Hafta SonuManşet

[Babil’den Sonra] Bağlama ve bisiklet, ikisi de şeytan icadı!

Aydan Çelik’e göre bağlamayla bisiklet arasında üç benzerlik var: İkisi de tellidir, ikisi de akortsuz olmaz, ikisi de “Şeytan” icadıdır!

Çocukluğum bir köyde geçti. Saçtan yapılmış baraka ilkokulunda, topu topu 25-30 öğrencinin eğitim gördüğü bir köydü Altınşehir Köyü. Bugün de orda yaşıyorum.

Hepimizin bisikletle ilgili bir hikâyesi vardır. Çocukluğumda benim için bisiklet “ulaşılmaz” olandı. 1970’li yılların başlarında köyde bisikleti olan tek bir çocuk vardı, yaşıtımızdı: Emlakçi İbrahim beyin oğlu Birol. Toprak yolda hızla yanımızdan gelip geçerken bisikletine imrenerek bakardık. “Bi tur versene” onun pek de sevmediği bir cümleydi. Biz de ısrarcı olmazdık.

Bana ait bir bisikletimin olmasını hayal ederken, babam bir hafta sonu yanında bir bisikletle çıktı geldi. İncecik lastikleri, koçboynuzu gidonuyla, kim bilir kaçıncı el, mavi renkli bir yarış bisikletiydi. Üstüne çıktığımda bacaklarım yere değmiyordu. O yaz düşe kalka onu kullanmayı öğrendim. Köydeki en mutlu çocuk ben olmuştum. İlk günlerde onu evin içine alıyordum. Hatta ilk birkaç gece yatağımın hemen yanına yerleştirivermiştim (John Lennon çok daha ileri gider, çocukken hep bisikletiyle birlikte yatarmış!) Sonra sadece ben değil, köydeki diğer çocuklar da bisiklete binmeyi onda öğrendiler. Lastiği patlar, zinciri atar, tam giderken selesi yan döner, aynası bir türlü durduğu yerde durmaz, zili takılır kalır, çalmaz, frenlerinin ayarı bir türlü tutmaz, ayak freni yapmayı mecburen öğrenmiştik… Bela bir şeydi, ama her şeye rağmen bir yaz tatili boyunca bizi mutluluktan uçurmuştu. Daha sonra da bisiklet hayatımın önemli bir parçası oldu. Sonra hep bisikletim oldu, bugün de bir bisikletim var.

Bugün geriye dönüp baktığımda, bisikletin, şu an edindiğim, yavaş yaşama, az tüketme, sahip olmama arzularımı o günlerden başlayarak besleyen; basit, mekanik ve sempatik bir yol arkadaşım olduğunu düşünüyorum. Bisiklet üzerinde bugün de kendimi tam anlamıyla özgür hissediyorum. Bisiklet bana hiçlik duygusunu yaşatıyor, benlik kavramından uzaklaştırıyor, zihnimi açıyor…

Bugün yaşadığımız ekolojik yıkımı durdurabilmek için öncelikle “yavaş ilerle, sade yaşa ve az tüket” mottosunu içselleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bana göre bisiklet fosil yakıt tüketmeyen, kas gücüyle yol alan, doğa dostu yapısıyla, sürdürülebilir, sağlıklı bir ekosisteme hizmet edebilecek yegâne ulaşım aracıdır. Bir de yelkenli tekneler var tabi. O da ayrı bir keyif.

Bisikletin yaygınlaşması için çaba gösteren insanların bendeki yeri başkadır. 1970’li yılların ortalarında köy odasına bir kadastro memuru gelmişti. Halkalı’da oturur, köye bisikletle gelir, giderdi. İkinci bisikletimi de o bana vermişti. Sadece bana değil, köyün diğer çocuklarına da bir yerlerden bulur, getirir, bisiklet hediye ederdi.

Bu hafta Açık Radyo’da Babil’den Sonra programıma bisiklet tutkunu bir arkadaşımı, Aydan Çelik’i konuk ettim.

Aydan Çelik’i 2007 seçimlerinde İstanbul 1. Bölge’den milletvekili seçilen Ufuk Uras’la, Haydarpaşa’dan Ankara’ya kadar yaptığımız tren yolculuğunda tanıdım. Sonra 2012-2015’de Açık Radyo’da Esra Artan ile yaptıkları “Şeytan Arabası” programının müdavimi oldum.

Aydan Çelik’in yazılarını, usta işi çizgilerini de beğenerek takip ediyordum. 2014 yılında İstanbul’un kuzey ormanlarındaki doğa katliamına  karşı başlattığımız Doğa Hakları kampanyasının maskotu SUSAM da onun çizgileriyle yaşam bulmuştu. Susam, İstanbul’un kuzey ormanlarında yaşayan bir su samuruydu ve olan bitene karşı söyleyecekleri vardı. Hatta Susam bir defasında Yeşil Gazete’den Gözde Kazaz’a bir de röportaj vermişti.

Aydan Çelik otuz yıldır bisikletiyle arşınladığı İstanbul’a da sevdalı bir insan. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti için Sedona İstanbul adında bir bisiklet tasarladı. Sonra devamı geldi. Başka başka tasarımlar da yaptı.

On yıl önce kaleme aldığı Bisiklet Manifestosu bisikletçilerden, Şiir Sokakta hareketine kadar birçok yerde yaşam buldu. 2013’te bisiklet kitabı “Bi Tur Versene” yi yazdı. 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun 50. Yılı için maskot Pardos’u tasarladı. Hasankeyf Yok Olmasın, Barışa Pedal, İşçi Filmleri Festivali vb. gibi çeşitli sosyal projelere çizgileriyle destek verdi. 2017 yılında İstanbul Bisiklet Rehberi’ni hazırladı. Çeşitli gazete ve dergilerde bisiklet yazıları yazdı. Hala Cyclist Türkiye dergisinde yazılar yazıyor. Cyclist Türkiye, Socrates ve Toplumsal Tarih dergilerinin yayın kurulu üyesi.  Aydan Çelik’in bazı yazılarına ve çizgilerine şuradan ulaşabilirsiniz.

Hep yolcuyuz, böyle gelir gideriz

Aydan Çelik usta bir çizer- yazar ve bir bisiklet sevdalısı olduğu kadar aynı zamanda bir halk müziği sevdalısı. Bağlama da çalıyor.

Geçen günlerde, bisikleti ve bağlamasıyla 70’den fazla ülkede 250 bin kilometre yol yapan; Aydan Çelik’in deyimiyle “Evliya Çelebi’nin bisikletli torunu” olan Ahmet Mumcu ile Orta Anadolu bozkırında birlikte pedal çevirdiler. Hacıbektaş’tan başlayan, Seyfe Gölü’nden geçip, Kırşehir’e, oradan Keskin’e uzanan bir yolculuk yaptılar.  Bu coğrafyanın yetiştirdiği büyük halk ozanlarına, Muharrem Ertaş’a, Neşet Ertaş’a, Mahzuni Şerif’e, Hacı Taşan’a, Çekiç Ali’ye türkülerle saygılarını ve sevgilerini ifade ettiler. Aydan Çelik yolculuktan sonra oturdu ve bu geziyi Cyclist Türkiye dergisi için kaleme aldı. Bu geziye ilham veren Neşet Ertaş’ın Yolcu türküsünde geçen “ Hep yolcuyuz, böyle gelir gideriz” dizesi yazısının da başlığıydı.

Bu hafta Açık Radyo’da Babil’den Sonra programımda bu yolculuğun hikâyesini ondan dinledik. Çocukluğundan beri hiç bırakmadığı bisiklete, yazmaya, çizmeye ve türkülere olan tutkusunu konuştuk. Yol arkadaşı olan bisikletin 200 yılı geçen hikâyesine ve bugününe şöyle bir göz attık. Keyifli bir muhabbet oldu; Neşet Ertaş’tan, Muharrem Ertaş’tan, Âşık Veysel’den, Çekiç Ali’den, Şemsi Yastıman’dan, Feryal Öney’den türküler dinledik. Yves Montand da bir şarkıyla programda yer aldı… Programı kaçıranlar şuradan dinleyebilirler.

Çok sevdiğim Anadolu kökenli Amerikalı yazar William Saroyan “Bisiklet, insanlığın en asil icadıdır.” diyordu. Keşke icatlar, ilerleme o an dursaydı da, bencil tercihlerimizle, tüketim alışkanlıklarımızla yarattığımız, bugün insanlığı ve tüm canlıları tehdit eden yeni bir yok oluş tehlikesini konuşmuyor olsaydık. Olan olmuş. Diyecek pek bir şey de yok aslında, ama yapabileceğimiz şeyler hala var: Şeytan arabasına atlayıp, pedal çevirmek gibi…

Kategori: Hafta Sonu