EkolojiManşet

Erol Kesici: Göllerdeki yaşamı öldüren siyonobakteri 10 yılda üç-dört kat arttı

0

Kesici, son yıllarda göllerde yaşanan kuruma, kirlilik ve bunlara bağlı sorunlar nedeniyle, mikroskobik su yosunları, mavi-yeşil alg gibi isimlerle de anılan siyonobakteri tehlikesinin ciddi boyuta ulaştığını söyledi.

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyeliği sırasında 2009 yılında bu göllerden aldıkları su örneklerini tahlil ettiklerini hatırlatan Kesici, “O dönemki akademisyen arkadaşlarımızla birlikte, tatlı su göllerimiz Eğirdir, Kovada, Beyşehir, Büyükçekmece, Eber ve Uluabat’ta ‘Microcystis aeruginosa’ türü belirledik. Tuzlu göller Burdur ve Bafa’da ise ‘Nodularia sp’ türü tespit etmiştik” dedi.

Birçok göl ve su kaynağında görülen balık ölümlerinin de  siyonobakteriler nedeniyle oksijensiz kalmaya bağlı boğulma neticesinde yaşandığını anlatan Dr. Kesici, “Bu toksik etkisi olan su yosunları, göllerimizdeki canlıları ve yaşamını yok ederek, göllerimizin sonunu hazırlıyor. Kirlilik, su seviyesinin azaldığı göllerde çok daha fazla tahrip edici güce sahip” diye konuştu.

Yeni yaptıkları tahlil sonuçlarına göre, bu türün aşırı artış görüldüğü sularda çözünmüş oksijen oranının 1 ml/l, nitrat konsantrasyonu oranının ise 5 mg/l düzeyini aştığını kaydeden Dr. Kesici şunları söyledi:

“Bu değerlerdeki sular ‘dördüncü sınıf’ kalite sudur. Bu tür suların, tarımda bile kullanılmaması önerilmektedir. Bu tür siyonobakterilerin, ağır metal içermeleri, besin zinciriyle tüm canlıların organlarında birikmesi sonucu çok ciddi sağlık sorunlarına da neden olmaktadır. Kirli sudan kirli ürün ve yaşam üretilir.”

‘Göllerimiz yok oluşa doğru gidiyor’

Özellikle Eğirdir, Beyşehir ve Bafa göllerindeki kirlilik ve mavi-yeşil alg bulgularının ciddi düzeyde olduğu ve bu göllerin büyük tehlike altında olduğunu söyleyen Dr. Kesici şu uyarıları yaptı:

“Bu göllerimizde su ve dip çamurunu dahi tamamen kaplamış durumda ve çürüyen göller arasında. Göllerimizde koruma-kullanımla ilgili tüm yasalar uygulanmalı, kirletici tüm dış faktörler acilen durdurulmalıdır. Mavi-yeşil alg istilasına uğrayan göllerimiz, limnolojik ve ekolojik olarak yaşamlarının son evresi olan ‘bataklıklaşma’ evresine doğru gitmektedir. Sonuç, kuruma ve yok oluş” diye uyardı.

Dr. Erol Kesici, göllerde artan kuruma sorununun yanı sıra, azot-fosfat-nitrat vb. kirlilik yükünün de aşırı oranda arttığına işaret etti. Dr. Kesici, göl suyunun durgun zamanlarında, göllerin kıyısı, içi ve su yüzeyinde oluşan peltemsi tabakaların gölün oksijensiz kalmasına yol açtığını; toksik etkisi olan mikroskobik su yosunlarının, doğal su bitkilerinin üzerine tutunarak, onların oksijenini engellediğini ve çürümelerine neden olduğunu belirtti.

En büyük neden insan faaliyeti

Bu olumsuzluklardan en çok etkilenenlerin başında tarım, turizm ve balıkçılıkla geçimini sağlayan yöre halkının geldiğine işaret eden Dr. Kesici, şöyle konuştu:

“Ülkemizde içme suyu kalitesi ve miktarı çok sınırlı. Suların kirlenmesi ve kurumasının en büyük nedeni insandır. Göl çevresinde yaşayanların, koruma ve kullanımla ilgili bilgilendirilmeleri çok önemlidir. Havza bazında tüm ekolojik boyutlardaki düzenli araştırma ve izleme programlarıyla, gölleri korumayla ilgili kamu-özel çalışma grupları oluşturulmalıdır.”

Sular azaldıkça güneş ışınlarının dip kısımlara ulaşmasının çok tehlikeli olduğuna da değinen Dr. Kesici, “Göllere ulaşan dere, çay ve kanalların bulunduğu kesimlere ve yüzey sularının geldiği her yere toplama, dinlendirme, çökertme ve arıtma sistemleri yapılarak, kirli suların ulaşımı engellenmeli. Su kalitesi çalışmaları sıklıkla yapılarak, alg çoğalmasını önceden bildiren erken uyarı sistem ve çalışmalarına öncelik verilmeli. Su kalitesi ve biyolojik çeşitliliği korumada öncelik, doğaya uyumlu düzenlemelerdir. Unutulmamalı ki su çürürse hayat çürür” dedi.

Kategori: Ekoloji

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.