Dış Köşe

Gezi Parkı davası ve hayatlarımızdan sessizce kaybolan serçeler – Bülent Şık

İyi ki Gezi Parkı olayları oldu bu ülkede ve iyi ki o park yıkılamadı. İktidar partisinin ülkeyi neredeyse tepeden tırnağa betona gömme sevdası en azından Gezi Parkı’nda gerçeklik kazanmadı. Ne kurtarsak o kârdır…

2013 yılında Taksim’deki Gezi Parkı’nın yıkılmasını engellemek için yapılan kolektif itirazın davası görülüyor dünden beri.

En küçük bir nedensellik içermeyen, saçma sapan bir iddianame ile çok sayıda insan ağırlaştırılmış müebbet cezası talebiyle yargılanıyor.

Gezi olayları bu ülkedeki en meşru toplumsal itirazlardan biridir. İyi ki Gezi Parkı yıkılamadı…

Marian Stamp Dawkins’in “Hayvanların Sessiz Dünyası” kitabını (TÜBİTAK Yayınları, 1999) okuyanlar kitapta kuşların öğrenme, hatırlama ve problem çözme yeteneklerine dair şaşırtıcı ne çok bilgi olduğunu anımsayacaktır.

TÜBİTAK yayınlarının şimdi olduğu gibi laf olsun diye arada bir kitap yayınladığı değil de peş peşe güzel kitaplar yayınladığı zamanlarda çıkan kitaplardan biriydi “Hayvanların Sessiz Dünyası”. Tohum toplayıp gömen sonra gömdükleri yeri unutan ve böylece tohumların yeşermesine neden olan kuşların unutkanlığı üzerine ne şahane bilgiler vardır kitapta.

Dünya genelinde kuş türleri hızla yok oluyor

Balinalar, gergedanlar, kaplanlar gibi iri memeli hayvanların yok oluş sürecine girmesi dikkatimizi çabucak çekerken kuşlar gibi minik ve epeyce ürkek canlıların da yok oluş sürecinde olduğunu gözden kaçırıyor olabilir miyiz? Sanırım öyle; kent hayatında görmeye alışkın olduğumuz serçeler bile sessiz sedasız hayatlarımızdan çıkıp gidiyor…

Geçen yıl yapılan bir çalışmada Fransa’daki kırsal ya da tarım yapılan bölgelerdeki kuş nüfusunun son otuz yıl içinde üçte bir oranında azaldığı açıklandı.

Benzeri azalmalar başka ülkelerde de gözleniyor. İngiltere’de yapılan bir çalışmada ise 1970 yılından günümüze uzanan süreçte ülkedeki serçe nüfusunun yarıdan çoğunun yok olduğu belirtildi.

Serçeler insan uygarlığına tıpkı kedi ve köpekler gibi büyük bir uyum sağlamış canlılar ve onların kaybı bir şeylerin hiç yolunda gitmediğine dair bir göstergedir.

Bilinen yaklaşık 10 bin 400 kuş türünden yaklaşık 1300’ünün (yüzde 13) nesli tükenme tehdidi altında, yüzde 9’unun nesli yakın tehdit altında ve yüzde 78’inin ise nüfusunda azalmalar var. Eğer gidişat bu şekilde devam ederse içinde olduğumuz yüzyılın sonunda kuş türlerinin üçte birinin yok olabileceği belirtiliyor.

Bu kayıplara ne yol açıyor? 

Kuşların yaşam alanlarının kaybı ya da dahi açık bir ifade ile insan uygarlığının genişlemesinin kuşların yaşam alanlarını küçültmesi, besin kaynaklarının azalması, avcılık, kimyasal kirlilik özellikle de tarım alanlarında kullanılan pestisitler kuşların nüfusunun azalmasındaki en önemli etkenler olarak gösteriliyor.

Kuşların en önemli besin kaynağını tohumlar ve böcekler oluşturuyor. Tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerin tohumlar üzerinde bıraktığı kalıntılar bu tohumları yiyen kuşlarda zehirlenmelere yol açıyor. Buna ek olarak, tarımda böcekleri zehirlemek için kullanılan pestisitler zehirlenmiş böcekleri yiyen kuşların da zamanla hastalanmasına ve ölümüne yol açıyor. Pestisitler tarımda kullanılan zehirli kimyasal maddelerdir. Pestisitlerin kullanımı dünya genelinde çok yaygındır.

Doğada böcekleri yiyen canlıların başında kuşlar geliyor. Dünyadaki 11 bin kuş türünün yüzde 60’ı böcekleri yiyerek besleniyor. Kuşların dünya genelinde her yıl 500 milyon ton ağırlığa denk gelen miktarda böcek yedikleri tahmin ediliyor. Kuşlar pestisitlerle zehirlenmiş böcekleri yediklerinde ya da pestisitlerle kirlenmiş sulardan içtiklerinde bünyelerine de o zehirli maddeleri almış oluyorlar. Zamanla sağlıkları bozuluyor. Örneğin bazı pestisitler serçelerde zayıflamaya neden oluyor. Tarımsal alanlarda, bahçe ve parklarda kullanılan yüzlerce çeşit pestisit var ve bu pestisitlerin büyük bir çoğunluğu kuşlar için tehlike arz ediyor.

Kaybolan sadece kuşlar değil

Oysa bu yazının başında andığımız Marian Stamp Dawkins’in Hayvanların Sessiz Dünyası kitabında anlattığı hikâyelerin de işaret ettiği gibi tohumları yiyen ya da tohumları daha sonra yemek üzere bir yerlere gömen kuş türleri bitkisel hayatın devamlılığı için vazgeçilmez önem taşıyor. Bitkiler ve hayvanların hayatı birbirine bağlıdır.

Arıların kaybının bitkisel hayatta yol açacağı sorunlar kuşların da kaybıyla daha çok derinleşecektir.

Çoğu kuş türü kırsalda ya da doğal hayatın içinde yer aldığı için kuş türlerindeki kaybı henüz net olarak göremiyoruz ama dünya genelinde insanların yaşadığı hemen her yerde karşımıza çıkan serçelerin nüfusunun hızla azalması bize bir şeyler söylemeli…

Ülkemizdeki serçeler

Türkiye’de sekiz farklı tür serçe yaşıyor. Ev serçesi, ağaç serçesi, söğüt serçesi, kaya serçesi, kar serçesi, sarı boğazlı serçe, boz serçe ve küçük serçe. Dış görünüşleri ve beslenme alışkanlıkları birbirine benzese de bu serçelere verilen isimlerden de anlaşılabileceği gibi her biri farklı yaşam alanlarında varlıklarını sürdüren canlılar.

Ülkemizdeki serçe nüfusundaki azalmaya dair uzun yıllara dayalı bir çalışma olup olmadığını ne yazık ki bulamadım. Ancak benzeri bir nüfus kaybının ülkemizde de vuku bulduğunu düşünmek akla uygundur.

Gezi Parkı iyi ki yıkılamadı

Tehlikedeki kuş türleri hakkında daha fazla bilgi toplamak, tarımda pestisit kullanılmasını azaltmak, avcılığı engellemek, şehir içinde kuşlara yuva olacak park ve bahçe alanları oluşturmak ve var olan yeşil alanları korumak kuşların yok oluşunu önlemek için yapılacak şeylerden bazıları. Ama her şeyden önce siyasal iktidarın gerçekten ciddi yıkım yaratan, en küçük bir toplumsal fayda doğurmayan projelerine bir dur demek gerekiyor. Ülkemiz odağında yapılacak en önemli şeylerden biri bu…

Kuzey Ormanları Savunması önceki gün yaptığı bir açıklama ile İstanbul’daki 3. Havalimanı için 2012’den bugüne kesilen ağaç sayısının ÇED raporunda belirtildiği gibi 2,5 milyon değil en az 13 milyon olduğunu duyurdu. İnanılmaz bir rakam.

Sadece ağaçları değil o ağaçlarla birlikte giden çok sayıda canlı türünü de hesaba katmalı; özellikle de kuşları… Kuşların son yaşam alanları olarak oralar kaldı; parklar, bahçeler, el değmemiş doğal yaşam alanları kaldı çünkü…

İyi ki Gezi Parkı olayları oldu bu ülkede ve iyi ki o park yıkılamadı.

İktidar partisinin ülkeyi neredeyse tepeden tırnağa betona gömme sevdası en azından Gezi Parkı’nda gerçeklik kazanmadı. Ne kurtarsak o kârdır…

(Bianet’den alınmıştır.)

 

Kategori: Dış Köşe