Peter Hewitt denen adam, anneler, akşam ezanı ve sokak lambası- Mustafa Özünal

21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna yaklaştığımızın farkında mısınız? Fransız devrimi 18. yüzyılın son çeyreğinde olduğu gibi biz de bir çeyrekteyiz işte. Sonrasında tarihte alelade bir satır olacağız. Belki mühim olmayan ve kitaplarda atlanan senelerde yer alacak ömürlerimiz. İz bırakabilsek ne ala. Ama daha çok zaman iz bırakıyor bizde. Toprağa götüreceğimiz izler ağaç halkası gibi, anneannemizin nakışları gibi nakşediliyor üzerimize.

Yüzyıl tartışmalarına girmemin sebebi zamana meydan okumak değil. Haşa! Daha kimseye meydan okumadım.  Konu tamamen bir ev ödevi! Kızım eve geldiğimde bana ısrarla soruyordu. “Baba Peter Hewitt ne icat etti?” . Bir baba her şeyi bilir diye benden daha akıllı telefonumu elime aldım ve araştırdım. Bu herif zamanımızın bir yönetmeni. Garfield denen miskin kedinin filmini çekmiş. Ama miskinlik çok önceden icat edildi, kedi desen mısır piramitlerinde geziniyormuş. Sonra baktım ki “Evde Tek Başına 5” filmini yönetmiş ki bundan önce çekilen 4 film daha olduğunu düşünürsek ciddi bir icat söz konusu olamaz.

Kızım dertleniyor ben dertleniyorum. Ulan Edison, Graham Bell, Wright kardeşler ne güne duruyor? Dünyada ilkokulda sorulan mucitler gayet net olarak önceden belirlenmiş. Hayır, yeni icat çıkarmanın ne âlemi var?

Benden daha akıllı telefonumda yeni bir arama yapmak geldi aklıma ve büyüteç olan yere şunu yazdım ” Peter Hewitt icat” önüme çıkan sayfada gözlerim doldu.

Film yönetmeyen Peter Hewitt civa buharlı lambaları icat etmiş. Şu anda LED lambaları biliyoruz, tasarruf lambası, çubuk flüoresan, Tungsten ampul, civa buharlı lamba ne bildiniz mi? ben bildim!

Babam çocukluğunu anlatırdı ben küçükken. Artık böyle bir dünya yok derdi. Üzülürdüm babamın çocukluğuna yetişemediğim için. Çocukluğum sıradandı çocukluğumda bilgisayar vardı, daha iyisi olmakla birlikte şimdi de var. Çocukluğumda telefon vardı, tamam cebe girmezdi, şarjı yoktu ama vardı işte. Sonra aklıma Beşiktaş’ın sokaklarında arabaların arka tekerinden 8-9 adım sayarak yolun ortasına koyduğumuz taş ile yaptığımız kaleler ve sokakta oynadığımız maçlar geldi aklıma. Şu anda öyle boş bir sokak yok. Sokak olsa sokaktan geçerken çocukların çil yavrusu gibi (çil ne demek bilmiyorum, bir tür kuş olabilir dağıldığına göre de kesin uçamıyordur bu tavuksu) dağılmasına izin verecek sürücü bulmak mümkün değil. Ama oynardık işte.

Akşam ezanı en kısa ezandır! İslami olarak bir açıklaması elbette vardır ama yaşıtım insanlar için bu kısalığın tek bir anlamı var; “Hava kararırken bir an evvel eve girmek” Annelerin bulduğu muhteşem bir buluş. Kışın zaten ödev var, hava soğuk, çıktıysa da erkenden içeri gelsin; zaten ezan erken okunuyor. Yazın ise tabi ki çocuğun belli sınırlar içinde bir oynama hakkı var.  Ama abartmamak lazım bir ara gelmesi lazım; e yemek de anca hava kararınca hazır oluyor…

Cennet Anaların ayakları altında olabilir ama Akşam ezanı da bir o kadar anaların hizmetinde.

Peter Cooper Hewitt akşam ezanını duymadı muhtemelen. Ama biz duyduk. Hem de maçın ya da saklambaç oyununun en heyecanlı dakikalarında… Mahallenin müezzin amcasına çocuk aklımızla kızmadık ama şimdi düşününce özgürlüğümüzü kısıtlayan en büyük otoritelerden biriymiş herif. Ezanın sesiyle birlikte sokağın ortasından geçen halatın ucundaki sokak lambasında bir ışık yanardı; kendini bile aydınlatmaktan aciz pembe bir ışık. Sonra hafif mora çalarak gürleşirdi. Işık mora çaldığında ezan çoktan bitmiş olurdu. Bazen annemiz unuturdu, ya da kıyak geçerdi ve biz o ışığın en parlak anlarına tanıklık ederdik. Velhasıl; bu Peter Hewitt denen hıyar bizim sokakta oynama özgürlüğümüzü elimizden alan mucit müsveddesinden başka bir şey değildir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde icat ettiği civa buharı lambasıyla 20. yüzyılın son çeyreğinde sokakta oynayan çocuklara tahakküm etmiş ve gerek saklambaç, gerek top oynama özgürlüklerini elinden almıştır. İcat ettiği ışıkların içinde uyusun E mi?

Benim babamın çocukluğuna özendiğim gibi çocuklarımın da benim çocukluğuma özenmesi için yazdım bu yazıyı, yoksa bildiğin Sokak Lambası! Tarih kitapları bile yazmaz!

Mustafa Özünal