Avrupa'da Yeşil DalgaDış Köşe

Hannover’in en güçlü adayı Belit Onay: İnsanların kökleri değil duruşu önemli –Ayşegül Karakülhancı

Belit Onay, 38 yaşında genç ve başarılı bir siyasetçi. Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletinin başkenti Hannover’de 27 Ekim’de yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine Yeşiller Partisi’nin adayı olarak girdi ve birinci sırada yer alarak ikinci tura kaldı.

Onay 1981 yılında Almanya’nın Goslar kentinde doğdu. Ailesinin kökeni aslen Balkanlara dayanıyor ancak anne ve babası İstanbul’dan Goslar’e göç etmiş. Hukuk eğitimi almak için geldiği Hannover’e geldi ve eğitimini tamamlayınca da Hannover’de yaşamaya devam etti. Üniversite eğitimi sonrasında yavaş yavaş siyasi hayatına adım atmaya başlayan Onay 2011 yılında Yeşiller Partisi’nden Belediye meclisine seçildi. Siyasi kariyeri 2013 yılında eyalet milletvekilliğine seçilmesiyle devam etti. Hala eyalet milletvekili olan Belit Onay haftaya yapılacak eyalet başkenti Hannover’in belediye başkanlığı seçimlerinin en güçlü adayı. Belit Onay ile seçimleri, seçildiği takdirde ilk göçmen kökenli belediye başkanı olması durumunu ve Almanya ve Türkiye’ye dair politikayı konuştuk:

Sayın Onay öncelikle başarınız için tebrikler. İlk tur seçimlerini ilk sırada tamamladınız. Ne durumda şu anda seçim çalışmalarınız?

Teşekkür ederim, çok iyi gidiyor. İkinci tura kalmış olmamız tarihi bir başarıydı bir de birinci olarak kalmış olmamız bu başarıyı daha da pekiştirmiş oldu. Bu bizler için çok iyi, inanılmaz bir motivasyon oldu. Oy oranımızı üçe katlamış olduk. Son belediye başkanlığı seçimlerinde yüzde 11 almıştık, şimdi bu oy oranını yüzde 33’lere çıkardık. 49 oyla geçtik Hıristiyan Demokratlar Birlik’in (CDU) adayını geride bıraktık, neredeyse kafa kafaya bitirdik ama sonuçta birinci bitirdik. Sosyal Demokratların (SPD) adayının dışarıda kalması da şansımızı arttırdı ve arttırıyor diyebiliriz. Artık sonucu bir hafta sonra göreceğiz. Ancak motivasyonumuz çok yüksek. Yeşiller olarak Hannover’de tarihi bir sonuç elde etmiş olduk.

Bu başarıda muhtemelen bir kaç farklı etmen vardır. Siz de genç ve dinamik bir adaysınız. Bu sonucun ortaya çıkmasında sizin adaylığınız ne derece rol oynadı?

Mutlaka şahsımın bir etkisi vardır. Sonuçta belediye başkanlığı seçimlerinde oylar şahısa veriliyor. Ama partimin de belli bir imajı var. Partime yönelik yoğun bir ilgi ve beklenti var. Özellikle çevre konularında, sosyal konulara yönelik politikalarında son yıllarda Yeşillerin olumlu tepki aldıklarını görüyoruz. AB seçimlerinde de parti olarak bir çok büyük kentte çok iyi sonuçlar aldık. Hatta Hannover’de AB seçimlerini birinci parti olarak bitirdik. Ekip çalışması çok önemli. Mainz kentinde de yakın zamanda seçimler oldu mesela, maalesef oradaki Yeşil adaylar istedikleri sonuçları elde edemediler. Ekibin iyi çalışıyor olması da çok etkili. Hannover ‘de muazzam bir iyi enerji ve coşku ile çalışılıyor. Hangi standa, etkinliğe gitsem muhakkak on- on beş parti üyesi beni karşılıyor, destek veriyor. Bunların arasında gerçekten çok çok yeni üye olanlar ve genç bireyler var. Bu beni de kamçılıyor tabi. Şahsımın illa bir payı vardır ama ekip çalışması olduğunun da altını çizmek lazım. Tek başınıza yapabileceğiniz bir şey değil. Temmuz sonundan beri yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Bu kadar zaman dayanmamın başında iyi bir ekibin arkamda olması geliyor. Tabi ailemin de desteği çok önemli bunu da belirtmem gerekir.

Bu başarıda yukarıda sizin de bahsettiğiniz gibi SPD’nin gücünü yitirmiş olmasının da etkisi var. SPD ülke genelinde sürekli oy kaybediyor. Hannover’de şimdiye kadar en güçlü partiydi. SPD’nin ülke genelinde bu denli güç kaybediyor olmasını siz nasıl görüyorsunuz?

70 yıllık maziye sahip birinci parti konumundaydılar. Tabii belediye bazında, bu başkanlık seçimlerinde bizim böyle bir sonuç almış olmamız güzel. Sosyal Demokratlar da neredeyse yüzde 25 oranında oy aldılar bu da az bir oy değil fakat geçen 70 yıllık sürece baktığımızda beklentilerinin oldukça altında oy aldılar. Ama Almanya genelinde baktığımızda SPD ile Yeşiller doğal koalisyon ortaklarıdır diyebiliriz. Yeşiller’in iyi sonuçlar alması nasıl bir hükümet ortaklığı imkanı sunar, hangi koalisyon imkanları oluşur açısından baktığımızda bu noktada SPD’nin çok zayıf olması, kötü sonuçlar alması bizim için uzun vadede çokta iyi bir durum değil. Şahsi görüşüm, orta ve sol kanatlara baktığımızda Sosyal Demokratlar’ın belli bir güçte olup, Yeşillerle ile birlikte bir hükümet kurma ihtimalinin olması bizim için daha faydalı olurdu diye düşünüyorum. Ama maalesef Sosyal Demokratlar şu anda bu durumdan oldukça uzaklar.

‘Oldukça birikim sahibi oldum’

Aşağı Saksonya Eyalet Parlamentosu milletvekiliyken Hannover belediye başkanlığına aday olmaya neden karar verdiniz. Nedir ana motivasyonunuz?

Son belediye başkanı yolsuzluk suçlamasıyla görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Erken seçim yapılacaktı ve partiden bir çok isim aday olup olmak istemediğimi bana sordu. 2013’den beri milletvekiliyim. Bir buçuk dönem olmuş. İlk dönemimde eyalette hükümet ortağıydık çok farklı bir görevdi. Şimdi muhalefetteyiz bu da farklı bir sorumluluk. Değişik yasaların geçirildiği bizim de muhalefette takip ettiğimiz, eleştirdiğimiz çok konular oldu. Oldukça birikim sahibi oldum da diyebilirim son yıllarda. Ama belediye başkanlığı da çok ayrı bir görev. Bireysel bir şey, tamamen şahsınız ön planda oluyor. Şu anda eyalet meclisinde 137 milletvekili var ve ben de onlardan biriyim. Ama eyalet başkentinin belediye başkanı olmak tabi çok ayrı bir sorumluluk. Hannover’i seviyorum, burası benim şehrim, yaşadığım mutlu olduğum bir yer. Buraya belediye başkanı olarak daha fazla katkı sağlamak, şehrin gidişatına yön verme imkanı var, bunları da kullanmak istiyorum. Benim siyasete katılma motivasyonum baştan beri topluma katkı sağlamak, değişim sağlamak. Bunu böyle bir mevkide yapabilmek farklı boyutlarda değişik imkanlar sağlayacak.

‘Göçmen olup olmadığımı kontrol eden çok az insan oldu’ 

Seçilmeniz durumunda hem ilk Türkiyeli, hem ilk göçmen kökenli anakent belediye başkanı hem de Yeşiller’in Hannover’deki ilk belediye başkanı olacaksınız. Sizin için ilklerin yaşanacağı bir durum olacak. Bu bir taraftan önemli bir başarı, bir diğer yandan da belki sizin için çok daha ciddi bir sorumluluk. Sizin için daha çok başarı mı daha çok sorumluluk mu ön planda?

27 Ekim’deki sonuçtan sonra oluşan yüksek beklentinin farkındayım. Hannover’de ciddi bir değişim var denilerek odak noktaya oturdum bir anda. Aslında benim için önemli olan Türkiye’den buraya göç etmiş bir aileden gelmem, Yeşiller’in ilk belediye başkanı olmam değil. Bu seçimlere siyasi bir programla, iddiayla girdim, benim için önemli olan bu. Ancak basın ve toplum benim göçmen kökenli olmama çok odaklandı onun da farkındayım. Bu gündem yaratma açısından iyi bir imkan olarak da kullanılabilir. Hannover için yeni bir imaj yaratmak benim açımdan çok önemli. Son yıllarda Almanya’da yaşanan toplumsal ayrışmanın, ayrımcılığın, yükselen aşırı sağcılığın güç kazanması sıkıntılı bir durum. Hannover’de bu tarz bir sorun farklı yapısından dolayı diğer yerlere göre oldukça düşük. Bunu ben seçim kampanyası sırasında da görüyorum. Benim nereden geldiğimi, ailemin göçmen kökenli olup olmadığını konu eden çok az insan oldu. Genelde insanlar nereden geldiğimi değil nereye gitmek istediğimi, şehrin geleceğini nereye yönlendirmek istediğimi bilmek istiyor. Bu benim için çok güzel bir durum. Kimseyi ayrıştırmadan, tamamen şahsımın fikirleriyle ilgili, demokratik anlayışımla ilgili yapılan sohbetler oluyor. Bu benim için Hannover’in yapısını da özetliyor. Burada da tabii ki ırkçılık, ayrımcılık var ama buna karşı duran insan daha çok. Almanya’nın bu gidişatından çok sıkıntı duyan, bunu bana dile getiren çok insan var. Aslında seçim sonucu da bunu gösterdi. Almanya açısından güzel bir mesaj bu. Bizim için insanların siyasi mesajı, duruşu önemli; nereden geldiği, kökleri, dini ve vicdani görüşü değil.

Hannover farklı yerlerden gelen göçmen nüfusunun yoğun olduğu kentlerden biri kentteki göçmenlerin en temel sorunu nedir?

Evet, göçmen nüfusu çok fazla özellikle çocuklara baktığımızda her yeni doğan iki çocuktan biri göçmen bağlantılı. Ya anne ya baba veya büyükanne, büyükbaba illa birinin göçmen kökeni oluyor. Gerçekten renkli, çeşitli bir şehir. Ama burada da bir çok kentte olduğu gibi sosyal sıkıntılar ön plana çıkıyor. Bu sırf göçmenlerin de yaşadığı sorunlar değil. Her dört çocuktan biri yoksulluk sınırına yakın veya altında yaşıyor. Göçmen aileleri bu durumdan daha hızlı etkileniyor. Hayat pahalılığı, konut sıkıntısı, kiraların yüksek olması. Bunun dışında bütün büyük kentlerde olduğu gibi toplu taşıma, trafik, hava kirliliği şehirde yaşayan herkesi ilgilendiren sorunlar. Bu konularda Yeşiller’in yıllardan beri izlediği bir politika var. Benim de bununla ön plana çıkma fırsatım oldu.

‘Türkiye’deki TOKİ gibi’ 

Söylediğiniz gibi hemen her yerde temel sorunların başında barınma geliyor. Yeterli sayıda konut yok, ayrıca kiralar çok yüksek. Sizin bu sorunu çözmeye yönelik projeniz nedir? Seçmenleri tatmin ediyor mu anlattığınız çözümler?

Hannover olarak bir avantajımız var. Belediyenin kendi konut projeleriyle ilgili şirketi var. Türkiye’deki TOKİ gibi. Tamamen belediyenin yatırımıyla dar gelirli ailelere verilebilmesi için yüzde 30’luk bir payı olan konutlar inşa edebiliyor. Ancak orta gelirli insanlara imkan sağlayamıyoruz burada ciddi bir sıkıntı var. Burada da ben şirketin bütçesini arttırarak orta gelirli insanlara da ilaveten konut yapılması projemiz var. Bunun haricinde özellikle emlak fiyatları arazi alımı pahalı olduğu için artıyor. Toprak, arsa alımında belediyenin kuracağı bir şirket arsaları satın alıp bu arsalara ev yaparak satmak amaçlı değil çok uzun süreli mesela 100 yıllık kira yoluyla yatırımcılara vererek böylece fiyatları kırabileceğimizi düşünüyorum, bir iki ufak adımla çok şeyi değiştirebiliriz. Ayrıca Airbnb gibi kiraya verilmesi gereken evlerin kiraya değil de turistlere, kısa vadede kalan kişilere günlük, haftalık kısa zamanlar için kiralanması durumu piyasadaki konut sayısının düşmesine ve konut fiyatlarının artmasına neden oluyor. Bununla ilgili yasal düzenlemeler oldu. Belediyeler bunun önüne geçip yasaklayabiliyor. Airbnb gibi farklı web sayfalarında kiralanmasını değil de normal konut olarak kullanılmasını öngörüyor. Bunun değişmesi gerekiyor Hannover’de de. Bu gibi fikirlerimiz var ve bunlar insanları tatmin ediyor.

‘Bir anda yabancıymışım gibi hissettim’

Basına verdiğiniz bir kaç mülakatta 12 yaşındayken Solingen’de yaşanan ırkçı saldırıdan çok etkilendiğinizi hatta politikaya ilginizin oluşmasında bu konunun etkili olduğunu ifade etmiştiniz. Gündem de de bu konu var. En yakınlarda 2 kişinin öldüğü Halle saldırısı yaşandı. Solingen saldırısı veya ırkçılık sizde nasıl bir iz bıraktı?

Küçüktüm ama o süreci gerçekten acı bir şekilde hatırlıyorum. Ailemin restoranı vardı. Üst katında da biz oturuyorduk. Çok göz önündeydik. Bu saldırılar sık sık oluyor mu diye onlarda da inanılmaz bir tedirginlik oldu. Doğu Almanya sınırına yakın bir yerde yaşıyorduk. Annem ve babam kendi aralarında “Bize de böyle bir saldırı olur mu? Ne yapalım?” diye konuşuyordu. Ben de bu tedirginliği az çok anlayabiliyordum. Bir anda doğup, büyüdüğüm kente ait değilmişim de bir yabancıymışım gibi hissettim. O zaman bende bir farkındalık uyandı. Bu güzel bir his değil tabii. Annem babam bunu kasıtlı olarak empoze etmek için yapmadı. Ama onlarda tedirgindi. Sonuçta genç bir çift, gelmişler Almanya’ya, bir hayat kurmaya çalışmışlar, aileleri olmuş ve bir anda hedef miyiz diye endişelendiler. Bir ara ciddi bir biçimde Türkiye’ye geri mi dönsek, çocuklarımız burada bir ayrımcılık yaşar mı, bu ilerde daha kötüye gider mi diye düşündüler. Teyzemin bizi aradığını, iyi miyiz diye sorduğunu hatırlıyorum. Sanki Almanya’da bir Türk avı başlamış gibi bir resim oluşmuştu onu da hatırlıyorum. Öte yandan güzel bir dayanışma ortamı da oluştu. Evimizin önünden insanların ellerine mumlar alıp ırkçılığa karşı protesto için geçtiğini hatırlıyorum. Duygusal anlamda bir git gel yaşadık. Bu bende farkında olmak için bir kırılma noktası yarattı.

Almanya’da insanlar artık bundan 15-20 yıl öncesine oranla milliyetçi, aşırı sağcı görüşlerini daha rahat ifade ediyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Milliyetçilik yeniden hortladı bunu çok rahat söyleyebilirim. Ama bu sırf Almanya’da değil Avrupa’nın birçok ülkesinde hatta dünyada yükseldi. 15-20 sene önce düşünüp de söyleyemediği şeyleri bu kişiler şimdi gayet rahat ifade ediyor. Küçük çocukları olan Musevi dostlarımız var. Sinagoglarının arkasında bir çocuk yuvası var. Halle saldırısından sonra çok tedirgin oldular. Çocuklarını polis korumasıyla bırakıp almak istemiyorlar. Hedef olup olmayacaklarından korkuyorlar. Musevi olduğumu bilirlerse bir saldırı olur mu tedirginliği ile değil, normal bir yaşam yaşamak istiyorum diyorlar. Bu cümleleri duyduğumda Solingen saldırısında yaşadıklarımız aklıma geldi. 20-30 sene sonra aynısını yaşıyor olmamız kabul edilemez. Biraz da motivasyonum bu. Hannover’de böyle bir şeyin olmasını istemiyorum. Ayrımcılıkla ciddi mücadele etmek lazım.

Türkiye’de yaşanan politik çatışmalar Almanya’ya da yansıyor. Bu politik çatışmaların sonucunda Almanya kentlerinde de uzun soluklu protestolar yapılıyor. Bazen bu gösterilerde karşıt görüşler karşı karşıya da gelebiliyor. Belediye başkanı olarak Türkiyeli iki grup karşı karşıya geldiğinde sizin Türkiye kökenli olmanız bir şekilde ön plana çıkacaktır. Bu durumlarda tavrınız ne olacak nasıl tepki vereceksiniz?

Asıl sıkıntı bu sorunları çözecek olan kişilerin biz olmaması. Başkasının evinde olan, tamamen başka yerde gelişen, başka siyasi güçler tarafından körüklenen bir mesele. Biz burada artçı deprem gibi hissediyoruz bütün olup bitenleri. Milletvekili olarak da bu sorunları 2013 yılından beri Aşağı Saksonya eyaletinde yaşadık, yaşıyoruz. Benim buradaki tavrım hep insanları sakinleştirmek yönünde oldu. Farklı görüşlere sahip olabilirsiniz siyasi olarak ama lütfen bunu demokratik fikir özgürlüğü çerçevesinde şiddete başvurmadan birbirinizle görüşün, konuşun, dedik. Ancak bu gerçekten zorlayıcı bir durum. Anayasa referandumu sürecinde, seçimlerde Türkiye’den siyasetçilerin buraya gelip farklı toplantılara katılıp oy toplamaya çalıştıkları süreci yaşadık. İlişkilerin siyasi malzemeye dönüştürülmesi doğru değil. İç siyasete yönelik Almanya ile çatışma, söz dalaşı yapılıyor vs. Buradaki insanların huzuru kaçıyor. Onlar seçim bitince arkalarına bakmıyorlar fakat biz burada o sıkıntılarla baş başa kalıyoruz. Tekrar insanları yatıştırıp normal sürece sokmaya çalışıyoruz, bu bizim için ciddi sıkıntı. Belediye başkanı olarak da farklı grupların sorunlarını dinlemek lazım. Mesela Şengal’daki IŞİD saldırıları sırasında yaşanan süreçte bir çok Ezidi aileyle görüştüm ki birçoğunu çocukluğumdan beri tanıyorum. Onlara yardımcı ve destek olmaya çalıştım. Aynı zamanda camilere yapılan saldırılarda da oraları ziyaret edip onlarla da dayanışma içerisinde oldum. Birçok tarafla görüşüp konuşabiliyorum. Herkes benim tutumumu az çok biliyor ama bana karşı bir güven ortamı var. Siyasi görüşümü paylaşmasalar da hakkaniyetli davranacağımı biliyorlar. Onun dışında siyasi görüşüm belli, demokratik çizgimiz belli herkesi buna uymaya davet ediyorum. Burada huzuru bozmadan yaşamamız gerektiğine inanıyorum.

‘Türkiye’nin durumu iç açıcı değil’ 

Türkiye’de HDP’nin seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor. Yeşiller HDP’ye destek açıklamaları yapan partilerin başında geliyor. Görevden alınan belediye başkanlarıyla empati yapınca bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bir sabah uyandığınızda eyalet hükümetinin görevinize son vermesini hele de göçmen kökenli bir belediye başkanı olarak tahayyül edebiliyor musunuz?

Çok zor. Bir yerde demokrasinin içi boşaltılıyor ve demokrasiye olan güven sarsılıyor. Şahsi olarak görüşümü belirtmem gerekirse herhalde en büyük suçları seçimi kazanmakmış gibi oldu. Varsa cezai yaptırım gerektiren suçları bu insanlar neden aday gösterildi. Aday gösterilmelerine izin verildiyse kazanınca niye sorun oldu. Orada gerçekten güvensizlik hissettiren bir sıkıntı var. Birçok insanın yargıya, demokrasiye güveni kalmadı. Türkiye’nin geleceği açısından bunun bir sorun olduğunu düşünüyorum. Dışarıdan bakıldığında Türkiye’nin durumu maalesef iç açıcı değil.