Konformizme başkaldırmak: Ne Havyar Ne Kebap! – Abdullah Onay

Bu yazı hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/ dan alınmıştır

Fransa’da Sarı Yelekliler protestoları esnasındaki bir duvar yazısı hayvan hakları savunucularını haklı olarak rahatsız etti. Duvarda “Kahrolsun havyar, Yaşasın Kebap” yazıyordu.

Kimileri ise hissettikleri “ayaklanma” heyecanı içinde bunu bir ayrıntı, bir ironi olarak yorumladılar. Abartılacak bir şey yoktu. Sınıfsal tepki içeren bir göndermeydi sadece. (1)

Oysa biliyoruz ki dil o derece masum ve nötr bir şey değil. Derek Ryan’ın vurguladığı gibi:

“Dil hayvanlara yapılan zulmü maskeliyor. Ve bence çok sorunlu. Foer’ın kitabında müthiş bir bölüm vardı; hayvanlara ettiğimiz muameleyle ilintili kelimelerin listesini alfabetik olarak sunuyor ve bu kelimelerin arkasında sakladığı gerçeği yapısökümüne uğratıyordu. (…) Bu kelimelerle ilgili gerçek sorun şu ki, insan-hayvan ilişkisinde potansiyel bir etik sorgulamayı geçersiz kılıyorlar. Bizi etik davrandığımıza inandırıp vicdanlarımızı rahatlatıyorlar, neredeyse bir ödül sunarmışız gibi hissediyoruz kendimizi. Bu kelimelerin çoğunlukla bize yalan söylemesi de, aslında kandırılmaktan hoşnut olduğumuzu gösteriyor.” (2)

Bu anlamda “yaşasın kebap” da masum bir ifade değil. Günümüzde bir fast food’a dönüşmüş, orta (ve tabii ki alt) sınıfların bolca tükettikleri bir yiyecek olan kebap, hayvanlara yapılan zulmün önemli bir parçası. Dünya genelinde orta sınıfların büyümesi, tüketim normlarındaki değişim, et tüketiminin de artışına yol açıyor. (3) Ancak hızla tüketilebilen ve diğer yiyecek gruplarına nazaran daha ucuz seçenekleri olan “kebap” için yine de net çizgilerle ayrılmış bir üst-alt sınıf yiyecek ayrımı olduğunu söylemek zor.  “Kebap” kuşkusuz bir göçmenlik göndermesi de içeriyor. Lakin, yine sınıf temeline bakıldığında göçmenlerin tamamının alt sınıflardan, işsizlerden oluştuğunu iddia etmek ne derece mümkün?

Ayrıca alt sınıflara ait olduğunu varsaysak bile, hayvanlara yapılan zulmü meşrulaştırmaması gerekir.

Bu sınıfsal vurgu bahsettiğim duvar yazısı üzerinden de yapıldı. Oysa, Fransa’daki ayaklanma talepleri katılımcıları itibariyle, birçok yorumcunun da belirttiği üzere, (4) orta sınıflara dayanan bir protesto. Esas olarak tüketim normlarındaki düşüşe bir tepkiye dayanıyor. Alt sınıfların da eylemlerde yer almaları bu durumu değiştirmiyor. Ayrıca protestonun “Fransız” vurgusunu da unutmamak gerekiyor. Bu anlamda heterojen bir oluşumdan da söz edilebilir.

Bunlar tartışılıyor, anlamaya çalışılıyor, ama şunu söylemek mümkün, bu ve buna benzer hareketlerin “çıkarlar” üzerinden yola çıktığı açık. Çıkarlar üzerinden harekete geçmek ise kapitalizmin mantığına çok ters değil. Tarihe baktığımızda da bu tür protestolardan elde edilen kazanımların, sistem için çok da yıkıcı olmadığını biliyoruz. Nitekim Fransa’daki  protestoların birtakım kazanımlar ile sönümleneceği tahminleri de yapılıyor. Ne yazık ki, bu “çıkar” mantığını aşmaya dönük hareketlerin ciddi kriz yaşadıkları bir çağdan geçiyoruz.

İtiraz-isyan vb. toplumsal protestolar, statükoyu bozma yönünde uyarıcı bir etki yaratıyorsa heyecan duymak gerekiyor ama her kalkışmanın da “sol” bir niteliğe sahip olduğunu iddia etmek gerekmiyor.

Eğer bir hareket, özgürlükçü ve eşitlikçi talepler doğrultusunda, ve de gerçekten kapitalizm karşıtlığı üzerinden yola çıkacaksa, zulmün dibi olan hayvan sömürüsüne kayıtsız kalamaz, kalmaması da icap eder. İnsanların bunun farkında olmadıkları, önemsemedikleri günler geride kaldı. Yeni bir toplumsal dinamik, bir süre sonra öyle ya da böyle etkili hale geliyor. Kadın hareketi, ekoloji hareketi vb.’de olduğu gibi.

Velhasıl bütün bu değişkenler üzerinden baktığımızda sloganda masumiyet aramak abes. İlla ki, bir masumiyet aranacaksa, etin-kebabın mağdurları olan hayvanlara bakmak gerekiyor?

Bu ayaklanmalara dair duyulan heyecan ise yine orta sınıf muhaliflerce, içinde varlıklarını sürdürüp sıkıldıkları konformizme dair bir tepkinin göstergesi olabilir. Ama konformizme gösterilecek asıl tepki, uzakta olup bitenlerden heyecanlanmaktan ziyade, bizzat kendi hayatlarımızdaki ikiyüzlülüğün konformizminden kurtulmaya yönelik yapacaklarımız değil midir?

Mesela bunun için haberdar olunduğu, söz düzeyinde karşı çıkıldığı halde, kanıksanan, önem verilmeyen “ikiyüzlü” davranılan, (5) hayvan zulmünü sürdürmeye yönelik  gündelik hayat pratiklerinde bir değişime gidilebilir, bıkkınlık veren, ama tutsağı olunan konformizmden kurtulmanın ilk adımı atılabilir!

(*) Yazıya dair ve öneri ve eleştirilerinden ötürü Kerem Ünüvar’a teşekkür ederim.

(1) Sosyalist Parti seçmenlerine yönelik “havyar yiyen sol” tepkisini de hatırlatmak lazım. Ahmet İnsel, http://www.birikimdergisi.com/haftalik/7352/ulusal-cephe-nin-onlenebilir-ama-onlenemeyen-yukselisi#.XBqS32gzaUk

(2) Derek Ryan ile söyleşi: http://t24.com.tr/k24/yazi/derek-ryan,741 Derek Ryan’ın Hayvan Teorisi Kitabı İletişim Yayınları’nca 2019 yılı içerisinde yayımlanacak.

(3) Fransa, Kuzey ülkelerinde görülen et tüketimindeki düşüşü yaşamakla birlikte, hâlâ listenin en üst sıralarında yer alıyor. .

(4) Bu konuda kayda değer yorumlar için bkz. Ahmet İnsel, http://www.birikimdergisi.com/haftalik/9235/sari-yelekle-ifade-edilen-hinc-ve-ofke#.XBtMvWgzaUk; Aybars Yanık, http://www.birikimdergisi.com/haftalik/9234/sari-yelekliler-kaslar-catilirken#.XBtOUWgzaUk; Selman Saç, http://www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/9241/ayin-sonunu-getiremeyenler-gezegenin-sonunun-gelmesine-karsi#.XBtO-WgzaUk; Ali Akay, https://t24.com.tr/yazarlar/ali-akay/fransada-ne-oluyor,20985; Alican Tayla, https://www.birartibir.org/siyaset/190-bu-fransa-hangi-fransahttp://www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/9268/birlikte-yasama-ilkeleri-isiginda-sari-yelekliler-hareketi#.XBn48WgzaUk; M. Görkem Doğan, https://gazetehayir.com/m-gorkem-dogan-sari-yeleklilerin-gelecegi-olmayabilir-ama-populizmin-fransada-bir-gelecegi-oldugu-ortada/

(5) İkiyüzlülükten kasıt şu: “Anket yapıldığında, Amerikalıların yüzde 96’sı hayvanların yasalarla korunmayı hak ettiklerini, yüzde 76’sı hayvan refahının ucuz etten daha önemli olduğunu ve neredeyse üçte ikisi çiftlik hayvanlarına yapılan muamele karşısında sadece yasalar değil ‘katı yasalar’ çıkarılması gerektiğini söylüyor. Bu kadar insanın, böylesine dayanışma içinde olduğu başka bir mesele zor bulunur.” Jonathan Safran Foer, Hayvan Yemek, çev. Garo Kargıcı, Siren Yay.

Bu yazı hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/ dan alınmıştır

.

.

Abdullah Onay