Ana Sayfa Blog Sayfa 1059

CHP: Sanayideki üç günlük elektrik kesintisinin zararı tüketiciye yansıyacak

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, ülke genelinde 24 Ocak’ta saat 00:00’ dan itibaren organize sanayi bölgeleri ve dışındaki sanayi tesislerinde haftanın üç günü elektrik kesintisi uygulamasıyla ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle Meclis’te bir soru önergesi sundu.

CHP’li Gülizar Biçer Karaca, “İran’dan gelen doğalgazın kesintiye uğraması ile birlikte enerjide bir ‘B’ planı olmayan Türkiye, enerji alanında ciddi sıkıntıya girmiştir. Kesintinin üretimi sekteye uğratmasının ve sanayiciyi zarara sokmasının yanısıra, ilerleyen süreçte üç günlük kaybın/zararın tüketiciye yansıyacak” diyor.

‘Tüketiciye yansımaması için önlem alınacak mıdır?’

Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in yanıtlanması istemiyle verilen soru önergesinde şu sorular yer alıyor:

  • 24.01.2022 tarihi itibarıyla sanayi bölgelerine uygulanan elektrik kesintisinin toplam maliyeti ne olacaktır?
  • Sanayi bölgelerine uygulanan elektrik kesintisinden toplam kaç sanayici etkilenecektir?
  • Zarara uğraması kaçınılmaz olan sanayiciler açısından yaşanan bu kesintinin zararlarını en aza indirmek için yürütmekte olduğunuz bir çalışma veya uygulamaya geçireceğiniz bir eylem planı var mıdır?
  • Sanayi bölgelerine uygulanan kesinti sonucu oluşacak zarar ve kaybın ilerleyen süreçte son tüketiciye yansımaması için önlem alınacak mıdır
  • Enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke olan Türkiye’nin gelecek dönem/yıllarda da benzer sorunları yaşamaması için gerekli eylem planları belirlenecek midir?
  • Silivri ve Tuz Gölü gibi Türkiye genelindeki depolama alanlarında Türkiye’nin ihtiyacı kadar depolama yapılmış mıdır? Yapılmadıysa bunun sebebi nedir?
  • Bu depolama alanlarındaki miktarı dışarıdan enerji ikmalinin olmadığı varsayıldığında Türkiye’nin kaç günlük enerji tüketimini karşılayacak düzeydedir?
  • 24.01.2022 itibarıyla Türkiye genelindeki depolama alanlarının toplam yüzde kaçı doludur?
  • Enerjide dışa bağımlı olan Türkiye’nin yaşadığı doğalgaz ve elektrik kesintisi ile birlikte yerli ve alternatif enerji kaynaklarına olan zorunlu ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Yerli ve dışarıdan alınan enerjilere alternatif olabilecek enerji kaynaklarına yönelik bir çalışmanız ya da projeniz var mıdır? Var ise bu çalışma ve projelerin detayları nedir?
  • Güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının önünde bürokratik engellerin kaldırılarak; bu enerjilerin kullanımının teşvik edilmesine yönelik yeni düzenleme yapılacak mıdır?

İstanbul Havalimanı’nda yolcular ‘we need otel’ protestosu başlattı

İstanbul‘da yaşanan kar fırtınası nedeniyle dünden beri uçuşların duruldurulduğu İstanbul Havalimanı‘nda mahsur kalan yolcular “We need hotel/Otele ihtiyacımız var”  sloganlarıyla kalacak yer talep ediyor.

Dün gece havalimanında mahsur kalan yolculara uyumaları için karton dağıtılmıştı. Uçuşları durdurulan yolcular bir geceyi daha havalimanında geçirmemek için “We need otel” sloganları atmaya başladı.

İYİ Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclis Üyesi Ali Kıdık, sosyal medya hesabından turistlerin protestosunu “İstanbul Havalimanındaki protestoların taşkınlığa yol açmaması için çevik kuvvet polisi çağrıldı” diyerek paylaştı.

 

“We need hotel! / Otele ihtiyacımız var!” sloganları sonrası havalimanına Çevik Kuvvet polislerinin geldiği görüldü.

İYİ Partili Kıdık, protestoları duyurduğu tweetinden bir saat sonra havalimanına çevik kuvvet geldiğini “İstanbul Havalimanındaki protestoların taşkınlığa yol açmaması için çevik kuvvet polisi çağrıldı” diyerek paylaştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, İstanbul’da devam eden karla mücadele çalışmaları için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın talimatıyla İstanbul’a gelmiş, uçakları Atatürk Havalimanı‘na inmişti.

Atatürk Havalimanı’nın yoğun kar yağışına rağmen kullanılabiliyor olması nedeniyle İstanbul Havalimanı tekrar tartışma konusu oldu. Çok sayıda sosyal medya kullanıcısı “Niçin İstanbul Havalimanı’nı kullanmadılar?” diye sordu.

İstanbul Havalimanı, ekolojik koşulları ve kent merkezinin dışında da olması nedeniyle bilim insanları tarafından eleştirilmiş, alt ve üst yapısında da dayanaklı olamayacağına dikkat çekmişlerdi. Bölgenin daha önce kömür çıkarmak için kullanıldığı da biliniyordu. İnşaat sırasında çevrede yarattığı tahribat sıklıkla ifade edilmişti.

Dün gece yaşanan yoğun kar yağışı İstanbul Havalimanı’nın Turkish Cargo’ya hizmet veren tesisin çatısının da çökmesiyle sonuçladı.

Hipotermi ya da donma yaşayan sokak hayvanlarına nasıl yardım edebiliriz?

Türkiye, özellikle İstanbul avar kar fırtınasının etkisi altında. Yoğun kar yağışı ve soğuklar insanlar kadar, hatta daha fazla sokak hayvanların hayatını tehdit ediyor.

Hayvanları hastalıktan koruyabilmek için bir veterinere götürmek şart. Ancak soğuktan olumsuz etkilenen hayvanlara bireysel olarak da müdahale edebilir, onları hayata döndürebiliriz.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, kedi, köpek ve kırsal alanda yaşayan at, eşek gibi büyükbaş hayvanlarda donma ve hiportermi belirtilerinin nasıl ortaya çıktığını ve nasıl müdahale edilebileceğini Yeşil Gazete‘ye anlattı.

Ali Eroğlu, donma ve hipoterminin kedi ve köpeklerde nasıl ortaya çıktığını, “Kedi ve köpeklerin normal vücut ısıları 37-40 derece civarındadır. Bu 36,5’a düştüğü an itibaren etkileri ortaya çıkmaya başlar. Halsizlik, uyuşukluk, hareketsizlik, yerinden kalkmama ya da bir tarafa doğru yatıyorsa diğer tarafına dönememe gibi belirtilerden anlaşılabilir. Ayrıca solunum güçlüğü de hipotermi ya da donma belirtisi olarak görülebilir” diyerek anlatıyor.

At, eşek, inek gibi büyükbaş hayvanlardaki etkisini sorduğumuzda benzer belirtiler gösterdiğini söylüyor Eroğlu.

Peki, donma veya hipotermi geçirdiğini fark ettiğimiz bir hayvana ilk etapta nasıl müdahale etmeliyiz?

Ali Eroğlu, bir veterinerin ya da belediyelerin veterinerlik bölümlerinin aranmasının şart olduğunu söylüyor. Nedeni için, “Hayvanda kalıcı hasar olup olmadığı ancak muayene edilerek anlaşılır” diyor.

Sokakta titreyen bir hayvanı görüp evimize alıp ısıtmamız yanlış bir müdahale olur mu diye soruyoruz. Eroğlu, “donmaktan kurtarmış olursunuz” diyerek neler yapılması gerektiğini anlatıyor:

“Battaniye gibi bir şeyle örterek ılık, sıcak bir ortama almak gerekiyor. Ancak bizim tavsiyemiz bunları yaparken süratli bir şekilde bir veteriner hekim ya da belediye aranarak hayvanın süratli bir şekilde kliniğe veya barınağa götürülmesidir. Çünkü solunumu, kalp atışları ancak klinikte kontrol edilebilir. İlk etapta eve alarak ısıtabilirsiniz ve hayvanı donmaktan kurtarmış olursunuz ama hayvanın iç organlarına zarar gelmiş olabilir. Hayvan kendisine gelse bile iç organlarında kalıcı bir hasar meydana gelmiş olabilir. O nedenle hekime götürülmesi gerekiyor.”

Kapı önlerine bir kap mama bırakabiliriz

Soğuk havada vücut direncinin kuvvetli olması için sokak hayvanlarını beslemek de şart. Kapı önlerine bırakılacak bir kap yemek ve su hayat kurtarabilir.

İşte onlarla paylaşabileceğiniz bazı yemek önerileri:

  • Evde yaptığınız ve yemeyeceğiniz yemekleri çöpe atmak yerine plastik kaplara koyarak sokak hayvanlarına verebilirsiniz. Buradaki en önemli nokta ise yemek artıklarının bozulmamış olması. İnsana zarar veren hayvana da verebilir.
  • Et suyu ya da tavuk suyunun içerisine bayat ekmek doğrayabilir ve sokak hayvanların doymalarını sağlayabilirsiniz. Dilerseniz sakatatları da tercih edebilirsiniz.
  • Salam, sosis gibi besinler özellikle kısırlaştırılmış hayvanlar için zararlı olabilir. Bunların yerine marketlerden kolaylıkla bulabileceğiniz kuru mamalara yönelebilirsiniz.
  • Kuşlar için yarısını kestiğiniz pet şişelerin içine buğday ya da ıslatılmış ekmek koyabilirsiniz. Pencere önlerine yem koymak ya da yüksek yerlere ve ağaçlara ekmek saplamak da diğer seçenekler.
  • Düşük hava sıcaklıkları, kapının önüne koyduğunuz suyun donmasına neden olabilir. Bu nedenle belirli aralıklarla suyun donup donmadığını kontrol etmenizi öneririz. Donma süresini uzatmak için suyu oda sıcaklığından biraz daha sıcak bir şekilde koyabilirsiniz.
  • Veterinerler ve pet shoplarda satılan vitaminlerden sularına damlatarak vücut dirençlerini yükseltebilirsiniz.
  • Çantanızda kuru mama bulundurmanın mükemmel bir çözüm. Bu sayede yardıma ihtiyaç duyan daha fazla hayvanı kurtarabilirsiniz.
  • Dilerseniz hayvan barınaklarına da mama yardımı yapabilirsiniz.
  • Her gün hepsine mama yetiştiremeyebilirsiniz, maddi durumunuz el vermezse mahalle kasabınızdan gün sonu etlerini alarak canların karınlarını doyurabilirsiniz. Bunları haşlayarak verebilirsiniz.

Aracınızı çalıştırırken dikkat edin

Kedilerin, ısınma ihtiyacını karşılamak için en sık tercih ettiği yerlerden biri arabaların kaputların altı. Motorun sıcaklığından yararlanmak için kaputun altına ya da tekerleklerin üstüne sığınan küçük dostların zarar görmesini engellemek için yapmanız gereken ise oldukça basit: Aracınızı çalıştırmadan önce kaputa vurun. Kaputa vurduğunuzda o, uyarınızı anlayacak ve güvenliği için bulunduğu yeri terk edecektir.

Korunacakları yuvalar yapabilirsiniz

Sokakta yaşayan hayvanlar, özellikle de köpekler her zaman sığınacakları bir yer bulamıyor. Onlar için bedelsiz yuva yapıp dağıtan çok sayıda kişi ve kurum sosyal medya hesaplarından duyuru yapıyor. Bunları takip edip, edindiğiniz yuvaları onlar için korunakları yerlere koyabilir; isterseniz karton kutuları naylon ve straforla kaplayarak siz de birkaç yuva yapabilirsiniz.

 

‘Türkiye yolsuzluklarla mücadelede 180 ülke içinde 96’ıncı sıraya düştü’

Uluslararası Şeffaflık Örgütü, “2021 yılı Yolsuzluk Algı Endeksini yayımladı. Buna göre, Türkiye son 10 yılda en çok puan kaybeden ülkeler arasında yer alarak 38 puanla 180 ülke arasında 96’ıncı sıraya düştü.

Araştırma metodolojisine göre “0” puan en yüksek yolsuzluk algısına, “100” puan ise en düşük yolsuzluk algısına işaret ediyor. Uzmanların, sivil toplum örgütlerinin ve iş dünyası temsilcilerinin kamu kesimindeki yolsuzluğa dair algılarını yansıtan Yolsuzluk Algı Endeksi‘ndeki sıralama, uluslararası kurumların her ülke üzerine yürüttüğü araştırmalarla belirleniyor.

100’den fazla ülkede faaliyet gösteren örgüt, 1995’ten beri her yıl “Yolsuzluk Algı Endeksi” yayımlıyor.

2011 yılı endeksine dair dair hazırlanan raporda, tüm dünyada temel insan hakları ve özgürlük ihlallerinin endişe duyulacak seviyelere indiği ve bunun da yolsuzluğu arttırdığının altı çizildi.

BBC’nin aktardığına göre, sivil ve politik özgürlüklerin olduğu ülkelerde yolsuzluğun daha iyi kontrol altına alındığı kaydedilen raporda, dünya çapında otoriter rejimlerin demokrasilerin yerini almaya başlamasının yarattığı endişe de dile getirildi.

Endekse göre 131 ülke yolsuzluğa karşı 2021 yılında neredeyse hiçbir ilerleme kaydetmedi. 27 ülke ise son 10 yılda tarihi bir puan kaybı yaşadı. Bunlardan biri de Türkiye oldu.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü, endeks sonuçlarının temel demokratik ilkelerin, hukuk devletinin ve medya özgürlüğünün yolsuzlukla mücadelede vazgeçilmez olduğunu gösterdiği vurgusu yaptı. Cezasızlık uygulamaları da  yolsuzluğun yaygınlaşmasına ve sıradanlaşmasına yol açıyor.

Ayrıca bütçe şeffaflığı ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin hesap verilebilirlik konusunda temel ihlaller bulunuyor. Hem medya kuruluşlarına ve gazetecilere hem de sivil topluma yönelik baskı ve yıldırma politikaları da artmış durumda.

Öneriler kısmında da  yargı bağımsızlığı korunarak yolsuzlukla mücadelenin güçlenedirilmesi, kamu-özel işbirliği proje, ihale ve sözleşme süreçlerinin şeffaf ve açık yürütülmesi, projelerin kamu maliyesine oluşturduğu yükün toplumla paylaşılması yer aldı.

Türkiye, tüm AB üyelerinin gerisinde

2013’te Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkeleri arasında endekste ilk sırada olan Türkiye, 2021’de aynı grupta yedinciliğe indi. Avrupa Birliği üyesi ülkelerle karşılaştırıldığında ise 27 birliğe üye ülkeden de düşük puan alarak Bulgaristan‘ın ardından son sıraya yerleşti.

2020 ile kıyaslandığında ise iki puan kaybederek 10 sıra gerileyen Türkiye bu sıralamayla ekonomik, sosyal ve politik istikrarsızlığın yoğun olduğu, demokrasi ile yönetilmeyen birçok ülkenin arkasında kaldı.

Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 88 puan alan Danimarka, Yeni Zelanda ve Finlandiya‘nın ardından ikinci sırayı 85 puanla Norveç, İsveç ve Singapur paylaştı. Sıralamanın sonunda ise 13 puanla Suriye, Somali ve 11 puanla Sudan yer aldı. 

Son 10 yıl içinde Türkiye’yle birlikte küresel olarak en çok puan kaybeden ülkeler ise Avustralya, Bosna Hersek, Botsvana, Kanada, Şili, Kıbrıs, Guatemala, Honduras, Macaristan, Lübnan, Liberya, Lüksemburg, Mali, Moğolistan, Nikaragua, Filipinler, Polonya, Saint Lucia, Güney Sudan, Suriye, ABD ve Venezuela.

Avrupa’nın enerji krizi

Avrupa İklim Vakfı’ndan (ECF) Aslı Gemci, Avrupa’da yaşanan enerji krizine dair bir bilgi notu hazırladı.

Gemci, enerji krizi ve artan fiyatlarla ilgili olarak arz/talep dengesizliğindeki büyük ölçekli artışın, doğal gaz fiyatlarının yükselmesiyle sonuçlandığına, yüksek elektrik fiyatlarının; yetersiz yatırım ve kesintiler nedeniyle doğal gaz fiyatının görülmemiş ölçekte artışı sebebiyle yaşandığına, iklim politikalarının mevcut enerji fiyatları üzerindeki etkisinin ihmal edilebilecek kadar sınırlı gerçekleştiğine ve yenilenebilir enerjinin tüketicilerin yaşanan fiyat dalgalanmasından korunmasına yardımcı olduğuna dikkat çekti.

Aslı Gemci’nin derleyip çevirdiği analiz şöyle:

Rekor enerji fiyatları Avrupa’da krize yol açtı

Avrupa genelinde doğal gazın fiyatı, yılın başından beri %850 yükselerek Aralık 2021’de zirveye ulaştı. Ocak ayında önemli bir düşüş yaşayan doğal gaz fiyatı halen yüksek seviyede gerçekleşiyor ve geçen yılın ocak ayına göre dört kat daha yüksek seviyede gerçekleşiyor. Elektrik fiyatları da benzer bir eğilimle, özellikle FransaAlmanya ve İngiltere’de artış gösteriyor. Almanya’da elektrik fiyatları 2021’e göre %500’ün üzerinde arttı. İngiltere’de faaliyet gösteren 23 enerji perakendecisinin iflası, yaklaşık 3,7 milyon müşterinin etkilenmesine yol açtı ve bu durumun vergi mükelleflerine milyarlarca sterlin olarak yansıması olası görünüyor.

Petrol ve doğal gaz endüstrisi, iklim politikalarına ve fosil yakıtların kullanım ömrünü doldurmadan devreden çıkarılmasının yarattığı yatırım baskısına dikkat çekiyor. Diğerleri ise, krizin düşük rüzgâr hızı sebebiyle gerçekleştiğini belirtiyor. Bu açıklamalar ilk bakışta makul görünse de verilerle doğrulanabilecek nitelikte değil. Rüzgâr enerjisi, Avrupa’nın elektrik tedarikinde oldukça önemli rol oynuyor, ancak Avrupa’nın elektrik piyasalarında elektriğin fiyatını belirleyen kaynak halen doğal gaz[1]. Bu nedenle, bugün Avrupa’da yalanan enerji krizinin merkezinde uluslararası doğal gaz piyasalarındaki arz ve talebin karmaşık dinamiği yer alıyor. Yüksek elektrik fiyatları, doğal gaz fiyatının yükselmesiyle oluşuyor.

Yüksek elektrik fiyatları, doğal gaz fiyatının yükselmesinin sonucu

Küresel salgın sonrası ekonominin hızlı ve kaotik şekilde toparlanması, doğal gaz talebini artırdı; ancak, enerji arzı bu hıza ayak uyduramadı. 2021 yılının birkaç ayında, AB’ye gerçekleştirilen ihracatın %60’ını oluşturan ve Rusya ile Norveç’ten karşılanan doğal gaz tedariki, 2015’ten bu yana en düşük seviyesinde gerçekleşti. Norveç’ten kaynaklanan durum, uzun süreli bakım ve kesintilerden kaynaklandı. Özellikle, Avrupa’nın en büyük doğal gaz sahası olan ve Norveç’te yer alan Toll’da yaşanan uzun süreli kesinti, arzda günlük 27 milyon metreküp azalmayla sonuçlandı. Bu miktar, o sırada AB’nin doğal gaz ithalatının yaklaşık %3’üne denk geliyordu. Marjinal bir kesinti olarak değerlendirilse de bu durum, fiyat artışını etkileyebilecek ölçekte. 2015’den bu yana Norveç’te birçok tesis devreye alındı ve arz keskin şekilde artış gösterdi. Ancak fiyatlar halen yüksek seyrediyor. Bu durum, büyük ölçüde Rus ihracatının düşük seviyesinden kaynaklanıyor ve bazı uzmanların Putin’in jeopolitik oyunlar oynadığından şüphelenmesine yol açıyor.

Gazprom’un sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen, Rusya’nın Avrupa’ya doğal gaz tedariki önceki yıllara kıyasla daha düşük gerçekleşiyor. Avrupa’nın doğal gaz fiyatında, Putin‘in Rusya’nın arzı artırıp artırmayacağına ilişkin sinyalleri belirleyici oldu. Bazı uzmanlar, Rusya’nın tutumunun, Almanya’daki piyasa düzenleyicilerin onayını askıya aldığı tartışmalı Nord Stream 2 boru hattından kaynaklandığını tahmin ediyor. Nitekim, ocak ayında Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency, IEA) İcra Direktörü Fatih Birol yaptığı açıklamada Rusya’yı fiyatları artırmak üzere Avrupa doğal gaz piyasalarında “yapay daralma” yaratmakla suçladı.

Ancak Avrupa’nın iç dinamikleri, 2021 yılında Rusya’dan gelen arzın düşük olmasının altında yatanları açıklıyor. İlki, yerel depolama tesislerini doldurma ihtiyacının, Rusya’nın doğal gaz kapasitesinin büyük bölümünü pazarın dışında tutması olarak belirtiliyor. Rusya’nın kendi kullanımı için depoladığı doğal gaz, 2021’in başında yaşanan sert ve soğuk kışın ardından büyük ölçüde tükendi. Bu durumu daha da kötüleştiren, doğal gaz üretiminin taleple paralel artışında yaşadığı sıkıntı olarak öne çıkıyor. 2020’de Covid-19 salgını kapsamında vaka sayılarının yüksek seyretmesi sonucu talepte yaşanan önemli düşüş, Rusya’yı üretimini azaltmaya zorladı. Tesislerin tam kapasiteyle devreye girmeleri, tesislerin kompleks mekaniği sebebiyle zaman alıyor.

Boru hattı ithalatında yaşanan düşüş ise sıvılaştırılmış doğal doğal gaz (Liquidified Natural Gas, LNG) talebinin artmasına neden oldu. Bu durum, fiyatlarda çarpıcı artışla sonuçlandı. LNG, doğal gaz piyasalarını küresel hale getirdi. Avrupa, boru hatlarıyla taşınan ve ağırlıklı olarak Rusya’dan ithal edilen doğal gaza bağımlılığını azaltmak üzere LNG’ye yöneldi[2]. 2021’de LNG, AB’nin doğal gaz ithalatının yaklaşık %25’ini karşılıyordu. Küresel pazarın küresel şoklara karşı savunmasız olması sebebiyle, 2021’deki aşırı hava olayları, sınırlı LNG arzında yaşanan rekabeti körükledi. Ocak ayında Kuzeydoğu Asya‘da yaşanan soğuklar, Japonya ve Güney Kore’nin LNG talebini artırdı. Bunun yanı sıra Güney Amerika’da yaşanan kuraklık, hidroelektrik kapasitesini sekteye uğrattı ve Brezilya gibi ülkelerin LNG alımını artırdı. Bunun sonucunda tedarikçiler talebi karşılayamadı. Ekim ayında en az 10 LNG tesisinin çevrimdışı kalması, bakıma girmesi ya da yeterli miktarda doğal gaz depolayamamamasına dikkat çeken[3] Rystad Energy, 2020 yılında küresel LNG arzının %10’unu sağlayan Norveç, Nijerya ve Trindad’ın, 2021’in üçüncü çeyreğinde önemli arz kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalmasıyla, fiyatların daha da yukarı çekildiğini belirtiyor.

2020 yılında Avrupa’nın elektriğinin yaklaşık %20’s doğal gazdan karşılandı ve AB’de yer alan birçok ülkenin enerji portföyünde önemli rol oynadı. Bu durum, yüksek doğal gaz fiyatlarının elektrik fiyatlarını doğrudan etkilemesine yol açıyor. Doğal gaz fiyatlarında yaşanan keskin artış, elektrik fiyatlarına yansıyor (Bkz. Tablo 1). Rusya’dan karşılanan doğal gaz arzının azalması Aralık ayında elektrik fiyatlarında keskin bir artışa neden olurken, LNG tedarikindeki artış yıl sonunda fiyatları aşağıya çekti.

Avrupa’daki karbon, doğal gaz ve elektrik fiyatlarındaki eğilimler, 2021.  Kaynak: Bloomberg, CSIS (Avrupa’daki doğal gaz fiyatı, bu kaynağın Avrupa kıstası olan TTF fiyatlarını ifade ediyor. Elektrik fiyatları için benzer bir kıyaslama bulunmaması sebebiyle bu bilgi notunda Almanya’nın elektrik fiyatı ile kullanılmıştır. )

İklim politikaları, fosil yakıt piyasaları üzerinde önemli maddi etki yaratmadı 

Yüksek elektrik fiyatlarının nedeni karbon vergileri değil. Polonya gibi bazı ülkeler, elektrik fiyatındaki artışın sorumlusunun Avrupa’nın yükselen karbon fiyatı olduğunu dile getiriyor. Ancak yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere, karbon fiyatında yaşanan artış, yükselen elektrik fiyatlarının birincil nedenini oluşturmuyor. 2021’in ilk dokuz ayında, elektrik fiyatları karbon piyasasındaki dalgalanmalara paralel şekilde hareket etti. Ancak, doğal gaz fiyatlarının yükselmeye başladığı eylül ayı itibariyle elektrik fiyatları, karbon piyasasındaki dalgalanmadan ziyade değişen doğal gaz fiyatlarından doğrudan etkilendi. AB’de yer alan Enerji Düzenleyicileri İşbirliği Ajansı’nın (Agency for the Cooperation of Energy Regulators, ACER) yayınladığı rapor da elektrik fiyatlarındaki artışın tartışmasız sorumlusunun doğal gaz olduğunu belirtiyor.

2010’larda petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanan önemli düşüş, sektöre yapılan yatırımların düşmesine yol açtı. Fosil yakıt yatırımcılarının çevresel ve sosyal yönetişime verdikleri önem giderek artıyor. Bu durum, şirketlerin emisyonlarını azaltmaları için baskı yaratıyor. Ancak bugün yaşanan arz krizinin nedeni bu baskı değil. Arz düşüklüğünün temelinde, enerji fiyatlarında 2014 yılında yaşanan çöküş yatıyor. Başta Suudi Arabistan ve Rusya olmak üzere OPEC‘in üretimini artırması ve ABD’nin kaya gazı üretimi artırması ile özellikle Avrupa ekonomisinin yavaşlamasını takiben talepte yaşanan düşüş, küresel petrol piyasasında önemli arz fazlasıyla sonuçlanmıştı. ABD’de petrol fiyatları Haziran 2014’te kaydedilen varil başına 107 dolar olan zirvesinden yedi ay sonra varil başına 44 dolara gerilemişti. 2014 ve 2016 yılları arasında, enerji fiyat endeksi %67 düştü. Bu durum, Uluslararası Enerji Ajansı’na (International Energy Agency, IEA) göre, geçtiğimiz iki yılda yaklaşık 1,1 trilyon dolardan 800 milyar dolara gerileyen ve COVID-19 salgınına kadar bu seviyede seyreden enerji yatırımlarında ani düşüşe yol açtı. Bu dönemde enerji altyapı yatırımlarının sınırlandırılması, artan elektrik fiyatlarına yol açan arz sıkıntısının temel nedenidir.

Kriz, enerji dönüşümüne yapılan yatırımların artırılması gerektiğini gösteriyor. Temiz enerjiye ve enerji dönüşümü için gerekli altyapıya yapılan yatırım, 2018’den bu yana bir trilyon doların altında gerçekleşti. Geçtiğimiz on yılda güneş enerjisi (%89), onshore rüzgâr (%62) ve batarya (%82) gibi teknolojilerin fiyatlarında yaşanan düşüş, dünyanın her yerinde gerçekleşen bir trilyonluk yatırımın daha fazla kurulu güç inşasıyla sonuçlandı[4]. Bu durumun yansıması olarak, inşa edilen yenilenebilir enerji kurulu gücü 2014’ten bu yana her yıl artış gösterdi. Ancak bu ilerleme yeterli değil. IEA, net sıfır emisyon senaryosunda, fosil yakıt arzını değiştirmek ve artan talebe ayak uydurmak için temiz enerji ve enerji altyapılarına gerçekleştirilen yatırımın her yıl üç kattan fazla gerçekleşmesini öngörüyor ve yatırımın yıllık 3,3 trilyon dolara ulaşması gerektiğini gösteriyor.

Yenilenebilir kaynaklar, enerji krizin çözümleri arasında öne çıkıyor. IEA, etkin yönetilen ve temiz enerji dönüşümünün, tüketicileri enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan korumada önemli rol oynadığını vurguluyor. Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (Centre for Research on Energy and Clean Air) tarafından geçtiğimiz aylarda yayınlanan analiz, doğal gaz fiyatları yükselirken; güneş, rüzgâr ve diğer temiz enerji kaynaklarının İngiltere’deki tüketicileri 2,3 milyar Euro ek doğal gaz faturasından koruduğunu, bu miktarın AB genelinde 33 milyar Euro’ya ulaştığını öne sürüyor. Bunun yanı sıra, 2021’in dördüncü çeyreğinde doğal gaz fiyatlarının tarihte görülmemiş ölçekte artması, rüzgâr enerjisi üretim çıktısının yıllık %3, güneş enerjisi üretim çıktısının ise %20 artmasıyla, tüketicileri daha yüksek elektrik fiyatları oluşmasından koruyor.

İklim aktivistlerinden 25 Mart Küresel İklim Grevi çağrısı: #KârDegilİnsanlar

Youth For Climate Türkiye, 25 Mart 2022‘de yapılacak bir sonraki Küresel İklim Grevi için hazırlanıyor. İklim aktivisti çocuklar ve gençler, Küresel Kuzey‘den ve dünya liderlerinden, yeşil “göz boyamalı” görüşmelerini durdurmasını talep ediyor ve “İklim Eylemi” adına yürüttükleri yalanları gerçek bir iklim eylemine dönüştürmelerini teşvik ediyor.

Eylemler için yer ve saat açıklamaları, daha sonra ilan edilecek.  

Dönüştürücü iklim adaleti talebi

Aktivistler yayımladıkları çağrı metninde, iklim tazminatlarının hayırseverlik değil, siyasi gücün insanlara ve topluluklara geri döneceği, dönüştürücü bir adalet süreci olduğuna vurgu yaptı:

“Bu süreç krediler şeklinde değil, yerli ve marjinal topluluklardan gelen taleplerin yerine getirilmesi; topraklarını geri almak, iklim krizinden en çok etkilenenlere uyum, kayıp ve hasarlar için kaynak sağlamak – küresel zenginlik, teknoloji ve bilgi ile siyasi gücün hem küresel kuzeyden küresel güneye hem de yukarıdan aşağıya yeniden dağıtılması şeklinde olmalıdır.”

Petrol şirketlerinin ve onları destekleyen daha bile büyük hükümetlerin reklamcıları tarafından hazırlanmış iyi ifadeli yalanları duymaktan bıktıklarını ifade eden Youth For Climate Türkiye aktivistleri, “Bu sefer, sadece taleplerimizi ortaya koymak için değil, insanları paradan daha fazla önemseyen sevgi, empati ve toplumlara özen gösteren sistemleri oluşturmak için sokaklara çıkacağız.

25 Mart 2022’de #KârDegilİnsanlara öncelik vermek için bir araya geleceğiz ve ortak vizyonumuz olan gezegenimizi tüm sakinlerine daha eşit ve iyi kılmak için bir araya gelmeye devam edeceğiz” dedi. 

Çağrıda bulunanlardan, Belucistanlı aktivist Yusuf Baluch şunları söyledi: “Küresel Güneydeki savunmasız topluluklara günlük olarak acı çektirip yükünü taşıtırken, varlıklı ve zengin ülkelere kar sağlayan iklim krizi; kapitalist, sömürücü ve istismarcı sistemin bir sonucudur. İnsanları kazancın önüne koyarak iklim konusunda harekete geçilmesi için mücadele verirken iklim adaleti için de savaşmalıyız.

Türkiye’den Atlas Sarrafoğlu ise, “Fosil yakıt şirketleri kayıp ve hasar için tazminat ödemek zorundadır. Adil bir dünyada, fosil yakıt şirketlerinin yöneticileri sorumlu tutulmalı ve nasıl bir şey olduğunu görmek için MAPA ile yer değiştirmelidir. Çünkü Gezegen B Yok” dedi. 

Yunanistan’da otoyol işletmecisi, karda mahsur kalanlara 2 biner Euro tazminat ödeyecek

Yunanistan‘ı da Türkiye gibi ağır kış koşulları teslim almış durumda. Ülkeyi etkisi altına alan kar fırtınasından başkent Atina da etkilendi. İstanbul’da olduğu gibi Atina’da da kenti çevre yollarına bağlayan ve özel bir şirket tarafından işletilen Aitti Odos yolunda yüzlerce kişi mahsur kaldı.

Tepkilerin artması üzerine işletmeci şirket Attiki Odos SA, yolda kalan sürücülere kişi başı 2 bin euro tazminat ödemeyi kabul etti.

Atina Başsavcısı Sotiria Papageorgakopoulou, Pazartesi günü Attiki Odos çevre yolunun normal trafik koşullarını korumak ve trafiği engellemekle ilgili herhangi bir suçlamanın yönetici şirkete yöneltilip tesbit edilemeyeceğinin belirlenmesi için bir soruşturma talimatı vermişti.

Çevre Bakanı Christos Stylianides de işletmeci şirketin yaşanacakları öngörmesi gerektiğini ancak daha önce bunu vaat etmesine rağme normal trafik koşullarını korumak için yeterli önlemi almadığını kaydetti. Bakan, şirket olması gerektiği gibi çalışsaydı, zorluklardan kaçınılabileceğine inandığını belirtti.

Kathimerini gazetesinin haberine göre şirket, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis‘in telefon ederek otobanın acil durum mekanizmasının neden çöktüğüne dair yanıtlar istemesinin ardından tazminat kararını aldı.

AİHM’den gazeteci Deniz Yücel için ihlal kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gazeteci Deniz Yücel’in Türkiye’de tutukluluğuna ilişkin yapılan başvuruyu karara bağladı.

Yüksek Mahkeme,  Yücel’in bir yıl gözaltında tutulması ile Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin (AİHS) beşinci maddesinde düzenlenen, “özgürlük ve güvenlik” ile onuncu maddesinde düzenlenen “ifade özgürlüğü” maddelerini ihlal ettiğine hükmetti ve Türkiye’yi tazminata mahkum etti.

Türkiye Yücel’e 12 bin 300 euro manevi tazminat, bin euro da mahkeme masrafı ödeyecek. Tarafların üç ay içerisinde karara itiraz edebilecek.

Avukat Ok: Mahkeme hukuksuzluğu tespit etti

Deniz Yücel’in avukatı Veysel Ok, kararı, “Nihayet başvurumuz eksik ve geç de olsa sonuçlandı. Mahkeme Deniz Yücel’in tutukluluğunun ve hakkındaki delillerinin hukuksuzluğunu tespit etti. Tutuklamanın siyasi saiklerle yapıldığı iddiamızı ise kabul etmedi” şeklinde değerlendirdi.

Yücel’in dosyasının Yargıtay’da olduğuna dikkat çeken Ok, “Yücel, AYM kararı çıktığında düşmesi gereken, hukuksuzluğu tescillenmiş ve dahası siyasi saiklerle bir gazeteciyi cezalandırmak amacıyla açılmış bir davada mahkum edildi. Dahası, bu davadan iki dava daha çıkarıldı. AİHM kararıyla birlikte Yargıtay, Yücel’e verilen mahkumiyet kararını bozmalıdır. Mahkemeler de diğer iki davada derhal beraat kararı vermelidir” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Die Welt gazetesi Türkiye temsilcisi Deniz Yücel,  görev yaptığı Die Welt gazetesinde, farklı tarihteki haber ve yazılarında “Terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçları işlediği iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında 27 Şubat 2017’de tutuklanmıştı.

Yaklaşık bir yıl tutuklu kalan Yücel hakkında savcılık, “PKK terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlarından 4 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açmış; iddianameyi kabul eden İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi de tensiple birlikte 16 Şubat 2018’de Yücel’in tahliyesine karar vermişti.

Tutukluluğu Türkiye-Almanya ilişkilerinde gerilime yol açan Yücel, Almanya’nın diplomatik girişimleri sonucu tahliye edildikten sonra bu ülkeye gönderildi.

‘Mega Endüstri Bölgeleri, ekonomik faydadan ziyade ekolojik yıkım getirecek’

Türkiye için yeni bir iktisadi kalkınma hamlesi olacağı belirtilen “mega endüstri bölgeleri”nin yer seçim kararlarını inceleyen TEMA Vakfı, projelerin Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz ekosistem alanlarını koruyacak bir kurgu içinde gözetilmeden, önemli doğa alanlarına telafi edilemeyecek zararlar verilmesine yol açılacak şekilde planlandığını belirtti.

Anlık olarak alınan yatırım kararlarının Türkiye için geri dönüşü mümkün olmayan zararlar doğuracağını paylaşan Vakıf, ekolojik değerlerle çelişen, biyolojik çeşitlilik ve doğal varlıklar üzerinde tehdit oluşturan bir kalkınma hamlesinin sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

Yerli ve yabancı yatırımların yer alacağı, yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin üretilmesinin planlandığı belirtilen “mega endüstri bölgeleri” ilk kez 2018 yılında kamuoyuna duyurulmuştu. Türkiye’nin dört  önemli bölgesinde yapımına başlanan endüstri bölgeleri; kamu arazilerinin tahsisi, çeşitli vergi/harç indirimleri ve muafiyetleri, altyapı desteği, hızlandırılmış ve kolaylaştırılmış izin, onay ve ruhsatlandırma süreçleriyle var olan ekolojik değerlere vereceği geri dönüşü mümkün olmayan zararlar dikkate alınmadan geliştirilmeye başlandı.

Projelendirme süreçleri devam eden Zonguldak, Trabzon, Sakarya ve Adana illerinde bulunan mega endüstri bölgelerinin Türkiye’nin dört önemli kıyı bölgesindeki ekosistemi ve bağlantılı diğer önemli doğa alanlarını yok edecek şekilde geliştirildiğini ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç şunları söyledi:

Ülkemizde korunması kritik önemde olan doğa alanları üzerinde alınan tüm bu yatırım kararları Kalkınma Planı, Mekansal Strateji Planı, Bölge Planı, Bütünleşik Kıyı Alanları Planı, Çevre Düzeni Planı gibi bütüncül planlama yaklaşımlarından ayrı olarak alınmış kararlardır. Dolayısıyla yapılacakları bölgeye olumsuz etkileri hiçbir bütüncül planlama ve kümülatif çevresel değerlendirme süreçlerinden geçirilmemiştir. Sanayi yatırımının yapıldığı bu bölgeler yeterince planlama yapılmaksızın  ve doğaya etkileri dikkate alınmaksızın kurgulanmış çekim merkezleri haline gelecektir”

Ülke genelinde alınan yatırım kararlarının coğrafi anlamda akılcı bir biçimde olması gerektiğini de vurgulayan Ataç; flora ve fauna bakımından bu kadar önemli olan kıyı bölgelerinde yapı yoğunluğu, kirlilik yükü ve afet risklerinin engellenmesi gerektiğine dikkat çekti:

“Bugün yaşadığımız iklim krizi, iktisadi kriz ve sosyal adalet sorunlarının birlikte çözümü için ekonomik ihtiyaçlarla birlikte ekosistem üzerindeki geri dönüşü olmayan ve gelecekte çok daha ağır ekonomik ve sosyal sonuçlara sebebiyet verebilecek etkilerin hesaba katılması gereklidir. Bunun için daha fazla gecikmeden sürdürülebilir bir iktisadi gelişim politikasına ve bu politikanın bir sonucu olarak planlı ve doğaya saygılı bir mekansal planlamaya ihtiyaç vardır” 

Önemli kıyı ekosistem alanları üzerinde yapılıyor

Ciddi boyutlarda kirletici özellikleri bulunan mega endüstri bölgeleri Türkiye’nin önemli kıyı ekosistem alanları üzerinde planlanmış durumda.

Kara ve suyun kesişim bölgelerinde, farklı jeolojik yapılara, coğrafi katmanlara ve doğa olaylarına göre çeşitlilik gösteren kıyı ekosistemleri bulunuyor. Kıyı ekosistemlerinde bütünlüklü bir biçimde bir arada yer alan kumullar, kayalıklar, kıyı bataklıkları, sazlıklar, orman alanları, tarım alanları ve sair doğal varlıklar, zengin bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda dünya nüfusunun üçte birinden fazlası, gezegenin toplam kara alanının %4′ ünden biraz fazlasını oluşturan kıyı bölgelerinde yaşıyor. Yani,  kıyı ekosistemi açısından önemli doğa alanları üzerindeki insan etkisi, diğer ekosistem alanlarına göre çok daha yoğun yaşanmaktadır. Tüm bu nedenlerle bu alanlarda koruma-faydalanma dengesi açısından çok özel bir çaba gerekiyor.

Mega endüstri bölgelerinin yapılacağı kıyıların ekolojik değerleri ise şöyle:

Filyos Endüstri Bölgesi

Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Zonguldak ili Çaycuma ilçe sınırları içerisinde yer alan Filyos, koyları, kumsalları, doğal ormanları ve zengin bitki örtüsü ile sadece ulusal değil uluslararası ölçekte de öneme sahip bir bölge. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği koruma altına alınan bitki ve hayvan türlerinin yaşadığı bölge, aynı zamanda “Amasra Kıyıları Önemli Doğa Alanı” sınırları içerisinde yer alıyor. Filyos Vadisi, tarımsal üretim potansiyeli açısından da önemli. Filyos Çayı boyunca, binlerce yıldır alüvyonlarla zenginleşen verimli topraklar, Batı Karadeniz Bölgesi’nin en önemli tarım arazilerini oluşturuyor. Deniz yaşamı açısından da zengin olan ve nehir ağzına yakın olan bölge, su derinliği ve besin kaynaklarıyla balık üretimi için uygun koşullara sahip bulunuyor. Tüm doğal ve kültürel değerlere ve turizm potansiyeline rağmen, ilan edilen mega endüstri bölgelerinden biri bu alanda planlanmış durumda. Filyos Vadisi Projesi kapsamında serbest bölge, endüstri bölgesi, liman, sanayi ve depolama alanları gibi kullanımların inşaatları bölgenin doğal yapısını hızla yok edecek şekilde sürüyor.

Trabzon Yatırım Adası

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Trabzon ili Arsin ilçesinde faaliyete geçmesi planlanan Trabzon Yatırım Adası Projesi yaklaşık 278 hektar yani yaklaşık 390 futbol sahası büyüklüğünde, tamamı denizin doldurulması yoluyla elde edilecek dolgu alanı üzerinde planlandı. Karadeniz’in özellikle doğu kıyılarında dağlar aniden yükseldiği için denizlerin biyolojik açıdan verimli bölümü olan kıta sahanlığı oldukça sınırlı ve dar. Bu nedenle de gerek dolgu çalışmaları gerekse denize karışan kirleticilerden Karadeniz ekosistemi geniş kıta sahanlığı olan denizlere göre çok daha çabuk etkileniyor.

Trabzon’da bu denli büyük sanayi amaçlı dolgu projesinin hayata geçirilmesi sonucunda zemini kayalık kaplı olan denizel alanda hem biyolojik çeşitliliği hem de Karadeniz’de kirliliği ciddi ölçülerde etkileyecek bir tahribat meydana gelebilir. Ayrıca dolgu alanının elde edilebilmesi için gereken milyonlarca metreküp dolgu malzemesi ihtiyacının karşılanabilmesi adına Karadeniz’in dağlık alanlarında yeni taş ocakları açılacak. Karadeniz kıyıları ve dağlık alanları zaten baştan sona dolgu ve taş ocakları faaliyetleri sebebiyle hızla değişmiş durumda ve ekosistem hızla yok oluyor. Çok yoğun kazı ve dolgu işlemleri yoluyla hayata geçirilecek olan bu proje sonucunda Türkiye’nin en büyük yüz ölçümüne sahip koruma öncelikli olan Doğu Karadeniz kıyı şeridini ve bu kıyılara paralel olarak yaklaşık 250 km uzunluğunda uzanan çok büyük bir dağ silsilesini içeren kesintisiz doğal yaşam alanları zarar görecek. 

Karasu Münferit Yatırım Yeri

Sakarya ilinde planlanan bu endüstri bölgesi Sakarya Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü yerde oluşan su basar ormanlarını, yaklaşık 40 km uzunluğunda kıyı kumullarını ve tatlı su göllerini içeren delta ekosisteminin doğusunda projelendirildi. Türkiye’de kesintisiz olarak uzanan en uzun kumul kuşağı olan bölge, Karadeniz kıyılarının biyolojik çeşitlilik açısından en zengin olan ekosistemlerinden birini oluşturuyor. Bölge halihazırda ikinci konut ve turizm baskısı altında iken söz konusu yatırım kararı ile otomotiv sektöründe faaliyet gösterecek bir endüstri alanı ile tehdidin boyutu artacak. Sanayi yapıları, ulaşım yolları, ek yan sanayi yatırımları ile birlikte bölge yoğun yapılaşma baskısı altına girecek.

Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi

Türkiye petrokimya endüstrisinin yatırım odağı olarak belirlenen bu endüstri bölgesi de Adana ilinde, içinde tatlı su ve tuzcul bataklıkların ve irili ufaklı göllerin, lagünlerin bulunduğu Seyhan ve Ceyhan deltalarının devamında kumul ekosistemini tehdit eden bir yatırım kararı. 3 km kıyı hattını ve yaklaşık 293 hektar yani yaklaşık 400 futbol sahası büyüklüğünde deniz dolgu alanını içeren ve yüzlerce hektar alana yayılan endüstri alanında “Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre “üst seviyeli kuruluş” statüsünde olan tesisler yer alacak.

Proje alanı ve çevresi Akdeniz’in kirlenmeye karşı korunmasına yönelik olan Barcelona Sözleşmesi (Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol) kapsamında Ek II listesinde (Tehlikeye Düşmüş ve Tehdit Altındaki türler listesinde) yer alan ve ayrıca IUCN kırmızı listesinde CR (kritik olarak tehlikede) kategorisine giren türlere ev sahipliği yapıyor. Bölgede davaları devam eden termik santral projeleri ile birlikte değerlendirildiğinde petrokimya tesislerinin faaliyete geçmesi sonrasında doğal varlıklar tamamen yok olma riski taşıyor. 

Bingöl’de yaban domuzu katliamı

Haber: Fırat BULUT

*

Bingöl- Yayladere İlçesi Korlu ( Şixan) köyünde çok sayıda yaban domuzu katledildi.  Geçen cuma günü tatil için Korlu köyüne giden Erkan Gök köy girişinde yol kenarında çok sayıda öldürülmüş yaban domuzu gördü. Hayvanların av için katledilmesine tepki gösteren Gök “Köye geldiğimde yol kenarında yedi yaban domuzunun öldürüldüğünü fark ettim. Yerde bir metre kar var,  sadece kargaların üzerinde toplandığı yaban domuzlarını gördük. Ormanlık alanda da kan izleri var” dedi. .

Bölgedeki hayvan çeşitliliğinde dikkat çeken Gök bölgede nesli tükenme tehlikesi altında olan başta vaşak olmak üzere tilki, ayı, kurt gibi hayvanların da yaşadığına dikkat çekti; “Bunlar sadece bizim gördüklerimiz, ormanın içinde ne öldürmüşler bilmiyoruz. Köylüler yabancı avcıların öldürdüğünü söylüyor. Ormanın kenarında kan izleri var. Belli ki yaralı olan hayvanlar da var. Yolda durup ormanın içindeki hayvanlara nişan alıyorlar. Avcılığa karşıyız, hayvanların yaşam hakkına saygı duyulmalı” diye konuştu.

‘Yabancı avcılar öldürdü’ 

Korlu Köyü muhtarı Delil Uluışık avlanmanın birkaç gün önce gerçekleştiğini belirterek şunları söyledi:

“Sadece bizim köyde değil, Yayladere’nin diğer köylerinde de avlanma yapıldığını biliyorum. 4-5 gün önce bir grup avcı gördüm. Yanlarına gidip sordum; izin aldıklarını ve karakolun haberdar olduğunu söylediler. Onları getiren minübüs şoförünün söylediğine göre, yabancı avcılardı; İspanyol ya da Meksikalı… Şoför onları Dersim’den buraya getirmiş.”

‘Av, spor değil, cinayettir’

Yaban domuzu katliamına, bölge dernekleri ve hayvan hakları savunucuları da tepki gösterdi.

Peri Vadisi İnisiyatifi yaptığı yazılı açıklamada zor koşullarda yaşamaya çalışan hayvanların avcılar tarafından katledildiğine dikkat çekerek sivil toplum kuruluşlarının sesini yükseltmesi  çağrısı yaptı.

“Avcılık spor değil, cinayettir. Zevk için hayvan katletme mesleğidir. Dili olmayan bu havyaları ateşli silahlarla katletmek insanlığın yüz karasıdır. Valilikler ve kaymakamlıklar ve ilgililer derhal bu işe el atmalı. Yönetmelikte kurala bağlı olsa bile avcılık yörelerin şartları gereği yasaklanmalıdır. ‘’

İnisiyatif kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaparak ‘’ Yeter artık yaban hayatı sona ermeden bu katliamlara artık son verilsin. Hayvan katili avcılara dur diyelim . Doğada avcı görmek istemiyoruz.’’ ifadelerini kullandı.

‘Davaları kazanıyoruz, ama yeni ihaleler açılıyor’

Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAYY-DER) Eş Başkanı Ahmet Tüzün de 25 Ağustos’ta 2021 tarihinde 85 STK imzası ile bölgedeki avcılık faaliyetlerine dikkat çektiklerini hatırlattı:

“Av ihalelerine karşı her yıl davalar açmamıza  ve bu davaları kazanmamıza rağmen her yıl ihaleler tekrarlanıyor. Özellikle yurt dışından av turizmi yapmak için gelen her avcıya 10 yaban domuzu katletme izni verilmesi doğa kanunlarına aykırıdır. Buradan gelecek 3-5 dolar için canlıların katledilmesi barbarlıktır.”

Dernek üyelerinin Yayladere Korlu köyü ve civarında ormanlık alan içerisinde katledilen hayvanları görüntülediklerini aktaran Tüzün, “Avcılık derhal yasaklanmalıdır. Yaban hayvanlarının yaşam yaşam hakkı güvence altına alınmalıdır. Uluslararası sözleşmelere imza koymak yeterli değildir, aslolan bunlara uymaktır. Bölgedeki hemşerilerimizi bu konuda duyarlı olmaya, yaşam alanlarındaki bu katliamlara karşı duruş sergilemeye davet ediyoruz” dedi.

Yaban domuzlarının öldürülmesine ilişkin görüntülerin ortaya çıkması sonrası çok sayıda hayvan hakları savunucusu sosyal medya üzerinden katliama tepki gösterdi.