COP 24İklim KriziManşet

COP24 içeride devam ederken Katowice sokaklarında neler oluyor? – Özge Doruk

COP24’ün ikinci haftasına girdik. Anbean tüm gelişmeleri yeşilgazete ve iklimhaber aracılığı ile alabiliyoruz. Halihazırda pek çok sivil toplum kuruluşundan temsilciler de Polonya kışı ile yüzleşmek pahasına iklim müzakerelerine dahil oldular. Yani içeriden haber alma konusunda bir sıkıntı yok, harika. Bu yazının derdi ise müzakereler devam ederken kentte, sokaklarda neler olduğuna dair bir nebze de olsa aktarım yapmak.
Haydi başlayalım.

6 Aralık perşembe sabahı 6.05’te otobüsüm Katowice’ye vardı. Otobüsten iner inmez soğuk ısırması tabirini iliklerime kadar yaşıyorum. Saat 9’a kadar hayatta kalabileceğim yerler arasında mekik dokuduktan sonra Greenpeace’in Climate Hub’ına geçiş yaptım. COP24 görüşmelerinin yapıldığı mekânın tam karşısında Greenpeace iklim değişikliği ile ilgili bir dizi etkinlik düzenliyor. O sabahki ilk etkinlik People’s Demands for Climate Justice kampanyası için çalışan aktivistlerindi. Atölye için bir sınıf dolusu lise öğrencisi, öğretmenleriyle birlikte geldiler. Onun dışında ise kampanyanın bir parçası olan pek çok ülkeden aktivistler vardı. Tayvan, Tayland, Hindistan, Endonezya, Amerika, Almanya, Fransa, Nepal… Herkes neden bu hareketin bir parçası olduğunu ve iklim değişikliğinin ülkelerini kısaca nasıl etkilediğini açıkladı. Gözüm ara ara liselilere kayıyor. Biraz da dil probleminden sanırım, bu olan biten süreç onlar için sadece ‘zorunlu’ bir okul etkinliği olmanın ötesine geçemedi. Atölyede gruplara ayrılıp iklim sorunları üzerine daha derinlemesine konuştuğumuz esnada Polonyalı bir genç tüm bu olanların bir tiyatronun ötesine geçmediğini belirtti. Ona Polonyalıların iklim krizi hakkında ne düşündüğünü sordum. Manidar ve çarpıcı bir cevabı oldu. “Katowice ve civarında yaşayan insanların çoğunluğu halen madenlerde çalışıyor. Ailelerimizin, arkadaşlarımızın geçim kaynağı kömür. Ve bu durumun düzeltilmesi gibi bir niyet de yok. Ülkede kömür ve iklim krizi ile ilgili tartışmalar olduğunda hükümet tüm bunların Alman Propagandası olduğunu söyledi. Kimsenin bir şey yapmaya niyeti yok. Bu toplantılara inanmıyorum.” Gözleri de sözlerini tasdikleyen bir karamsarlığa bürünmüştü. Söyledikleri çok da yabancısı olduğumuz argümanlar değil. Liseliler okullarına geri döndüler. Atölye bitişinde ise birbiri ardına etkinlikler hız kesmeden devam ediyordu ve mekan gittikçe kalabalıklaşıyordu.

Doğal gaz ve iklim krizine etkileri, CAN-Asia’nın Asya bölgesindeki yerellerle yaptıkları projeler, Bank Tracker’ın kömüre en fazla yatırım yapan ülkeler ve onlara finansman sağlayan bankalar üzerine yaptıkları bir sunum en çok aklımda kalanlar. Mekan panellerin, atölyelerin, yemek yemenin, sosyalleşmenin bir arada yapılabileceği şekilde tasarlanmıştı. Bu sebeple bir mekan içerisinde aslında her şeyi yapıyordunuz. Yemek yerken yanınızdaki ‘gözlemci’den COP görüşlerini almak ve bir yandan da panel katılımcısının slaytlarını takip etmek gibi. Daha çok insanlara odaklandığımda ise gözüme çarpan daha doğrusu çarpmayan bir şeyler vardı. Çok az yerelden katılımcı vardı. Türkiye’deki bizbizeliğin global haliydi aslında olan. İklim meselesini dert eden insanların bir araya gelip birbirinden güç aldığı, tazelendiği ve umutlandığı bir birliktelik hali. Ama mesele ile hiçbir ilişkisi olmayan kişinin muhtemelen olayla en çok ilişkilenebileceği bu anda bile bir sönüklük vardı. Doğru veya yanlış diyebileceğimiz bir durum değil bu, sadece yaşanan şey bu.

Greenpeace Hub’tan çıkıp Katowice sokaklarında dolaşmaya başladığımda şehrin kendi gündelik hali içerisinde akıp gittiğini görüyorum. Bazı dükkanların camında ‘COP friendly’ çıkartmaları var. Toplantı zamanına kadar haritadan bile yerini göstermekte zorlanacağımız, bu küçük madenci kasabasından hallice; is kokan beton şehir için büyük bir olay aslında COP. Her yer dolu. Şehir muhtemelen hiç olmadığı kadar çeşitlilikten insanı bir arada barındırıyor. Katowice’nin ekonomisine bir süre için can verdiği de kesin. Tüm restoranlar ağzına kadar dolu. Girdiğim kafelerde çoğunlukla boynundaki mavi kartı çıkartmamış insanlarla karşılaşıyorum. Tüm otel odaları değerinin 5 katı fazlasından gidiyor. Bu sebeple farklı şehirlerden toplantılar için her gün tren kullanan katılımcılar var. COP nihayetinde nasıl bir şekilde kapanacak henüz bilmiyoruz ama kendi başına bir ‘iklim turizmi’ yarattığı kesin.

İkinci güne Avrupa Genç Yeşiller Federasyonu’nun düzenlediği AlterCOP’ta katılımcı olmak ile geçiyor. Avrupa’nın pek çok yerinden gelen genç iklim aktivistleri ile birlikte ilk genel bir tartışma, ardından COP24’te neler oluyor ve biz neler yapabiliriz başlıkları üzerinden gün ilerledi. Hükümetlere ve taahhütlerine kimse inanmıyor. Birlikte olmamız bizi motive ediyor. Pek çok noktada kültürel, ekonomik, sosyal vs.farklı pratiklerimiz olsa da şirketler ve onları destekleyen mevcut neoliberal yasalar bizim kader ortaklığımız.

Cumartesi sabahı herkes heyecanlı. Pankart boyama, sloganları belirleme hepsi el birliği ile. Büyük afişimize yazdığımız gibi, günün mesajı  da belli “Çiçekleri ezmeniz baharın gelişini durdurmayacak. Biz baharız!

Yürüyüş için belirlenen başlangıç noktasındayız. Şehir içinde kocaman bir kare çizeceğiz. Yürüyüşün son noktası ise COP görüşmelerinin yapıldığı mekanın önü. Uzun zamandır gönül rahatlığı ile protesto etme hakkını kullanamamış ben çok mutluyum. Etrafımda olan bitenleri gözlemlemeye başladıkça ise yine çokta yabancısı olmadığım manzaralarla karşılaşmaya başlıyorum. Gösterici sayısı kadar hatta belki daha fazla tam teşkilatlı polis var. Her 5 metrede bir polis. Olayın bütününe baktığımızda o kadar komik geliyor ki yine de gülemiyorum. Gezegenin geleceğini savunmak istiyorsunuz ama bu gezegenin yok oluşunda etkin rol oynayan grupların güvenliği ön safhada tutuluyor. Yürüyüş, ay başında Brüksel’de yaşanan o meşhur iklim yürüyüşünün heyecanını ya da kitlesini taşımıyor. Ben yine de çevremde pek çok yaştan insanları görmeye başlıyorum. Bir hayli sevindirici. Zira bu seneye ‘iklim değişikliği için gençlik hareketi’ halleri damga vursa da ki bu beni fazlasıyla sevindiriyor, yolda pankart taşıyan, şarkı söyleyen, haykıran 60 yaş üstü aktivist grup meselenin hepimizin meselesi olduğuna bir kez daha inandırıyor bizleri. Gezegeni savunmanın herhangi bir yaşı yok. Aslında herhangi bir şartı yok. Hangi canlı evini korumak istemez.

Yürüyüş şarkılar danslar ve bolca iklim adaleti sloganları ile kah durup kah ilerlerken fark ettiğim iki şey var. Bir; etrafımız tamamıyle polisler tarafından çevrilmiş. Kontollü yürüyüşün dozu rahatsız edici noktada. Ve İki; çok fazla değiliz, kabul ama, o kadar çeşit çeşitliyiz ki. Bana bu COP sürecinden kalan en güzel tecrübe buydu sanırım. Her yerden, her cinsten, her dilden ve yeşilin her tonundan pek çok grup ortak bir mesele için bir aradaydı. Ende Gelande, Extinction Rebellion, WWF, Greenpeace, Friends of Earth, Feministler, Yeşiller….sayamayacağım kadar çok grup.

Bizi bir araya getiren, canımızı yakan, adalet istediğimiz bu iklim kriziydi. Başa çıkma yollarımız farklı olsa da en nihayetinde bir aradaydık. Bu yürüyüş herhangi bir kararı etkilemez, büyük bir değişiklik yapmaz, ana akım haber medyasına bile her yerde çıkmaz, çıksa bile süresi sansasyonel haberlerin yanında dikkat çekici bile olmaz. Ama bu yürüyüş yine de yapılmalıydı. Bu yürüyüş karşımızda varsaydığımız herkese karşı bizim bir olduğumuz gösteren, bunu en çok kendimize gösteren, hissettiren bir yürüyüştü. İşte buna ihtiyacımız var. Birden fazlayız. Her yerdeyiz. Tüm dağlarda, denizlerde, ovalarda bir araya geldik. Şarkılar, danslar bizi kenetledi. Bu birlikteliği zaman zaman kendimize ve herkese hatırlatmamız gerekli.

Yürüyüş elbette olaysız dağılmadı. Halihazırda Polonya Hükümeti’nin bazı sivil toplum kuruluşlarını ülkeye almamasının yanısıra yürüyüş esnasında da agresif aktivistlik sergileyen bir grup ile polis arasındaki tartışma kortejin kesilmesine yol açtı. Bu olay esnasında 4 kişi tutuklandı. Yürüyüş grubunun en arkada kalan kısmı polislerin önlerine barikat kurmasıyla geri kalanlardan koptu. Bu duruma sonucu geride kalan gruba sahip çıkmak isteyen pek çok insan bir insan zinciri oluşturarak herkesi bir arada görmeden dağılmayacaklarını beyan ettiler. Tüm bu olaylar COP zirvesinin tam karşısında gerçekleşiyordu. İkiye ayrılmış yürüyüş grubu içerisinde iki farklı direniş pratiği vardı . Asiler ve gönüllüler. Aynı amaç için farklı yollarda ilerlemenin en açık örneklerinden biriydi benim için.

Polis saldırısı olacak mı olmayacak mı üzerine yaptığımız tartışmalar esnasında yürüyüşün resmi olarak bittiği haberi geldi. Ve olaysız (!) bir şekilde dağıldık.

Özetle; devletlerden kimse ümitli değil, insanlar bu süreçte dahil oldukları iklim ağına daha çok güveniyorlar. Bu iklim hareketinin temel motivasyonlarında birisi. Polonya’nın ve Katowicelilerin de bir kez daha gösterdiği gibi çok da fazla değiliz. Azız ama çok çeşitliyiz. Bu çeşitliliğimiz ki bizi dirençli kılacak olan odur. Mücadeleye devam.

.

Özge Doruk

Kategori: COP 24