Hafta SonuManşet

Çocukların ve kedilerin radyosu Açık Radyo desteğinizi bekliyor!

Açık Radyo çeyrek yüzyıldır yanı başımda. Hayatımın yarıya yakını onunla geçti. İlk kez Muammer Ketencoğlu’ndan adını duymuştum: “Ercü, yeni bir radyo açılıyor, ben de orada bir müzik programı yapacağım” demişti.

Radyoyla çocukluğumdan beri haşır neşirim. Çocukluğum, 1960’lı yıllarda İstanbul’un taşrası sayılabilecek bir köyde geçmişti. Altınşehir Köyü, Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyinde yer alan, içerisinden tren geçen bir köydü. Bir de pilli radyomuz vardı evde. Halkalı istasyonundan hareket edip, köyün içerisinden geçip batıya doğru, uzaklara giden trenler ve radyodan yayılan sesler, müzikler her zaman çocukluk düşlerimi tetikleyen, besleyen, dünyaya açılan pencerelerim oldular.

57 yıl sonra bugün de yaşadığım köyümün üç tarafında artık beton bloklar yükseliyor, ‘fiziksel yaşam alanlarımız’ giderek daralıyor ama hala köyümün içerisinden trenler geçiyor ve hala Açık Radyo’m başucumda kâinatın bütün seslerini bana ulaştırıyor ve ‘düşünsel yaşam alanımı’ sonsuza doğru genişletmeye devam ediyor.

Birçok mesele gibi iklim meselesini de ilk kez radyomdan duydum. Bugün Atlas Sarrafoğlu ve arkadaşları da konuşmalarına “Açık Radyo’dan ilk kez duydum…” diyerek söze başlıyorlar. Yani Açık Radyo geçen 25 yılda birkaç kuşağı etkileme becerisini gösteren, her gün kendisini yenileyen bir radyo olmayı başardı.

Yeşil Düşünceyle de radyom aracılığıyla tanıştım. 2015’te İklim Korosu kurulması için önce radyoma gittim, koroyu kurduk ve bir de konser yapabildik.

100 haftadır da “Babil’den Sonra” programıyla radyoma emek vermeye çalışıyorum. Her hafta pazartesi günleri radyonun güneşli avlusunda kedilerle içiçe, program saatinin gelmesini bekliyorum. Her program biter bitmez önümüzdeki haftanın programını düşünmeye başlıyorum. Bir saatlik program için hafta içerisine yayılan 8-10 saatlik bir mesai işin en keyifli tarafı oluyor benim için.

Bir taraftan Açık Radyo’yu dinlemenin ve program düşünmenin-yapmanın keyfini yaşarken, bir radyonun bağımsız ve özgün yapısını korumasının hiç kolay bir iş olmadığına da bu süre içerisinde tanık oldum. Radyonun teknolojik alt yapısının güncellenmesi, çalışanların ücretleri, elektrik, su, telefon vs. giderleri, resmi kurumlara karşı maddi yükümlülükler… Hiçbir sermaye grubuna, siyasi yapıya yaslanmadan, sadece radyoyu 7/24 yayında tutan emekçileriyle, gönüllü programcılarıyla çok zor bir iş kotarılıyordu. Üstelik bunu sadece dinleyicilerinin desteği ile yapmakta ısrarcıydılar.

Geçen hafta 16. kez dinleyici destek özel yayını başladı ve bu pazar akşamı sona erecek. Aslında Açık Radyo senenin 365 günü, 24 saati desteği hak eden, destek olabileceğimiz bir radyo. Son iki günde 0212 343 41 41’den veya buradan desteğimizi verelim elbette. Ama aylık bütçemizde yer alan su-elektrik-cep telefonu… ödemeleri listemize “Açık Radyo’ya destek” ibaresini de ekleyelim derim.

Bugün Atlas Sarrafoğlu ve arkadaşları konuşmalarına “Açık Radyo’dan ilk kez duydum…” diyerek söze başlıyorlar, radyonun koridorları onların sesleriyle şenleniyor artık. Yani Açık Radyo geçen 25 yılda birkaç kuşağı etkileme becerisini gösteren, her gün kendisini yenileyen bir radyo olmayı başardı. Açık Radyo’nun hep açık kalması bizim desteklerimize bağlı.

Açık Radyo’ya ve Babil’den Sonra programıma bugün- yarın ve senenin diğer günlerinde de desteklerinizi bekliyorum.

Ercüment Gürçay

Kategori: Hafta Sonu