Ana Sayfa Blog Sayfa 1004

‘İklim örgütleri’nden bakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına çağrı: Şura kararları gözden geçirilmeli

Elektrik ve doğalgaz  fiyatlarında son dönemde yaşanan artış, Ukrayna’daki savaş ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) hazırladığı kırılganlık raporu, fosil yakıtlara bağımlı Türkiye gibi ülkelerin sadece iklim krizine değil, enerji ve jeopolitik krizlere karşı da ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. 

Geçen hafta yayımlanan IPCC raporuna göre, Türkiye, aşırı hava olaylarına karşı Avrupa’nın en kırılgan ülkesi ve artan kuraklık tehdidi altında. Öte yandan Türkiye, zengin yenilenebilir enerji potansiyeli sayesinde enerji bağımsızlığına ulaşmada en şanslı ülkelerden. 

Ancak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca Konya’da düzenlenen Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim politikalarının altyapısını oluşturacak İklim Şurası’nda, emisyon yoğunluğu en yüksek fosil yakıt olan kömürden kademeli çıkışa dair bir ibare bulunmadığı gibi, aksine enerjide ithal kaynaklara bağımlılığı artıracak gaz ve nükleer yatırımların artışına dair tavsiye kararları alındı. 

İklim alanında çalışan sivil toplum ve düşünce kuruluşları, hem İklim Şurası öncesinde hem de Şura’daki komisyonlarda taleplerini dile getirmişti; ancak bu taleplerin önemli bölümü Şura kararlarına yansımadı. Şura’dan çıkan kararlar “Sonuç Bildirgesi”ne dönüştürülerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklanacak. 

Sivil toplum’un talepleri karşılanmadı

Sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin hem iklim kriziyle mücadele etmesi hem de jeopolitik krizlere karşı enerji bağımsızlığına sahip olması için bir an önce yenilenebilir enerji potansiyelini kullanması gerektiğine dikkat çekiyor ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığını İklim Şura kararlarını gözden geçirmeye çağırıyor. 

Sivil toplumun talepleri ve Şura’dan çıkan kararlar şöyle: 

1- Kömürden elektrik üreten yeni termik santrallerin kurulmaması; kömür madeni açma ve maden genişletme faaliyetlerinin durdurulması:  

TALEP KARŞILANMADI:  Yeni kömürlü termik santral kurulmayacağına, yeni kömür madeni açılmayacağına ya da maden genişletmelerinin durdurulacağına dair karar alınmadı. 

2- Kömür başta olmak üzere, fosil yakıtlara yönelik teşviklerin derhal sonlandırılması: 

TALEP KARŞILANMADI: Kömür başta olmak üzere fosil yakıtlara verilen teşviklerin kaldırılmasına dair karar alınmadı. Vergi ve teşvik sisteminin gözden geçirilmesine ilişkin genel ifadeler yer aldı.

 3- 2030 yılına kadar kömürden elektrik üretiminin kademeli olarak sona erdirilmesi: 

TALEP KARŞILANMADI: Kömürden kademeli çıkışa dair bir karar alınmadı. Elektrik sektörü kaynaklı emisyonların azaltılması ile ilgili kararda kömürün karbon yakalama, kullanım ve depolama (KYD) teknolojileriyle birlikte kullanılmaya devam edeceğine ilişkin ifade yer aldı. Kömür kapasitesinin azaltılmasına dair komisyonda alınan karar, Şura kararlarından kaldırıldığı gibi, elektrik üretiminde emisyon azaltımı için KYD’ye ek olarak nükleer ve gaz gibi yeni seçenekler komisyonun görüşü yok sayılarak Şura kararlarına eklendi.

 4- 2030 yılına kadar elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının en az %75’e çıkarılması:

TALEP KARŞILANMADI: Şurada yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasına, çeşitlendirilmesine yönelik tavsiye kararlar alınırken yenilenebilir enerji kaynakların payına dair bir hedef ortaya konmadı.

 5- Emisyon üst sınırlarının 2053 net sıfır vizyonuyla uyumlu şekilde belirlendiği ve sektörleri emisyon azaltımına teşvik edecek seviyede bir karbon fiyatlandırma mekanizmasının devreye alınması:

KISMEN KARŞILANDI: Emisyon Ticaret Sistemi ve karbon vergisi şeklinde ele alınacak karbon fiyatlama mekanizmalarının en kısa zamanda devreye girmesini hedefleyen kararlar alınmış olsa da karbon fiyatının etkili ve istikrarlı bir seviyede oluşmasını sağlayacak bir mekanizma tarif edilmedi.

6- 2030 yılına kadar denizlerde ve karada korunan alanların koruma niteliğinin artırılarak ülke yüzölçümündeki payının %30’a çıkarılması, bu kapsamda ormanların madencilik, turizm, enerji ve yapılaşma gibi faaliyetler için tahsis edilmesine son verilmesi ve özellikle kuraklık riski olan alanlarda artan ağaç kesimine son verilmesi:

TALEP KARŞILANMADI: Korunan alanların niteliğinin ve niceliğinin artırılması ve bozulmuş ekosistemlerin restorasyonunun tamamlanması yönünde bir karar alınmış olmakla birlikte koruma niteliğinin nasıl artırılacağına ve bozulan ekosistemlerin nasıl restore edileceğine dair bir öngörü bulunmuyor. Diğer yandan kararlarda ormanların ve nitelikli doğal koruma alanlarının madencilik, turizm, enerji ve yapılaşma gibi faaliyetlere açılmasının engellenmesi ve ağaç kesimlerine son verilmesi yönünde bir madde bulunmuyor. Ayrıca, biyolojik çeşitlilik ve karbon yutağı kapasitesi üzerinde yıkıcı etkileri bulunan derin deniz madenciliği faaliyetini öngören kararla, denizel ekosistemlere ilişkin koruma kapsamı ciddi şekilde zayıflatıldı.

 7- İklim değişikliğiyle mücadele ve kentlerin uyumu için kentsel politikaların ve imar planlarının revize edilmesi, kentsel hizmetlerin karbonsuzlaştırılması:

TALEP KARŞILANDI:  Mekansal planların iklim değişikliği etki ve etkilenebilirlik analizleri doğrultusunda hazırlanması, bu planlara doğa temelli çözümlerin dahil edilmesi, kentsel tasarımın ulaşım ihtiyacını en aza indirecek biçimde planlanması şura kararları arasında yer aldı. Bunun yanı sıra, kentsel ulaşımda elektrikli toplu taşımanın yaygınlaştırılması, yeşil ve paylaşımlı ulaşım yöntemlerinin teşvik edilmesi öngörüldü. Bunun yanı sıra ekolojik koridorlar, kentsel tarım, yağmur suyu hasadı vb. doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılması öngörüldü.

 8- Net sıfır bir ekonomiye geçişin sağlayacağı faydaların geniş kesimlere dağılmasını ve yeşil iş olanaklarının yaratılmasını sağlayacak, geçişten ekonomik olarak etkilenecek toplum kesimlerini geride bırakmayacak bir adil dönüşüm mekanizmasının tasarlanması:

TALEP KARŞILANDI: Şura’da, kömür madenciliği, kömürden elektrik üretim sektörü, çimento, demir-çelik gibi sektörler öncelikli olmak üzere iklim nötr bir ekonomiye adil, sürdürülebilir ve eşitlikçi bir geçiş için sosyal diyaloğu, kimsenin geride bırakılmamasını, kırılgan grupların önceliklendirilmesini, yeşil ve dijital dönüşümü temel ilke ve yaklaşım olarak benimseyen ve teknik finansal destekleri de içeren mekanizmaların kurulması kararı alındı. İklim değişikliğinden ve planlanan dönüşümden etkilenecek toplumsal kesimler için sosyal koruma programlarının kurulması da tavsiyeler içinde yer aldı.

 9- Gıda sistemlerinin bir bütün olarak ele alınması, bu çerçevede 2030 yılına kadar, toprak sağlığını iyileştiren ve ekosistemi destekleyen uygulamalarla  gıda güvencesinin ve güvenliğinin sağlanması ve tarım kaynaklı emisyonların azaltılması:

KISMEN KARŞILANDI: Ekosistem hizmetlerinin ve biyolojik çeşitliliğin korunması amacıyla iklim değişikliğine uyumlu tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, bu çerçevede doğaya pozitif katkı yapan onarıcı tarım, permakültür, tarımsal ormancılık, ekolojik tarım gibi yaklaşımların artırılması yönünde bir karar bulunuyor. Ancak alınan kararlar gıda sistemlerinin bir bütün olarak ele alınmasını öngörmüyor.

 10- İklim değişikliği ile mücadele ve enerji yatırımlarının planlanması süreçlerinde halk sağlığının gözetilmesi ve önceliklendirilmesi:

KISMEN KARŞILANDI: Uyum komisyonu sağlık konusundaki maddelere genişçe yer verip yuvarlak masaya getirse de, Şura kararlarında iklime duyarlı hastalıkların ve kırılgan grupların belirlenmesini içeren öneriler çıkarıldı. Kararlar arasında “iklim değişikliğinin halk sağlığı etkilerine karşı koruyucu hekimlik temelinde uyum eylemlerinin tespit edilmesi, uygulaması ve bu yönde kapasitenin geliştirilmesi” yer alıyor.

İmzacı kurumlar şöyle:

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe)
Greenpeace Akdeniz
İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği (İDPAD)
Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal)
Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL)
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA)
Yeşil Düşünce Derneği 
Yuva Derneği
350 Türkiye 
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)

 

 

Nükleer Düzenleme Kanunu yürürlüğe girdi

Anayasa Mahkemesi’nin KHK ile düzenlendiği için iptal edilen Nükleer Düzenleme Kanunu Teklifi TBMM Genel Kurulu’ndan AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla geçmişti. Kanun bugün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Muhalefet milletvekilleri, hafta boyunca; hem Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda hem Genel Kurul aşamasında; nükleer santrallerin tehlikeli yönlerine dikkat çekerek, teklifte eksik unsurların olduğu yönünde eleştiri yapmıştı. Kanunla nükleer enerji ve iyonlaştırıcı radyasyona ilişkin faaliyetler üzerinde düzenleme, değerlendirme, yetkilendirme, denetleme faaliyetleri ve yaptırımları uygulayabilme yetkileri belirlendi.

Paris Sözleşmesi’ndeki tanımlar esas alınacak

Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte; nükleer zararlara ilişkin hukuki sorumluluk hükümlerinin uygulanmasında yer verilmeyen tanımlar konusunda Paris Sözleşmesi‘nde yer alan tanımlar esas alınmaya başlandı. Nükleer enerji ve radyasyona ilişkin faaliyetler ile bu faaliyetlerle ilgili kişi, tesis, cihaz ve maddeler güvenlik, emniyet ve nükleer güvence açısından düzenleyici kontrole tabi olacak.

Sınır ve koşullar Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından belirlenecek

Düzenleyici kontrole ilişkin verilecek muafiyetler ile bu muafiyetlerin sınır ve koşulları, güvenlik ve emniyetle ilgili gerekleri karşılayacak şekilde, dereceli yaklaşım esas alınarak Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından yönetmelikle belirlenecek.

Türkiye’nin mahkemeleri yetkili olacak

Türkiye Cumhuriyeti egemenlik alanında gerçekleşen bir nükleer hadise ile ilgili olarak veya Paris Sözleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafı olduğu 21/9/1988 tarihli Viyana ve Paris Sözleşmelerinin Uygulanmasına İlişkin Ortak Protokol uyarınca Türk mahkemelerinin yargılama yetkisinin söz konusu olduğu hâllerde sadece Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri yetkili olacak.

Katkı payı ödenecek

Yetkilendirmeye tabi bir faaliyet sırasında radyoaktif atık üreten kişiler radyoaktif atık yönetimi özel hesabına, nükleer tesis, radyasyon tesisi ve radyoaktif atık tesislerini işletmek üzere yetkilendirilen kişiler ise işletmeden çıkarma özel hesaplarına, ikinci fıkra uyarınca belirlenecek tutarda, ayrı ayrı katkı payı ödemesi yapacak.

Sigorta havuzu kurulacak

İşletenler, her bir nükleer tesis veya taşıma faaliyeti için 13 üncü maddede belirlenen üst sınır tutarında ve Kurum tarafından belirlenen zamanda ve şartlara uygun sigorta yaptırmak veya başkaca bir teminat göstermek zorunda olacak. İşletenler yükümlülüklerine sigorta sağlanabilmesi amacıyla bir nükleer sigorta havuzu kuracak.

Otuz yıla kadar hapis

 Nükleer tesis, radyasyon tesisi veya radyoaktif atık tesisini cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla ele geçiren, zapt eden veya kontrolü altına alan kişiler on iki yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Nükleer silah ya da radyolojik silah imal eden, radyoaktif maddeleri bu amaçla bulunduran, kullanan, kullanımını yaygınlaştıran veya bunların ticaretini yapan kişiler yirmi beş yıldan otuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

Geçici ateşkes başladı: Kiev sessiz, Rusya Avrupa’yı gazı kesmekle tehdit etti

Rusya ve Ukrayna heyetlerinin görüşmelerinin üçüncü turu dün gerçekleşti. Rusya, bu sabah Moskova saatiyle 10.00’dan itibaren sivillerin Kiev, Harkov, Çernigiv, Sumi ve Mariupol‘dan ayrılabilmesi için ‘sessizlik rejimi’ ilan ettiğini duyurdu.

Dün insani koridorların açılması için Rusya tarafından teklif edilen geçici ateşkes sürdürülememiş, koridorların Rusya ve Belarus‘a çıkması Ukrayna tarafından reddedilmişti. Rusya heyeti başkanı Devlet Başkan Yardımcısı Vladimir Medinskiy, Ukrayna’daki aşırı milliyetçilerin eylemleri nedeniyle insani koridorların işe yaramadığını iddia etmişti.

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski ise dün, tahliye ve insani yardım için  anlaşılmış yollar üzerine mayın döşendiğini söyleyerek, “Çalışan Rus tankları ve Rusya mayınları oldu. İnsanları tahliye edecek otobüsleri bile bombaladılar. İşgal altındaki topraklara çıkan bir koridor açtıklarını söylüyorlar. Kendi halklarına, ‘insanları kurtarıyoruz’ diye propaganda yapacaklar, bizimle alay ediyorlar” dedi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in doğrudan konuşmalarını istediklerini  belirtti. Zelenski’nin hiçbir şeyden korkmadığını sçyleyen Kuleba, “Biliyoruz ki her şeyin kararını veren Putin. Putin de hiçbir şeyden korkmuyorsa gelsin, otursun ve konuşalım” diye konuştu. 

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (UNHCR), 24 Şubat’tan itibaren Rusya saldırılarında ölen ve yaralanan sivillerin sayısının 1200’e ulaştığın açıkladı. 27’si çocuk olmak üzere en az 406 kişinin hayatını kaybettiği, 801 kişinin de yaralandığı belirtildi. Gerçek rakamların daha yüksek olduğu belirtilen açıklamada, en çok yaralanmanın ayrılıkçı bölge Donbas’ta olduğu kaydedildi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki en büyük göç: 1.5 milyon insan Ukrayna’dan kaçtı

Dünya Bankası, Ukrayna için bekleyen 723 milyon dolarlık kredi ve hibe paketini onayladığını duyurdu. Yapılan açıklamada, paketin 350 milyon dolar tutarında ek kredi ve Hollanda ve İsveç’ten 139 milyon dolarlık teminat içerdiği açıklandı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Başkanı Joe Biden, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson pazartesi günü video konferans görüşmesi yaptı.

Beyaz Saray‘dan yapılan açıklamada liderlerin, işgalin Rusya’ya maliyetini artırmaya devam etme kararlılıklarını vurguladıklarını belirtilirken Ukrayna’ya güvenlik yardımının, ekonomik ve insani yardımların sağlamaya devam edileceği de söylendi.

ABD‘nin, Ukrayna’ya insani yardım amacıyla 10 milyar dolarlık bir maddi paket sağlayacağı belirtilirken, Zelenski‘nin talep ettiği savaş uçaklarının Ukrayna’ya gönderilmesi için ABD-Polonya görüşmeleri henüz sonuçlanmadı.

Avrupa’ya gaz tehdidi

ABD ve Avrupalı devletlerin Rusya’ya petrol ambargosu uygulaması tartışılıyor. Beyaz Saray basın sekreteri Jen Psaki dün basın açıklamasında yetkililer arasındaki tartışmaların devam ettiğini, konuyu Avrupalı ortakları ile konuştuklarını söyledi.

Psaki, ABD’nin Venezuela ile petrol konusunu görüştüğü ve bu ülkeye yönelik yaptırımları hafifletmeye hazırlandığı iddialarını doğrulayarak Venezueala’ya bir ekibin gittiğini ve hem petrol hem de Venezuela’da tutuklu bulunan Amerikalıların durumunun görüşüldüğünü açıkladı.

Joseph Borrel: Ukrayna’nın işgali, yeşil enerjiye geçişimize ivme kazandırmalı

Rusya ise petrol satışına ambargo getirilmesi halinde Almanya üzerinden Avrupa’ya ulaşan  Kuzey Akım 1 boru hattına verdiği gazı durdurma tehdidinde bulundu.

Rusya, Kuzey Akım 1 hattıyla Baltık Denizi üzerinden Almanya’ya yılda 55 milyar metreküp doğal gaz gönderiyor.

Rus Başbakan Yardımcısı Alexander Novak, bir varil petrol fiyatının 300 doları bulabileceğini söyleyerek “Rusya petrolünün engellenmesinin, küresel piyasalara sonuçları felaket olur” dedi.

Endişeler nedeniyle dün Brent ham petrolünün fiyatı erken saatlerde son 14 yılın zirvesine ulaşarak varil başına 140 doları gördü ve gün içinde 125 dolar civarına düştü.

Rusya’nın işgali, Avrupa ve ABD’yi fosil yakıt konusunda yeniden düşünmeye zorluyor

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’ne ulaşım engeli

Yurdun dört bir yanında gerçekleştirilecek Feminist Gece Yürüyüşü öncesi İstanbul Valiliği’nden gelen yasak kararının ardından bugün 13.00 itibarıyla Taksim metrosunun da kapatılacağı duyuruldu.

Taksim metro istasyonu, Şişhane istasyonu İstiklal Caddesi giriş ve çıkışı ile Taksim-Kabataş füniküler hattının bugün 13.00’ten itibaren hizmete kapatılacağı bildirildi:

Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için BELBİM ve İstanbulkart’ta ücretsiz kullanım imkanı sağladı. Kadınlar için 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde otobüs, metrobüs, metro ve vapur dahil olmak üzere toplum taşımayla ulaşım ücretsiz oldu.

‘Müsaade edilmeyecek’

İstanbul Valiliği, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Beyoğlu‘nda toplantı, yürüyüş, basın açıklaması yapılmasına müsaade edilmeyeceğini açıklamıştı.
Emniyet Genel Müdürlüğü’den 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin yapılan açıklamada ise “8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle; 18 Şubat 2022 tarihinden günümüze kadar 46 ilimizde 15 bin 574 kişinin katıldığı 174 etkinlik; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında daha önceden ilan edilen yerlerde açık hava toplantısı ve diğer etkinlikler (basın açıklaması, bildiri dağıtma, stant açma, kapalı yer toplantısı, pankart açma ve yürüyüş) şeklinde düzenlenmiştir” denilerek şu ifadeler kullanıldı:

“Bu etkinliklerde kanuna aykırı hareket eden 12 şahıs hakkında yasal işlem yapılmıştır. 8 Mart 2022 tarihinde etkinlikler aynı şekilde 2911 sayılı Kanun kapsamında daha önceden toplantı ve gösteri yürüyüşleri yapılabileceği ilan edilen yerlerde ve güzergahlarda yasal çerçeve içerisinde düzenlenebilecektir. Belirlenen bu yerler dışında kalan alanlarda kanuna aykırı şekilde eylem yapılmasına kesinlikle müsaade edilmeyecektir. Bu konu ile ilgili etkinliklerin yasal zeminde ve belirlenen yerlerde huzur ve güven ortamı içerisinde yapılması için tüm güvenlik tedbirleri alınmıştır.”

Kadınlar 20. kez Taksim’de yürüyecek

19 senedir gecelerde, meydanlarda ve Taksim’de gerçekleştirilen Feminist Gece Yürüyüşü’nün 20. yılında kadınların, erkin onlardan aldıklarını geri almak için Taksim’de bir araya gelecekleri biliniyordu. Birçok farklı şehirde gerçekleştirilen yürüyüş, her sene engellere rağmen Taksim’deki Fransız Kültür Merkezi önünden başlamak üzere İstiklal Caddesi boyunca sürdürülmek üzere saat 19.30’da düzenleniyor. Feminist Gece Yürüyüşü’nün gerçekleştirileceği meydanlara ‘Kadınlar 8 Mart’ta yurdun dört bir yanında patriyarkaya karşı meydanlarda!’ yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Yasaklara kadınlardan tepkiler

Kadınlar “Her yıl tüm engellere rağmen 8 Mart’ta haklarımıza, hayatlarımıza, var oluşumuza, eşitliğe, emeğimize sahip çıkmak için feminist gece yürüyüşündeyiz. 19 yıldır yürüdük, 20. yılda da yürüyeceğiz” diyerek yasaklara tepki gösterdi.

 

Av sezonu kapandı, avcılığa karşı mücadele ise sürüyor

Kara Avcılığı Kanunu kapsamında 6 Mart Pazar günü itibariyle ülke genelinde av yasağı başladı, 2021-2022 Kara Avcılığı sezonu kapandı.
Yaban hayvanlarının üreme ve yavrulama dönemine girdiğini belirten Yaban Hayatını Koruma ve Dayanışma Derneği (YAKORDER) Başkanı Mustafa Özer, avcılara ve doğa fotoğrafçılarına etik kurallara uymaları gerektiğini hatırlattı.
Özer, “Özellikle Hatay dağ ceylanı, karaca gibi yaban hayvanlarının doğal ortamlarda yavrusu tek bulunduğunda alınmamalıdır, çünkü anne yaban hayvanı o bölgede beslenmeye çıkmış olabilir. Yavrunun terk edildiğine kanaat getirilirse yerel birimlerle temas kurulabilir” dedi.
Kara Avcılığı Kanunu kapsamında ilgili kurallara uymayanların Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından cezalandırıldığını hatırlatan Özer, vatandaşların yasak bölgelerde avlananları bildirmek için başvurabilecekleri kurumları şöyle sıraladı: 112 Acil Çağrı Merkezleri, 81 ilde bulunan Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlükleri, İçişleri Bakanlığına bağlı kısa adı HAYDİ olan Hayvan Durum İzleme Mobil Uygulaması.

Bolu’da kızıl geyikler için mücadele sürüyor

Öte yandan hayvan hakları aktivistleri ve kuruluşlarının nesli tehlikede olan yaban hayvanlarının avlanmasına karşı yürüttükleri hukuki mücadeleler devam ediyor.
Vegan Derneği Türkiye (TVD)‘nin, Bolu‘da öldürülmesi için ‘av ihalesi’ başlatılan 15 kızıl geyiğin yaşam hakkını savunmak için Ekim 2021’de Tarım ve Orman Bakanlığı‘na açtığı dava, 4 Mart’ta Bolu Adliyesi‘nde görüldü. Davanın 15 gün içinde sonuçlanacağı bekleniyor.
Duruşma sonrası adliye önünde “Yaşam hakkı satılık değildir”, “Katletmek için yaşatıyorlar” ve “Av cinayettir, yasakla” pankartlarıyla yaptıkları basın açıklamasında aktivistler, avcılığın Türkiye çapında tamamen yasaklanması için mücadeleyi büyüteceklerini söyledi.

TVD yönetim kurulu üyesi Güzide Erden, yaklaşık beş ay süren dava boyunca Bolu İdare Mahkemesi’nin avlanmayı bu süre içinde geçici olarak durdurmasının son derece önemli olduğunu kaydetti ve şöyle dedi:
“Hayvanlar kimsenin malı değildir. 15 kızıl geyiğin yaşamının satılığa çıkarıldığı “av turizmi” ihalesi daha fazla beklemeden iptal edilmelidir. İnsan harici hayvanların yaşam hakkı; hasat raporu, kırsal kalkınma, katkı payı, ekonomik kazanç, turizm potansiyeli ve hatta ‘koruyucu veterinerlik’ adı altında, av şirketleri ve bakanlık işbirliğiyle yurtdışından ve Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen avcılara pazarlanamaz.”
TVD’nin de vekilliğini üstlenen Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden avukat Hacer Gizem Karataş ise duruşmaya ilşkin, “Bugün yine Tarım ve Orman Bakanlığı ve davaya müdahil olan av şirketinden kabul edilemez savunmalar dinledik. Kaçak avcılığı engellemek bizzat Bakanlığın sorumluluğunda iken, kaçak avcılığın başka bir yöntemle engellenemeyeceği, mecburen av ihalelerinin açılması gerektiği savunmaları yapıldı. Bu savunmaların hepsinin geçersiz olduğu açıktır” dedi.

Adana’da 70 yaban keçisi korunma bekliyor

Av turizmi kapsamında Adana, Mersin, Hatay, Niğde ve Kayseri’de nesli tükenme riskiyle karşı karşıya olan 70 yaban keçisinin öldürülmesine engel olmak için Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ve TVD’nin 27 Eylül 2021 günü yürütmenin durdurulması talebiyle açtıkları davanın duruşması 17 Şubat’ta Adana‘da görüldü.

Duruşma sonrası davacı dernekler, Ankara ve Adana Baroları’nın Hayvan Hakları Merkezleri’nden avukatlar, Hayvan Hakları İzleme Komitesi avukatları ve Adana Vegan İnisiyatifi’nden aktivistler basın açıklaması yaptı.

Açıklamada, “Davayı açtığımız 27 Eylül’den bu yana öldürülmelerine engel olunabilecek kaç yaban keçisinin ise katledildiğini bilmiyoruz. Çünkü bu konuda yine, av katliamından sorumlu olan yetkili kurum Tarım ve Orman Bakanlığı’na CİMER üzerinden yaptığımız bilgi edinme başvurusuna hala cevap verilmedi” dendi.

Avukat Hacer Gizem Karataş, daha önce Danıştay‘ın verdiği emsal kararlarla Konya ve Mersin’deki yaban hayvanlarının öldürülmesi için açılan ihalelerin iptal edildiğini hatırlatarak, “Canlar ölmeye devam ettiği ve yaşam hakkının telafisi olmadığı için, bir an önce av ihalesinin, daha fazla cana mal olmadan iptal edilmesini talep ediyoruz” dedi.

Konya ve Mersin’deki yaban keçileri kurtulmuştu

Yine TVD tarafından tarafından açılan Konya‘da 7 Anadolu yaban koyunu (Ovis gmelini anatolica ile 3 yaban keçisinin (Capra aegagrus)) ihale ile avlanmasına ilişkin dava, nesli tükenme tehlikesi altında olan yaban keçilerinin lehine sonuçlanmış ve davada Tarım ve Orman Bakanlığı’nın savunmasını yetersiz bulunarak ihale iptal edilmişti.
Anadolu yaban koyunu ve keçisi avına yargıdan bir kez daha ret

Mersin Barosu‘nun, ‘hayvanın zevke ve cinayete konu edilmesinin hukuka aykırı olduğu, cinayetin spor olarak kabulünün mümkün olmadığı, hayvanların yaşam hakkının ihlal edildiği’ gerekçesiyle 28 Mayıs 2021 tarihinde Mersin bölgesindeki 39 yaban keçisinin avlanmasına izin verilen ihalelere karşı açtığı davada da Danıştay, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın  yürütmesinin durdurulmasına hükmetmişti.

Danıştay, yaban keçisi avı ihalesini iptal etti

Af Örgütü’nden İstanbul Valiliği’ne çağrı: Kadınların barışçıl protesto hakkını güvence altına alın!

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) İstanbul Valiliği tarafından bugün ilan edilen hukuksuz yasağın ardından bir açıklama yayımlayarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde haklarını talep etmek için sokaklarda olmak isteyenlerin barışçıl protesto hakkının güvence altına alınması çağrısı yaptı.

Af Örgütü, kadın örgütlerinin çağrı yaptığı geleneksel “Feminist Gece Yürüyüşü”ne konulan yasağın, uluslararası hukuk ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası tarafından korunan ifade ve toplanma özgürlüğü haklarının belirsiz nedenlerle, orantısız, hukuka aykırı ve keyfi olarak engellendiğine dikkat çekti. 

UAÖ Türkiye Direktörü Ece Ünver yasakla ilgili şunları söyledi:

“Valilik tarafından yapılan açıklamayla ifade ve toplanma özgürlüğü hakları kapsamında koruma altında olan faaliyetler meşru bir neden belirtme ihtiyacı duyulmadan yasaklandı. Barışçıl toplanma özgürlüğü izne tabi değildir. Türkiye’nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere birçok uluslararası insan hakları sözleşmesi, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının ancak meşru bir amaçla, hukuka uygun ve zaruri nedenlerle orantılı olarak kısıtlanabileceği konusunda açıktır. Farazi risk ve tehditler herhangi bir yasaklamanın gerekçesi olamaz.

Uluslararası hukuka göre, bazı hak ve özgürlüklerin kısıtlanması konusunda devletlere tanınan yetki, hakkın kullanımını tamamen ortadan kaldıracak yasaklar şeklinde kullanılmamalıdır. Temel hakların kanunla kısıtlanabilmesi için sadece bir kanunun var olması da yeterli değildir, kanunun vasfı da temel hakları engellemeyi amaçlamamalıdır. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kısıtlayıcı doğası ve keyfi bir şekilde uygulanması Türkiye’de barışçıl toplanma hakkının garanti altına alınmasının önünde temel bir engel teşkil etmektedir. Önceden ilan edilen, şehrin dış bölgelerinde çok kısıtlı sayıda gözden uzak alanlar dışındaki tüm etkinlikleri yasaklamak ifade ve barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının önünde örtülü bir engeldir.

Devletler, barışçıl protestoları katılımcıların şiddet kaygısı taşımayacağı şekilde kolaylaştırmak için adım atmak konusunda pozitif yükümlülüğe sahiptir. Bu yükümlülük, herhangi bir nedenle kısıtlama uygulanması gerekirse protestoculara hedef kitleleri tarafından görülebilecekleri ve duyulabilecekleri bir yer önermeyi de kapsar. “

Hükümet, kadınların haklarını korumak için yapması gerekenlerin arasında toplanma özgürlüğünü güvence altına almanın da bulunduğuna dikkat çeken Ünver şunları ifade etti:

“Yıllarca barışçıl şekilde düzenlenen gösterileri kamu düzeni bahanesiyle yasaklamanın hiçbir mazereti olamaz. Hükümet yetkilileri meşru kaygılara sahiplerse bunları gidermek için gerekli güvenlik önlemlerini almalı, protestocuların güvenli şekilde gösterilerini gerçekleştirmeleri için onlarla imkan tanımalıdır. Bu 8 Mart kadın haklarına dönük sözlerin eyleme geçmesin için bir dönüm noktası olsun. Yetkililere çağrımızı yineliyoruz: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde gerçekleştirilen ve gelenekselleşmiş Feminist Gece Yürüyüşü olmak üzere tüm Türkiye’deki barışçıl toplanma ve protesto etkinliklerini güvence altına alın”

Çağrı 8 Mart’ta izlenecek 

Uluslararası Af Örgütü, aralık ayında yayınladığı Türkiye, Sözleri Eyleme Geçir: Kadına Yönelik Şiddeti Ortadan Kaldırma Yükümlülüğü başlıklı raporda da kadına yönelik şiddetin öğelerinden biri olarak barışçıl protestolara yapılan müdahaleleri işaret etmiş, protesto hakkının güvenceye alınmasını talep etmişti.

Raporda, “protestolar sırasında veya sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan bazı kişilerin adli soruşturmalar ve kovuşturmalarla karşı karşıya olduğu paylaşılmış, kadın hakları örgütleri ve aktivistlerinin düzenlediği çok sayıda toplanmanın, keyfi sınırlandırmalara ve polisin aşırı güç kullanımına maruz kaldığı” tespitine yer verilmişti.

Uluslararası Af Örgütü gözlemcileri, barışçıl protesto hakkının korunduğundan emin olmak ve yaşanan ihlalleri tespit etmek amacıyla 8 Mart İstanbul Feminist Gece Yürüyüşü’nü gözlemlemek üzere alanda olacak.

Rusya ve Ukrayna arasındaki üçüncü tur görüşmeleri başladı

Rusya ve Ukrayna heyetleri ateşkes için bugün üçüncü kez masaya oturdu. Interfax haber ajansı iki ülke arasındaki görüşmelerin Belarus‘ta başladığını duyurdu.

İki ülke arasındaki müzakerelerin ikinci turu Brest‘te perşembe günü yapılmış; ilan edilen geçici ateşkes ve sivillerin tahliyesi için insani koridor açma kararı, Rusya’nın bombardımana devam etmesi yüzünden ağır aksak hayata geçirilebilmişti.

Masadaki talepler

Görüşmelere saatler kala Kremlin barış için şartlarını açıkladı. Rus tarafının talepleri şöyle:

  • Ukrayna Kırım‘ı Rus toprağı, Donetsk ve Luhansk‘ı ise bağımsız devlet olarak tanımak zorunda.
  • Ukrayna Anayasayı değiştirmeli ve herhangi bir bloka girme iddialarını reddetmeli.
  • Koşulların sağlaması halinde operasyonlar derhal durdurulacak.

Ukrayna’nın talepleri ise önkoşulsuz hemen ateşkes ve Rus birliklerin geri çekilmesi. Kiev yönetiminin, Rus birliklerinin geri çekilmesi talebi kapsamında Kırım ve Donbas da bulunuyor.

Boğaziçi akademisyenleri nöbette: Dekan atamaları yargıda

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, Erdoğan‘ın üniversiteye Naci İnci‘yi atamasını protesto etmek için 428. kez rektörlük binası önünde toplandı. Akademisyenler geçtiğimiz günlerde de üç fakültenin dekanlarının görevden alınmasını yargıya taşıdı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Boğaziçi Üniversitesi’ne önce Melih Bulu‘yu, ardından Naci İnci‘yi atamasını protesto eden akademisyenlerin direnişinin 291. nöbeti bugün gerçekleştirildi.

Akademisyenler haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını 291. kez rektörlük binasına döndüler.

Fotoğraf: Tolga Sütlü

Direnişin 428. gününde akademisyenler girişlerine yüksek demir parmaklıkların yerleştirildiği, basının içeri alınmadığı, çevresinde polisin ağır silahlarla devriye gezdiği kampüsten seslendi. Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını rektörlük binasına döndüler.

Akademisyenler nöbet boyunca ellerinde “Kabul Etmiyoruz” “Vazgeçmiyoruz”, “Özerk, Özgür, Demokratik Üniversite” yazan dövizler, üzerlerinde #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz” yazan okulda derslerine devam etmesi engellenen akademisyen Can Candan ile  Seda Binbaşgil fotoğrafları taşıdılar.

Fotoğraf: Tolga Sütlü

Akademisyenler dekanların görevden alınmasını yargıya taşıdılar

Yüz kırktan fazla akademisyen, Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyelerinin desteğini alıp yasal olarak atanmış dekanları Prof.Dr. Yasemin Bayyurt (Eğitim Fakültesi), Prof.Dr. Özlem Berk Albachten (Fen – Edebiyat Fakültesi) ve Prof.Dr. Metin Ercan’ın (İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) aynı anda tek Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) işlemiyle görevden alınmasını yargıya taşıdı.

Fotoğraf: Tolga Sütlü

5 Mart’ta Boğaziçi Üniversitesi resmi Twitter hesabından yapılan bir açıklama ile bu üç fakülteye dışarıdan dekan atandığı açıklanmış ve Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri bu atamaları kabul etmediklerini beyan ettikleri bir açıklama yapmışlardı.

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin seçilmiş üç dekanlarının görevden alınmasına istinaden açtıkları dava ile ilgili açıklamaları ve davanın hukuksal gerekçelerine dair yaptıkları açıklama şöyle:

“Üç dekanımızın birden görevden alınması, siyasi saiklerle üniversitemizi ve üniversiteleri antidemokratik olarak ele geçirmek amacıyla gerçekleşmiş alenen hukuksuz işlemlerden yalnızca birisidir. Kamu üniversitelerinin siyasî güdüm altına alınma çabasının sadece üniversiteler için değil tüm toplum için telafisi güç zararlar doğuracağı aşikârdır.”

Fotoğraf: Tolga Sütlü

Boğaziçi Üniversitesi’nde 1988’den bugüne üst yönetimde görev almış 46 akademisyenin açıklaması:

“19 Ocak 2022’de Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri dekanlarının aynı anda aynı işlemle YÖK tarafından görevden alınmalarını takiben, 5 Mart 2022’de bu üç fakültemize üniversitenin tüm yerleşik süreçleri çiğnenerek kurum dışından dekan ataması yapıldığını öğrendik.

Bir yılı aşkın süredir üniversitemize yapılan müdahaleler ve bunun sonucunda ortaya çıkan yönetim hataları ve son olarak da üç fakültenin dekanlarının hukuksuz olarak görevden alınmaları üniversitemizin liyakate dayalı, özerk, özgür ve katılımcı yapısına sekte vurmuştur. Üniversitemizin en önemli iki organı olan Üniversite Yönetim Kurulu ve Senatosunun yasal, meşru ve geleneklerine uygun demokratik yapısı mükerrer oy kullanma ve üniversite dışından atamalar gibi ciddiyetten uzak ve hakkaniyete sığmayan uygulamalarla yara almıştır.

Biz aşağıda imzası bulunan öğretim üyeleri yıllar içinde üniversitemizin üst yönetiminde kurumun işleyişinde etkin rolü olan görevlerde bulunduk. Aldığımız tüm görevleri Senatomuzun 2012 tarihli Temel İlkeler Belgesinde de yer alan bilimsel özgürlük, akademik özerklik, liyakate dayalı, katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir yönetişim ilkeleri çerçevesinde yürüttük. Bu ilkelerin sürdürülmesi için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

İlgili fakülte mensuplarına danışılmadan, kurumu tanımayan ve kurumun tanımadığı üç öğretim üyesinin dekan olarak atanmalarını esefle karşılıyoruz. Üniversitemizin liyakat ve demokratik ilkeler çerçevesinde işleyen ve başarısının temeli olan kurumsal yapısının yıpratılmasına razı değiliz.

Seçilmiş Dekanlarımızın hukuksuzca görevden alınmasını kabul etmiyor, görevlerine iade edilmelerini talep ediyoruz.”

İmzacıların tam listesi:

Prof.Dr. Füsun Akarsu (Eğitim Fakültesi Senato Temsilcisi 2003-2010)
Prof.Dr. Lale Akarun (Mühendislik Fakültesi Senato Temsilcisi 2002-2009)
Prof.Dr. Yavuz Akpınar (Eğitim Fakültesi Senato Temsilcisi 2010-2016)
Prof.Dr. Günay Anlaş (Mühendislik Fakültesi Dekanı 2015-2021)
Prof.Dr. Ümit Bilge (Mühendislik Fakültesi Senato Temsilcisi 2019-)
Prof.Dr. Taner Bilgiç (Üniversite Yönetim Kurulu Üyesi 2020-)
Prof.Dr. Faruk Birtek (Fen Edebiyat Fakültesi Senato Temsilcisi 2000-2009)
Prof.Dr. Eser Borak (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı 2002-2012)
Prof.Dr. Ayşe Buğra (Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü 2000-2001)
Prof.Dr. Mine Eder (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Senato Temsilcisi 2012-2016)
Prof.Dr. Edhem Eldem (Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü 2004-2007, ÜYK Üyesi 2013-2017)
Prof.Dr. Gülcan Erçetin (Eğitim Fakültesi Senato Temsilcisi 2020-)
Prof.Dr. Emine Erktin (Eğitim Fakültesi Dekanı 2014-2020)
Prof.Dr. Fatma Gök (Eğitim Fakültesi Senato Temsilcisi 2000-2003)
Prof.Dr. Ayşe Gürel (Eğitim Fakültesi Senato Temsilcisi 2018-2019)
Prof.Dr. Nilgün Işık (Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı 2016-2020)
Prof.Dr. Hayat Kabasakal (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Senato Temsilcisi 2008-2011, ÜYK Üyesi 2012-2016)
Prof.Dr. Çiğdem Kafescioğlu (Fen Edebiyat Fakültesi Senato Temsilcisi 2021-)
Prof.Dr. Asım Karaömerlioğlu (Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürü 2017-2020)
Prof.Dr. Reşat Kayalı (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Senato Temsilcisi 2000-2003)
Prof.Dr. Ali Rıza Kaylan (Mühendislik Fakültesi Dekanı 2001-2006)
Prof.Dr. Mehmet Kaytaz (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Senato Temsilcisi 2003-2006)
Prof.Dr. Cengiz Kırlı (Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürü 2020-)
Prof.Dr. Mutlu Koca (Fen Bilimleri Enstitüsü Müdür Vekili 2021-)
Prof.Dr. Hilmi Luş (Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü 2018-2021)
Prof.Dr. Ayşe Mumcu (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Senato Temsilcisi 2021-)
Prof.Dr. Mine Nakipoğlu (Fen Edebiyat Fakültesi Senato Temsilcisi 2015-2018)
Prof.Dr. Zeynep İlsen Önsan (Mühendislik Fakültesi Dekanı 1988-1994)
Prof.Dr. İlhan Or (Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü 2006-2018, ÜYK Üyesi 2012-2018)
Prof.Dr. Sumru Özsoy (Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü 1997-1998)
Prof.Dr. Aslı Özyar (Fen Edebiyat Fakültesi Senato Temsilcisi 2018-2021)
Prof.Dr. Şevket Pamuk (Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürü 1998-2001, 2013-2017)
Prof.Dr. Cevza Sevgen (Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü 2001-2004,2007-2013)
Prof.Dr. Alpar Sevgen (Fen Edebiyat Fakültesi Senato Temsilcisi 1988-1991)
Prof.Dr. İlkay Sunar (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı 1993-1996)
Prof.Dr. Betül Tanbay (Fen Edebiyat Fakültesi Senato Temsilcisi 2009-2012)
Prof.Dr. Arzu Tektaş (Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Müdürü 2008-2020, ÜYK Üyesi 2017-2021)
Prof.Dr. Ayşenur Toğrol (Eğitim Fakültesi Senato Temsilcisi 2016-2018)
Prof.Dr. Ayşegül Toker (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı 2012-2021)
Prof.Dr. Zafer Toprak (Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürü 1992-1998, 2001-2013)
Prof.Dr. Binnaz Toprak (İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Senato Temsilcisi 2006-2008)
Prof.Dr. Zafer Yenal (Fen Edebiyat Fakültesi Senato Temsilcisi 2012-2015)
Prof.Dr. Orhan Yenigün (Çevre Bilimleri Enstitüsü Müdürü 1999-2021)
Prof.Dr. Güzver Yıldıran (Eğitim Fakültesi Dekanı 2010-2014)
Prof.Dr. Can Yücesoy (Biyomedikal Enstitüsü Müdürü 2017-)
Prof.Dr. Ünal Zenginobuz (Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü 2013-2020, ÜYK Üyesi 2018-)

[8 Mart] Berrin Sönmez: Aileyi koruma dendiğinde erkeğin konforundan bahsediliyor

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) gönüllüsü yazar Berrin Sönmez‘le 8 Mart‘a giderken Medeni Kanun’da yapılması planlanan değişiklikleri, kadınların nafaka hakkını ve aile arabuluculuğunu konuştuk.

Olası değişikliklerin hukuka aykırı olduğunu söyleyen Sönmez şöyle diyor:

Buna boşanmanın kolaylaştırılması denemez, erkek istediği zaman erkeğin boşanmasının kolaylaştırılması; ama kadın istiyor ve erkek istemiyorsa kadın ve çocuklara cehennem azabı yaşatılması anlamına geliyor. Aile hukukunun hemen her alanına dalan bir düzenleme, bu sefer kanundan iştahla bir parça koparmak niyetindeler.”

Sönmez, “Sadece kağıt üzerinde boşanma gerçekleştiğinde kadın ve çocukların hayatlarına nasıl devam edeceğine dair hiçbir düzenleme yapılmamış oluyor” diyerek nafaka hakkına da değiniyor:

“Evlilik birliği içinde kadın, emeğiyle erkek gelirini maksimize eden bir değer yaratıyor, yani ekonomik bir değer yaratıyor kadının ev içi emeği. Bu değerin ekonomik karşılığı evlilik sona erdikten sonra yoksulluk nafakası olarak iade ediliyor. Bu yapılmazsa erkeğin evlilik birliği içinde sağladığı kazanç, boşanma sonrası haksız kazanca dönüşecek. Biz ekonomik eşitsizlik kadınların lehine düzelsin derken eşitsizlik güçlü olanın lehine büyüyecek.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın açıkladığı kadına şiddet suçlarında verilecek cezalara dair değişiklik öngören reform paketine değinen Sönmez, kararları şu sözlerle açıklıyor:

“Israrlı takipi suç sayacağız dediler, ısrarlı takip zaten suç. Tehdit  konusunda cezalar 2 yıla kadar artırılabilecek dediler, Türk Ceza Kanunu (TCK) 96. maddesi tehdit için nitelikli halde 3 yıldan 8 yıl kadar ceza öngörüyor zaten. Bu kadar muazzam bir çarpıtmayla karş karşıyayız. Önerdiği cezanın üst sınırı, TCK 96. maddenin önerdiği alt sınırdan bile düşük. Bu yüzden yasa koyma, uygula diyoruz. “

Greenpeace Fransa’dan eylem: Avrupa’nın gaz bağımlılığı, Putin’in savaşını finanse ediyor

İklim aktivistleri, bu hafta sonu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in Ukrayna‘ya açtığı savaş da dahil olmak üzere dünya çapında çatışmaları körükledikleri için büyük petrol ve gaz şirketlerine yenilenebilir kaynaklara geçiş çağrısında bulundu.

Greenpeace Fransa aktivistleri , fosil yakıt kullanımının uluslararası çatışmaları tetikleme ve finanse etmekteki rolünü hatırlatmak ve Avrupa‘yı Rus petrol ve gazından çekilmeye ve yenilenebilir enerjilere yatırım yapmaya çağırmak için cumartesi günü denize açılarak Fransa‘nın Montoir-de-Bretagne limanında Total Energies‘e ait sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankerinin önünde “Fosil Yakıt Savaşı” yazan bir pankart açtı.

Boris Vilkitsky adlı gemi, işgalin başlamasından bir gün sonra Rusya’dan ayrılmış, Birleşik Krallık‘taki liman işçilerinin yükü boşaltmayı reddetmesi üzerine Fransa’ya yönlendirilmişti.

Jessica Corbett‘in Common Dreams‘te yer alan haberine göre, Greenpeace Fransa’nın fosil yakıt kampanyasının başkanı Helene Bourges, “Fosil yakıtları terk etmemiz için daha kaç füzenin sivillerin hayatını yok etmesi gerekiyor?” diye sordu ve “Putin’in işgali, dünya çapında petrol ve doğal gazın körüklediği birçok çatışmanın bir örneğidir” dedi.

Kremlin‘in ceplerini dolduran tankların sahibi petrol devleri, imajlarını korumak için acınası bir çabayla Rusya’dan çekilmek için yarışıyor. Ancak olan oldu ve yaptırımlara rağmen Putin’in gazıyla dolu gemiler hala Avrupa‘da demirliyor” ifadelerini kullanan Bourges şöyle devam etti:

“Avrupa’nın gaz bağımlılığı, Putin’in savaş makinesini finanse ediyor. Kendi kendini ‘duyarlı petrol devi’ ilan eden Total Energies’in de gerçek yüzü bu: Salı günü Ukrayna halkıyla dayanışmasını ifade etti ve Cumartesi günü Rus gazını Avrupa’ya sunuyor.”

Bourges, “Gaz bağımlılığımızı sona erdirmek için ihtiyaç duyduğumuz teknolojilere zaten sahibiz,” diye ekledi:”İhtiyacımız olan tek şey, Avrupa’yı gaz bağımlılığından kurtarmak için eşi görülmemiş bir program yürütmek üzere Avrupa Birliği‘nin (AB) siyasi iradesi.”

Amerikalı iklim aktivisti Bill Mckibben de The Guardian’da yayımlanan bir görüş yazısında benzer bir görüşü paylaşmıştı: “Ukrayna’nın yanında yer almak istiyorsanız, petrol ve doğal gaza karşı durmanın bir yolunu bulmalısınız. Rusya’nın zavallı bir ekonomisi var: Bugün ihracatının %60’ı petrol ve doğal gaz; askeri operasyonlara da parayı bu sağlıyor.”

Son on yılda bilim insanları ve mühendislerin, güneş ve rüzgar enerjisinin maliyetini, en ucuz kaynaklarından biri haline getirecek şekilde düşürebildiğini belirten Mckibben şunları söylemişti:

“Bunu hemen devreye sokmanın en iyi nedeni, varoluşsal bir kriz halini alan olan iklim değişikliğini savuşturmak ve ikinci en iyi neden de, fosil yakıtların ürettiği partikülleri solumaktan her yıl dokuz milyon insanın öldürülmesinin önüne geçmektir. Ama üçüncü bir sebep -ve belki de liderleri harekete geçirmek için en makul olanı- otokratların, diktatörlerin ve haydutların gücünü önemli ölçüde azaltacak olmasıdır.

Otomobilleri yerel olarak sağlanan elektrikle çalışan ve evleri elektrikli hava kaynaklı ısı pompalarıyla ısıtılan bir Avrupa hayal edin. Putin’in Rusya’sını finanse etmeyecek ve ondan çok daha az korkacak: Her türlü yaptırımı uygulayabilir.”