Hafta SonuManşet

Gözümüzle değil beynimizle görüyoruz-Dicle Dövencioğlu

0

Gözlerimizi açtığımız anda etrafımızı görmeye başlamamız sizi, bunun çabasız veya düşünmeden yaptığımız bir eylem olduğu yanılgısına düşürebilir. Oysa ki, bisiklete binmek veya tenis oynamak gibi günlük aktivitelerde sürekli çevremizdeki üç boyutlu uzayı değerlendirmemiz gerekir: Karşıdan gelen yayalara çarpmamak için ne yöne gitmeliyim? Yaklaşan topa nasıl ve ne zaman vurabilirim? Gözler ve beyinden oluşan görsel sistem bu soruları cevaplamak için birçok çevresel ipucundan faydalanır, varsayımlarda bulunup hesaplar yapar.

Paul Cèzanne, Yeşil Elmalar, 1873

Paul Cèzanne, Yeşil Elmalar, 1873

Paul Cézanne, post empresyonizm akımını başlatacak olan resimlerinde görmenin sadece göze giren ışıktan ibaret olmadığını, öznelliğini vurguladığında eleştirmenler tarafından deli ilan edilmişti. Fırça darbeleri ve renk geçişleriyle soyut formlar yapan Cézanne, formu hazır sunmak yerine kişiyi görmeye zorlar, onun resimlerindeki bir yeşil elmayı tanımak daha çok beynin işidir. “[Görmek için] gözler yetmez, düşünmek de gereklidir” diyen Cézanne’ın haklı olduğunu, algıların çokça beynin yorumu olduğunu bugün daha iyi anlayabiliyoruz.

Cynthia Greig, representation #31 (still life), cynthiagreig.com

Cynthia Greig, representation #31 (still life), cynthiagreig.com

Günümüz sanatçılarından Cynthia Greig de Representations isimli işlerinde tanıdık üç boyutlu objeleri beyaza boyayıp karakalemle dış hatlarını belirledikten sonra fotoğraf ve videolarını çekiyor. Ortaya çıkan sonuçlar çarpıcı bir şekilde iki boyutlu karakalem çizimlere benziyor. “Representations, alışıldık ve pasif görme deneyimini engelliyor; estetik beklentileri ve varsayımları yok sayarak, izleyiciyi bir fotoğrafa onu ilk defa görüyormuş gibi bakmasını teşvik ediyor” diyen Greig, görmeyi nasıl öğrendiğimizle ilgileniyor. Renk ve gölgelendirme ipuçlarını ortadan kaldırınca, fotoğraftaki vazoyu ve meyveleri iki boyutlu bir çizim olarak algılamak işimize geliyor. Ta ki elma dilimindeki bozulmamış renk ve dokuyla karşılaşana kadar. Bu sefer baktığımız çizimin aslen bir fotoğraf olduğunu düşünmek daha inandırıcı değil mi? Gözümüzün önündekini görüyormuş gibi hissetsek de gerçekte beynin yorumlayıp emrettiğini görüyoruz!

Bir ressam, iki boyutlu (2B) tuvalinde perspektif, gölgelendirme, ve yakındaki nesnelerin büyük uzaktakilerin daha küçük görünmesi gibi hünerlerle üç boyutlu (3B) bir dünyayı göz alıcı bir şekilde anlatır. Matematiksel olarak baktığınızda 2B bir düzlemde üçüncü boyutu anlatmak mümkün olmasa da 2B bir yol fotoğrafında küçük görünen arabanın büyüğe göre daha uzakta olduğunu algılarız. Benzer bir şekilde, çevremizdeki 3B dünya da ilk olarak retinaya (2B) düşen ışıkla temsil edilir ve bu ipuçlarının beyinde yorumlanmasıyla biz 3B bir dünya algılarız. Retinadan iletilen bilgiye biraz daha detaylı baktığımızda, anlamlı bir görsel algı için burada toplanan bilginin neden yetersiz olduğunu anlayabiliriz.

stig-retinal

Soldaki manzara karşısında retinaya düşen ışığın simgesel görünümü (sağda): Foveadaki netlik, çevresindeki bulanıklaşma, renk kaybı ve kör nokta gösterilmiş. Soldaki resim: Stig Nygaard’ın CC BY 2.0 lisanslı resminden alınmıştır:
http://www.flickr.com/photos/stignygaard/7851689130/sizes/l/ Sağdaki resim Ben Bogart’ın lisanslı üretimidir [CC-BY-SA-3.0 (http://creativecommons.org/licenses/by-sa/3.0)], via Wikimedia Commons.

Retinanın merkezinde (fovea) hücre yoğunluğu daha fazla olduğu için gözlerin odaklandığı nokta net, etrafı daha bulanık görünür. Ayrıca, foveadan uzaklaştıkça renk ileten hücreler azaldığından görüş alanımızın en uç noktalarından siyah beyaz bilgi iletilir. Bunun yanı sıra optik sinirin retinadan çıktığı (ve beyne doğru yol aldığı) noktada ise ışığa duyarlı hücreler yoktur,  ve retinanın bu bölgesine kör nokta denir. Eğer retinadan beyne iletilen bilgiler bu kadar kısıtlıysa nasıl oluyor da biz çevremizi bölük pörçük veya siyah beyaz yamalarla görmüyoruz?

Retinaya ulaşan bilgi bu kadar sınırlı olunca, baktığımız her sahnenin birden fazla yorumu olabileceğini, görsellerin belirsiz olduğunu anlıyoruz.

necker

Necker küpü (solda) ve krater illüzyonu

Örneğin, Necker küpü adı verilen ve bir küpün sadece dış çizgilerini gösteren bir çizimde birden fazla şekil algılamak mümkündür. Bu iki boyutlu çizime bakarken üç boyutlu bir küpe ya aşağıdan ya da yukarıdan bakıyormuş gibi algılarız. Göze ulaşan bilgi değişmediğine göre beyindeki işleyiş değiştiği için alternatif şekiller algıladığımızı düşünmek yanlış olmaz. Benzer bir olgu krater illüzyonunda da görülür: Çoğu izleyici bu gölgelendirilmiş iki yüzeye baktığında soldakinin ortasında bir çıkıntı, sağdakinin ortasında ise çukurluk olduğunu söyler. Aynı resmi baş aşağı tutup baktıklarında ise fikir değiştirip çıkıntı olan çizimin ortasında aslında çukur olduğunu düşünürler. Bunun sebebi, çizimdeki gölgelendirmenin kendi başına belirsiz olması, ve üç boyutlu bir şekil algılamak için beyindeki varsayımların devreye girmesidir. Işığın yukarıdan geldiğini varsayarsak soldaki gölgelendirme tümsek görünür, ama ışık aşağıdan geliyorsa, aynı şekil tam da bir çanağın gölgelendirmesi gibidir.

David Eagleman’ın Incognito kitabında benzettiği gibi beynin işleyişi bir seri üretim hattından daha çok bir pazar yerine benzer. Bilgisayarların girdi-çıktı türü tek yönlü hiyerarşik işlemlerinin aksine, beyinde daha dinamik, birçok merkezin dahil olduğu ileri ve geri bildirimli bir iletişim vardır. Beyin kabuğunun (korteks) yaklaşık üçte biri görme ile ilgili fonksiyonlara ayrılmıştır, ve pazar yeri benzetmesindeki gibi birçok merkez vardır. Daha önce öğrendiğimiz bilgiler dahilinde varsayımlar yaparız (ör. ışık genelde yukarıdan gelir), veya görsel bilgiyi içeriğe uygun bir biçimde yorumlarız (ör. mutfakta gördüğümüz bir aletin çatal olma ihtimali tırmık olma ihtimaline göre daha yüksektir). Gördüğümüz nesnelerin şekillerini hatırlarız, böylece kafamızı oynattığımızda kör noktaya denk gelen –görünmeyen- bu nesneleri beyin hafızadaki bilgiye dayanarak tamamlar. Belirsiz sahnelerin açıklığa kavuşması veya retinadaki kör noktaya rağmen kesintisiz bir dünya algılamamız bu karmaşık işlemler sayesindedir.

dicle

Kaynaklar:

Eagleman, D., Incognito, 2011, Cannongate Books, Edinburgh.

Lehrer, J., Proust was a Neuroscientist, 2011, Cannongate Books, Edinburgh.

Yazar: Dicle Dövencioğlu

 

Kategori: Hafta Sonu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.