[Kırsal Günlükleri] Bir römork gübre için arazisini yerle bir eden ben değilim! – Melih Aşanlı

Bağırsam, ya da tüfekle havaya ateş açsam, hatta top patlatsam. Belki top ile duyurabilirim sesimi. Gece karanlığında işaret fişeğinin ışığı ile haberleşebilirim komşularımla. İlk komşum 1.5 km. uzakta. Şu ormanın içinde yaşamak bir bağımlılık meselesi. Alıştık artık diyemiyorum, çünkü alışma süreci hiç yaşamadım. Elbette ki ellerimdeki nasırlar, bedenimin soğuk ya da sıcak karşısındaki tepkisi zamanla daha iyi bir hale geldi. Ama dereden su taşımak, yürürken çamura bulanmak, sürekli soba nöbeti tutmaya alışmak için hiç çaba göstermedim.

Doğayı da ilk geldiğim yıllardan daha fazla tanımıyorum. Okunacaklar şehirde çoktan bitmişti. Şimdi daha fazla anlıyorum sadece. Meselenin kişisel değil bütünsel bir konu olduğunu idrak ettim bunca yıl içine. Yoksa tohumu ekmek, toprağı işlemek, bir keser ile çivi çakmak, elbet hepimizin kolaylıkla yapabileceği birkaç basit işten öte uğraşılar değil. Hele ki şehirde yaşamayı başarabilmişler için. Buralar çok daha barışçıl.

Kırsalda geçirdiğimiz gün sayısı evimizde geçirdiğimiz gün sayısından fazla olmaya başlamıştı bundan tam 8 yıl önce. Bence doğaya, doğanın içinde alışılmaz da, tanışılmaz da. Böyle bir ihtimale pek fazla inanamıyorum. Bir yandan tanışıp diğer yandan üstesinden gelinmesi gereken birçok sorun muhtemelen fazlası ile zorlayıcı olacaktır.

Burada hayat bir izleyici için oldukça komik ve heyecanlı iken, yaşayan için sinir bozucu ve katlanılmaz çoğu zaman. Kendimi izlemeyi öğrendiğimden beri pek bir sıkıntım yok. Bir an sonra ne olur diye merak etmek, bir sonraki hamleyi planlamaktan çok daha zevkli ve güvenli. Buralarda öğrendiğim önemli konulardan biri de yaşama seyirci olmak. Oldukça faydasını gördüğümü söyleyebilirim.

Sabah kalktığımda başıma ne geleceğini ve o günün nasıl sonlanacağını uzun zamandır bilemiyorum. Hatta hiçbir fikrim olmuyor. Mesela yıllar evvel arazimizde planlama yaparken su hasadı yöntemini kullanmayı istedik. Bu günümüzden tam 4 sene önceydi. İlk yıl çevrenin düzenlenmesi, çitlerin çekilmesi ve ev yerinin belirlenmesi ile geçti. Biraz da ağaç diktik. İkinci yıl evin inşası, eğitim sahasının organizasyonu ve biraz daha ağaç dikmek ile ilgilendik.

Bu zaman zarfında 5 tonluk bir depoyu genel kullanım amacı ile temin ettik, 2 tonluk bir depoyu ev kullanımı için, 1 tonluk bir depoyu da dışarıda duş alanı için ayırdık. 200 metre mesafede akan kış deresinden geçici bir hat çektik ve 5.5 beygirlik bize yetecek bir su motoru satın aldık. Sistemi kurduk. Motor biraz nazlı çalışsa da suyumuzu bastı, depolarımızı doldurdu. Su motoru alırken pancar motorların fazla yakıt tüketmeleri sebebi ile tercih etmedik, Bilindik kaliteli bir marka su motoruna da 5 misli bir para ödemek istemedik. Sonuçta çatımızdan suyu hasat etmeye başladığımızda elimizde koca motorların atıl duruma düşmesi saçma olacaktı. Malzemelerimizi tedarik ettiğimiz firmadan, onların yıllardır sattığı ve bize garanti ettikleri bir motoru aldık. O yaz su sıkıntısı çekmedik. Sistem gayet güzel çalışıyordu.

Bir sonraki yıl elimizdeki motor arıza yaptı. Dere yatağında çalışmıyor, araziye getirdiğimde sıkıntısız çalışıyordu. İşlerin yoğunluğundan konu ile pek ilgilenemedim, sadece bir iki kez tamire götürdüm, motorda bir sorun bulamadılar. Bu arada tamir için 60km. yol gitmem gerekiyor her seferinde. Motoru çalıştırmayı başaramadım. Bir arkadaşımın yıllardır kullandığı ve 20 dönüm fidanlığı suladığı su motorunu aldım. Bizim motor kişisel bakımlarını yaptırırken o motoru kullandık. Fazla su tüketmediğimiz için depolarımızı bir kez doldurduğumuzda aylarca su sıkıntımız olmadığından durumu öyle idare edebildik. Bu yaz başında, iki motoru da bakıma götürdüm. Artık çalışma zamanıydı, tüm aletlerimin bakımını iş başlama mevsiminde mutlaka yaparım. Onlara bakar, severim. Yol arkadaşlarımın gönlünü hoş tutmak son derece önemlidir.

Bizim kocamanı (bu arada su motoru 30kg ağırlığında ve dere yatağına inmek için iyi bir mücadele gerekiyor ) yerine yerleştirdim, sevimli sözler ile gönlünü hoş ettim ve kan ter içinde kalıncaya kadar çalıştırmaya çalıştım.

Sonraki gün diğer motoru dere yatağına indirdim, sevimli sözler ile gönlünü hoş ettim ve yine kan ter içinde kalıncaya kadar çalıştırmaya çalıştım.

İki motor ile dere yatağında ki maceram yaz başından beri hala devam etmekte. Yanlış zamanda çalışıp beni sırılsıklam ettikleri oldu, sistemi söküp yukarıya taşırken kafalarına göre çalıştıkları da oldu. Çalışıp üç, beş dakika sonra durmak zaten en sevdikleri hareket. Bu süreç içinde 6 ayda 500lt. kadar su depolayabildim. İhtiyacımız olan suyu el ile taşımaya devam ediyorum. Bu hafta satıcı firma ve ben birlikte pes ettik. Bana yeni motor verdiler. Şimdi çok heyecanlıyım. Eksik malzemelerimi vermemiş olmaları ve şu an 5 tl.lik malzeme için 60km. yol gidecek olmam bile moralimi bozmuyor. Böyle durumlara bir zombi gibi tepkisiz kalmayı öğrendim zaten.

Boru hattımı gözden geçirdim, bu yıl arazide epey bir ağaç dikimi yaptık, artık hiç birisi susuz kalmayacaktı. Motoru eksik parçalar gelinceye kadar bir kenara koyup güzel sözlerle yalnız bıraktım. Bu meyanda don mevsimine girdiğimiz için dikilen fidanların malçlama işleri için hazırlık yaptım. Araziye gübre çekmeye başladım. Gübre ve odun talaşı ile birçok sorunumuzun hızlıca üstesinden gelebiliyoruz. Kompostu bırakalı birkaç yıl oluyor.

Son römork gübre araziye girecek, başka bir yer kalmadığı için hemen girişe damper ile gübreyi dökecek ve bu yılki gübre işimize son verecekti. Öyle de oldu, traktör gübre ile geldi araziye her zaman girdiği gibi girdi, girdi ama çıkamadı. Sanki günlerdir sel kıyamet varmış gibi toprağa oturdu.

Meğer geçen hafta yağan yoğun yağmurların suları doğu tarafımızdaki yamaçtan ancak bizim araziye gelebilmiş, oradan da muhtemelen dereye akmaya çalışıyorlardı. Akşamın karanlığına kadar gübreyi boşaltabilsek bile römorku killi balçıktan kurtaramadık. Arazide koca traktör tekerleklerinin açtığı 50cm. derinliğinde bir sürü kanalımız oldu. Alttan geçen suları izleyerek arazimle alakalı yeni bir şey daha öğreniyordum. Benimle beraber yıllardır o araziyi süren arkadaşımda hayretler içindeydi. Nasıl böyle battığını düşünen iki adam gecenin karanlığında, ayazın ortasında şaşkın birbirimize bakıyorduk.

Tepemizdeki köydeki yol çalışması mıydı bu suyun sebebi, ralli için ormanın ortasında açılan ve bize kadar uzanan yeni yol muydu bilemedik. Su arazimizi çevreleyen iki dereye akmak için bizim arazimizin giriş kısmını kullanmaya başlamıştı. Bizde yeni öğreniyorduk. Yerin üstünde şimdilik bir şey gözükmüyordu. Ama toprağın 50cm. altı su kanalına dönmüştü. Üstelik geçen yıl arazide kanal çalışması yaparken böyle bir şeye rastlamamıştım. Doğada bir şeyler yaparken nelere sebep olabileceğimizi kestirmek gerçekten zor. Bu suyun sebebi düşündüklerimizden daha başka çok alakasız bir şey de illaki olabilir.

Römork burada kaldı. Don olması için beklemeye başladık. Bu sabah bembeyaz bir güne uyandık. Arazideki her şey donmuştu. Beklediğimiz an gelmişti. Kahvaltı ederken hava daha yeni aydınlanmaya başlamıştı ki Sefer de traktörle geldi. Çalışmalar yine başladı. Bir zincir ve bir çelik kablo kopardık. Destek almak için köye gittik. Şansımız vardı ki bir kepçe (beko loder) yan köye gitmek için yola çıkmıştı. Sabahın köründe gerçekten şansımız vardı. Aracı da peşimize takıp araziye geldik. Öyle canavar bir aletin toprağa oturduğunu ilk kez gördüm. Arazide bir traktör, bir kepçe, bir römork, hepsi ayrı yönlere doğru yamulmuş duruyordu. Şimdi şaşkın 3 kişi vardı. Operatör tabi ki hazırlıksız yakalanmıştı. Kolaylıkla yolunu kendi yaptı, önce kepçeyi sonrada yardıma muhtaç ne varsa peşi sıra kurtardı. İki gündür mantar gibi kendiliğinden biten ve tüm zamanımızı alıp bizi soğuktan donduran bu iş sonunda bitmişti. Kepçe yoluna devam etti. Sefer ile ben arazide öylece kaldık. Arkamızdaki manzara hakkında konuşamıyorduk. Kübra olanları tahmin ettiğinden, dışarıya çıkıp bakmamıştı bile.

Savaş alanına dönmüş en az 500m2 balçığın önünde yere çömeldik, ne soğuk ne römork. Arazi paintball sahasına dönmüştü. Tüm geçen zaman süresince başka şehirlerden getirdiğimiz fidanlarımız artık yoktu. Donma ve gübre sorunları ortadan kalkmıştı. Arazide yaptığımız su tahliye kanalları da bizleri terk etmişti. Toprağın üst tabakasına zarar vermemek için yıllardır sürmediğimiz alanın altı üstüne gelmişti. Büyük kayıp vermiş muzaffer komutanlar gibi gururlu ama mahzun bir şekilde Sefer ile vedalaştık. Eve yürürken bir şeyi daha fark ettim.

Su borularım ve sulama hattım. Fark etmemiş gibi yaptım. Kübra’ya da bahsetmedim. Şimdi güneş açtı, soba ısısı fazla bile geldi. Salonda penye ile oturmuş sanki bu olanlar hiç yaşanmamış gibi yapıyorum. Hava da öyle yapıyor. Sabah -7 olan o değilmiş gibi. Birbirimizi anlıyoruz demiştim. Anlıyorum. Bir römork gübre için, arazisini yerle bir edip, bir yıldır uğraştığı sulama sistemini parçalayan ve ağaçlarını toprağın derinliklerine gömen ben değilim. Hiç öyle hissetmiyorum.

Şimdi ısınmış bedenim, soba üstünde tıslayan çayım ve hiç susmayan kızım ile evde mutluyum. Son kalan 200lt. su, birkaç güne yağacak kar, açılacak yeni su tahliye kanalları ve yapılacak yeni yürüme yolu.

Amaaaan, arazide yaşamanın keyfi başka nasıl çıkarılacak ki.

SEVGİYLE KALIN

.

Melih Aşanlı