Yiğit Aksakoğlu: Bir tutuklama ve ötesi – Hale Akay

Bu yazı ahvalnews.com sitesinden alındı

Cumartesi günü, bu ülkenin güzel evlatlarından birini daha Türkiye’nin adaletsizliğine -umarım kısa bir süreliğine- rehin verdik.

Cuma günü gözaltına alınan 13 kişinin listesi ilk önümüze düştüğünde kesin hemen bırakırlar dediğimiz bir ismi, Yiğit Aksakoğlu’nu.

Tamamen irrasyonel durumları anlamlandırmak için hala mantık yürütmekten vazgeçmediğimizden haliyle böyle düşündük.

Bu 13 kişinin gözaltına alınması zaten irrasyonel bir durumdu, suçlamalar gerçeklikten uzaktı ve yine bilmediğimiz birtakım hesaplar vardı. Sağdan baktık, soldan baktık, ölçtük tarttık, herhalde Aksakoğlu’na bir şey olmaz dedik.

Lakin tanrılar onu kurban seçti.

Neden o kurban seçildi bilmeye imkan yok. Bu kadar gümbürtüden sonra herkesi salıverecek halleri yoktu, piyango ona çarptı diyelim.

Aksakoğlu kendi alanında, yani sivil toplum çalışmalarında, çok bilinen bir isim ama haliyle kamuoyunun yakından tanıdığı biri değil.

Yıllardır kendi idealleri için çalışan, Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Merkezinin kuruluşundan bugüne kadar içinde olan, birçok dernek ve girişime emeği geçmiş bir insan Aksakoğlu.

Son zamanlarda erken çocukluk dönemi eğitimi üzerinde çalışıyordu.

Bu gözaltı dalgası içinde kendisini bulma nedeni ise anlaşılabildiği kadarıyla Gezi protestoları sonrası sivil itaatsizlik ve şiddetsiz eylem konuları üzerinde çalışmış olması.

Bu konudaki toplantılarda anlaşılan “kolaylaştıcılık” ve “moderatörlük” yapmış, böylece anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş.

Buraya uzun uzun geçmişini döküp, yaptıklarından bahsetmek mümkün. Ama bu adaletsizliklere kurban giden insanların hepsi değerli ve bunu kanıtlamaya çalışmak da çok yersiz.

Onun yerine Aksakoğlu’nun içinde çalıştığı “sivil toplum” dediğimiz şeyi ve sivil topluma yönelik bu korkutma dalgasının neden düz bir muhalif ezme çabasından daha fazla bir anlam taşıdığını tartışmak sanki daha doğru.

Sivil toplum çalışanları veya hak savunucuları derken bahsettiğimiz, Türkiye’deki sesi gür muhalif kesimin de pek hazzetmeyip “projeci”, “AB’ci”, veya “liberal” diye yaftalamaktan pek hoşlandığı bir grup.

Çoğu belki hayat boyu birbirini tanımayan, hiyerarşik olmayan bir ağ. Türkiye’nin en benzemezlerini bir araya getiren, en fazla çeşitlilik içeren bir grup.

Buradaki insanların yıllardır büyük büyük paralarla, küçük küçük işler yaptıkları söylenir. Genelde mütevazı koşullarda, bazen küçük, bazen büyük işler yapılır.

Tek tek baktığınızda bu küçük işler anlamsız bile gelebilir, ama hepsi bir arada, hele de bugünlerde, toplumun biraz nefes alması için çok önemlidir. Sürekli büyük resmi görenlere bunu anlatmak genelde zor oluyor.

Sivil toplum veya hak alanında çalışanlar illa bir tarih vermek gerekiyorsa 2013’ten beri, hatta belki çok daha uzun bir süredir, günlerini hep bir ikilemle geçiriyorlar.

Bir otoriter rejim üzerine üzerine gelirken çöken “boşuna mı uğraşıyorum?” duygusu ile “uğraşmayı bırakırsak ne olacak?” korkusu.

Zira hayat devam ediyor. İktidar değişene kadar sığınma evini kapatıyoruz, şiddet gören kadınlar başlarının çaresine baksın diyemiyorsunuz.

Mevsimlik işçilerin çocukları eğitim alamıyorsa bana ne diyerek uzaklaşamıyorsunuz. Ay ne yapalım, iklim de değişiversin diye geçiştiremiyorsunuz.

Üstelik ihtiyaç da var. Hatta bu kabus gibi günlerde ihtiyaç da artıyor. Bu işlerde çalışanların size rahatlıkla söyleyebileceği gibi insanların nefes alacak yeni alanlara olan ihtiyacı, haliyle de bu işlere ilgisi arttı.

O nedenle hala il il gezilip kadınlara üreme sağlığı anlatılıyor, İstanbul’da kent tarımı kursları düzenleniyor, eğitimde fırsat eşitliği toplantıları yapılıyor.

Türkiye gibi kutuplaşmış, artık herkesin kendi cemaatine çekildiği ve mecbur olmadıkça diğeri ile konuşmadığı bir ülkede, bu işler farklı olanları hala bir araya getirmeyi de başarıyor, karşılaşmayı sağlıyor.

Yine bu işler büyük ölçüde merkezi veya yerel otoriteyle ilişkilenmeyi de sağlıyor. Örneğin derdiniz engelli erişimi ise kalkıp bu belediye AKP’li, el değiştirmesini bekleyelim diyemiyorsunuz.

Yani hala bir toplum olarak kalabilmek önemliyse, tüm bu çabalar ciddi anlam taşıyor.

Son beş yıldır da bu alan daralmak yerine, aksine genişliyor. Pıtrak gibi yeni girişimler bitiyor, hiç tartışılmamış konular gündeme geliyor, yepyeni yöntemler deneniyor. Çoğu zaman dertle uğraşılsa da ülkede biraz cıvıltı ve renk kalabildiyse, bir kısmı bu işlerden geliyor.

Genelde bu direngenliğin de bir siyasi duruş olduğunu anlatabilmekte yetersiz kalıyoruz. Bağırıp çağırmadan, görünmez bir şekilde, kendi alanlarında kendi bildikleri şekilde muhalefet etmek isteyen insanları takdir edemiyoruz.

Yiğit Aksakoğlu işte bu alanın içinden gelen, yıllardır verdiği emekle de sivil toplum dünyasında en fazla tanınmış isimlerinden biri. İsimsiz kahramanlardan.

Umarım en yakın sürede oradan çıkar. Umarım sürekli bu çarka insan kaptırıp geri almaya çalışırken hepimiz yavaş yavaş delirmeyiz.

Umarım hak alanında çalışan herkes devam etme gücünü korur. Çünkü bunu kaybettiğimizde korkarım Türkiye’den geriye sadece hoyratlık ve hırçınlık kalacak.

Hale Akay – Ahval