Ana Sayfa Blog Sayfa 1058

Gazeteci Sedef Kabaş’ın tutukluğuna yapılan itiraz reddedildi

Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş‘ın tutukluluğuna yapılan itiraz Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.

Kararı Kabaş’ın avukatı Uğur Poyraz Twitter hesabından duyurdu.

‘Usul ve yasaya aykırı değil’

Mahkemenin ret gerekçesinde, “tutuklama kararına yapılan itirazın yerinde olmadığı, suçun nitelikli haliyle alenen işlenmiş olduğuna dair kuvvetli şüphe oluştuğu ve şüphelinin benzer suçtan daha önceden hakkında yargılama yapıldığı da dikkate alınarak İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı kanaatine varıldığı” belirtildi

Ne olmuştu?

Tele 1’de yayınlanan Uğur Dündar’ın sunduğu ‘Demokrasi Arenası’ programına katılan gazeteci Sedef Kabaş, “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur. Yani tam tersini ifade eder” diye konuşmuştu.

Kabaş’ın kullandığı bu sözler nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Sedef Kabaş, 22 Ocak 2022 tarihinde gece saat 02.00’de evinden gözaltına alındı.

Polis nezaretinde evinden alınan Kabaş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü‘ne götürüldü. Sedef emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Kabaş, ifadesi alındıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilirken, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

Tele 1’e yayın durdurma ve para cezası

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), gazeteci Sedef Kabaş’ın hakkında açılan “Cumhurbaşkanına hakaret” soruşturması kapsamında gözaltına alınıp tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen sözlerinin yayınlandığı Tele 1’e yaptırım gündemiyle olağanüstü toplanmış ve  kurul Tele 1’in “Demokrasi Arenası” programının beş yayının durdurulmasına ve yüzde 5 para cezası ödemesine karar vermişti.

Çin’den açık deniz rüzgar enerjisinde yeni rekor

Çin Ulusal Enerji İdaresi, 2021 için şebekeye bağlı yeni rüzgar kurulum rakamlarını açıkladı: Ülkede 16,9 GW açık deniz ve 30,67 GW kara tipi olmak üzere toplam 47,57 GW yeni rüzgarı enerjisi santrali kurulumu yapıldı.

Bu, bir yılda inşa edilen dünyanın toplam açık deniz rüzgar kapasitesinin neredeyse yarısına denk geliyor: Küresel Rüzgar Enerjisi Konseyi (GWEC) ‘in 2021 açık deniz rüzgar raporuna göre, küresel açık deniz rüzgar kurulumları 2020 yılı sonunda 35,3 GW’a ulaşmıştı.

Çin, şu anda şebekeye bağlı açık deniz rüzgar gücü açısından dünyanın geri kalanını gölgede bırakıyor. Bir yılda, dünyanın geri kalanının son beş yılda kurabildiğinden daha fazla açık deniz rüzgar kapasitesi inşa etti.

2020’de de rekor kırmıştı

2021 yılında Çin’de yeni rüzgar ve güneş enerjisi kurulumları 100 GW’ın üzerinde gerçekleşti: 47,5 GW kapasitelik rüzgar enerjisi ve 52,9 GW kapasitelik güneş enerjisi. 2020 yılında ise 120 GW ile bir rekor kırmıştı. Dünya, 2020 yılında Çin liderliğinde 6,1 GW açık deniz rüzgarı kapasitesi ekleyebildi.

Geçen hafta, çoğunlukla yüzer rüzgar projeleri için toplam yaklaşık 25 GW’lık potansiyel rüzgar projelerine lisanslar verildiğinden, yüzer açık deniz rüzgar sistemlerinin kapsamı aniden büyüdü. Bu beklenen bir durum değildi. Yeni lisanslar Japonya gibi derin kıyı şeridine sahip ülkeler tarafından rüzgarın büyük ölçekte inşa edilebileceğine işaret ediyor.

Türkiye’de durum

Türkiye’de ise potansiyeli yüksek olmasına karşın henüz açık deniz rüzgar enerjisi santrali bulunmuyor.

Denizüstü Rüzgar Enerjisi Derneği (DÜRED) Yönetim Kurulu Başkan Murat Durak, geçen nisan ayında Türkiye’nin toplam deniz üstü (Offshore) rüzgar enerjisi potansiyelinin 75 gigavat seviyesinde olduğunu belirtmiş ve  “Deniz üstü rüzgar enerjisi santrali projesinin gerçekleştirilmesi için Marmara ve Ege Bölgesi‘ndeki bazı limanlarda çalışmalar belli bir aşamaya geldi” demişti.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıkladığı Stratejik Planda ise , yakın gelecekte toplam 10 bin megavat kapasiteli deniz üstü rüzgar enerjisi projelerinin gerçekleştirilmesi planlanıyor. Araştırmalar, Türkiye’nin toplam açık deniz rüzgar enerjisi potansiyelinin 50 metreden daha az derinlikte 12 gigavat sabit santral, 50 ile 1000 metre derinlikte de 57 gigavat yüzer santral potansiyeli bulunduğunu gösteriyor.

Denizde rüzgarın daha yüksek şiddette ve sürekliliğin daha fazla olması sebebiyle deniz üstü santrallerde enerji üretimi ve verimliliği karasal santrallere oranla daha yüksek.

Ayrıca daha düşük türbülans, karada rüzgar santrali yapılan alanların azalması, kara projelerinde imar problemlerinin artması bu projeler için avantaj teşkil ediyor. Deniz üstü projelerinde kamulaştırma bedellerinin olmayışı, yaşam alanlarından uzak olduğu için görüntü ve gürültü kirliliğine sebep olmaması, deniz ulaşımının kara ulaşımına kıyasla daha kolay ve ucuz olması sebebiyle ulaştırma maliyetindeki tasarruflar da deniz üstü santralleri karasal santrallere göre enerji üretiminde avantajlı hale getiriyor.

Ekim 2020’den itibaren dünyada açık deniz rüzgar sektörünün yükselişine dair ayrıntılı bilgiyle buradan ulaşabilirsiniz.

Elazığ Belediyesi’nin ölüm kampına kilit vurulmuyor; gönüllülerin girişine izin verilmiyor

AKP’li Elazığ Belediyesi’ne ait Geçici Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde hayvanların ölümcül koşullar altında yaşam mücadelesi vermelerine ilişkin açılan davanın dün görülecek üçüncü duruşması ertelendi. Avukatlar hava muhalefeti ve uçakların rötar yapması sebebiyle duruşmaya katılamadı. Hayvanlara kötü muamelede bulunulduğu iddiasıyla Elazığ Belediyesi eski Veteriner İşleri Müdürü Vesile Tutçugil’in de aralarında bulunduğu dört belediye personelinin yargılandığı dava hâkimin de mazeretli olması sebebiyle 16 Mart tarihine ertelendi.

Dört ayda bin 62 hayvanın öldüğü barınakla ilgili davayı açan hayvan hakları aktivisti ve veteriner hekim Türkan Ceylan için change.org’ta destek kampanyası başlatıldı, 80 binin üzerinde imza atıldı. Türkiye’de açılması bile emsal niteliği taşıyan bu davanın bütün barınakları ve hayvanları etkilediğini kaydeden Ceylan, “Hayvan barınakları ölüm kamplarına dönmesin, sorumlular cezalandırılsın. Bu davaya hepimiz sahip çıkalım” diye konuştu.

‘Hâlâ aktif ve iki yıldır orada ne olduğunu bilmiyoruz’

Dilara Şimşek‘in BirGün‘de aktardığına göre, Ceylan, yaklaşık üç senedir mücadele ettiklerini ve Elazığ Belediyesi’nin kendilerini yıldırmaya çalıştıklarını  şöyle anlatıyor:

“Savcılık iki kere barınağa gitti. Hayvanların durumunu kendileri fotoğrafladı, kaydetti. Savcılık raporları bilirkişi raporları var. Bu barınak hâlâ aktif. Aynı sistemde devam ediyorlar. Bu çok büyük hukuksuzluk. Yaklaşık iki senedir orada ne olduğunu bilmiyoruz çünkü hiçbir gönüllü içeri giremiyor. İlk duruşmamız pandemi nedeniyle yapılmamıştı. İkinci duruşma ekim ayında görüldü, dün görülecek üçüncü duruşma yine ertelendi. Elazığ Belediyesi Twitter’dan yaptığım paylaşımları sürekli şikâyet edip, manevi tazminat davası açıyor. Her yerden şikâyet edip, yıldırma politikası uyguluyorlar. Süreci uzatarak kan kaybettirmeye çalışsalar da biz her geçen gün daha da büyüyerek bu davaya sahip çıkıyoruz.”

‘Savcılık da hayvan soykırımı yapılmış demişti’

Hayvan soykırımın yapıldığı ve adeta imha merkezi haline getiren barınakta yaşanılanlar Savcılık tarafından da tespit edilmiş “Adeta hayvan soykırımı yapılmış” denilmişti. Bilirkişi raporunda ise ‘birbirini yiyen kedilerin olduğu’ ifadeleri yer almıştı. Geçen ekim ayında ortaya çıkan raporda, bazı padokların uzun süre temizlenmediği, hasta hayvanlarla sağlıklı hayvanların karışık halde bulunduğu, sağlıklı hayvanların yanında ölü hayvanların bulunduğu ve tarihi geçmiş ilaçların verildiği kaydedildi. Tutanaklara göre Elazığ Belediyesi’nin hayvan bakımevinde Ekim 2020’de 206 köpek 88 kedi, Aralık 2020’de 103 köpek, 80 kedi, Ocak 2021’de 230 köpek, 85 kedi, Şubat 2021’de ise 192 köpek, 78 kedi öldü. 4 ayda toplam bin 62 hayvanın öldüğünü gösteren tutanaklara göre bir kedi ve köpeğin ölmediği gün olmadı. Tutanaklara hayvanların ölüm sebepleri yazılmadı.

Eski BOTAŞ Genel Müdürü: Tuz Gölü deposunda sekiz günlük gaz var

Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım, mevcut doğalgaz sorununun arz-talep dengesizliğinden kaynaklanmakla birlikte, önceden yapılması gereken hazırlıkların tamamlanamamış olmasından kaynaklı olduğunu söylüyor.

Yardım, “İstanbul gaz talebinde çok önemli. Böyle havalarda anafor gibi çeker gazı. Gaz tedarik sorununu çözmek için yapılan Tuz Gölü depolaması ve Silivri depolamasında mevcut talebi karşılayacak yapı oluşmadı” diyor.

‘Sekiz günlük gaz var’

Maruf Buzcugil ve Mehmet Kaya‘nın Dünya gazetesinden aktardığına göre, Yardım, Tuz Gölü depolamasının devam eden yatırım tamamlanamadığı için 650 milyon metreküplük bir hacimde olduğunu, 12 Ocak’a kadar bu depoya 535 milyon metreküp stok yapıldığını kaydetti. O tarihten sonra gaz çekişinin başladığını ve son verilere göre Tuz Gölü depolamasında 213 milyon metreküp gaz kaldığını anlatarak, söz konusu depodan günlük 28 milyon metreküp gaz verişinin sağlandığı hesaplandığında sekiz günlük gazın bulunduğunu ifade etti.

Yardım, kısa vadede sorunun kamuoyunun bildiği İran gaz tedarikinin kesilmesi ve aşırı talep artışından kaynaklı olduğunu, bu şartlar ortadan kalkmadan da mevcut dengesizliğin giderilemeyeceğini belirterek, Tuz Gölü depolama ve Silivri depolama yatırımlarında ihale iptalleri, bazı şirketlerin inşaatı başaramaması gibi sorunlar ile Saros LNG’nin tamamlanamamış olmasının da mevcut arz sorununda rolleri olduğunu söylüyor.

‘İran’la Cumhurbaşkanı seviyesinde görüşülmüş, sonuç alınamamış’

İran’dan Türkiye’ye doğalgaz arzında yaşanan kesintinin ardından sanayii tesislerine yönelik birkaç günlük elektrik kesintisiyle ilgili bakanlıklar ve OSM başkanları ile ilgili sanayii sektörü temsilcileri arasında bir toplantı yapıldı.

Toplantının detaylarını Yeşil Gazete yayımlamıştı. Toplantıdan aktarılanlara göre, bakanlık temsicileri, İran tarafındaki arıza sebebi ile 21-31 Ocak tarihlerini kapsayan sürede gaz arzının kesileceği bilgisini verdi. Enerji Bakanlığı heyetinin arızanın olduğu bölgeye gittiği ve gaz kaçağı arızası olduğunun teyit edildiği açıklandı. Bakanlık heyeti, İran tarafına arızan giderilmesinin kış sonrasına ertelenmesi taleplerinin reddedildiğini anlattı. Heyetin açıklamasına göre, konu Cumhurbaşkanları seviyesinde gündeme getirilmiş, ancak henüz sonuç alınamamış.

James Webb Uzay Teleskobu gözlem yapacağı noktaya ulaştı

James Webb teleskobu, dünyadan fırlatıldıktan 30 gün sonra evreni gözlemleyeceği noktaya vardı.

Lagrange 2 noktası, ya da kısaca L2 diye anılan nokta, dünyadan 1,5 milyon kilometre ötede.

Teleskop nihayet itici motorları 5 dakika çalıştırarak bu noktada yörüngeye sokuldu.

Dünyadan kumanda eden bilim insanları, gelecek birkaç ayı teleskobu bilimsel çalışmalara hazırlamakla geçirecekler.

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, yapılacak başlıca işler, teleskoptaki dört cihazın çalıştırılması ve aynaların, özellikle de 6,5 metre enindeki ana reflektörün ayarlanması.

25 Aralık’ta bir Ariane-5 roketi ile Fransız Guyanası’ndan fırlatılan James Webb teleskobunun görevi, evrende parlayan ilk yıldızların ışığını tespit etmek ve uzak gezegenlerde yaşam koşullarını araştırmak.

Avrupa‘nın Ariane-5 roketi, L2 noktasına ulaşması için teleskobu neredeyse mükemmel bir rotaya ve hıza ulaştırdı, ancak bu durumda bile küçük ayarlamalar yapmak için iki kez itici motorların kullanılması gerekti. İtici motorların son olarak dün üçüncü kez çalıştırılmasıyla, James Webb planlanan “park konumuna” geldi.

Lagrange 2 noktası, Dünya ve Güneş etrafında uzay araçlarının izledikleri yörüngede birkaç ufak değişiklikle, aynı konumda kalmalarının mümkün olduğu beş noktadan biri. Bu sayede yakıt tasarrufu yapılabiliyor.

Bir başka avantaj da, Webb’in L2’deyken Dünya’ya daha yakın konumlandırılan uzay teleskopları gibi büyük ısı ve ışık değişikliklerinden etkilenmeyecek olması.

Bu da, kızılötesi ışıklarda gözlem yapmak için tasarlanan ve bu nedenle donanımını son derece düşük ısılarda tutması gereken teleskop için hayati önem taşıyor.

Kızılötesi ışıkların dalga boyu, görülebilen ışıkların dalga boyundan daha uzun.

Kızılötesi ışıklarda “görme” kabiliyeti teleskobun örneğin toz bulutları arasından başka koşullarda görülmesi zor olan yıldızlara bakmasına olanak tanıyor.

Webb teleskobu artık L2 noktası etrafında dolaşacak.

Teleskobu güneş kalkanı tamamen açıldı

Sorunsuz devam eden yolculukta teleskop sıcaklığı kontrol etmek için kritik olan güneş kalkanlarını 5 Ocak tarihinde açmayı başarmıştı. Güneş kalkanındaki toplam beş katman, iki gün boyunca teker teker açıldı. Katmanlar, birlikte çalışarak 1 milyon SPF (Güneş’ten koruma faktörü) sağlıyor.

Kalkanlar, teleskobu ve ekipmanlarını aşırı sıcağın yanı sıra aşırı soğuktan da koruyacak.

James Webb, NASA’nın 25 yıllık çalışmalarının ardından hayata geçirildi. Halen görevde olan Hubble Uzay Teleskobu’na bir alternatif ancak ondan oldukça fazla gelişmiş bir teknolojinin ürünü. James Webb, Hubble’ın aksine Dünya’dan 1,6 milyon kilometre uzakta Güneş’in etrafındaki yörüngesinde dönecek. 2,4 metre genişliğindeki aynaya sahip Hubble Uzay Teleskobu, 1990’dan bu yana Dünya yörüngesinde uzay gözlemleri yapıyor.

Kozmik tarihin erken evreleri keşfedilecek

Yeni nesil kamera sistemleri ve uzay teknolojileriyle donatılan JWTS, gözlem süresinin yüzde 50’sinden fazlasını oluşturacak olan iki temel bilimsel misyona sahip.

İlk olarak Büyük Patlama‘dan sadece birkaç yüz milyon yıl sonrasına bakılacak ve kozmik tarihin erken evreleri keşfedilecek. İlk yıldızların ve galaksilerin nasıl oluştuğu ve zaman içinde nasıl geliştikleri gözlenecek.

İkinci büyük hedef, Güneş sistemi dışındaki gezegenler anlamına gelen ötegezegenlerin keşfi. Ayrıca, bu gezegenlerin atmosferlerini incelenecek yaşam potansiyeli de araştırılacak.

James Webb ile daha önce gözlemlenemeyen, evrenin uzak köşelerinden görüntüler elde edilecek.

James Webb Uzay Teleskobu’nun yolculuğunu canlı olarak takip etmek isterseniz şuraya tıklayın

İklim krizi Birleşik Krallık’ta gömülü tarihi eserleri tehdit ediyor

İklim krizi, Birleşik Krallık‘ta turbalık alanların kurumasına ve bu tabakanın koruduğu arkeolojik mirasın zarar görmesine neden oluyor.Yağış oranı yüksek yerlerde su altında kalan bitkilerin çok yavaş bir şekilde çürümesiyle oluşan yarı kömürleşmiş tabakaya turba deniyor.

ikBirleşik Krallık’ta yaklaşık 22 bin 500 kazı alanının tehlike altında olma ihtimali var. Romalılara ait bir tuvalet oturağı, dünyanın en eski boks eldiveni ve bir kadının elinden çıkan en eski mektup, Birleşik Krallık’ın kuzeyindeki turbalık alanda bulunan olağan dışı arkeolojik kalıntılardan sadece birkaçı.

Turba tabakasında oksijen miktarı son derece düşük olduğu için tahta, deri ve kumaş gibi organik malzemeler çürümüyor ve oksijensiz ortamda binlerce yıl bozulmadan kalabiliyor.

Ancak toprak kurumaya başladığı zaman oksijen devreye girerek çürüme sürecini başlatıyor. Böyle durumlarda el yapımı eşyalar hızla çürüyüp yok olabiliyor.

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, sorun, yüzde 10’u böyle sulak arazilerden oluşan Birleşik Krallık’da değişen hava koşullarının bazı turbalık alanları kurutmaya başlamış olması.

Bu devasa alanların kazılması hem milyonlarca sterline mal olabilir, hem de yıllar sürebilir. Bu arada toprak altında gömülü olan kalıntılar da büyük zarar görebilir.

Oksijensiz toprakta yaklaşık 2000 yıl bozulmadan kalan bir bebek ayakkabısı – BBC

‘Tarihi bir zaman kapsülü tehlikede’

Arkeologlar, Birleşik Krallık’ın kuzeyinde, ülkeyi enlemesine ikiye bölen Hadrian‘ın Duvarı üzerindeki Roma kalelerinden Magna’da bu bozulma sürecinin başlamış olmasından kaygı duyuyor.

Milattan sonra 122 yılında Roma İmparatoru Hadrian tarafından yaptırılan duvarın 1900. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen etkinlikler bu hafta başlayacak.

Duvarın üzerindeki kalelerden birinin yer aldığı Magna’daki kazıya başkanlık eden Dr. Andrew Birley, toprak seviyesinin son on yıl içinde yer yer bir metre kadar azaldığını ve bunun kurumaya işaret ettiğinden endişeli olduklarını söylüyor.

Birley, şimdiye kadar Magna’nın sadece çok küçük bir bölümünün kazıldığını belirterek, “tarihi bir zaman kapsülü tehlikede” diyor.

Dr. Birley, “Burasının olağanüstü bir potansiyeli var. Romalıların burada 300-400 yıl boyunca kullandıkları her şey o zamanki haliyle korunmuş olabilir, bu da inanılmaz bir fırsat” diyor.

Magna’ya birkaç kilometre uzaklıktaki bir başka Roma kalesinde bulunanlar, burada ne muazzam eşyalar bulunabileceği hakkında fikir veriyor.

Taraklar, oyuncaklar ve ayakkabıların yanı sıra bir boks eldiveni de bulundu – BBC

Vindolanda‘daki kazılarda, dünyanın en eski boks eldivenlerinden biri bulundu. O kadar iyi korunmuştu ki, boksörün parmak boğumlarının izi hala üzerindeydi.

Vindolanda’da dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar çok sayıda Romalı ayakkabısı bulundu.

Şimdiye kadar bulunan en eski kadın el yazısı da yine Vindolanda’dan.

Yakınlardaki bir başka kalenin komutanının eşi olan Claudia Severa, yazdığı notta arkadaşı Lepidina‘yı 1900 yıl önce 11 Eylül’deki doğum günü partisine davet ediyor.

“Doğum günüme gelmeni ne kadar istiyorum bilemezsin” diyor. “Sen gelirsen çok daha eğlenceli olacak. Umarım gelebilirsin. Hoşça kal kardeşim, canım benim.”

Bu gibi gündelik yaşama dair eşyalar, antik çağlarda sıradan insanların yaşamıyla ilgili eşsiz bilgiler sunuyor.

Vindolanda’daki kazılara da başkanlık eden Dr. Andrew Birley, “bu tür şeyler genelde korunup kalmaz” diyor ve ekliyor:

“Yaklaşık 2000 yıl önce, burada kuzey sınırında yaşamın nasıl olduğuna dair müthiş bir öngörü edinmemizi sağlıyor.”

Birley, Magna’da şimdi önceliğin yerin altında neler meydana geldiğini tespit etmek olduğunu söylüyor.

Bunun için sondaj kuyuları açılıyor, her saat başı su düzeyi ve ısı ölçümü yapılıyor.

Gülistan Doku soruşturması: Şüpheli vali ve yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gitmiş

Dersim‘de Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku‘dan, 5 Ocak 2020 tarihinde kaldığı yurttan ayrılmasının ardından haber alınmamasının üzerinden iki yıl geçti. 751 gündür kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı.

Şüpheli Zainal Abarakov’un annesi Cemile Yücer, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) dilekçe yazdı. Anne Yücer’in dilekçesinde oğlu Abakarov’un dönemin valisi Tuncay Sonel ve diğer yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini ancak olayın ortaya çıkmasından sonra oğlunu tekrar Türkiye’ye getirdiğini belirtti.

‘İçişleri Bakanımızı kırmadık, geri getirdik’

Serhat Ozan‘ın DHA‘dan aktardığına göre, şüpheli Zainal Abarakov’un annesi Cemile Yücer’in yakın bir zamanda CİMER’e bir dilekçe yazdığı belirtildi. Dilekçede Yücer, yurt dışına çıkmak istediklerini, bu nedenle adli kontrol şartlarının kaldırılmasını talep ederek şöyle dedi:

“Ben oğlumu olaydan yani sosyal medyada yayılmadan önce vali ve yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdim. Olay biraz medyaya çıkmaya başlayınca sayın İçişleri Bakanımız bize rica etti: “Gelsin oğlunuz buraya yoksa olayları başlatacaklar, getirin Türkiye’ye” dedi. Biz de onu kırmadık getirdik. Lütfen sayın Cumhurbaşkanım bizim yurtdışı yasağımızı kaldırın biz bu ülkeden gitmek istiyoruz.”

‘Çocuğu geri getirdik, şu anda mağduruz diyorlar’

Dersim Barosu Başkanı ve davaya müdahil avukat Kenan Çetin, CİMER’e yazılan dilekçeyle ilgili olarak şunları söyledi:

“Özellikle Zainal’ın annesi Cemile’nin CİMER’e vermiş olduğu bir adli kontrolümüzü kaldırın özetinde bir dilekçesi var. Dosya incelendiğinde dosyada adli kontrol kararının olmadığını görüyoruz. Demek ki aile ile ilgili idari anlamda bir sınırlandırma kararı konulmuş. Yani pasaportla yurtdışına gidilmesi engellenmiş. Bu yazının içerisinde başta Zainal’ın ailesinin vermiş olduğu bilgide; ilk medyaya yansımadan Zainal’ın vermiş olduğu o tarihlerde Rusya’ya gittiğini CİMER’e yapılan başvurudan biliyoruz. Aile ‘biz o dönem yetkililer ve valiyle görüştük bize müsaade edildi biz gittik. Sonrasında da İçişleri Bakanlığı ‘bu olay ortalığı karıştırır çocuğu getirin’ dedi. Biz de çocuğu getirdik ama şu anda mağduruz’ diyorlar.”

‘Şüphelinin telefonuna el konmadı, evinde kriminal inceleme yapılmadı’

Doku ailesinin avukatı Çetin, Zeynal Abakarov’un telefonuna el konulmadığını ve evinde kriminal inceleme yapılmadığını belirterek, “Ailenin avukatı ve baro komisyonunun yazmış olduğu 30’un üzerinde soru var. Bu anlamda bu gizemlerin ortaya çıkartılması gerekiyor. Baştan beri şunu söylüyorduk; Zainal şüpheli, neden telefonuna ve bilgisayarına el konulmadı? Niye evinde kriminal anlamda inceleme yapılmadı? Saçtan tutun, arabası çamurluydu, arabayla ilgili işlemlerin yapılması gerekiyordu. Bu dosyanın yeniden ele alınması gerekiyor” diyor.

‘Başka bir şüpheli var, babası emniyette çalışıyor’

Avukat Çetin, dosyada başka bir şüphelinin daha olduğunu ve bu şüphelinin babasının emniyette çalıştığını söylüyor:

“İçinde başka bir şüpheli var, şüphelinin babası emniyette çalışıyor. Soruşturma makamı soruşturmayı yürütecek kolluğun jandarmaya verilmesi talebimiz vardı. Şimdi ailenin avukatı etkin soruşturma yürütülmediği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru hazırlığı var. Anayasa Mahkemesi‘ne dosyanın gitmesi mümkün. Yeni dediğimiz belgeler su yüzüne çıkıyor ama savcılık makamından etkin bir soruşturmanın yapılması talebimiz var. Anne nasıl CİMER’e bilgi veriyorsa, bu olaya tanıklığı olan bilgisi olanların savcılık makamına başvurup bu olayla ilgili aydınlatıcı bilgileri varsa yazılı olarak göndermesi, hiç bir şey yapamıyorsa baromuza bilgi vermesini talep ediyoruz.”

‘Vali, niye bizi aylarca o köprüde oyaladı’

Kızlarının akıbetini öğrenmek için adliye binasının önünde oturma eylemini devam ettiren anne Bedriye Doku, dönemin valisi Tuncay Sonel’in kızını bulacakları yönünde kendilerine söz verdiğini belirterek şunları söyledi:

“Ben kızımı okumaya yolladım, süt, yumurta satarak kızımı okuttum. Onun bir mezarı olsun, bende onun mezarı başında dua edeyim. Ben adalet istiyorum, benim canım yandı başkalarının canı yanmasın. Artık öğrenciler, kadınlar ölmesin. Eski vali geldi bize dedi ki; ‘Gülistan sudadır. Benimde iki kızım var onların üstüne yemin ederim ben Gülistan’ı sana vereceğim’ dedi. Niye bizi aylarca o köprüde oyaladı. Sabah, akşam oraya gidiyoruz, cenazeyi bekliyoruz. Niye o zaman kızımı bana vermedin.”

Ne olmuştu?

Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 Pazar günü kaldığı Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) Kız Yurdu’na geri dönmemişti. MOBESE görüntülerinde okuldan çıktıktan sonra bindiği minübüsten indikten sonra bir daha izine rastlanamayan genç kadın için ailesi ve kadın örgütleri barajın boşaltılmasını istemişti.

Doku için suda başlatılan ilk arama çalışmaları 6 Temmuz’da durdurudu. Ailenin talebi üzerine 22 Temmuz’da gerçekleştirilen su tahliye çalışmaları sonucunda baraj suyu minimum seviyeye düşürülerek tekrar su altı arama çalışmaları başladı.  18 Ağustos ise, Doku’ya dair herhangi bir ize ulaşılamadığı için arama çalışmaları tekrar sonlandırıldı. 

Doku ailesinin kızlarının kaybından sorumlu tuttukları ve tutuklanmasını istedikleri Zeinal Abarakov‘un ise ifadesi alınarak serbest bırakıldı.

İstanbul Havalimanı’ndan uçuşlar kademeli olarak başladı

İstanbul Havalimanı apronundaki kar temizleme çalışmalarını denetleyen Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı, uçuşların başladığını açıkladı.

DHA‘nın aktardığına göre, “Şu an New York uçağı indi ve New York uçağı kalktı. TK 01’i yolladık. Arkasından Miami, Huston‘u kaldırdık. Peşinden Londra, Atlanta uçağı kalktı. Uçaklar sırayla geliyor ve gidiyor” diyen Aycı 60 uçaklık park yerinin temizlenerek açıklanacağını belirtti:

“Özellikle geniş gövdelerimizi kaldırdık ve yolladık. Rotasyonu burada sağlayabilmek için özellikle park yerlerini açmamız gerekiyor. Şu anda 1 pistimiz açık ve onun başında de-icing yapıyoruz. Uçakları tek tek çıkarttık, uçurmaya başladık. Şu an New York uçağı indi ve New York uçağı kalktı. TK 01 yolladık. Arkasından Miami, Huoston’u kaldırdık. Peşinden Londra, Atlanta uçağı kalktı. Uçaklar sırayla geliyor ve gidiyor. Sabaha kadar 60 uçaklık park yerini temizleyeceğiz ve açacağız.”

Kar yağışı nedeniyle birçok ilde idari izin kararı alındı

Türkiye genelinde etkili olan kar yağışı hayatı olumsuz etkiliyor. İstanbul başta olmak üzere 13 ilde kamu çalışanlarına idari izin verildi.

İstanbul: Üç gün

İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada, “Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan malul, engelli ve hamilelerin 26-28 Ocak 2022 tarihlerinde idari izinli sayılmalarına, Esenler, Harem ve tüm cep otogarlarındaki şehirlerarası yolcu otobüslerin çıkışlarının 26 Ocak Çarşamba günü saat 09.00’a kadar durdurulmasına, İstanbul’da bulunan üniversite rektörlerimizle yapılan istişareler doğrultusunda ilimizde yükseköğrenime 31 Ocak 2022 Pazartesi gününe kadar ara verilmesine, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde 26-28 Ocak 2022 tarihlerinde eğitime ara verilmesine, Trakya ve Anadolu istikametlerinden İstanbul yönüne seyahat eden araçların, ilimize girişinin ikinci bir duyuruya kadar kısıtlanmasına karar verilmiştir” denildi.

Düzce: Üç gün

Düzce Valisi Cevdet Atay, attığı tweet ile kamuda çalışan engelli ve hamile personelin 3 gün idari izinli olduğunu duyurdu. Vali Cevdet Atay, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada olumsuz hava koşulları, buzlanma ve don olayları göz önünde bulundurularak 26-27-28 Ocak 2022 tarihlerinde üç gün kamuda çalışan engelli ile hamile personel idari izinli olacağını bildirdi.

Malatya: İki gün

Malatya Valiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, “İlimiz genelinde olumsuz hava koşullarının devam etmesi, araç ve yaya yollarındaki buzlanma nedeniyle, kamu kurum ve kuruluşları çalışanlarından, hamile, engelli, diyaliz hastaları ile kalp ve böbrek yetmezliği, kanser gibi kronik ağır hastalığı olan memur ve diğer kamu personelleri 25-26 Ocak 2022 Salı ve Çarşamba günleri idari izinli sayılacaklardır” ifadelerine yer verildi.

Bursa: İki gün

Bursa Valisi Yakup Canpolat, “İlimiz genelinde soğuk hava ve kar yağışının etkisinin devam etmesi nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan engelli ve hamile personel 26-27 Ocak 2022 tarihlerinde iki gün süreli idari izinli sayılacaktır.” dedi.

Konya: Bir gün

Konya Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, “Kentte devam eden kar yağışının akşam saatlerinde oluşturacağı trafik yoğunluğunu ve riskleri azaltmaya yönelik olarak, izin vermeye yetkili kurum amirlerince, (sürekli verilmesi gerekli hizmetlerde çalışanlar hariç) diğer personele saat 15.30’dan itibaren idari izin verilmesi kararlaştırılmıştır.” denildi.

Yalova: Bir gün

Yalova Valiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Devam eden yoğun kar yağışı nedeniyle, Güvenlik, Sağlık ve Ulaşım birimleri ile belediyelerin itfaiye ve cenaze defin hizmeti görevlileri dışındaki Kamu kurum ve kuruluşlarının Personeli 25.01.2022 günü idari izinli sayılacaklardır” ifadelerine yer verildi.

Çanakkale: Bir gün

Çanakkale‘nin Yenice ilçesinde, olumsuz hava koşulları ve buzlanma nedeniyle yarın bazı kamu çalışanlarına idari izin verildi.

Yenice Kaymakamlığı‘ndan yapılan yazılı açıklamada; “Olumsuz hava koşulları ve buzlanma nedeniyle ilçemiz genelindeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan engelli, malul, hamile ve 3 yaş altında çocuğu bulunan personelimiz 26 Ocak Çarşamba günü 1 gün süreyle idari izinli sayılacaktır” ifadelerine yer verildi.

Kayseri: Bir gün

Kayseri Valisi Şehmus Günaydın, hamile ve engelli çalışanların Çarşamba günü izinli sayılacağını açıkladı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Vali Günaydın, “Meteorolojiden alınan bilgiler doğrultusunda 26 Ocak Çarşamba günü ilimiz genelinde hamile ve engelli çalışanlarımız idari izinli sayılacaktır” ifadelerini kullandı.

Kırıkkale: Üç gün

Kırıkkale Valiliği’nden yapılan açıklama ile olumsuz hava koşulları sebebi ile kamu kurum ve kuruluşlarında görevli hamile ve engelli personellerin 26-28 Ocak 2022 tarihleri arasında izinli sayılacağı belirtildi.

Açıklamada, “25 Ocak 2022 tarihli İl Hıfzıssıhha Kurulu Kararı gereğince; olumsuz hava şartları nedeniyle, ilimiz genelindeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personelden; hamile ve engelli kamu görevlileri 26-28 Ocak 2022 tarihleri arasında 3 gün süreyle idari izinli sayılacaklardır. Kamuoyunun bilgisine sunulur” denildi.

İklim uzmanları: Yükselen kış sıcaklıkları kış olimpiyatlarının geleceğini tehdit ediyor

Yapılan yeni bir araştırmaya göre, her geçen yıl etkisini artıran iklim krizinin neden olduğu yükselen sıcaklıklar, gelecekteki kış olimpiyatlarını tehdit ediyor. Projeksiyona göre, düzenleyiciler, oyunlar için yeterli kar ve buza sahip şehirleri bulmakta bundan sonra daha fazla zorlanacak. 

Dünyanın en iyi kış sporları sporcuları bu şubat ayında Pekin Oyunları’nda suni kar üzerinde yarışmaya hazırlanıyor. Elde edilen bulgular, Vancouver, Torino ve PyeongChang gibi şehirlerin yüzyılın sonuna kadar, küresel ısınmanın sonuçları nedeniyle kış olimpiyatları için uygun olmayan yerler haline gelebileceğini gösteriyor.

1924’teki ilki de dahil olmak üzere birçok Kış Olimpiyatına ev sahipliği yapan Alpler’de, sera gazı emisyonları önemli ölçüde azaltılsa bile, yalnızca deniz seviyesinden 2.100 m yükseklikteki Albertville, yüzyılın ortalarında Oyunlar için güvenilir bir ev sahibi olmaya devam edecek. Grafik: Guardian

Turizmde Güncel Sorunlar dergisinde yayımlanan araştırma sonucunda, bilim insanları daha önce kış olimpiyatlarının düzenlendiği yerlerde son 50 yılda adil olmayan ve güvensiz koşulların sıklığının arttığını ve bu eğilimin devam etmesinin muhtemel olduğunu buldu.

Surrey Üniversitesi‘nde araştırmacı olarak göre yapan çalışmanın baş yazarı Daniel Scott, “Hiçbir spor değişen iklimin etkisinden kaçamaz. Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak, bildiğimiz şekliyle kar sporlarını kurtarmak ve dünya genelinde kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak yerlerin olmasını sağlamak için kritik öneme sahip” dedi.

Kötü hava koşulların etkisi, ocak ayında Zagreb‘de düzenlenen Alp Disiplini Dünya Kupası‘nda ortaya çıkmıştı. Kar eksikliği ve yüksek sıcaklıklar organizatörleri erkekler slalom etkinliğini sadece 19 yarışçı yarıştıktan sonra iptal etmeye zorladı, ancak Fransız Olimpiyat üçüncüsü

Victor Muffat-Jeandet‘ın ayak bileğini çarparak yaralanmasını da önleyemediler.

Benzer şekilde, kadınlar slalom müsabakasındaki kötü koşulların, her yarışmacı ile parkurun durumu kötüleştiğinden, ilk başlayanlar için önemli bir avantaj sağladığına yönelik itirazlar olmuştu. Yarışı, ilk başlayan Petra Vlhová kazandı ve 60 yarışmacıdan sadece 22’si yarışı bitirdi.

Victor Muffat-Jeandet, 5 Ocak 2022'de Hırvatistan'ın Zagreb kentinde düzenlenen Audi FIS Alp Disiplini Dünya Kupası Erkekler Slalomu sırasında hareket halinde.

 

Oyunların yapıldığı dönemdeki sırasındaki sıcaklıklar, 1920 ila 1950’lerde ortalama 0,4C’den 1060 ile 90 yılları arasında 3,1°C’ye ve 21. yüzyılda ise 6,3°C’ye kadar istikrarlı bir şekilde arttı. Bu da ev sahibi şehirlerin oyunların yapılmasını sağlamak için daha radikal önlemler almasına yol açtı.

2010’da Vancouver oyunları için Kanadalı yetkililer, helikopterlerle karş taşıma yoluna başvururken, 2014’te Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak en sıcak şehir olan Sochi‘de organizatörler, acil durumlarda kullanılmak üzere önceki kış yağan tonlarca karı depoladı. 

Pekin’deki mevcut Kış Olimpiyatları yetkilileri de artan endişelerle karşı karşıya Geçen yıl ocak ve mart ayları arasında sadece 2 cm. kar yağışı kaydeden bir alana kurulan kayak pistleri, tahminen 49 milyon galon su kullanarak, neredeyse tamamen yapay karla donatılacak.

21 Aralık 2021'de Çin'in Hebei eyaleti, Zhangjiakou'daki Pekin 2022 Kış Olimpiyatları mekanlarına hükümet tarafından düzenlenen bir medya turu sırasında Ulusal Kayakla Atlama Merkezi yakınlarındaki yamaçlarda faaliyet gösteren kar tabancaları.

 

Sporcular da ısınan bir iklimin gelecek nesiller için kar sporu yarışmaları üzerindeki etkisinden endişe duyuyor.

Team GB için üç kez olimpik snowboard alanında yarışan Lesley McKenna, son 30 yılda kayak merkezlerindeki kar yoğunluğu ve buz örtüsünde büyük değişiklikler gördüğünü anlattı: “Değişiklikler gerçekten birçok düzeyde endişe verici. Hava ve kar, kariyerimin başlangıcında olduğundan çok daha az tutarlı. Bir takımın en iyi antrenman yerlerine ulaşması için planların çok esnek olması gerekir. O zaman her şey daha özel ve daha fazla kaynak ağırlıklı hale geliyor ve bu da ne kimseye ne de iklime yardımcı oluyor.”

Protect Our Winters Europe kampanyacısı Sören Ronge da “İklim değişikliğini azaltmak için herhangi bir önlem alınmazsa, birçok bölge uzun vadede kış sporlarına veda etmek zorunda kalacak. Daha düşük rakımlardaki tatil köyleri bunu ilk hissedecek ve birçoğu zaten kapanmak zorunda kaldı” dedi. Ronge, birçok dağ topluluğunun yaz turizmine bağımlı olduğuna, ancak güvenilmez kar yağışının zincirleme etkilerinin kısmen daha fazla kuraklığa ve orman yangınlarına yol açarak yaz rekreasyonunu da imkansız hale getirdiğine dikkat çekti:

“Hükümetler, daha temiz enerji ve ulaşım çözümleri yoluyla emisyonları azaltmaya öncelik vermeli, yoksa Olimpik Kış Oyunları, kış sporları, dağlara yapılan aile gezileri ve güvenilir kar örtüsü kaybının bir sonucu olarak daha aşağıdaki bölgelerde sayamayacağımız kadar etki yaratacak. Kar yağışı olmadan kayak yapamamak sorunlarımızın en küçüğü olacak.”