Ana Sayfa Blog Sayfa 1076

ABD’de kömür geri döndü, emisyonlar pandemi öncesi seviyesine yükseldi

Bağımsız bir araştırma firması olan Rhodium Group tarafından pazartesi günü yayımlanan rapora göre, ABD’nin karbondioksit emisyonları 2021’de pandemi öncesi seviyelere doğru hızla yükseldi. Bunda, yük taşımacılığı ve kömür kullanımının artması başlıca sorumlular olarak görülüyor.

Rhodium raporuna göre, Amerikan ekonomisi pandemi kısıtlamalarından büyük ölçüde vaz geçtiği için ülkenin sera gazı emisyonları geçen yıl yüzde 6,2 oranında arttı. Çevre Koruma Ajansı,  2005 ve 2019 yılları arasında ABD emisyonlarının yılda ortalama yüzde 1 düştüğünü açıklamıştı.

Geçen yıl kaydedilen artış, büyük ölçüde kömürle elektrik üretimindeki yüzde 17’lik büyümeden ve kömür üretiminde 2014’ten bu yana görülen ilk yıllık artış ile karayolu taşımacılığının hızla canlanmasından kaynaklanıyor. Kömürün geri dönüşü ise doğal gaz fiyatlarındaki yükselmeye bağlı.

Bulgular, Carbon Monitor ve ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin yıl sonu emisyon rakamlarını yansıtıyor. Emisyonları izleyen akademik bir grup olan Carbon Monitor, ABD emisyonlarının ekim ayı sonuna kadar yüzde 7 arttığı sonucuna vardı. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin yılsonu raporu da enerjiyle ilgili CO2 emisyonlarında yüzde 7’lik bir artış öngördü .

Başlıca Yayan Sektöre Göre ABD Sera Gazı Emisyonları

Raporda, 2020’de sera gazı emisyonlarında en büyük düşüşü yaşayan ulaşım sektörünün geçen yılki büyük genişlemesinde, başta tüketici ürünlerinin taşımacılığı ve ikinci olarak yolcu seyahatlerin artışına işaret ediliyor.  Bununla birlikte, yeni Covid-19 varyantları ve artan vakalar, kademeli yakıt talebine yol açtı.

Başlıca Yayan Sektöre Göre ABD Sera Gazı Emisyonları

Net ABD emisyonlarının yüzde 28’ini oluşturan elektrik enerjisi sektörü, elektrik enerjisi talebindeki yalnızca yüzde 3’lük bir artışa rağmen 2020’ye göre en yüksek ikinci emisyon artışını yaşadı. Sektörün yüzde 6,6 emisyon artışı, büyük ölçüde doğal gaz fiyatlarındaki artıştan kaynaklanıyor.

Nakliye Yakıt Talebi

Rhodium, üreticilerin petrol fiyatlarındaki çöküşe ve ardından azalan talebe tepki olarak geçen yıl üretimi azaltmasıyla petrol ve gaz fiyatlarının yükseldiğini bildiriyor. Buna göre, daha yüksek fiyatlar, 2021’de gaz kullanılarak yapılan üretimi daha az ekonomik hale getirdi ve 2021’de gaz üretiminde yüzde 3’lük bir düşüşe yol açtı.

Enerji Kaynağına Göre ABD Elektrik Üretimi

Yenilenebilir enerji üretimi büyümesi ise 2020’nin yarısı oranınında yavaşladı ancak ilk kez ABD elektrik üretiminin yüzde 20’sini oluşturdu.

Sanayi emisyonları ise 2020’de yüzde 6,2 ile en mütevazı düşüşü yaşadı, ancak 2021’de yüzde 3,6 artarak 2019 seviyelerinin yarısından biraz fazlasını oluşturdu. Bina sektörü de 2021’de sera gazı emisyonlarında en küçük artışı yaşadı ve 2020’ye göre yalnızca yüzde 1,9 arttı.

Enerji Kaynağına Göre ABD Elektrik Üretimi

Bu yıl emisyonların yörüngesi belirsizliğini koruyor. Enerji Bilgi İdaresi, doğal gaz fiyatlarının düşeceğini, ancak yine de pandemi öncesi seviyelerin üzerinde kalacağını ve bunun da kömür üretiminin ABD elektrik üretiminin yüzde 22’sine geri dönmesine neden olacağını tahmin ediyor.

Uluslararası Taahhütlere Göre Net ABD Sera Gazı Emisyonları

Bu yılki emisyon artışı, ABD’nin, Biden yönetiminin Paris Anlaşması kapsamında belirlediği emisyonların 2030 yılına kadar 2005 seviyelerine göre %50-52 azaltımı hedefinden uzakta olduğunu gösteriyor. ABD seragazı emisyonları 2021’de 2005 seviyelerinin %17.4 altındaydı. Rhodium Group’a göre ise 2020’de 2005 seviyelerinin %22.2 altında kaldı.

Kısa vadede karbon emisyonlarını azaltmak için sınırlı seçenekler var. Scientific American’ın bildirdiğine göre, endüstri tarafından salınan CO2’nin yaklaşık dörtte birinden sorumlu olan karbon yakalama gibi teknolojik çözümler genellikle pahalı veya mevcut değil . ABD yönetiminin yenilenebilir enerjiyi, hâlâ fosil yakıtların hakim olduğu pazarlarda rekabet edebilir hale getirmesi ve Amerikalı tüketicilerin, buzdolabı veya su ısıtıcıları gibi yüksek emisyonlu ürünleri değiştirmek için istekli olması gerekiyor.

Sektörü yakından takip eden analist Corey Cantor, ABD emisyonlarının yüzde 31’ini oluşturan ulaşım sektöründe, elektrikli araç alımlarının, 2020’nin tamamında satılan 320.000 EV’ye kıyasla, 2021’in ilk üç çeyreğinde 435.000’e yükseldiğine dikkat çekti. Ancak Uluslararası Enerji Ajansı‘nın raporunda, elektrikli otomobiller şu anda artan seyahat oranlarından ve elektrikli olmayan binek araç satışlarından kaynaklanan artan emisyonları dengeleyemediğine vurgu yapılıyor.  

Enerji Enformasyon İdaresi rakamlarına göre, 2021’de 5 gigawatt’tan daha az kömür kapasitesinin emekli olmasının ardından, bu yıl yaklaşık 12 gigawatt’lık kömür kapasitesinin kullanımdan kaldırılması planlanıyor .

İklim uzmanları uyarıyor: Türkiye’nin bu yıl alacağı kararlar 2053’e giden yolu belirleyecek

Geçen yıl Paris Anlaşması‘na taraf olan ve 2053 için net sıfır emisyon hedefi açıklayan Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele projeksiyonu için atılan ilk adımlardan biri, kamu kurumları, yerel yönetimler, uzmanlar, iş dünyası, uluslararası kuruluşlar, özel sektör ve STK’lerden 500’den fazla konuşmacının katkı sağladığı toplantılarla başlayan İklim Şurası oldu. Şura gelecek ay, sonuç bildirgesini yayımlayacak. 

Emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum, adil dönüşüm, karbon emisyonu ticareti gibi konularda uzman ve paydaşları bir araya getiren şuranın, Türkiye’nin ulusal katkı beyanının katılımcı ve kapsayıcı olması için önemli bir araç olacağı ifade ediliyor.

Ayrıca hazırlıkları devam eden İklim Kanunu‘nun bu yıl tamamlanması ve  Türkiye’nin Mısır’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 27. Taraflar Konferansı’nda (COP27) güncellenmiş ulusal katkı beyanını sunacağı tahmin ediliyor.

Şahin: İlk adım yeni kömürlü santrallerinin iptal  açıklaması olmalı

Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesi açısından bu yılın yoğun bir gündeme sahip olacağını belirten iklim uzmanları, yol haritalarının belirlenmesindeki ilk ve en etkili adımın kömürden çıkış stratejisi açıklamak olduğunu dile getiriyor.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin,  Türkiye’nin 2022’ye “iklim politikalarını bütünüyle değiştirme” iddiasıyla girdiğini söyledi.

Ancak bütün adımların aynı anda atılması veya her sorunun aynı anda çözülmesi gerekmediğinin altını çizen Şahin, “O nedenle Türkiye’nin aşamalı bir yaklaşım belirlemesi doğru olur. İlk adım olarak yeni kömürlü termik santral lisanslarının tamamının iptal edildiğinin açıklanması gerekir. Bu adım ulusal katkı beyanı hazırlıkları tamamlanmadan yapılabilir ve Türkiye’nin 2053’te net sıfır emisyon hedefi yolundaki samimiyetini ispat etmiş olur. Ayrıca böyle bir karar bundan böyle enerji politikalarının iklim gerekleriyle uyumlaştırılacağını ilan etmek anlamına gelecektir.” diye konuştu.

Şahin, en uygun ikinci adımın yaş ve kirleticilik kriterlerine göre 2030’a kadar mevcut kömürlü termik santrallerin hangilerinin ve hangi sırayla kapatılabileceğinin belirlenmesi ve açıklanması olduğunu ifade etti.

‘Ulaşımda karbon emisyonu azaltılmalı’

Ulusal katkı beyanıyla kömürden tamamen çıkış tarihinin de açıklanması gerektiğini anlatan Şahin, şöyle devam etti:

“Bizim çalışmalarımız bu tarihin en geç 2035 olması gerektiğini ortaya koyuyor ancak bu tarih gelmeden zaten mevcut santrallerin önemli bir kısmının kapatılması gerekiyor. Türkiye’nin uzun vadeli bir kömürden çıkış tarihi belirleyip bu tarihe kadar bütün kömürlü santralleri tam kapasite çalıştırmayı düşünmesi yapacağı en büyük hata olur. Türkiye’nin bu yıl atması gereken üçüncü adım petrol bağımlılığını azaltacak iddialı bir elektrikli ulaşım planı hazırlamak. Ulaşımda başta karayolu yük taşımacılığı olmak üzere yüksek karbon emisyonundan sorumlu ulaşım araçlarının payının azaltılmasına ve birkaç yıl içinde artık sadece elektrikli araçlar üretilmesine yönelik bir otomotiv stratejisi en kısa zamanda geliştirilmelidir. Aksi takdirde Türkiye’nin en önemli sanayi sektörlerinden biri olan otomotiv önümüzdeki birkaç yıl içten yanmalı motorla çalışan araç siparişleriyle mevcut kirletici yolda kilitlenir. Oysa Türkiye’nin en hızlı dönüştürebileceği sektör Avrupa Birliği ülkelerine ihraç kalemleri arasında ulaşım araçları önemli yer tuttuğu için otomotivdir.”

‘Yeşil Mutabakat kanunu hazırlıkları yapılmalı’

Şahin, Türkiye’nin metan salımlarını durdurmak için de harekete geçmesi ve bu konuda eylem planı hazırlaması gerektiğini belirterek, “Bu yıl atılması gereken ilk dört adımın ardından ulusal katkı beyanının COP27’ye kadar hazırlanması, 2023 için de iklim kanunu ve yeşil mutabakat kanunu hazırlıkları yapılması gerekiyor. Türkiye yeni katkı beyanında 2030 için mutlak azaltım hedefi almalıdır. Bu hedef de bilimsel çalışmalarla ve sektörlerin ve uzmanların katıldığı bir diyalog içerisinde belirlenmelidir.” dedi.

‘Kömürden çıkış 2035’te emisyonları yüzde 82,8 azaltabilir’

Kömürün Ötesinde Avrupa Kampanyacısı Duygu Kutluay ise bu yıl somut adımlar atılmasının Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelenin sunduğu fırsatlardan bir an önce yararlanmaya başlaması için önemli olduğuna dikkati çekerek, “Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine ulaşması için yapması gereken en etkili ve kolay adım iklim değişikliğine neden olan küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 46’sı, elektrik sektörü sera gazı emisyonlarının da yüzde 72’sinin sorumlusu olan kömürden vazgeçme hedefi koymak” dedi.

Yaptıkları modellemeye göre, kömürden çıkışların karbon emisyonlarını 2035’te yüzde 82,8 azaltacağını ve elektrik üretiminde tamamı yerli ve yenilenebilir kaynakların payının iki katına çıkacağını anlatan Kutluay, Türkiye’nin zengin yenilenebilir kaynakları sayesinde yapacağı enerji dönüşümünün enerji bağımsızlığını sağlamasının yanı sıra bu alanda lider konuma geçmesine de ön ayak olacağını vurguladı.

‘Emisyon Ticaret Sistemi temiz kaynaklara yatırımı hızlandıracak’

Ember Elektrik ve İklim Veri Analisti Ufuk Alparslan da Türkiye’de 2021’de ilk kez rüzgar ve güneşten üretilen elektriğin daha ekonomik hale geldiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

“Bu yıl Türkiye’nin özellikle Emisyon Ticaret Sistemi’ne (ETS) ilişkin çalışmalarını hızlandırmasını bekliyoruz. 2023’te başlayıp 2026’da ilk kez finansal yükümlülük doğuracak Sınırda Karbon Vergisi uygulaması nedeniyle ekonomik açıdan daha da önem kazanan ETS, temiz teknolojilere yönelimi hızlandıracak ve ülkemize yenilenebilir enerji yatırımları için yeni kaynak yaratacaktır. ETS konusunda Türkiye’de uzun yıllardır altyapı çalışmalarının olduğunu biliyoruz. Yılın ilk çeyreğinde düzenlenmesi düşünülen İklim Şurası’nda bu konu daha detaylı olarak kamuoyunda da tartışmaya açılabilir.”

 

 

Türkiye’de içme suyu barajlarındaki doluluk oranları yükseldi

Türkiye genelinde ekim 2021 itibariyle artan yağışların, içme suyu barajlarında doluluk oranlarını yükselttiği öğrenildi.

Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa‘daki içme suyu barajlarında 10 Ocak itibariyle geçen yılın aynı tarihine kıyasla yüzde 9 daha fazla su bulunuyor.

İstanbul’un beş, altı aylık suyu var

AA‘nın Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgiye göre, 1 Ekim 2021-10 Ocak 2022 döneminde Türkiye genelinde kümülatif yağışlar uzun yıllar ortalamalarına göre yüzde 17,2 azaldı. Ancak, 2021 su yılına göre yüzde 62,5 artış gösterdi.

İstanbul’a içme suyu sağlayan barajların toplam aktif doluluk oranı 10 Ocak itibarıyla yüzde 48 seviyesinde bulunuyor. Geçen yıl aynı tarihte bu oran yüzde 19 seviyesindeydi. Barajlarda yaklaşık 421 milyon metreküp kullanılabilir su bulunurken 10 Ocak’ta şehre verilen su miktarı yaklaşık 2,5 milyon metreküp olarak gerçekleşti. Hiç yağış almasa dahi İstanbul’un 5,6 aylık suyu bulunuyor.

Ankara’daki barajlarda ise 10 Ocak itibarıyla doluluk oranı yüzde 8 olarak hesaplandı. Geçen yıl bu oran yüzde 9,6 seviyesindeydi. Ankara’ya içme suyu temin eden barajların depolama kapasitesinin diğer illere göre çok daha büyük olması nedeniyle kentin su yeterlilik durumunun yalnızca doluluk oranları üzerinden değerlendirilmemesi önem taşıyor. 1 milyar 400 milyon metreküp depolama hacmine sahip Ankara barajlarında halen 113 milyon metreküp su bulunuyor.

Hiç yağış olmaması durumunda bile başkentteki barajlarda 4,5 aylık ihtiyacı karşılayacak miktarda su yer alıyor.

İzmir’in 16 aylık suyu bulunuyor

İzmir’e içme suyu sağlayan barajların toplam aktif doluluk oranı yüzde 23 seviyesinde bulunuyor. Bu oran geçen yıl 10 Ocak itibarıyla yüzde 20 seviyesindeydi. Kentteki barajlarda yaklaşık 167 milyon metreküp kullanılabilir su bulunuyor. Hiç yağış almasa bile İzmir’in yaklaşık 16 aylık suyu bulunuyor.

Bursa’ya içme suyu sağlayan barajların toplam aktif doluluk oranı geçen yıl 10 Ocak itibarıyla yüzde 13 seviyesindeyken bu yıl yüzde 30 seviyesine ulaştı. Kente içme suyu temin eden barajlarda halihazırda 20 milyon metreküp kullanılabilir su bulunuyor. 10 Ocak’ta şehre verilen su miktarı 300 bin metreküp olarak kaydedildi. Hiç yağış almasa bile Bursa’nın 2 aylık suyu verilmeyi bekliyor.

Kış bastırdı, hayvan dostlarımızı unutmayalım!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) ve kendi yaptığımız hava öngörülerine göre, hava sıcaklıklarının bugünden (12 Ocak Çarşamba)  itibaren Türkiye’nin kuzeybatısından başlayarak ülke genelinde hissedilir derecede (yaklaşık olarak 6 ila 12 santigrat derece) azalacağı, hafta sonuna kadar ülkenin kuzey, iç ve batı bölümlerinde mevsim normallerinin altında, güney bölümlerinde mevsim normalleri dolayında olacağı beklenebilir.

Kuzey ve Doğu Avrupa’dan gelmesi beklenen soğuk ve nemli hava kütlesiyle desteklenen ve merkezi Ege Denizi ve Orta-Doğu Akdeniz havzasında yerleşecek olan bir cephesel orta enlem siklonuyla bağlantılı soğuk ve yağışlı, yer yer kuvvetli rüzgârlı ve fırtınalı hava sistemin etkisiyle, çarşamba günüyle birlikte yağışların Marmara Bölgesi’nden başlayarak iç ve doğu bölgelerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde görüleceği öngörülüyor. Soğuk ve yağışlı hava sisteminin önümüzdeki hafta başıyla birlikte etkisini kaybetmesi bekleniyor.

Kuşlar ve yaban hayatı için zor günler

Her yıl benzer afet boyutundaki kar yağışlı ve çok soğuk hava koşulları yaşandığında yaptığım bu uyarımı şimdi bir kez daha paylaşıyorum:

“Tüm doğa, ekoloji/ekosistem ve kuş dostlarına:

Havalar soğudu, doğa ve sokaklardaki güzel dostlarımız kuşları ve hayvanları unutmayalım.

Çoğunuzun yaşamakta olduğu ve/ya da basından izlediği gibi, soğuk/çok soğuk, yağmur, karla karışık yağmur ve kar ile yoğun kar yağışlı hava koşulları, Türkiye’nin önemli bir bölümünde etkili olmaktadır ve önümüzdeki günlerde de etkili olabilecektir.

Hepinizin bildiği gibi, kar örtüsü kentlerin içinde kısa sürede eriyip kalksa bile, kırsal çevrede, ovalarda ve platolarda, özellikle yüksek tepelik ve dağlık alanlardaki kalın ve yaygın kar örtüsünün erimesi için bazen birkaç ayın geçmesi gerekebilir. Bu genelleme, hemen her yıl için geçerlidir.

Bu yüzden, kuşları, o minik, çok güzel ve ekolojik denge açısından çok yararlı dostlarımızı lütfen besleyelim. Onları, sokakta, bahçede ya da balkonumuzda, yumuşatılmış bayat ekmek, buğday, mısır, her türlü darı, kanarya ve muhabbet kuşu yemleri ve bulgur ile besleyebiliriz. Bu kentlerde yaşayanlarımız için çok kolaylıkla uygulanabilir bir yardım biçimi.

Bu arada, kırsal çevrede ya da ona yakın yerlerde yaşayanlarımız da, tavşan, sincap, tilki, çakal, kurt, vaşak, karakulak, yaban koyunu ve keçisi, geyik, ördek, kaz, kuğu, vb. sevgimize ve yardımımıza muhtaç öteki hayvan dostlarımızı da çoğunlukla özel bir harcama gerektirmeden hazırlayabileceğimiz yemlerle besleyebilir.

Yardım etmek zor değil

Lütfen bu günlerin onlar için çok zor ve ağır geçeceğini unutmayınız. Onların, özellikle bu günlerde hepimizin yakın ilgisine gereksinimleri var. Belki de, daha şimdiden yüzlercesi açlıktan ve soğuktan öldü ya da ölmek üzere. Bir bölümü de, onların açlıklarından ve düşkünlüklerinden yararlanılarak yapılan katliamlarla yok edilmek isteniyor.

KORUNAKLI SOKAK VE BAHÇE KENAR VE KÖŞELERİNE YA DA UYGUN KAPI ÖNLERİNE SU KAPLARI BIRAKABİLİRİZ: Kedi köpek ve kuşların su kaynağı olarak kullandığı küçük birikintiler kış aylarının gelmesi ile beraber donduğu için su bulmakta zorlanabilirler. Sokak hayvanlarının su ihtiyacını karşılamak için de yapacağımız iş çok kolaydır. Büyük bir pet şişeyi yarısından keserek iş görecek bir su kabı yapabiliriz. Ara sıra da su kabındaki suyun donup donmadığını ve temizliğini de kontrol etmemiz gerekiyor.

TEMEL YEMEK GEREKSİNİMLERİNİ KARŞILAYABİLİRİZ: Fazla gelen ya da yenmeyip kalan yemeklerle sokak hayvanlarının yemek ihtiyaçlarını karşılayabiliriz. Ama artan yemekleri sokak hayvanlarına verirken dikkatli olunmalı. Bozulmuş yemekler kesinlikle verilmemeli. Yemekler bir kap içinde verilmeli. Bunun için evde bir kap hazırlanabilir. Bunun için büyük pet su kapları kullanılabilir. Sokak hayvanlarına özel yemek de yapılabilir.

TEMEL SAĞLIK DESTEĞİ SAĞLAYABİLİRİZ: Kuşkusuz yaralı ya da hastalanmış sokak hayvanları ile karşılaşıldığında yapılması gereken ilk iş veterinere götürmektir. Eğer veterinere götürme olanağımız yoksa, hayvana eczanede satılan Betadin gibi acıtmayan tendürdiyotlar ile pansuman yapabilir, tahriş olmuş akan gözlerine yine eczanede satılan antibiyotikli göz damlalarından damlatıp göz pomadı (Teramicyn) sürebiliriz. Ama en doğru çözüm onun bir veterinere götürmektir.

BASİT BARINAKLAR YAPABİLİRİZ: Evde bulunan ya da bulunmasa bile kolayca ulaşabileceğimiz malzeme (ör. kâğıt ve plastik atık toplama kutularından, bakkal ve marketlerden) ve eşyalar ile barınak yapabiliriz. Sokak hayvanları için yaptığımız barınakları bahçe ve sokaklardaki ya da kapı önlerindeki uygun ve güvenli bir köşeye bırakarak kış aylarında sokak hayvanlarının soğuktan korunmasını sağlayabiliriz.

Barınak yapmak için gerekli temel malzemeler şöyle: Kedi-köpeklerin içerisinde rahat edebileceği büyüklükte bir karton koli. Kutunun çevresini kaplayacak sayıda çöp torbası ya da naylon. Kutunun altı tarafını da kaplayacak sayıda köpük; koli bandı, maket bıçağı, cetvel, vb…

Herkes kendi becerisini ya da yaratıcılığını kullanarak basit bir barınak yapabilir.”

*

Not: Bu bir bilimsel yazı değildir, yaklaşık son 20 yıldır hemen her yıl yeri ve zamanı geldiğinde, güncellenerek ve gönülden geldiği biçimde yazılmaktadır.

 

Organik domates için sekiz ülkeden ortak proje

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, domatese zarar veren hastalık ve zararlılara karşı biyolojik mücadele yöntemi için çalışma başlattı. Domatesin, kimyasal kullanmadan organik üretimi amacıyla geliştirilen proje, Avrupa Birliği‘nin (AB) PRIMA programı kapsamında kabul edildi. Domatese zarar veren mikroorganizmalara karşı biyolojik mücadeleyi sağlayacak projenin deneme çalışmaları üç yıl sürecek.

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Departmanı öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Karaca tarafından yürütülen projede, Türkiye’nin yanı sıra Akdeniz‘e kıyısı bulunan İtalya, Portekiz, İspanya, Yunanistan, Tunus, Cezayir ve Fas yer alıyor.

‘Hedefimiz ekosistemin doğal dengesini sağlamak’

Nurettin Arkan‘ın DHA‘da yayımlanan haberine göre, projenin mimarı Prof. Dr. İsmail Karaca, ASTER adı verilen proje ile tarımsal ekosistemde biyoçeşitliliği koruyarak doğal dengenin sağlanması ve sağlıklı ürün elde edilmesinin amaçlandığını söylüyor:

“Proje kapsamında kimyasal kullanılmaması planlanıyor. Esas hedefimiz, ekosistemin doğal dengesini sağlamak. Zaman zaman ekosistemi bozan etmenler olabiliyor. Üreticilerimiz hemen bu noktada kimyasala sarılıyor. Kimyasal mücadele onlar için birinci alternatif oluyor. Türkiye olarak projedeki görevimiz, kimyasala alternatif olabilecek diğer yöntemleri devreye sokmak. Doğal dengenin bozulduğu yerde herhangi bir zararlı geldiği zaman buna karşı yararlı böcekler ya da bir mantar türü olan entomopatojen funguslar üzerinde baskı kuran doğal ürünlerimiz var. Bunlardan yararlanarak, bu proje çerçevesinde sağlıklı domates ürünü elde etmeyi planlıyoruz.”

‘Üreticiler kimyasala başvuruyor’

Kış aylarında Antalya‘da, yaz aylarında ise Isparta çevresinde domates yetiştiriciliğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Karaca, “Bölgemizde domates üretimi artışına paralel olarak sorunlar da artmakta. Üründeki hastalık, zararlılar noktasında üreticiler kimyasal savaşa başvuruyor. Bu da doğal dengenin bozulmasına, çevre kirliliğine, su kaynaklarının kirlenmesine neden oluyor. Amacımız, minimum düzeyde dışarıdan girdi kullanarak, sağlıklı domates elde etmek” diyor.

AB’den projeye 1 milyon 44 bin lira destek

Türkiye’nin dünyada domates üretiminde üçüncü sırada yer aldığını aktaran Prof. Dr. Karaca, bu bölgedeki üreticilere proje hakkında eğitim verileceğini söyledi. Zaman zaman yurt dışına ihraç edilen domateslerde kimyasal tespit edilmesi ile ürünlerin geri gönderildiğinin hatırlatan Prof. Dr. Karaca, projeye Avrupa Birliği’nin PRIMA programı kapsamında Türkiye’ye 1 milyon 44 bin lira destek sağlayacağını ifade etti.

Prof. Dr. Yüksel Ardalı su kullanımıyla ilgili uyardı: Kişi başına düşen su miktarı gittikçe azalıyor

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi, Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yüksel Ardalı, kuraklığın yakın geleceğin önemli bir problemi olacağını belirterek suyun kullanımıyla ilgili uyarıda bulunuyor.

Prof. Dr. Ardalı, “Kişi başına düşen su miktarı yıllar geçtikçe azalıyor. Su indeksi hesaplandığında Türkiye’de, yıllık içme suyunun kişi başına bin 700 metreküpün altına düştüğü durum anlamına gelen ‘su stresi’ henüz başlamamış görünüyor. Fakat sıcaklık artışları böyle devam ederse bize de çok yakın olduğunu söyleyebiliriz. Birkaç sene içerisinde su sıkıntısının artacağını görebiliyoruz” diyor.

‘Çok yağış olması su kaynaklarının dolacağı anlamına gelmez’

Barış Budanoğlu ve Mustafa İnan’nın DHA‘da yayımlanan haberine göre, su kaynaklarının azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Ardalı, fazla yağışın su kaynaklarını dolduracağı anlamına gelmediğini söylüyor:

Bütün dünyada su kaynaklarının kirlenmesi büyük bir problem. Bizi bekleyen başka bir şey var; suların azalması ile birlikte kirlilikler daha konsantre olacak. Bizlerin de suyu kullanılabilir hale getirmemiz problem oluşturacak. Yağış olduğu için su problemi yaşanmayacağı düşünülebilir, fakat şehir merkezleri çoğunlukla beton. Yağışlar yer altı sularına karışmıyor, denize doğru gidiyor. Denize gittikten sonra o suyu kullanabilmek için maliyeti yüksek işlemler gerekiyor. Kısacası çok yağış olması su kaynaklarımızın dolacağı anlamına gelmiyor. Bir anda fazla yağış olması da sel gibi afetlere neden oluyor.”

Fotoğraf: Barış Budanoğlu /SAMSUN-DHA

‘Su için mutlaka harekete geçmemiz gerekiyor’

Su kullanımının önemine de değinen Prof. Dr. Ardalı, su kaynaklarının azalmasıyla kirlilik konsantrasyonlarının arttığına da dikkat çekiyor:

Su kaynaklarındaki azalmayla kirlilik konsantrasyonları artıyor. Örneğin anneyi karnındaki bebeğe bağlayan kordonda mikroplastik bulunuyor. Bunlar gerçekten çok önemli. Bu yüzden bir an önce önlemlerin alınması, harekete geçilmesi gerekiyor. Suların dikkatli kullanılması gerçekten çok önemli. Bunun da ötesinde endüstride ve tarımda kullanılan suyun çok iyi yönetilmesi gerekiyor.

Halka, çeşmeden gelen suyun içme suyu arıtma tesisinden çıktığını anlatmamız lazım. Biz ne yapıyoruz bu suyla, bahçe suluyoruz, araba yıkıyoruz, tuvalette kullanıyoruz. Bu gerçekten büyük bir israf. Tuvalette kullanılan suyun illa ki içme suyu olması gerekmiyor. Bu konuda bakış açımızı biraz değiştirmeniz gerekiyor. Ön hazırlığını yapıp su konusunda mutlaka harekete geçmemiz gerekiyor. Avrupa, hatta dünya bunu fark etti ve ‘Su Çerçeve Direktifi’ hazırladı. Büyük havzalar oluşturdu ve bu havzalardaki ne kadar içilebilir ne kadar kullanılabilir şekilde analizler yaptı.”

Su ve deterjana ihtiyaç duymayan çamaşır makinesi için çalışmalara başlandı

Güney Kore menşeili teknoloji firması LG, su ve deterjana ihtiyaç duymayan bir çamaşır makinesi üzerinde çalışmaya başladıklarını açıkladı. Firma, yakında laboratuvar ortamında ilk prototipin üretileceğini de duyurdu.

Söz konusu çamaşır makinesinde su ve deterjan yerine karbondioksit kullanılacak.

Piyasaya sürülmeden iki yıl çeşitli testler uygulanacak

Bu girişim, sıkı güvenlik düzenlemeleri nedeniyle yasaklansa da son paylaşılan raporlarda Güney Kore Ticaret Bakanlığı‘nın susuz çamaşır makinesi denemeleri için onay verdiği belirtildi.

Çalışmaları devam eden çamaşır makinesinde karbondioksit gaz halde değil, sıvı halde kullanılacak. Bunun için karbondioksidin sıcaklığının basınçla çok düşük derecelere indirilmesi gerekiyor. Karbondioksit gaz halden sıvıya dönüştürüldüğünde kirliler artık deterjan ve suya ihtiyaç olmadan temizlenebilecek.

İnatçı lekeler sıvılaştırılmış karbondioksidin viskosizite ve yüzey gerilimi aracılığıyla çıkarılacak. Yıkama işleminden sonra makine, sıvı karbondioksidi tekrar gaz formuna çevirecek ve sonraki yıkamada tekrar kullanabilecek.

Yeni teknolojiyle gelecek ilk ürün için piyasaya sürülmeden iki yıl boyunca çeşitli testler uygulanacak. Eğer makine bu testleri başarıyla geçerse önümüzdeki yıllarda raflarda yerini alabilecek.

İstanbul’da kar yağışı başladı

İstanbul Silivri‘nin yüksek kesimlerinde kar yağışı devam ediyor. Büyükçekmece ve Çekmeköy‘de zaman zaman tipi şeklinde kar yağışı görülüyor.

Sağanağın sürdüğü Sarıyer‘in sahil kesiminde kuvvetli rüzgar etkili oluyor.

İstanbul Deniz Otobüsleri‘nden (İDO) yapılan duyuruya göre, fırtına nedeniyle 07.30 Bursa-Yenikapı-Kadıköy-Kabataş, 07.45 Bandırma-Yenikapı-Kadıköy, 08.30 Bursa-Armutlu-Armutlu Tatil Köyü-Yenikapı-Kadıköy, 09.00 Bursa-Armutlu-Armutlu Tatil Köyü-Yenikapı-Kadıköy, 09.15 Kabataş-Kadıköy-Yenikapı-Bursa, 10.30 Bursa-Yenikapı-Kadıköy-Kabataş, 11.35 Kadıköy-Yenikapı-Bursa, 13.15 Kabataş-Kadıköy-Yenikapı-Bursa ve 14.30 Bursa-Yenikapı-Kadıköy seferleri iptal edildi.

Sabah saatlerinde bazı İstinye-Çubuklu arabalı vapur seferleri hava muhalefeti nedeniyle yapılamadı.

İstanbul’u turlayan köpek Boji’nin artık bir evi var

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’da birçok toplu ulaşım aracında dolaşmasıyla ünlenen Boji’nin artık bir evi olduğunu duyurdu.

Boji, iş insanı Ömer Koç‘un evinde kalacak.

‘Boji’nin artık özgürce koşabileceği yuvası var’

İmamoğlu, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda Boji’nin artık bir yuvası olduğunu şöyle duyurdu:

Boji’nin artık rahatlıkla dolaşabileceği, özgürce koşabileceği bir yuvası var. İstanbul’un dünyaca meşhur köpeği Boji’yi sahiplenen iş insanı Ömer Koç’a teşekkürler. Boji’nin, ona zarar vermek isteyen insanlardan uzak, korunaklı, dilediği gibi koşturabileceği bir yuvası olacak.”

Boji daha önce tramvayda kaka yaptığı iddiasıyla hedef gösterilmiş, ancak kamera görüntüleriyle kendisine kumpas kurulduğu ortaya çıkmış ve kumpas kuran kişi hakkında da suç duyurusunda bulunulmuştu.

Bir süreliğine korunmak için barınağa alınan Boji için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Murat Ongun, geniş arazisi olan bir aile aradıklarını söylemişti.

Birleşik Krallık hükümetine iklim stratejisi nedeniyle dava açılıyor

Birleşik Krallık hükümeti, emisyonlarda vaat edilen kesintileri sağlamak için gereken politikaları yasalaştırmadığı için dava ediliyor.

ClientEarth (CE) ve Friends of the Earth (FoE) tarafından hazırlanan dilekçe çarşamba günü mahkemeye sunuldu. CE, yasal karbon bütçelerinin karşılanmamasının gençlerin ve ailelerin yaşam haklarını etkileyeceği için İnsan Hakları Yasası‘na aykırı olacağını da belirtiyor.

‘Gerçek dünya politikalarını içermeli’

Birleşik Krallık’ın iklim stratejisi ekim ayında yayınlandı. 2030 yılına kadar yeni fosil yakıtlı arabaların ve 2035 yılına kadar gaz satışına son verme taahhütlerini içeriyordu. Ancak, stratejinin nasıl uygulanacağı veya gelecekte elde edilecek emisyon kesintileri belirtilmedi. Avukatlar, sıfır karbonlu havacılık yakıtları ve karbondioksidi doğrudan havadan çekip gömmek gibi spekülatif teknolojilere dayandığını söylüyor.

ClientEarth, son yıllarda yetersiz hava kirliliği politikaları nedeniyle hükümete üç kez dava açmış ve kazanmıştı. Friends of the Earth da, bakanlara çevre suçlarıyla ilgili davalar açmış ve kazanmıştı.

Guardian‘da yayımlanan habere göre, hem CE hem de FoE, İklim Değişikliği Yasası‘nın, bakanların, karbon bütçelerini belirledikten sonra “makul olarak uygulanabilir olan en kısa sürede” karşılamak için politikalar oluşturmasını gerektirdiğini savunuyor. Net sıfır emisyon stratejisine dahil edilen değerlendirmenin Birleşik Krallık emisyonlarının 2035’te izin verilen seviyenin iki katı olduğunu, ayrıca 2025 ve 2030’daki hedeflerin eksik olduğunu belirtiyor.

CE’nin avukatı Sam Hunter Jones, “Net sıfır emisyon stratejisi, gerçek dünya politikalarını içermelidir. Daha azı, hükümetin yasal görevlerinin ihlalidir ve iklim krizine yönelik önlemlerin gecikmesi anlamına gelir” diyor.

‘İklim krizine en az neden olanlar en çok etkilenenler’

FoE’nin avukatı Katie de Kauwe ise hükümet stratejisinin çocuklar, engelliler gibi yasalarla korunan gruplar üzerindeki etkisini değerlendirmede başarısız olduğunu iddia ediyor:

 “İklim krizine en az neden olanların en çok etkilenenler olduğunu biliyoruz. İklim planlamaları, en savunmasız kişiler göz önünde bulundurularak tasarlanmalı, bu eşitsizlikleri tersine çevirmeye dayanmalıdır.”

‘Hükümet teklifin emisyonlar üzerindeki etkisini ölçmedi’

Hükümetin resmi danışmanları olan İklim Değişikliği Komitesi (CCC), ekim ayında net sıfır stratejisinin “ileriye doğru büyük bir adım” ve G20 ülkeleri arasında en kapsamlısı olduğunu söylemişti. Ancak, değerlendirmesinde şu ifadelere de yer vermişti: “Hükümet, her bir politikanın ve teklifin emisyonlar üzerindeki etkisini ölçmedi. Politikaların hedeflerine nasıl ulaşacağı belli değil.”

İddiaların sunulmasının ve hükümetin savunmasının alınmasının ardından, yüksek mahkeme davanın açılıp açılmayacağına karar verecek.

Ekim’de açıklanan strateji belgesinde ne var?

Sera gazı emisyonlarını 2050 yılına kadar net sıfıra ulaştırma taahhütünde bulunan Birleşik Krallık hükümeti, bu hedefe nasıl ulaşacağına dair yol haritasını 20 Ekim 2021 tarihinde açıklamıştı.

Strateji kapsamında 2030’a kadar Birleşik Krallık’ta 440 bin yeni iş imkanının oluşması ve özel sektörün 90 milyar sterlinlik yatırım yapması bekleniyor.

Ülkenin ısı pompaları, elektrikli araçlar, karbon yakalama ve depolama ve hidrojen gibi düşük karbonlu teknolojilerde rekabet avantajı kazanmasına yardımcı olmak da yol haritasının hedefleri arasında.

Bu stratejiyle birlikte, 2035 yılına kadar tüm elektriğin “arzın güvenilirliğine bağlı olarak” temiz enerji kaynaklarından sağlanması hedefleniyor.