasına yönelik bir entrikadan başka bir şey değil. Bu kirleticiler dünyanın umudunu yeşile boyamanın (greenwashing) ötesine gitmeyen planlara bağlamasını garanti altına almak istiyor. Bunu hemen yoluna koymazsak dünya, bildiğimiz hayatla bağdaşmayacak ölçekte iklim yıkımlarının gerçekleşeceği yöne doğru hızla ilerliyor” yorumunu yaptı.

‘Gerçek hedeflere ihtiyaç var’

Global Forest Coalition (Küresel Orman Koalisyonu) İklim Kampanyacısı Coraina De la Plaza, “İklim politikalarının ve finansmanın özel sektör tarafından ele geçirilmesinden derin bir endişe duyuyoruz. Hükümetler ve iş dünyasının ilişkisinin güçlenmesiyle, Net Sıfır ve Doğa Temelli Çözümler (Nature Based Solutions, NBS) gibi muğlak kavramlar aracılığıyla yanlış çözümlerin teşvik edilmesinden endişeliyiz” edi.

Açıklamasının devamında “Büyük ölçekli ve sistemik emisyon azaltımı yerine bu şirketler, ormancılık kapsamındaki offset mekanizmaları, ağaçlandırma, ağaç dikme gibi sorunu teknolojiye indirgeyen düzenlemelerle ve yeşil yeni sömürgeci offset mekanizmalarıyla daha fazla kâr ele etmeye devam ediyorlar. Net Sıfır saçmalığı sonlanmalı. Gezegenin ve insanların gerçek ve hırslı hedeflerin ve taahhütlerin yanı sıra gerçek emisyon azaltımına ve gerçek sıfır hedeflerine ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

TÜİK: Nisanda 193 bin kişi işten çıkarıldı, işsiz sayısı 275 bin kişi arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2021 işgücü istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye’de işsiz sayısı, resmi verilere göre bir önceki aya göre 275 bin kişi artarak, 4 milyon 511 bin kişi oldu. Ancak işten çıkarılanların sayısı 193 bin. TÜİK istatistiklerinde “işsiz tanımı” son dört haftada iş arayıp bulamayan kişi olarak belirleniyor. Bu nedenle de iş bulamadığı için aramaktan vazgeçen, İŞKUR‘un kayıtlarına girmeyen ya da iş başvurusu yapıp bekleyen kişiler istatistiklerde yer almıyor.

TÜİK’in verilerine göre, ‘atıl iş gücü’ olarak adlandırılan geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 25,8’den yüzde 27,4’e yükseldi. Dar tanımlı işsizlik ise 0,9 puanlık artışla yüzde 13,9 oldu. Genç nüfusta ise mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 25,6 olarak gerçekleşti.

Mart ayında dar tanımlı işsizlik yüzde 13,1, geniş tanımlı işsizlik yüzde 25,8 seviyesinde gerçekleşmişti. Resmi rakamlara göre işsiz sayısı da 4 milyon 236 bin kişi olmuştu.

TÜİK’e göre, işsizlik oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 0,1 puan artarak yüzde 12,9 oldu. İşsiz sayısı bir önceki yılın aynı ayına göre 468 bin kişi artarak 4 milyon 166 bin kişi olarak gerçekleşti.

İşgücü ise bir önceki aya göre 83 bin kişi artarak 32 milyon 567 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 51,3 olarak gerçekleşti.

Genç nüfusta işsizlik yine arttı

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,1 puanlık artışla yüzde 25,6, istihdam oranı 0,5 puanlık artışla yüzde 32,0 oldu. Bu yaş grubunda işgücüne katılma oranı bir önceki aya göre 0,8 puan artarak yüzde 43,0 seviyesinde gerçekleşti.

Nisan ayında istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre tarım sektöründe 62 bin kişi, inşaat sektöründe 9 bin kişi artarken, sanayi sektöründe 212 bin kişi, hizmet sektöründe 52 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin yüzde 18,’i tarım, yüzde 21,3’ü sanayi, yüzde 6,4’ü inşaat, yüzde 54,2’si ise hizmet sektöründe yer aldı.

‘Atıl’ işgücü yüzde 27,4

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı nisanda bir önceki aya göre 1,7 puan artarak yüzde 27,4 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,9 iken, potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 21,9 olarak gerçekleşti.

İstihdam oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 3,9 puan artarak yüzde 44,2 oldu. İstihdam edilenlerin sayısı 2 milyon 987 bin kişi artarak 28 milyon 83 bin kişi oldu.

Ekonomi gazetecisi Emin Çapa, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, TÜİK’in hesaplamalarını eleştirerek, “Durum kimsenin gizleyemeceği kadar vahim” dedi.

 

Dünyadaki çocuk işçi sayısı son 20 yılda ilk kez artarak 160 milyona yükseldi

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) raporuna göre dünyadaki çocuk işçi sayısı 160 milyona yükseldi.

2020 yılı başında kaydedilen bu sayının dört yıl önceye göre 8 milyon 400 bin daha fazla olduğu belirtiliyor. Koronavirüs pandemisi nedeniyle tablonun arada geçen zamanda daha da ağırlaştığı tahmin ediliyor.

UNICEF ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) her dört yılda bir çocuk işçiliğine dair rapor hazırlıyor. Sonuçları bugün kamuoyuna açıklanan yeni raporda yıllardır azalan çocuk işçiliğinin yeniden artışa geçtiği kaydedildi.

Daha önce azalma vardı

DW’nin aktardığı raporlara göre 2000 ile 2016 yılları arasında dünyadaki çocuk işçi sayısı 94 milyon azaldı. Çocuk işçilerin nüfusa oranı da bu süre içerisinde azaldı.

2020 yılında ise çocuk işçilerin nüfusa oranı 2016 yılındaki seviyeye hemen hemen yakın olarak ölçüldü. Ancak dört yıl içinde nüfus artmış olduğu için çocuk işçi sayısında da nominal bir büyüme söz konusu.

Pandemi nedeniyle çocuk işçi sayısı arttı

UNICEF Genel Direktörü Henrietta Fore “Çocuk işçiliğini sona erdirme mücadelesinde zemin kaybediyoruz” dedi. Covid-19 krizinin olumsuz bir etki yarattığını söyleyen Fore, pandemi nedeniyle yoksulluk artışına yönelik tahminlerin doğru çıkması halinde 2022 yılı sonu itibarı ile 9 milyon çocuğun daha çalışma hayatına katılmış olacağını belirtti.

İstatistik modellemeler ise bu sayının çok daha yüksek olabileceğini ortaya koyuyor. UNICEF’in istatistik uzmanı Claudia Cappa AFP’ye yaptığı açıklamada “Tasarruf önlemleri ve diğer faktörler nedeniyle işçi çocukların sayısı gelecek yılın sonuna kadar 46 milyon daha artabilir” dedi.

Fotoğraf: Shutterstock

Rapora göre 5 ile 11 yaş arasındaki çocuklar çalışan çocukların yarısından fazlasını oluşturuyor. Çocuk işçilerin üçte ikisi erkek, ev içi çalışmanın dikkate alınması halinde ise kız çocuklarının oranı daha da artıyor.

Sahraaltı Afrika’da her dört çocuktan biri işçi

UNICEF ve ILO raporda özellikle Sahraaltı Afrika‘daki çocukların durumuna dikkat çekti. Yaklaşık 16 milyon 600 binlik artışla çocuk işçi sayısındaki en büyük artış bu bölgede kaydedildi.

Bölgedeki krizler, aşırı yoksulluk ve yetersiz sosyal koruma tedbirlerinin artışta rol oynadığı belirtildi. Sahraaltı Afrika ülkelerinde 5 ila 17 yaş arasındaki çocukların yaklaşık dörtte biri işçi. Bu oran Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde ise yüzde 2,3.

Yüzde 70 tarım işçisi

Çocukların çalıştırıldığı sektörlerin başında ise rapora göre tarım geliyor. 112 milyon ile dünyadaki çocuk işçilerin yaklaşık yüzde 70’i tarımda çalışıyor. Yüzde 20’lik bir kesim hizmet sektöründe yüzde 10 ise endüstride istihdam ediliyor.

Rapora göre tehlikeli iş kollarında çalışan 5 ila 17 yaş arasındaki çocukların sayısı 2016-2020 arasında 6,5 milyon artarak 79 milyona yükseldi. Çocukların güvenlik, beden ve ruh sağlığını tehlikeye sokan işler bu kapsama giriyor.

 

CHP’li vekil: Ziraat Bankası yandaşa destek, çiftçiye kambur oldu

CHP Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel, çiftçiye destek olmak için kurulan Ziraat Bankası’nın çiftçiye destek olmaktan çok artık ona yük olduğunu kaydetti. Gökçel, Tarım sektörünün kamu bankalarına 106,3 milyar lira borcu olduğunu belirtti.

AKP iktidarında çiftçinin en karanlık günlerini yaşadığını belirten Gökçel, “AKP iktidarları tarımı ve çiftçiyi bitirme politikası izliyor. Çiftçiyi borçlandırıp üretimden koparıyor” dedi.

‘Bu borç kabul edilebilir gibi değil’

Tarım sektöründeki borç yükünün her geçen gün arttığının altını çizen Gökçel, “Tarım sektörünün bankacılık sektörüne olan borçları 143,6 milyar liraya yükseldi. Bu borcun 106,3 milyar lirası kamu bankalarına ait. Bu borç kabul edilebilir değil” diye konuştu.

Çiftçilerin ve tarım sektörünün borcu 1 ayda 3 milyar lira arttığını belirten Gökçel, “Çiftçilerimiz borç yükü altında eziliyorlar. Borçların kapanması bir yana borçların katlanarak artıyor. Mart ayından nisan ayına kadar çiftçi borçları 3 milyar lira arttı” dedi.

‘Bütün çiftçiler bir yandaş etmiyor’

CHP Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel Ziraat Bankası’nın yandaş şirketlere verdiği kredileri eleştirerek, “Çiftçilerin Ziraat Bankası’na ve piyasaya olan borçları var. Ziraat Bankası ve borçların faizini silip borcu uzun vadede yapılandıracağına, Ziraat Bankası basın kuruluşlarını alacak yandaşlara kredi veriyor” dedi.

Yandaş holdinglere 750 milyon dolar kredi verildiğini ve bunun demesinin yapılmadığını vurgulayan Gökçel, “Ziraat Bankası yandaş holdinglere 750 milyon dolar veriyor. Bugünün parasıyla 6 milyar 450 milyon lira. Çiftçinin takipteki toplam borcu 5.9 milyar lira. Ama Ziraat Bankası yandaşı değil çiftçiyi takibe alıyor” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye’ de yenilenebilir enerji, sağlık sisteminin iyileştirilmesinde güçlü bir rol oynayacak’

Türkiye bölümünün yürütücülüğünü İstanbul Politikalar Merkezi‘nin üstlendiği uluslararası COBENEFITS Projesi kapsamında İngilizce olarak hazırlanan “Türkiye’de Yenilenebilir Enerjiyle Sağlığın İyileştirilmesi ve Sağlık Sistemi Üzerindeki Yükün Azaltılması” başlıklı raporun Türkçe çevirisi yayınlandı.

Çalışma, Türkiye’nin sağlık sistemi üzerindeki yükün hafifletilmesi için enerji sektörünün yenilenebilir enerji aracılığıyla karbonsuzlaştırılmasının yan faydalarını ve sağlık maliyeti tasarruflarını ortaya koyuyor.

Yenilenebilir enerjinin rolü

Rapor, Covid-19 pandemisi ışığında, yenilenebilir enerjinin ekonomi ve sağlık sisteminin iyileştirilmesinde güçlü bir rol oynayacağını gösteriyor. Çalışmayı hazırlayan isimler ise şu şekilde:

BoğaziçiÜniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Nadim K. Copty, Enerji ve Sağlık Politikaları Danışmanı Funda Gacal, Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Ali Kerem Sayselİrem DaloğluBuse Yetişti ve Derya Aydın Sarıkurt Kocaeli Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nan Çiğdem Çağlayan.

Ekonomi ve sağlık sistemleri iyileştirebilir

Bu rapor ve ilgili Türkiye COBENEFITS çalışma serisi, yeni yenilenebilir enerji dünyasının ve Türkiye enerji sektörünün karbonsuzlaştırılmasının istihdamı artırarak, ekonomik direncin temeli olarak enerji bağımsızlığını teşvik ederek ve en önemlisi, solunum sistemi hastalıkları vaka sayısını azaltarak ulusal sağlık sistemlerinin yükünü hafifleteceğini, ekonomi ve sağlık sisteminin iyileştirilmesinde güçlü bir rol oynayacağını gösteriyor.

Rapora göre hükümet, bu ortak faydaların önünü açacak bir politika ortamını sağlayarak, Covid-19 pandemisinin etkilerinden kurtulmak ve sağlık sistemi ile ülke ekonomisini canlandırmak için önemli teşvikler sağlayabilir.

 

Polonya, Avrupa’nın en kirletici termik santralini kapatmaya hazırlanıyor

Polonya, Avrupa’nın en kirletici termik santrali olan Bełchatów’u 2036 yılının sonuna kadar kapatmayı planlıyor.

Yerel makamlar tarafından yayınlanan belgede söz konusu kararın Lodz bölgesinin Avrupa Birliği’nin Adil Geçiş Fonu’ndan destek alma başvurusunun bir parçası olduğu belirtiliyor. Fon, bölgelerin net sıfır emisyona geçişine yardım etmeyi amaçlıyor.

Kömür madeni planından vazgeçildi

The Guardian’ın haberine göre söz konusu belge Bełchatów tesisine yakıt sağlamak için enerji grubu PGE’nin Zloczew’de linyit kömür madeni açma planından vazgeçilmesinin ardından yayınlandı. Belgede santral faaliyetlerinin 2030 ile 2036 yılları arasında aşamalı olarak kaldırılacağı belirtildi.

PGE’nin CEO’su Wojciech Dąbrowski “Bełchatów santralinin güç ünitelerini kapatma tarihlerini programlamak ve Złoczew yatağını kullanma planından vazgeçmek, Bełchatów kompleksinin, çalışanlarının ve bu bölgenin sakinlerinin geleceğini planlamak için temel öneme sahip” ifadelerini kullandı.

Polonya elektriğinin çoğunu kömürden üretiyor. Ancak AB’nin artan baskısı ve artan karbon emisyon maliyetleri ile düşük emisyonlu kaynaklara daha fazla yatırımı teşvik ediyor.