Ana Sayfa Blog Sayfa 1075

TUİK’in atık istatistikleri ne söylüyor? Termik santrallerin külleri tehlikesiz mi?

Haber: Eylem YILMAZ

*

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) 2020 yılının Termik Santral Su, Atıksu ve Atık İstatistiklerini açıkladı. TUİK verilerine göre, imalat sanayi işyerleri, maden işletmeleri, termik santraller, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB), sağlık kuruluşları ve hanehalklarında 2020 yılında 30,9 milyon tonu tehlikeli olmak üzere toplam 104,8 milyon ton atık oluştu. Toplam atık miktarı 2018’e göre yüzde 10,5 arttı.

Termik santrallerde 10 bin tonu tehlikeli olmak üzere toplam 24,4 milyon ton atık oluştu. Toplam tehlikesiz atığın yüzde 79,5’ini kül ve cüruf atıkları, yüzde 20,5’ini ise metal, kâğıt, plastik atıklar, atıksu arıtım çamurları ile evsel ve benzeri atıklar oluşturdu. Toplam atığın yüzde 85,9’u kül dağı, kül barajı veya düzenli depolama tesislerinde bertaraf edilirken, yüzde 13,2’si lisanslı tesislere gönderildi ve maden/taş ocaklarının geri doldurulmasında kullanıldı, yüzde 0,9’u ise diğer yöntemlerle bertaraf edildi.

2018 yılında termik santrallerde biriken atık 27 milyon 127 bin 134 ton olarak kaydedilmişti.

Çukurova Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve aynı zamanda Mikroplastik Araştırma Grubu’nun kurucusu Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, TUİK’in 2020 Atık İstatistikleri’ni Yeşil Gazete‘ye değerlendirdi. Doç. Dr. Gündoğdu’ya göre, termik santral atıklarının 2018 yılına oranla azalmış olmasının nedeni enerji fazlası ve fiyat dengesizliklerinden kaynaklı olarak yılın belli dönemlerinde çalıştırılmamış olması olabilir. Verilerdeki asıl sorunun ise 24,4 milyon atıktan 10 bin ton tehlikeli atığın içerisinde külün yer almaması olduğunu söylüyor:

“Termik santraller, enerji fazlası ve fiyatlarındaki dengesizlikten kaynaklı olarak yılın belli dönemlerinde çalışmadı. Fark bununla ilgili olabilir ama tam olarak gerekçesini bilmiyorum. Termik santrallerin sayısında bir azalma olmadı. Hatta arttı. Verilerdeki ’10 bin ton tehlikeli’ kısmı muhtemelen termik santralin teknik bölümlerindeki çeşitli tamirat, tadilat, yağ değişimi gibi çeşitli kimyasal kullanımı gibi durumlar için ifade edilmiş olabilir. Elektrik aksamlı atıkları içeriyor olabilir. Ancak buradaki gariplik külün tehlikesiz atık olarak sınıflandırılması. Oysa kül son derece tehlikeli atık statüsündedir. Bunun tehlikesizleştirilmesi için yüksek teknoloji gerekiyor. Bunların yapılıp yapılmadığı belirsiz. Külün doğrudan tehlikesiz atık sınıfında depolama alanlarına gönderiliyor olması ilginç bir durum olarak değerlendirilebilir. 24,4 milyon tonluk kısım içerisinde 10 bin ton çok da değerlendirmeye konu olabilecek bir miktar değil.”

‘Depoların sızdırmadığından şüpheliyim’

Atıkların depolanmasının güvenli bir uygulama olmadığını belirten Doç. Dr. Gündoğdu, depoların kontrol edilip edilmediğiyle ilgili şüpheli olduğunu söylüyor:

“Depolama genellikle atık yönetim alt yapısı olmayan ülkelerin başvurduğu bir yöntemdir. Örneğin, Avrupa’da depolama yoktur. Aynı şekilde Amerika’da da çok sınırlıdır. Hindistan, Malezya, Türkiye ve Afrika ülkelerinde var. Bu ülkelerde atık türlerine bakılmaksızın hemen hemen bütün atıklar düzenli-düzensiz isimlendirmelerle depolanıyor, gömülüyor. Depolama işleminde teoride sızdırmazlığı sağlanıyor. Bu güvenli bir uygulama değil. Sızdırma olup olmadığını en son patlayan atık havuzundan biliyoruz. Benzer durumlar farklı yerde de zaman zaman olabiliyor. Dolayısıyla bunların düzenli olarak kontrol edilip edilmedikleri ya da istenilen standartlara uygun olup olmadığı konusunda şüpheliyim. Çünkü öyle olsaydı o atık havuzu patlamazdı.

Özellikle belediye atıklarının depolandığı yerlerle ilgili ciddi tartışmalar söz konusu. Örneğin, Adana’daki yer ciddi bir çöp suyu problemi yaratıyor. Adana halkı bundan çok rahatsız. Bunu sadece su olarak düşünmemek gerekiyor, ciddi bir koku da yayılıyor. Bunun sızdırmazlığının sağlanması gerekiyor. Ancak bu yapılıyor mu? Şüpheliyim. Hali hazırda Türkiye’nin bazı illerinde atıklardan biyogaz, enerji üretiliyor ve üretim sonrası kalan posa depolanıyor. Bazı illerde, bütün çöpler belirli bir alana herhangi bir işleme tabi tutulmadan olduğu gibi dökülüyor. Özellikle Büyükşehir olmayan küçük yerlerin bazı ilçelerinde bunları yaygın olarak görmek mümkün.”

Belediyelerde 32,3 milyon ton atık toplandı

TUİK verilerine göre, toplam 1 389 belediyenin 1 387’sinde atık hizmeti verildiği tespit edildi. Atık hizmeti verilen belediyelerde toplanan 32,3 milyon ton atığın yüzde 69,4’ü düzenli depolama tesislerine, yüzde 17’si belediye çöplüklerine ve yüzde 13,2’si geri kazanım tesislerine gönderilirken, yüzde 0,4’ü ise açıkta yakılarak, gömülerek, dereye veya araziye dökülerek bertaraf edildi. Belediyelerde toplanan kişi başı günlük ortalama atık miktarı 1,13 kg olarak hesaplandı.

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, bu verileri “tutarsız” bulduğunu belirtiyor. Pandemi sırasında uygulanan karantinalarda evsel atık sorunun çok yükseldiğini hatırlatan Gündoğdu, “daha yüksek olması gerekirdi” diyor:

“32,2 milyon tondan, 32,3 milyon tona çıkmış. Burada bir tutarsızlık var. İki yılda bu kadarlık bir artış olması bana eksik geldi. Sadece pandemi döneminde ciddi bir evsel atık üretimi oldu. Daha yüksek olması gerekirdi ama önemli değil, bu oran da ciddi bir atık miktarı olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de toplam atığın yüzde 80’e yakını depolama alanlarına gidiyor. Bu oran yüzde 90’a kadar çıkabiliyor. Bunun nedeni atıkların ayrı toplanmaması, kompost üretim tesislerinin sayısının sınırlı olması.

Bir diğer sorun, bu atıkların içerisindeki diğer malzemelere oranlarının tam olarak bilinmemesi. Çünkü bir ayrıştırma sistemimiz olmadığı için toplananların ne olduğu konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. İstatistiklerde sayılar verilmiş ama bunların doğru olduğunu düşünmüyorum. Örneğin, 2013 yılında İstanbul için yapılan bir çalışmada belediye atıklarının yüzde 14’ü plastiklerden oluşuyordu. Bu dönemki belediye atık miktarının 20 milyon ton olduğunu düşünürseniz sadece İstanbul’da 900 bin ila 1 milyon ton arasında bir plastik atık miktarı ortaya çıkar. Burada 300 bin ila 400 bin ton arasında değişen bir miktar var. Özetle ortada çok ciddi bir atık üretimi ve atık yönetimi sorunu söz konusu. TUİK verileri bize bunu gösteriyor.”

İmalat sanayinde 4,6 milyonu tehlikeli 23,9 milyon ton atık

İmalat sanayi işyerlerinde ise 4,6 milyon tonu tehlikeli olmak üzere toplam 23,9 milyon ton atık oluştu. Toplam atığın yüzde 56,3’ü satıldı veya lisanslı atık işleme tesislerine gönderildi, yüzde 24,2’si düzenli depolama tesislerine gönderildi, yüzde 7,1’i işyeri sahasında depolandı, yüzde 7’si tesis bünyesinde geri kazanıldı, yüzde 3,2’si belediye veya OSB yönetimleri tarafından toplandı, yüzde 1,7’si beraber yakma (ko-insinerasyon) veya yakma tesislerine gönderildi, yüzde 0,4’ü dolgu malzemesi olarak kullanıldı/doğaya yeniden kazandırıldı, yüzde 0,1’i ise diğer yöntemlerle bertaraf edildi.

Maden işletmelerinde 27,6 milyon ton atık oluştu

Maden işletmelerinde dekapaj malzemesi/pasa hariç 27,6 milyon ton atık oluştu. Dekapaj malzemesi/pasa dahil oluşan 896,4 milyon ton toplam atığın yüzde 99,995’ini mineral atıklar oluşturdu. Toplam atığın yüzde 71,3’ü pasa sahalarında, atık barajlarında veya düzenli depolama tesislerinde bertaraf edildi, yüzde 26,4’ü ocak içine geri dolduruldu, yüzde 2,3’ü ise diğer yöntemlerle geri kazanıldı ya da bertaraf edildi.

110 bin ton tıbbi atık toplandı

Sağlık kuruluşlarından 110 bin ton tıbbi atık toplandı. Toplam tıbbi atığın yüzde 23,7’si İstanbul, yüzde 7,8’i Ankara ve yüzde 5,8’i İzmir olmak üzere, yüzde 37,3’ü bu üç büyükşehirde bulunan sağlık kuruluşlarından toplandı. Toplanan tıbbi atığın yüzde 90,6’sı sterilize edilerek depolama alanlarına, yüzde 9,4’ü ise yakma tesislerine gönderilerek bertaraf edildi.

OSB, 279 bin ton atık oluşturdu

Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) müdürlüklerinin altyapı hizmetleri, atıksu arıtımı vb. idari faaliyetleri sonucu 117 bin tonu tehlikeli olmak üzere 279 bin ton atık oluştu. Oluşan atığın 6 bin tonu OSB bünyesinde geri kazanıldı veya geçici depolandı, 208 bin tonu OSB dışında geri kazanıldı, 66 bin tonu ise OSB bünyesinde veya OSB dışında bertaraf edildi. Bertaraf edilen atıkların yüzde 59,4’ü düzenli depolama tesislerinde, yüzde 40,6’sı ise belediye/OSB çöplüklerinde bertaraf edildi.

1 Nokta 5: Türkiye’de yenilenebilir enerjiye geçiş süreci büyük ve borçlu şirketlere ipotek mi edildi?

Yeni yılla birlikte neredeyse hemen her şeye peş peşe zam geldi. Fahiş zamların yapıldığı kalemlerden biri de elektrikti.

Uzun süredir enerji sektöründe kamu yararının, bir hizmetin maliyetinin karşılanmasının ötesinde şirketlerin karları ve borçlarının çok önemli bir yer tuttuğu da biliniyor. Kamu ihaleleriyle elektrik üretim tesislerini ve dağıtım şebekelerini işleten şirketlerin önemli bir bölümü ise bu alanda yatırım yapmaya teşvik edilen iktidara yakın inşaat şirketlerinden oluşturuyor. Üstelik bu şirketler, şimdi de teşviklerden yararlanarak yenilenebilir enerji alanında faaliyet göstermeye başlıyor.

Peki, yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde bu şirketler birer başat aktör mü olacak?

1 Nokta 5′in 14’ncü bölümünde Gezegen editörü Özgün Özçer, gazeteci Bahadır Özgür ile üretim ve dağıtım ihalelerini alan büyük şirketlerin yenilenebilir enerjiye geçiş sürecindeki konumunu beş soruda konuştu.

1 Nokta 5

Muğla ve Antalya şiddetli yağışın etkisinde

Sağanak yağışlar Muğla ve Antalya‘yı etkisi altına aldı. Antalya’nın Alanya ilçesinde aşırı yağış nedeniyle dereler taştı. Sera ve tarım arazileri sular altında kaldı.

Muğla’nın Bodrum ve Marmaris ilçelerinde de sağanak sonrası su baskınları meydana gelirken, çok sayıda araç hasar gördü.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, aralarında Muğla ve Antalya’nın da olduğu 15 ilde meydana gelecek şiddetli yağışlar için uyarıda bulunmuştu. 

Seraları su bastı

Alanya’da son 24 saatte metrekareye 71 kilogram yağış düştü. Yağış nedeniyle bazı tarım alanlarını ve seraları su bastı. Alara Mahallesi‘nde Alaraçayı‘nı besleyen bazı derelerin taşması nedeniyle muz seraları ve portakal bahçeleri suyla doldu.

Muğla’nın Bodrum ilçesinde gece saatlerinde başlayan sağanak ve dolu kent merkezi başta olmak üzere, yarımada genelinde etkili oldu. Dolu nedeniyle cadde ve sokaklar beyaza bürünürken, Yalıkavak Mahallesi’nde sağanak sonrasında bazı ev ve iş yerlerini su bastı.

Muğla Büyükşehir Belediyesi‘nden yapılan açıklamada, ekiplerin ilçede bir mahsur kalma olayına, 12 kanalizasyon taşmasına ve 50 su baskınına müdahale ettiği bildirildi.

Marmaris ilçesinde de son 24 saatte metrekareye 160,2 kilogram yağış düştü. Beldibi Mahallesi Gökbel mevkiinde heyelan ve sağanak nedeniyle ağaçlar ve elektrik direkleri devrildi.

Turunç ve Hisarönü mahallelerinde de karayoluna düşen kaya parçaları ekiplerce temizlendi. Belediye ekiplerinin ilçe genelinde iki mahsur kalma, 71 su baskını, 53 kanalizasyon ve yağmur suyu ızgara tıkanıklığına müdahale ettiği kaydedildi.

Şehirde bir süredir etkili olan yağış nedeniyle bazı tarım arazilerini su bastı. Köyceğiz ve Ortaca ilçelerinde de narenciye ve nar bahçeleri suyla doldu.

Sağanak sonrası yüksek kesimlerden gelen çamurlu su dolayısıyla denizin rengi kahverengiye dönüştü.

NATO Genel Sekreteri: Avrupa’da gerçekten yeni bir savaş riski var

Rusya ve NATO Konseyi arasında Ukrayna krizinin çözülmesi için Çarşamba günü Brüksel‘de gerçekleşen dört saatlik müzakere, bir anlaşmaya varılmadan sonuçlandı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg görüşmelerin bitiminde yaptığı basın açıklamasında Rusya’yla silahların denetimi ve füze konuşlandırmaları üzerine müzakereye istekli olduklarını ancak Moskova‘nın Ukrayna’nın ittifaka katılma isteğini veto etmesine izin vermeyeceklerini ve ve Avrupa’da hakiki bir yeni savaş riski olduğunu söyledi.

Stoltenberg’in önerisi, Ukrayna sınırına yaklaşık 100 bin asker yığarak Batı‘yı müzakere masasına zorlayan Rusya’nın kapsamlı taleplerinin yalnızca bir kısmını karşılıyor. Moskova’nın bu taleplere nasıl bir tepki vereceği henüz belli değil.

‘Rusya zaman istedi’

bianet‘te yayımlanan habere göre, Stoltenberg, NATO’nun Moskova’yla silahların denetimi, füze konuşlandırmaları ve güven artırıcı önlemler gibi konularda daha çok görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Rusya, buna yanıt vermek üzere geri dönmek için zaman istediğini de ekledi.

Stoltenberg “NATO müttefikleri ile Rusya arasında önemli farklılıklar var” dedi. “Farklılıklarımızı kapatmak kolay olmayacak, ancak, tüm NATO müttefikleri ve Rusya’nın aynı masa etrafında oturup önemli konuları ele almaları olumlu bir işaret.”

Rusya, Batı’nın iddialarına karşın Ukrayna’yı işgali planladığını reddediyor, ancak kendi güvenliği için, NATO’nun daha fazla genişlemesinin durdurulmasını istiyor. Rusya ayrıca Soğuk Savaş‘ın ardından NATO’ya katılan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki müttefik güçlerin geri çekilmesi de dahil olmak üzere bir dizi teminat talep ediyor.

Rusya gerilimi azaltmak için bir taahhütte bulunmadı

Pazartesi günü Cenevre‘de Rusya’yla müzakerelerde bulunan ABD heyetinin Başkanı Wendy Sherman, Brüksel’de Rusya’dan yeni bir şey duymadıklarını söyledi.

Sherman gazetecilere verdiği demeçte, nükleer silah sahibi Rusya’nın neden çok daha küçük bir komşusunca tehdit edildiği algısına kapıldığı ve sınır boyunda gerçek mermilerle atış tatbikatı yaptığını anlamanın zor olduğunu söyledi.

Rusya görüşmelerde, gerilimi azaltmak üzere herhangi bir taahhütte bulunmadı, ancak tersine bir açıklama da yapmadı.

‘Ukrayna’ya güç kullanılırsa yüksel bedel ödemek zorunda kalır’

Stoltenberg, Ukrayna’ya yönelik olarak herhangi bir şekilde güç kullanmasının Rusya’nın yüksek bir bedel ödemek zorunda kalacağı ciddi bir siyasi hata olacağını söyledi.

Stoltenberg, Ukrayna’nın NATO’ya üye olup olmayacağına yalnızca Ukrayna ve NATO’nun karar verebileceği yönündeki NATO tutumunu yineledi. Bu olasılık ilke olarak 2008’den bu yana NATO gündeminde yer alıyor.

Rusya, Batı’yı taleplerin aciliyetini anlamamakla suçluyor

Rusya, Batı’yı taleplerinin aciliyetini takdir etmemekle suçluyor ve müzakerelerin biteviye sürüp gitmesine rıza gösteremeyeceklerini söylüyor.

Rusya, Soğuk Savaş biterken 16 üyesi olan NATO’nun üye sayısının- Orta ve Doğu Avrupa’da büyük bir eski komünist ülkeler grubunu da içererek- 30’a çıkmasının ülke güvenliği için bir tehdit oluşturduğunu ve kendisini korumak üzere “kırmızı çizgiler” çizme ihtiyacı olduğunu ileri sürüyor.

Zincir marketlerle ilgili düzenleme TBMM’ye gönderiliyor: Bazı ürünler satılmayacak

Zincir marketlerde bazı ürünlerin satışının yasaklanmasını içeren paket Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) gönderiliyor. Yeni düzenlemeye göre zincir marketlerde beyaz eşya, elektronik eşya, mobilya, ev tekstili, kırtasiye, nalburiye ve hırdavat satılamayacak.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken‘in zincir marketlerde bazı ürünlerin satışının yasaklanacağına ilişkin sözlerinin ardından, zincir marketler konusunda yapılacak düzenlemeler merak ediliyordu. Geniş kapsamlı zincir market ve perakende taslaklarından, bazı maddelerin alınarak daha küçük bir paket yapıldığı öğrenildi.

Sigara her yerde satılmayacak

Hürriyet‘ten Nuray Babacan‘ın haberine göre, özellikle küçük ve orta ölçekli esnafın ayakta kalabilmesi için zincir marketlerin satışını yapabileceği ürünlere sınırlama getirilmesi konusunda hazırlıklara hız verildi.

AKP’li yetkililer, yapılan toplantılarda zincir marketlerin nüfus kriterine göre açılmasına olanak sağlanması, satacağı ürünlere sınırlama getirilmesi, bazı ürünlerin de büyüklük hesabına göre satışına kural konulması konularının ele alındığını kaydetti.

Daha önceki taslaklarda bulunan bu hükümlerin Meclis’ten hızla geçirilmesi için ayrı bir pakete dönüştürülmesine karar verildi. Yapılan düzenlemenin çerçevesinin oluşturulması için çalışmaların sürdüğü belirtilirken, marketlerin çalışma saatleri ve hafta sonu açık olmaları konularının da düzenleneceği eklendi.

Zincir marketlerde, ekmeğin yasak kapsamında olmayabileceği, ancak cep telefonu, beyaz eşya, sigaranın her yerde satılamayacağı kaydedildi.

5 bin metrekare kapalı alanı olan zincir marketlerin satabileceği ürünlerin listesinin yeniden düzenleneceği, özellikle beyaz eşya, elektronik eşya, mobilya, ev tekstili, kırtasiye, nalburiye ve hırdavat satılamayacağı ve züccaciye gibi ürünlerin satışı için de metrekare sınırının olacağı belirtildi.

Sağlık Bakanı: PCR testi yalnızca semptom gösteren kişilere yapılacak

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, video konferans yöntemiyle düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı‘nın ardından YouTube‘dan yaptığı açıklamada, kurulun salgının seyri, aşı programı ve yerli aşı TURKOVAC‘ın sonuçları, test politikaları, karantina ve izolasyon kuralları gündemiyle toplandığını söyledi.

Bakan Koca, Omicron varyantının küresel ölçekte olduğu gibi Türkiye’de de baskın varyant haline geldiğine dikkati çekerek, vaka sayılarının bir önceki aya oranla yaklaşık dört kat birden arttığını, bununla birlikte hastanelerde tedavi edilmesi gereken hasta sayısında yaklaşık yüzde 10’luk bir artış olduğunu ifade etti.

‘Yüksek sayıda yatan hastaya dönüşebilir’

Salgının önceki dönemlerinde daha az sayıda vaka ile daha yüksek hastaneye yatışlar gördüklerini anlatan Koca, şu bilgileri verdi:

“Omicron varyantı salgının tehlikesini azaltacağa benziyor. Bu durumu ümitle bekliyoruz. Bunun yanında tedbirlerimizi almaya devam ediyoruz. Salgının ilk dönemlerine kıyasla enfekte olanların daha düşük bir oranı hastaneye yatıyor olsa da hiçbir sağlık sisteminin kapasitesi sınırsız değildir. Vaka sayılarının çok çok yüksek sayılara ulaşması, hastaneye yatış oranı düşük olsa bile yüksek sayıda yatan hastaya dönüşebilir. Bu, görmek istemediğimiz en kötü senaryodur. Mevcut gidişat ise bu kötü senaryonun değil, ümit veren senaryonun gerçekleşeceğine olan inancımızı kuvvetlendiriyor.”

Fotoğraf: Aytuğ Can Sancar – AA

‘Aşımız 5 bin 942 kişilik çalışma ile teyit edildi’

Bakan Koca, aşı programına yerli aşı TURKOVAC’ın da eklendiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

“Faz-3 aşamasında 1182 gönüllüden elde edilen sonuçlar kamuoyu ile paylaşıldı. TURKOVAC aşımızın, karşılaştırma kolu olan Sinovac aşısından daha etkili olduğu gösterildi. TURKOVAC aşımızın faz-1 aşamasında 44 gönüllü, faz-2 aşamasında 250, faz-2b aşamasında 222 gönüllü ve faz-3 hatırlatma dozu çalışmasında ise 4 bin 244 gönüllüden elde edilen güvenlik verileri ile aşımız acil kullanım onayı almıştır. Dünya Sağlık Örgütü kriterleri güvenlik çalışmasının 3 bin gönüllüden fazla kişide doğrulanmış olmasını öngörmektedir. Bu bakımdan yerli aşımızın güvenli olduğu, toplamda 5 bin 942 kişilik çalışma ile teyit edildi. Acil kullanım onayı da bu veriler dikkate alınarak verildi. TURKOVAC aşımızı güvenli şekilde kullanabileceğimizi yüksek sesle söylemek konusunda kimsenin tereddüdü olmamalı.”

Tarama amaçlı ve temaslı kişilerde PCR testi zorunluluğu kaldırıldı

Salgının son dönemi ile ilgili alınan bazı kararların bir önceki toplantı sonrasında yazılı olarak paylaşıldığını hatırlatan Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugünkü Bilim Kurulumuzda aşısını ve hatırlatma dozunu olmuş temaslı kişilerin karantinaya alınmamasına karar verilmiştir. İzolasyon konusunda ise pozitif vakaların tamamı yedi gün izolasyonu tamamladıktan sonra test yaptırmaksızın izolasyondan çıkabilirler. Bilim Kurulumuz, gelişmiş ülkelerde uygulanan kuralları ve hastalığın ulaştığı yaygınlık seviyesini de dikkate alarak, tarama amaçlı ve temaslı kişilerde PCR testi zorunluluğunu kaldırmıştır. Bundan böyle PCR testi yalnızca semptom gösteren kişilere yapılacaktır. Salgını gündemimizden çıkarmak için elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğimizi bilmenizi isterim.”

Hatay’da halkı bilgilendirme toplantısı yapılamadı: Vazgeçmiyorlar, biz de vazgeçmeyeceğiz

Hatay’ın Arsuz ilçesinde yer alan Hüyük Mahallesi’nde açılmak istenen krom madeni projesi için yapılmak istenen “ÇED Sürecine Halkın Katılım Toplantısı” halkın itirazları üzerine yapılamadı.

Daha önce de aynı proje için Halkı Bilgilendirme Toplantısı yapılmak istenmiş ancak bölge halkı izin vermemişti.

‘Bugün toplantıyı yaptırmadık’

Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan Hüyük Kültür Sanat Doğa ve Dayanışma Derneği başkanı Hakan Dural, bugün Halkı Bilgilendirme Toplantısı’nı yaptırmadıklarını ve bunun da tutanak altına alındığını şöyle anlattı:

İki ayrı saha için iki ayrı toplantı yapılacaktı. 12-13 Ocakta. Sonra bunları bugüne birleştirme kararı aldılar. Biz toplantıyı yapmak istemediğimizi kayıt altına aldık. O zaman ‘Yarın olacak toplantı için de tutanak tutacağız’ dediler. Biz de ‘Yarınki kararı bugünden imzalayamazsınız. O zaman Vali’den bir talimatla olduğunu orada yazmanız gerekiyor’ dedik. Onlar da ‘yok’ dediler. ‘O zaman yazamazsınız, biz yarın sizi tekrar bekliyoruz’ dedik. Tutanakları birleştirememiş oldular. Yarın tekrar gelecekler. Bugün toplantıyı yaptırmadık, bu da tutanak altına alındı.”

‘Maden projesi yerleşim birimimize yakın’

Hayata geçirilmek istenen krom madeni projesinin yerleşim yerlerine yakın olduğunun altını çizen Dural, sözlerine şöyle devam etti:

Bu proje bizim yerleşim birimimize yakın bir yerde. Her türlü kullandığımız derenin yakınında. Toz zaten bütün buradaki köylerin zarar görmesine, suyun kirlenmesine sebep olabilir.

Doğanın katledilmesine yol açabilir çünkü sürecini bilmiyoruz. Yeşil alanlar tıraşlanabilir ki o da bir süre önce yapıldı.”

Projeyi bu şekilde kabul etmediklerini ifade eden Hakan Dural, “Maden için kesinlikle taviz vermiyoruz dedik. Maden her yerde çıkarılabilir. Bize zarar verecek bir şey istemiyoruz. Narenciyemize, tarıma zarar verecek bir şey istemiyoruz. Orası yaban hayatı koruma alanı. Artı tarımsal SİT alanları burası. Vazgeçmiyorlar, biz de vazgeçmeyeceğiz.” ifadelerini de kullandı.

‘Halk, çok yoğun bir şekilde tepki gösterdi’

Dural, Halkı Bilgilendirme Toplantısı’na bölge halkının tepkisinin yoğun olduğunu da kaydetti. Askerlerin 18 Mart’ta olduğu gibi alana girmediğini ve halkın arasında güvenlik gücü olmadığını da ekledi:

Çocuk, kadın, genç herkes buradaydı. Çok yoğun bir şekilde tepki gösterdiler. Ama bu sefer askerler alana girmediler. Hazırlandılar sadece. Biz de girmemeleri konusunda uyardık. Biz kendi güvenliğimizi sağlıyoruz zaten.

Halkın arasında neredeyse hiç güvenlik gücü yoktu. Sadece masa etrafında bir iki tane vardı. Gerisi kenarda durdu. Belki 100-200 tane asker kenarda durdu.

18 Mart’ta bir sürü asker gelmişti. 20’ye yakın araçla geldiler, tomalarla falan belki daha fazla. Halkın yarısından fazlası askerdi. Bu sefer öyle bir şey olmadı.”

18 Mart’ta yapılacak Halkın Katılım Toplantısı için Arsuz Kaymakamlığı toplantının yapılacağı tarihi de kapsayan 12 Mart-26 Mart tarihlerinde Valilik ve Kaymakamlık makamlarının uygun göreceği etkinlikler dışındaki tüm eylem ve etkinliklerini yasaklamıştı. Köylüler ise bu karara tepki göstermişti.

Hakan Dural ise, “Biz belediye başkanımızı da daha önce uyarmıştık. ‘Lütfen, askere gerek yok’ demiştik. İnsanlardan daha fazla askerler geliyor. Bizim öyle bir durumumuz yok burada. Halk strese giriyor, sanki terör eylemi mi var?” ifadelerini kullandı.

Yarın ise başka bir sahadaki Krom Ocağı için “ÇED sürecine Halkın Katılımı Toplantısı” var. Hakan Dural ise bu toplantıya da izin vermeyeceklerini kaydetti.

 

Bıçaklı metro saldırganı için istenen ceza belli oldu

İstanbul‘da metroda iki kadın yolcuya bıçak çeken zanlı hakkında 18 yıl  3 aya kadar hapis cezası istendi.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Kasım 2021’de Kadıköy-Tavşantepe hattındaki metroda elinde bıçakla tartıştığı Senanur Damgacı ve annesi Nilgün Mihdiye Damgacı‘ya yönelik hakaret ve tehdit içerikli sözler söylediği gerekçesiyle tutuklanan Emrah Yılmaz hakkında yürütülen soruşturmayı tamamladı.

Saldırgan Emrah Yılmaz elindeki ekmek bıçağını metroda seyahat eden Senanur Damgacı ve annesine doğru savurarak küfretmiş; olayın ardından tutuklanan Yılmaz, kendisini korumak için bıçak çıkardığını iddia ederek anne-kızdan şikayetçi olmuştu.

Yılmaz’ın daha önce babasına bıçakla saldırdığı, kız kardeşini kaçırdığı ve annesini rehin aldığı ancak serbest bırakıldığı belirlenmişti.

İddianamede, şüpheli Emrah Yılmaz’ın “silahla kasten yaralamaya teşebbüs”, “kasten yaralama”, “hakaret”, “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla silahla tehdit” ile mağdur ve müştekileri karşı “zincirleme şekilde silahla tehdit” suçlarından toplam 6 yıl 7 aydan 18 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi‘ne gönderilen iddianamenin kabul edilmesi halinde Yılmaz’ın yargılanmasına başlanacak.

Sevk yazısından: Bütün kadınların özgürce yaşama haklarına saldırı

Emrah Yılmaz saldırının ardından çıkarıldığı savcılıktan tutuklanmak üzere Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmişti.  Cumhuriyet Savcısı Fatmagül Yörük sevk yazısında, “Kent yaşamında insanların topluca bir arada bulundukları etkinlik alanları, toplu taşıma araçları ve durakları ile buna benzer yerlerin kişilerin can, mal ve cinsel güvenlikleri açısından daha emin mahaller olduğuna dikkat çekmişti: “Bu yerleşik sosyal kabul ile beraber şüphelinin eyleminin yalnızca müştekilere yönelik değil, o anda trende bulunan yolcuların hatta tüm kadınların özgürce yaşama, sokakta bulunma ve hayatlarına devam etme haklarına saldırıdır.”

‘Şiddet önce dilde başlar’

Yazının devamında kadınların yaşam hakkında sahip çıkmanın tüm toplumun asli görevi olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verilmişti: “Sokaklar, metrolar korku dolu değil, güven dolu olmalıdır. Şiddet ise önce dilde başlar sonrasında eyleme döner, olayda en çok dikkat çeken şeylerden biri de şüphelinin küfürleridir. Küfür şiddettir. Şiddeti yasalara uygulayarak engelleyebiliriz. Kadınların yaşam hakkına sahip çıkmak ve kız çocuklarına güvenli bir gelecek bırakmak tüm toplumun asli görevidir. Bireylerin toplum yaşamının akışına duydukları güvenin örselenmesi ceza, adalet sistemi ve sosyal açıdan onarılması güç zararlara yol açacaktır.”

Rapor: Elektrikli araçlar 2025 yılına kadar Avrupa’da en çok talep edilen araç olacak

Elektrikli Ulaşım Platformu tarafından yayımlanan ve Element Energy tarafından yürütülen rapora göre, elektrikli araçlar 2025 yılına kadar Avrupa’da en çok talep edilen araç olacak.

Araştırma, Avrupa genelinde yeni otomobil satın alan 14 bin tüketiciyle gerçekleştirildi.

Tüketiciler elektrikli araçlara hazır

Tüketicilerin elektrikli araçlara geçişini değerlendiren rapor, tüketicilerin elektrikli araçlara hazır olduğunu gösteriyor.

Tüketicilerin tercihlerinde önemli değişiklik olduğunu kaydeden araştırma, katılımcıların üçte ikisinin günümüzde bir elektrikli araca sahip olduğunu ya da satın almayı düşündüğünü de ortaya koyuyor.

Tüketicilerin satın alma kararında en önemli etkenden ilkinin maliyet olduğu görülüyor.

Raporda aynı zamanda, elektrikli araçların fiyat paritesi içten yanmalı motorla çalışan araçlara ulaştığında, piyasanın hızla elektrikli araçlar lehine evirileceği belirtiliyor.

Bu bulgular, Avrupa’daki otomobiller ve kamyonetleri kapsayan karbondioksit standartlarına ilişkin yeni düzenlemelerin önemini de doğruladı. Yeni binek otomobillerin ve minibüslerin saldığı karbondioksit emisyonlarına yönelik hazırlanan ve önemli değişiklikler öngören bu yeni düzenlemenin, elektrikli araçların piyasadaki alımını desteklemesi öngörülüyor.

‘Elektrikli araçlara geçiş beklenenden daha hızlı gerçekleşiyor’

Elektrikli Ulaşım Platformu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Amélie Pans ise, elektrikli araçlara geçişin endüstri ve karar vericilerin beklentisinden daha hızlı gerçekleştiğine vurgu yaptı:

Elektrikli araçlara geçiş, endüstrinin ve karar vericilerin beklentisinden daha hızlı gerçekleşiyor. Tüketicilerin taleplerini karşıladığımızdan emin olmak için hepimizin uygun şekilde yanıt vermemiz gerekiyor.

Avrupa’nın neresinde yaşarsa yaşasın herkesin, elektrikli araçlara dilediği zaman geçmesini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğu.”

‘E-yakıtların tüketicilere fayda sağlamadığını görüyoruz’

Çalışma, aynı zamanda tüketicilerin elektrikli araçları e-yakıtlarla çalışanlara kıyasla tercih edeceğini gösteriyor. E-yakıtların maliyetine ilişkin iyimser senaryolar da dahil, bu yakıtların piyasaya sürülmesi halinde araçların kullanım maliyeti artıyor. Bu durumun, yeni otomobil alıcılarının elektrikli araçlara geçmesi için teşvik sağlayacağı öngörülüyor.

Pans konuyla ilgili, “Bu raporda e-yakıtların tüketicilere fayda sağlamadığını ve tüketicilerin bunu istemediklerini görüyoruz. Hükümetlerin, yatırımlarını bu yakıtlar yerine, piyasadaki elektrikli araçların kısa vadede artmasına yönelik ve bu araçların satın alma fiyatını içten yanmalı motorla çalışan araçların paritesine çekmeye odaklamalıdır” dedi.

Kamu şarj noktaları kritik önemde

Günümüzde şarj istasyonlarına erişim algısı, elektrikli araç talebine engel oluşturmasa da, çalışma kamu şarj noktalarının devreye alınmasının hızla gerçekleşmemesi durumunda, elektrikli ulaşıma geçişin baltalanabileceğini gösterdi.

Pans ise son olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

Avrupa Birliği’nin Alternatif Yakıtlar Altyapısı ve Binalarda Enerji Performansı direktifleri doğru zamanda revize ediliyor. Kamu ve özel sektör şarj istasyonlarına erişimin kolaylaştırılmasını da içeren güçlü bir şarj ağı, herkesin elektrikli ulaşımdan fayda sağlaması için önem taşıyor.”

Erkekler aralık ayında en az 34 kadını öldürdü

bianet‘in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre hazırladığı Erkek Şiddeti Çetelesi’nin aralık ayı raporu yayımlandı.

Buna göre, erkekler Aralık ayında ez 34 kadını öldürdü, yedi kadına tecavüz etti.

Aralık 2021‘de en az 13 kadının ölümü basına şüpheli ölüm olarak yansırken, şüpheli ölümlerden biri de bir trans kadındı. Erkeklerin öldürdüğü iki kadın Suriyeli, bir kadın Tunus, bir kadın da Özbekistan yurttaşıydı.

Siirt’te bir kadının ölümü basına “faili belirlenmemiş cinayet” olarak yansıdı. İstanbul’da bir erkek bir kadını öldürmeye teşebbüs etti. Antep’te bir erkek, eski karısını “öldürmekle” tehdit etti.

Cinayetleri en yakınındakiler işledi

Erkeklerin 24 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler, yedi kadını “barışmak istemediği”, “boşanmak istediği” için öldürdü.

Erkekler, bir kadını “evlenme teklifini kabul etmediği” için iki kadını da “kıskandığı” için öldürdü.

27 kadını kocası, sevgilisi, eski kocası öldürdü. Üç kadını baba, oğul gibi aile üyeleri öldürdü. Bir kadını üvey oğlu, bir kadını damadı öldürdü. İki kadını öldüren iki erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Kadınların yarısı ev içinde öldürüldü

Erkekler, 19 kadını ev içinde, 11 kadını işyeri, sokak, park gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkeklerin dört kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.

Erkekler, kadınları yarısından fazlasını ateşli silahla öldürdü.

Erkekler, 21 kadını ateşli silahlarla, on kadını kesici aletle, iki kadını darp ederek öldürdü. Erkeklerin bir kadını nasıl öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.

En az dört çocuk öldürüldü

Erkekler Aralık’ta en az dört çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay da bu sayı iki idi.

Üç çocuğu babası, bir çocuğu üvey babası öldürdü.

Çocukları öldüren dört fail vardı. İki fail tutuklandı, iki fail intihar etti.

Cinsel saldırı faillerinden yalnızca biri tutuklandı

Erkekler, Aralık’ta en az yedi kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı dört idi.

Erkeklerin tecavüz ettiği kadınlardan biri Özbekistanlı, biri Azerbaycan, biri de Rusyalıydı.

Bir kadına eski sevgilisi, bir kadına kocası tecavüz etti. Beş kadına tecavüz eden 11 erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, beş kadına ormanlık alan, sokak gibi ev dışında, iki kadına da ev içinde tecavüz etti.

Kadınlara tecavüz eden 13 fail vardı. Sadece bir fail tutuklandı. Bir faile “evden uzaklaştırma” cezası verildi. Bir fail “göz altına” alındı. On fail ise serbest bırakıldı.

Taciz suçundan sadece biri tutuklandı

Aralık 2021’de erkekler en az 12 kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay on bir idi.

İki kadını doktoru, bir kadını da komşusu taciz etti. Dokuz kadın kendisini taciz eden on erkeği tanımıyordu.

Erkekler, 12 kadını söz ve fiziki olarak taciz etti. Erkekler kadınları, metro, sokak gibi ev dışı alanlarda taciz etti.

Kadınları taciz eden dokuz fail erkek vardı. Sadece biri tutuklandı. Altı fail gözaltına alındı, bir fail hakkında yasal işlem başlatıldı, bir fail serbest bırakıldı.

Çocuğa yönelik istismar

Erkekler, Aralık’ta en az 37 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı sekiz idi.

En az 17 çocuğu üç öğretmen, yedi çocuğu din öğretmeni, bir çocuğu erken yaşta zorla evlendirildiği “kocası”, bir çocuğu üvey babası, bir çocuğu dedesi, bir çocuğu akrabası istismar etti. En az dokuz çocuğu istismar eden on erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, iki çocuğu ev içinde, 35 çocuğu okul, sokak, market, din kursu gibi ev dışı alanlarda istismar etti.

Çocukları istismar eden 18 fail erkek vardı. Sadece sekiz fail tutuklandı. Dört fail gözaltına alındı. Bir failin süreci “görevine son verildi” diye yansıdı. Bir fail serbest bırakıldı. Dört failin hukuki süreci basına yansımadı.

En az 61 kadına şiddet uygulandı

Erkekler, Aralık’ta en az 61 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 61 idi.

Erkeklerin şiddet uyguladığı sekiz kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az beş kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı. Erkekler iki kadına dijital yollardan şiddet uyguladı. Bir erkek elektronik kelepçesini kırdıktan sonra gidip kadına saldırdı.

Erkeklerin şiddet uyguladığı kadınlardan biri Suriyeliydi. Erkekler en az üç kadına sistematik olarak işkence etti.

En az 45 kadına, nişanlısı, kocası, sevgilisi şiddet uyguladı. İki kadına dizi oyuncusu arkadaşı, bir kadına akrabası, bir kadına arkadaşı, bir kadına evine giden kargocu, bir kadına siyasi parti yöneticisi, iki kadına oğlu, bir kadına da polis şiddet uyguladı. Yedi kadına şiddet uygulayan yedi erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, yedi kadına “ayrılmak istediği, barışmak istemediği”, dört kadını da “kıskandığı” için şiddet uyguladı. Erkeklerin 50 kadına şiddet uygulama “bahanesi” basına yansımadı.

Erkekler, 40 kadını darp ederek, dokuz kadını kesici aletle, yedi kadını ateşli silahla, üç kadını da yakarak yaraladı. İki kadına da dijital yollardan şiddet uyguladı.

Erkekler, 12 kadını araba, iş yeri, otobüs, ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda, 41 kadını ev içinde yaraladı. Erkeklerin, altı kadını nerede yaraladığı bilgisi basına yansımadı. Erkekler iki kadına dijital ortamda şiddet uyguladı.

Kadınlara şiddete uygulayan, en az 60 fail vardı. Sadece beş fail tutuklandı. 16 fail de gözaltına alındı. 21 fail hakkında yasal işlem başlatıldı. Bir fail adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, bir fail hakkında uzaklaştırma kararı verildi. 16 failin hukuki süreci basına yansımadı.