Muğla Datça‘da yer alan Alavara Koyu’nun doğal SİT derecesinin düşürülmesine yönelik karar Muğla 2. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Koyun doğal SİT derecesinin düşürülmesine yönelik kararın iptaliyle ilgili dava Datça Belediyesi ve Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından açılmıştı.
Karar, oy birliğiyle iptal
Muğla 2. İdare Mahkemesi, benzer iki dava nedeniyle Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin itirazını ele alarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Alavara Koyu ile ilgili kararını oy birliğiyle iptal etti.
Bunun yanında mahkeme, benzer davada meselenin karara bağlanması nedeniyle Datça Belediyesi’nin açtığı ve Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) üyesi 35 Datçalı çevrecinin de müdahil olduğu ikinci davada karara yer olmadığını açıkladı.
Konuyla ilgili iki dava açıldı
MUÇEP Datça Temsilciliği Avukatı Ali Kurt, koyun SİT derecesinin düşürülmesi isteğinin mahkeme tarafından iptal olmasını şöyle anlattı:
Datça Belediyesi bu işlemin iptali istemiyle İdare Mahkemesi’ne bir dava açtı. Alavara’da SİT derecesinin düşürülmesi isteminin iptalini istedi. Biz 35 Datçalı çevreci, davaya müdahil olarak katıldık. Biz bu davaya katıldıktan sonra, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin benzer bir dava açtığını öğrendik. Biz Datçalı çevreciler iki davanın birinde müdahil, Büyükşehir Belediyesi’nin davasında ise müdahil değiliz. Mahkeme bizim davamızda da duruşmalı olarak gördü. Ancak, Datça Belediyesi’nin açtığı davada karar verilmesine yer olmadığına karar verdi. Çünkü mahkeme, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı davada bu meselenin ele alındığını ve kararın iptaline karar verildiğini duyurdu. Kısacası, Alavara’nın SİT derecesinin düşürülmesi isteği mahkeme tarafından iptal oldu.”
‘Dönüşü mümkün olmayacak şekilde tahrip olur’
Açıklamasında bilirkişi raporuna da yer veren Avukat Kurt, raporda yerin yerleşime açılması durumunda geriye dönüşü mümkün olmayacak tahribatların yaşanacağının ifade edildiğini bildirdi:
Sürdürülebilir kullanım alanı olanağı olarak tespit edilen bu alanın yerleşime açılması halinde buranın doğası geriye dönüşümü mümkün olmayacak şekilde tahrip edilmiş olur. Öyleyse bu işlemin iptal edilmesi gerekir’ görüşünü bildirdi. Mahkeme de bilirkişinin bu temel tespitine uydu ve işlemin iptaline karar verdi.”
Anayasa Mahkemesi’nin hakkında hak ihlali kararı vermesine rağmen tahliye edilmeyen HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu için HDP tarafından başlatılan Adalet Nöbeti’ne polis müdahale etti.
Eylemcilere şiddet uygulayan polis aralarında Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun oğlu Salih Gergerlioğlu ve gazetecilerin de olduğu en az beş kişiyi gözaltına aldı.
AYM kararına rağmen Ömer Faruk Gergerlioğlu tahliye edilmiyor.. Yetmiyor oğlu Salih Gergerlioğlu darp edilerek gözaltına alınıyor.. pic.twitter.com/xucUIxauP9
DİSK Basın-İş tarafından yapılan açıklamada gözaltına alınan isimlerden birinin de Artı TV kameramanı Nazım Fayık olduğu belirtildi. Açıklamada “Sincan Cezaevi önünde HDP’nin açıklamasını takip eden Artı TV kameramanı üyemiz Nazım Fayık gözaltına alınmıştır” denildi.
Nazım Fayık’ın serbest bırakılmasının talep edildiği ve gazetecilik faaliyetinin suç olmadığının hatırlatıldığı açıklamada “Görevli memurları uyarıyoruz açıkça suç işliyorsunuz” ifadeleri kullanıldı.
Gözaltına alınanlar arasında HDP Ankara İl Örgütü yöneticisi Bahadır Demircan, Çankaya İlçe Örgütü yöneticisi Ali İlhan Daşkaya ve Melek Çetinkaya‘nın da bulunduğu belirtiliyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, basın üzerinde baskı oluşturan liderlere yer verdiği Basın Özgürlüğü Düşmanları listesini açıkladı. Dünyadaki 37 devlet ve hükümet başkanının yer aldığı listede Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yer alıyor.
Yayınlanan raporda “Türkiye Cumhurbaşkanı basından hoşlanmıyor ya da daha doğrusu, sadece ona itaat edip övgüde bulunduğunda hoşlanıyor” ifadeleri kullanıldı.
Şiddet teşvik ediliyor
Eleştirel seslerin Terörle Mücadele Yasası’nın yanı sıra ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla da bastırıldığı belirtilen açıklamada “Erdoğan farklı siyasi ve ekonomik araçlarla, hemen hemen tüm büyük medya gruplarını (özellikle de televizyonları) kontrol ediyor” deniliyor.
Türkiye’deki gergin siyasi iklimin gazetecilere yönelik şiddeti teşvik ettiğine de vurgu yapılan raporda “Son beş yılda 100’den fazla medya çalışanı saldırıya uğradı. Bursa’da bir radyo istasyonunda çalışan bir gazeteci, bir dinleyici tarafından öldürüldü” denildi.
İlk kez AB ülkesi yer aldı
Listede bu yıl Macaristan Başbakanı Viktor Orban da dahil edildi. Böylece hazırlanan listede ilk kez Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin lideri yer almış oldu. Yer alan diğer ülke ve liderler ise şu şekilde:
Türkiye İstatistik Kurumu, (TÜİK) haziran ayının enflasyon rakamlarını açıklamasıyla birlikte memur, sözleşmeli personel ve emeklilerin alacağı zamlar da belli oldu.
Açıklanan rakamlara göre, SSK ve Bağ-Kur emeklisinin zam oranı yüzde 8,45 olacak.
Enflasyon oranı
Enflasyon, haziran ayında 1,94 arttı ve yıllık yüzde 17,53 oldu.
TÜFE’de de haziran ayında bir önceki aya göre 1,94, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 8,45, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,53 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 14,55 artış yaşandığı açıklandı.
Emekli maaşlarına gelen zamlar
Memurlar ve memur emeklilerinin bu ay maaşlarına yüzde 3’lük sözleşme zammıyla birlikte yüzde 5,45 enflasyon farkı da yansıyacak.
Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, 5. Dönem Toplu Sözleşmesi’nde 3 milyon 200 bin memur ile 2 milyona yakın memur emeklisi için 2021 yılında 3+3 zam kararı vermişti.
8,5 milyon işçi emeklisi ve hak sahibinin aylıkları da bu yılın ilk altı aylık enflasyon rakamıyla belirlenecek ve bu rakama göre, SSK ve Bağ-Kur emeklisinin zam oranı yüzde 8,45 olarak hesaplanacak.
Enflasyonun açıklanmasıyla 2021 yılı temmuz ayına ait konut kira zam oranları da belli olurken, mal sahipleri kiracısına yasal olarak en fazla yüzde 14,55 oranında zam yapabilecek.
Bu rakamın üzerinde yapılan zamlar için kiracının mahkemeye itiraz hakkı bulunuyor.
Sanatçı, yazar ve kültür sanat çalışanlarından oluşan bir grup, hakkında bir hüküm olmamasına rağmen bugün itibariyle 1343 gündür tutuklu yargılanan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala için Silivri Cezaevi önünde eylem düzenledi.
Pazar günü gerçekleştirilen eylemde “Aradığınız suç bulunamadı. Serbest bırak” yazılı pankart açan grup, avukatlar aracılığıyla Kavala’ya kart, mektup ve yeni çıkan kitapları gönderdi.
4 Temmuz Pazar, 1342 gündür hukuksuz bir şekilde içeride tutulan #OsmanKavala için, sanatçı, yazar ve kültür sanat çalışanlarından oluşan bir grup, Silivri Cezaevi önüne gidip pankart açtı ve avukat aracılığıyla Osman Kavala'ya kart, mektup ve yeni çıkan kitaplarını iletti. pic.twitter.com/Ke00ldkM41
— Kavala'ya Özgürlük (@FreeOsmanKavala) July 4, 2021
Anadolu Kültür Genel Müdürü Asena Günal, ise yaptığı paylaşımda “1342 gündür haksız ve hukuksuz bir şekilde içeride tutulan Osman Kavala için, sanatçı, yazar, kültür sanat çalışanı arkadaşları olarak Silivri önüne gittik. Bu zulüm bitsin ve Osman Kavala serbest bırakılsın. Yeter artık!” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.
Osman Kavala “Hükümeti devirmeye teşebbüs” ve “anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” suçlamalarıyla 1 Kasım 2017’de tutuklanmıştı.
Anayasa Mahkemesi (AYM), Osman Kavala’nın Gezi Parkı Davası’ndan tutukluluğuna yönelik başvurusunu, 22 Mayıs 2019’da reddetmişti. Bunun üzerine Kavala’nın avukatları AİHM’e başvurmuştu. AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli kararında Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istemişti.
Vegan Derneği Türkiye (TVD) organizasyonuyla, Türkiye’den ve dünyadan 14 hayvan hakları örgütü ve sağlık kuruluşunun gönüllü organizasyon paydaşlığında “Yaşama Şans Ver” sloganıyla gerçekleştirilen 4’üncü Uluslararası İstanbul Vegfest sona erdi.
Veganlığa dair farkındalığı artırmak amacıyla yurtiçi ve yurtdışından 51 konuşmacının katıldığı festival, 35 kişilik gönüllü ekibin özverili çalışmasıyla toplamda 24 saat sürdü.
İki dilde çift yönlü anlık çeviriyle Türkiye’den ve dünyadan aktivistleri çeken festival, yapılan çevrimiçi anketlerin ilk izlenimlerine göre, veganizm felsefesini öğrenmek isteyen kişilere de ulaştı.
‘Kitlesel yokoluşa 6 yıl 182 gün kaldı’
Uluslararası İstanbul Vegfest, Açık Radyo Yayın Yönetmeni ve iklim aktivisti Ömer Madra’nın “Doğa ve Hayvanlarla İlişkimizi Temelden Değiştirmek: Tam Zamanı – Şimdi!” başlıklı konuşmasıyla başladı.
Madra küresel tehditleri ortaya koyduğu konuşmasında çok önemli bir dönüm noktasında olduğumuzu vurgularken, “Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde geri dönülemeyen bir yok oluş sürecine girmiş olacağız, buna mühlet deniyor” dedi.
İskoçya’nın en büyük şehirlerinden Glasgow’da olduğu gibi dünyanın pek çok şehrinde bulunan İklim Saati’ne atıfta bulunan Madra, insan yaşamıyla birlikte gezegendeki tüm hayatın yok oluş sürecinde, geri dönülemez ve durdurulamaz bir noktaya girmek için sadece 6 yıl 182 gün ve 4 saat kaldığını söyledi.
Vegan olmak ve var gücümüzle çalışmak tek yol’
Madra, İsveçli iklim aktivisti Greta Thurnberg’in “Doğa İçin” adlı yeni kısa filmindeki doğayla ilişkimizi değiştirme çağrısına, insan sağlığı açısından bitkisel beslenmenin önemine dikkat çekti.
“Çin Mucizesi” adlı çalışmaya ve hayvan hakları kuramcısı Gary F. Francione’nin hayvanların mülk statüsünün devamlılığına sebep olan “ahlaki şizofreni” kavramlarına değindi.
İklim krizinin en büyük sebeplerinden biri olan doğa tahribatının ve hayvan tüketiminin acilen son bulması gerektiğini vurgulayan Madra, saygın bilimsel dergilerde yayımlanan güncel makalelerin sonuçlarını da paylaşarak “Gezegende hayatın devam edebilmesi, iklim ve biyolojik yıkımın durdurulabilmesi için vegan olmak ve her alanda, aynı anda var gücümüzle çalışmak tek yol” dedi.
‘Gıda sistemi küresel krizin ortasında’
Festivalin uluslararası paydaşlarından biri olan Plantbased Health Professionals UK’in kurucusu hematolog Dr. Shireen Kassam da, “Gıda sistemimiz büyük bir küresel krizin tam merkezinde yer alıyor. Hem insan olan, hem de insan olmayan hayvanlar için” diyerek iklim, biyoçeşitlilik, sağlık ve etik krizin ortak noktalarının beslenme şeklimiz olduğuna dikkat çekti.
Festivalin bir diğer uluslararası paydaşı olan Animal Rebellion’dan Strateji ve Eylem Ekibi üyesi James Özden ise, bireylere düşen sorumluluğu özetleyerek şunları söyledi: “İşler her geçen gün kat be kat kötüleşiyor. Isı 4,5 derece daha yükselirse, yeryüzündeki omurgalı türlerin yüzde 44’ünü kaybedeceğiz ve dünyanın büyük bir kısmı ekosistemin çökmesi sebebiyle yaşanamaz hale gelecek. Bu kriz kendi kendini çözmeyecek, yarın sihirli bir şekilde uyanacağız ve biri ‘tamam çiftlik hayvancılığı yasak’ demeyecek. Bu sadece biz yaparsak gerçekleşebilir.”
‘Aynaya bak’
Dünya çapında dikkatleri üzerine çeken ve yakın zamanda Netflix’te gösterime giren “Seaspiracy: Denizdeki Komplo” belgeselinin yapımcısı, Cowspiracy ve What The Health belgeselleriyle pek çok kişinin vegan olmasını sağlayan yapımcı Kip Andersen da “Köpekbalığı yüzgeci çorbası yapılmasının kötü olduğunu düşünüyorsan aynaya bak. Çünkü bunun olmasını sağlayan, ton balığı yiyen, bu parklara giden sensin. Köpekbalıklarını öldüren köpekbalığı yüzgeci çorbası değil, balıkçılıktır,” dedi.
Hayvan Kurtuluşu Cephesi’nin (ALF) kurucusu Ronnie Lee de iklim krizi, kirlilik, endüstrileşme, aşırı nüfus ve aşırı tüketimin hayvana yönelik zulmün diğer küresel boyutları olduğunu belirtti. ALF eski basın sözcüsü sosyolog Roger Yates de, “Neyin değişmesi gerektiğiyle ilgili daha radikal ve daha büyük fikirlere ihtiyacımız var. Temel olarak değişmesi gereken şey insanlığın kendisi,” dedi.
Veganlık kurtarır
Festivalin en dikkat çeken içeriklerinden biri de, Bezmialem Üniversitesi Sindirim Sistemi Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk’ün “Fiziksel ve Ruhsal Sağlığa Açılan Kapı: Veganlık” başlıklı konuşmasıydı.
Doğru bilinen yanlışları çarpıcı bilgi ve verilerle paylaşan Şentürk, son zamanlarda popüler olan yüksek proteinli ketojenik diyet türünün organizmanın nitrojen yükünü artırdığını ve organizmaya zararı olması sebebiyle tavsiye etmediklerini belirtti.
Bitkisel beslenmenin çocuklukta, gebelikte ve ileri yaşlarda rahatlıkla sürdürülebilecek sağlıklı bir beslenme olduğunu çeşitli araştırma sonuçlarıyla vurgulayan Şentürk, 35 yıldır vejetaryen ve 15 yıldır da vegan olduğunu söyleyerek “Pek çok kişi bana soruyor hangi takviyeleri alıyorsun diye. Hiçbir takviye almıyorum. 64 yaşındayım, hayatımı günde 10 saat çalışarak geçiriyorum. Şu ana kadar hiçbir operasyon geçirmedim, sürekli kullandığım ilaç yok” dedi.
Şentürk şöyle devam etti: “Veganlık bir diyet değil, yaşamınızı yeniden yapılandıran bir yaşam tarzıdır. Hem fiziken hem ruhen sağlıklı olmak hem de hayvanlara zarar vermemenin huzurunu yaşamak için vegan olun. Bir vegan bir kişiyi bile ikna ederse hem o kişinin hayatını, hem hayvanları, hem de dünyayı kurtarır. Bu konuda kategorik davranmayın. 22. yüzyılda vegan bir dünya hayal değil.”
Sigaranın evrimi, değişim ve veganlık
“Bilimsel Çalışmalarda Beslenme: Dün, Bugün, Yarın” başlıklı konuşmasıyla festivalde yer alan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Suat Erus da et, süt, yumurta ve balık tüketiminin kanser, diyabet, kronik hastalıklar ve kalp-damar hastalıklarına karşı insanları korumadığını, aksine rahim kanseri ve kemik kırığı gibi ciddi zararlarına değindi ve hayvansalların DNA’da yol açtığı hasara dikkat çekti.
ABD’de açılan davalarda yumurta reklamlarının yanıltıcı olduğunun kabul edildiğini, fakat dava sonuçlarından çok reklamlara maruz kalındığı için bu gerçeklerin geniş kitlelerce bilinmediğinin altını çizdi.
Erus, sigara örneğinin içinde bulunduğumuz durumu özetlediğini belirterek ilk sigara fabrikası kurulduktan ancak 120 yıl sonra sigaranın zaralı olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını hatırlattı. ‘Sigara sağlığa zararlıdır’ ibaresinin paketlere daha sonra yerleştirildiğini belirten Erus, bundan yaklaşık 50 yıl sonra dahi herkesin sigara içmeye devam ettiğini söyledi: “Sigara bugün legal olarak satılıyor ama her yıl 7 milyon insan sigaradan hayatını kaybediyor. Hayvansallar da bu evrimin ortasında. Henüz hiçbir uyarı yok, hiçbir yasak yok. Bilim alışkanlıklarımızdan daha yavaş ilerliyor. Bu yüzden sağlığınız, hayvanların özgürlüğü ve gezegenin geleceği sizin elinizde. Beslenme ve alışkanlıklarınızı değiştirerek çok daha sağlıklı ve mutlu olabilirsiniz.”
Kadınlar, dün İstanbul Kadıköy‘de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu‘nun çağrısıyla rıhtımda bir araya gelerek bir kez daha İstabul Sözleşmesi‘nden vazgeçmeyecekleri haykırdı.
Eylemde yapılan basın açıklamasının ardından, Kadıköy sokaklarında yürüyüş yapan kadınlar polis tarafından durduruldu. Ancak, kadınların polise karşı ısrarı sonuç verdi ve yürüyüşlerine devam ettiler. Mehmet Ayvalıtaş Parkı‘nda yürüyüşlerine son veren kadınlar, eylemlerini burada bitirdi.
1 Temmuz itibariyle koronavirüs tedbirlerinin kaldırılmasının ardından işten çıkarma yasağının sona ermesiyle birlikte hava yolları sektöründe de toplu işten çıkarma dalgası başladı.
Türk Hava Yolları‘nda çalışan 24 kişinin iş akdinin sona erdirilmesinin ardından Pegasus Hava Yolları‘nda da aralarında yabancı pilotların da bulunduğu toplam 40 çalışan işten çıkartıldı.
‘Performan düşüklüğü’ gerekçe gösterildi
AirportHaber’in aktardığına göre işten çıkarılanlar arasında yer alan 13-14 kişinin sendikal faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle işten çıkarıldıkları iddia edildi.
Ancak Cumhuriyet’ten Esra Alus, şirketin gerekçe olarak “performans düşüklüğü” gösterdiğini yazdı. İnsan kaynaklarını arayan işçiler tazminatlarını da alamayacaklarını öğrendi.
Seferlerde aksama
İşten çıkarmalar nedeniyle kaos oluşurken, bazı seferler de ertelendi. Almanya Düsseldorf’tan planlanan 17 sefer iptal edilirken Türkiye’ye gelmek isteyen yüzlerce kişi saatlerce havalimanında beklemek zorunda kaldı. Yolcularla görevliler arasında tartışmalar olurken, devreye polis girdi.
Öte yandan Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, bazı pilot ve hosteslere de istifa etmeleri yönünde baskı yapıldığını söyledi. Küçükosmanoğlu, sendikal örgütlenme sürecinde oldukları Pegasus’ta 40 kişinin işten çıkartılmış olması nedeniyle yarın genel müdürlük önünde basın açıklaması yapacaklarını da duyurdu.
1 Temmuz tarihinden itibaren ülkemizdeki tüm Covid-19 önlemleri kaldırıldı. Artık restoranlar, kahvehaneler, sinemalar; aklınıza gelebilecek her türlü yer, üstelik müşteri sınırlaması olmaksızın açık. Gece ve Pazar günleri uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları da kaldırıldı. Kısıtlamaların kaldırılmasıyla beraber sahiller, tatil yöreleri doldu, bırakın fizik mesafeye dikkat etmeyi, insanlar sıcak yaz günlerinde maske kullanımı bile gevşettiler…
Peki, Covid-19’a karşı önlemlerin gevşetilmesi, daha doğru bir deyimle tamamen kaldırılması ne kadar doğru?.. Pandeminin başından bu yana salgın ile ilgili doğru analizler yapan Halk Sağlığı uzmanı Doç. Dr. İlker Belek’e göre ‘henüztam aşılı oranımız %20 bile değilken bu kadar açılmamız’ doğru değil. Doç. Dr. Belek bu yorumunu yaparken bize önümüzdeki İngiltere örneğini hatırlatıyor. Bilindiği gibi İsrail gibi hızlı ve başarılı bir aşılama programı uygulayan İngiltere bizim gibi birden tüm önlemleri kaldırmak yerine kademeli bir normalleşme takvimi uygulamaya başlamıştı. Buna karşın ülkede 20 Mayıs’tan itibaren vaka sayılarında yükselme başladı. Bu yükseliş sonucu son bir hafta içinde günlük ortalama vaka sayıları tekrar 23 binlere yaklaştı. Ülkede 20 Mayıs’ta 0.2 olan günlük testlerde pozitif çıkma oranı 1 Temmuz’da %1.8’e ulaştı. Gerçi bu oran önceki pik seviyeleri olarak görülen 16 Kasım 2020’de %7,6, 11 Ocak 2021’de ise %10,2 idi. Günümüzdeki oran henüz bu düzeylerden epey uzaksa da artış eğilimi tüm ülkede tedirginlik yaratıyor. Bu nedenle de İngiltere açılım takviminin bazı unsurlarını şimdilik iki veya üç haftalık sürelerle erteledi. Ülkede şu andaki hakim şuş ise Delta (Hint) varyantı…
Rusya ve İngiltere’ye dikkat
Bu varyantın hakim olduğu diğer ülkelerden biriyse Rusya ve bu Rusya’dan ülkemize her gün çok sayıda uçuşla yoğun bir turist girişi oluyor. Oysa birçok Avrupa ülkesi İngiltere’deki bu tablo nedeniyle bu ülkeye havayolu uçuşlarını askıya aldı. Delta varyantı İngiltere’de nisan ayı ortalarında ilk kez saptandı ve mayıs ortalarında ise oranı %50’ye yükseldi. Bugün ise delta varyantı İngiltere’de %98 oranıyla hakim varyant. Üstelik Delta varyantının İngiltere’deki yükselişi haziran ayı itibarıyla toplumun %50’nin tam aşılı olduğu bir ortamda gerçekleşiyor. Bu arada ülkemizde de haziran ayının başından bu yana yaygın kullanılan iki doz BioNTech aşısının İngiltere’de yayınlanan bir rapora göre Delta varyantı için enfeksiyona karşı koruyuculuğunun %79, hastane yatışlarına karşı koruyuculuğunun %96 olduğunu gösteriyor.
Doç. Dr. Belek’e göre ‘ tablo içinde tek iyi nokta günlük ölüm sayısının (ortalama 17) ve fatalite hızının (0.1) düşük olması…’Ancak burada bile tedirgin edici bir nokta var: 21 Haziran’a dek Delta varyantına bağlı toplam ölüm sayısı 117 iken, bunların 50’si 2 dozlatam aşılanmış 50 yaş üzerindeki bireylerde saptandı. Öte yandan aşılanmamış bireylerdeki ölüm sayısının 44 oluşu da ilginç: Tam aşılama oranı %50 iken, tam aşılı ve aşısızlardaki ölüm sayısı neredeyse eşit. Bu nedenle İngiltere Aşılama ve Bağışıklama Birleşik Komitesi 30.6.2021 tarihinde eylül ayında risk gruplarına 3. doz aşının uygun olacağı görüşünü dile getirdi.
Tam aşılı oranı yüzde 20 bile değil
Ülkemize gelince toplumumuzdaki tam aşılı oranı %20’lere henüz yeni varıyor. Üstelik turizm sezonuna girdik ve İngiltere gibi Delta varyantının etkili olduğu bir ülkeden; Rusya’dan ülkemize çok yoğun bir turist girişi var. Kısıtlamaların kalktığı 1 Temmuzdan bu yana tatil yörelerinden, eğlence merkezlerinden ürkütücü kalabalık görüntüleri geliyor. Kentlerdeki toplu ulaşım araçları tıklım tıklım dolu. Toplumumuz Sağlık Bakanlığı’nın tüm önlemleri kaldırmasıyla beraber ‘tehlike geçti’ algısına sahip oldu. Oysa yine bakanlığın açıklamasına göre Delta varyantı ülkemize girdi ve gün geçtikçe oranı yükseliyor. Bu tabloda kısa süre sonra İngiltere benzeri tekrar vaka sayılarında artışı görebiliriz. Unutmayalım; İngiltere nüfusunun %50’sini tam aşılı hale getirmişti ve Delta varyantı ülkeye girinceye kadar günlük vaka sayılarını 2000’lerin altına kadar düşürmüştü. O dönemde de ‘kademeli açılıma’ geçmişti.
Doç. Dr. Belek’in altını çizdiği gibi; ‘henüztam aşılı oranımız %20 bile değilken bu kadar açılıp saçılmamıziyideğil’ Üstelik Delta varyantı ülkemize giriş yapmışken…
Meksika’da devlete bağlı petrol şirketi Pemex‘in Meksika Körfezi‘nin derinliklerindeki doğal gaz boru hattında patlama yaşandı. Okyanus yüzeyinde devasa bir ateş topunu andıran görüntü pek çok kişi tarafından “ateş gözü” olarak adlandırıldı.
Yangının, Campeche eyaleti açıklarında bulunan Ku Maloob Zaap platformu yakınlarındaki bir vanadaki patlamanın ardından çıktığı belirtildi.
Beş saat boyunca söndürülemedi
The Guardian cumartesi günü yerel saat ile sabah 05.15’te çıkan yangının saat 10.30’da kontrol altına alındığı bilgisini aktardı. Üç söndürme gemisinin görev yaptığı müdahalede yangının platforma sıçramasından endişe ediliyordu.
Şirket yetkilileri, suyun 78 metre altındaki vanayı tamir etmek ve kapatmak için dalgıçlar gönderileceğini açıkladı. Ayrıca olayda herhangi bir yaralanma olmadığı belirtildi.
🚨 Sobre el incendio registrado en aguas del Golfo de México, en la Sonda de Campeche, a unos metros de la plataforma Ku-Charly (dentro del Activo Integral de Producción Ku Maloob Zaap)
— Manuel Lopez San Martin (@MLopezSanMartin) July 2, 2021
Kaza vukuatı var
Reuters tarafından paylaşılan bilgiye göre şirketin daha önce de benzer kaza vukuatları bulunuyor. Ajans, şirketin günlük 1,7 milyon varil ile üretiminin yüzde 40’ından fazlasını sağladığı Kı Maloob Zaap’ta bulunan tesislerin turbo makinelerinin arızasına ilişkin bir raporu yayınladı.
Rapora göre makineler elektrik fırtınası ve şiddetli yağmurdan etkilendi. Şirket çalışanları ise yangını kontrol etmek için nitrojen kullandı.
🚨 Incendio registrado en aguas del Golfo de México
A 400 metros de la plataforma Ku-Charly (dentro del Activo Integral de Producción Ku Maloob Zaap)
Una válvula de una línea submarina habría reventado y provocado el incendio
— Manuel Lopez San Martin (@MLopezSanMartin) July 2, 2021
Türkiye de yaşayabilir
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz benzer bir patlamayı Türkiye’nin de yaşayabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Kurnaz paylaşımında “Mesela biz de Karadeniz’de doğal gaz çıkartıp boru hattı ile karaya taşıdığımızda bu bizim de başımıza kolayca gelebilir” diyerek fosil yakıtların yarattığı tehlikeye dikkat çekti.