Hafta SonuManşetSivil Toplum

Yeryüzüne nefes olan sergi: Resimli Dünya Atlası – Yasemin Ülgen

“Öyle bir sis çökmüş ki güneş olup açmak, savurmak var bulutları.

Dolunay gibi parlamak, zifiri karanlık yollara,

Çiçeklerin arasında ayılmak var gerçekliğe,

Çay tarlalarında filiz ve de çay olmak var yudum yudum…

Çamlar gibi sakız verip, ormana sinmek damla damla

Şu kokuşmuş çöplüklerin,

Zehir zıkkım o gazların inadına, inadına

Nefes olmak var yeryüzüne!

Çağlayanlarla coşup, dağıtmak var barajları ve kavuşmak denizlere.

Mavi mavi yükselmek var.

Kar yağdırıp arıtmak var yeryüzünü,

Arı olmak ve çoğalmak var; vızır vızır öz peşinde…” G. Erhan

 

Sanatçı Gökçe Erhan’ın ilk kişisel sergisi Resimli Dünya Atlası 14 Eylül’de artSümer’de açıldı. Resim, video ve yerleştirmeden oluşan seçki, Erhan’ın yaşamanı sürdürdüğü Trabzon Sürmene’deki kişisel hikâyesinden toplumsal mücadelesine uzanan bir süreci anlatıyor. Erhan’ın çalışmaları, kendisini merkeze alarak yarattığı özgün bakış açısıyla, sanatçının yaşam alanını detaylarıyla imgelerken bölgenin kritik durumunu da tartışmaya açıyor. Kuş bakışı resmettiği dünyasına adeta birer harita niteliği kazandıran sanatçı izleyiciyi farklı bir bakış açısıyla düşünmeye davet ediyor. 

Gökçe Erhan’la Resimli Dünya Atlası’nın hikâyesi hakkında konuştuk. 

Sergi 27 Ekim’e kadar görülebilir. 

***

Yasemin Ülgen: 2012 yılında İstanbul’dan ayrıldın ve doğduğun topraklara Trabzon’a geri döndün. Sanatsal üretiminde coğrafyanın nasıl bir etkisi var? 

Gökçe Erhan: 2012 yılında doğada tek başıma yaşamaya karar verdim. İstanbul’dan ayrılıp Trabzon Sürmene’deki köy evimize yerleştim. Çocukluğum köy ve sahil kasabasında doğayla iç içe geçmişti. O yıllara duyduğum özlemle beni çağıran bir ıslığın peşinden gittim. Sonrasında da içgüdülerimle hareket etmeyi sürdürdüm. İlk zamanlar şehir hayatıyla kırsal hayatı, kırsalda çocuklukla ergenlik dönemlerimi kıyasladım. Şehirdeyken okumak özgürlüktü. Ancak yıllar içinde özgürlüğün anlamı değişti benim için. Bugün yaşadığım coğrafyada evler birbirine oldukça uzak ve ben de bir dağın tepesinde sayılırım. Oldukça sakin, sessiz ve kendi halimdeyim. Burada en yoğun ve derinden hissettiğim şey iklimler, değişen renkler ve akıp giden zaman. Zaman, benim için renk demek oldu. Renkler ve fırçalar eşliğinde kendimin, doğaya bakış ve resmediş biçimimin ne olacağını araştırdım.

 

Yasemin Ülgen: Özgürlüğün anlamının değiştiğinden bahsediyorsun. Metropolün uzağında yaşamayı seçmene rağmen özgürlük mücadelelerin devam ediyor Sürmene’de.

Gökçe Erhan: Yokluğumda köyümün içine kurulan ve evime 300 metre uzaklıktaki çöp tesisi 2012 yıllında kapatılacak ve yeşillendirilecekti. Alınan karar uygulanmadı ve her yıl bir sonraki yıla ertelenerek tesis çöpten bir dağ haline geldi. Tesisi ve doğaya verdiği zararı ilk gördüğüm andan beri hiç çöp üretmedim. Kimyasal temizleyiciler kullanmaktan vazgeçtim. Artık doğanın kendisiydim ve her çöp kamyonu boşaltılma sesi işittiğimde kendimi tecavüze uğramış gibi hissediyordum. Artık tüm yeteneklerimi, sanatımı, her günümü ve her anımı yaşam alanımı korumak için kullanmaya başladım; bunun zamanı gelmişti. Sonsuz hüznümle birlikte huzuru ve mutluluğu tam olarak bu mücadelenin içinde buldum. Bu yolda giderek sessizliğini bozanların sayısı çoğalıyor ve giderek daha kalabalık yürüyoruz.

Örneğin önemli bir adım olarak yakın zamanda da bir dernek kurdum; Çamburnu Kültür Sanat Derneği. Bu dernek vesilesiyle mücadelemizi, sahip olduğumuz tüm değerleri; kültürü ve sanatı da işin içine katarak devam ettireceğiz. Bu mücadelenin sonundaki hayalimse köyü şimdiki halinden kurtarıp ekolojik bir köye dönüştürmek.

Yasemin Ülgen: Zor bir coğrafyada tek başına bir kadın olarak deneyimlediğin bu süreç neleri değiştirdi hayatında?

Gökçe Erhan: Seçtiğim bu hayatta tek başına bir kadın olarak her şeyin üstesinden gelebildiğimi görmek ilk hedefimdi. Kırsal hayatta gerekli her türlü iş güç, tamirat, tadilat bana ait. Bedenimi ve zihnimi durmadan çalıştırıp kendimi zorlayarak tüm bunların üstesinden gelmek beni daha da bağımsız ve güçlü kılıyor. Hayatımda hem öğretmen hem öğrenci gibi çalışmaya devam ettim. Doğayı en ince ayrıntılarına kadar gözlemleyip keşfettikçe kendimle, ailem ve çevremle olan ilişkilerim de yeni bir boyut kazandı. Yalnız yaşamaya karar verdiğimde çevrem ve ailem, verdiğim bu kararı olumsuz karşılasalar da yılmadığım. Sonunda anlaşılabildim ve desteklerini kazandım.

Yasemin Ülgen: Yaşadığın tüm bu deneyimler ve mücadele biçimleri sanatsal üretimlerinin de bizzat konuları.

Örneğin 2014 yılında 4 tuvalle başlayıp 3 sene sonrasında 90 parçalık bir işe dönüşen Habitat 1 çalışmana, artSümer’deki kişisel serginde yeni resimler ekleyerek bir seri oluşturdun. Bu serinin ilk resmine nasıl başladın?

Gökçe Erhan: Yaşadığım tüm bu olumlu ve olumsuz deneyimler, çevresel, ruhsal, toplumsal sorunlara karşı hassasiyetim dolayısıyla zihnimde çok geniş yer kaplıyor. Ya meselem ya mucizem halini alıyor ve onları bir tür düşünme, tartışma, çözüm arama ve aktarma biçimi olarak resmediyorum.

 

Habitat 1 benim ilk resmim. Dört adet tuvali, evimin avlusunda oturup köyümü ve hayata bakışımı merkeze alarak boyamaya başladım. Dışarıya doğru dairesel bir şekilde genişlettim. Yaşadığım yeri, içerdiği tüm coğrafi ve beşeri elemanlarıyla birlikte bir çeşit dantel gibi ördüm. Resim bittiğide üç yıl geçmişti ve 90 parçadan oluşan 315x500cm’lik bir bütündü artık. Benimle birlikte bir bütün.

Resimde, yaşadığım doğa ve ben, kocaman bir güzellikle duvarı yeşertiyoruz. Resmin köşesindeki kuşlar, çok yakınımdaki çöp tesisinin varlığını haber veriyor.

Yasemin Ülgen: Habitat 1 resminde olduğu gibi diğer çalışmalarında da seni merkeze alan ve yaşam alanına tepeden baktığımız bir açı var. Bu açı, ilk bakışta kişisel gibi algılansa da bölgenin ekolojik durumunu da bir nevi kayıt altına da alıyor demek mümkün mü?

Gökçe Erhan: Evet amacım da bu yöndeydi ve zaten Resimli Dünya Atlası haritalardan oluşan bir anı kitabı gibi. Bir teleskobu kendi yaşam alanıma doğru çevirmiş gibi bu alandaki coğrafi güzellikleri çevre sorunlarıyla birlikte ayrıntılayarak inceliyorum. Parçası olduğum yaşam alanımı; evi, toprağı, denizi, dereyi, tepeyi ona bakış ve sahipleniş biçimimi ayrı ayrı gösteren altı farklı resmi, sergi mekânının duvarındaki gök rengiyle birbirine bağlıyorum. Resimler kıtalara benziyor; birbirlerinden ayrılar ama bir bütünün içindeler. Bir atlasın kopartılmış sayfalarının yan yana dizilmiş hali gibi.

 

Habitat 2’de çöp tesisinin biraz yukarısından Çamburnu’na bakarak, çam ormanlarıyla kaplı dağlarda çıkan yangını ve kirlenen toprakta oynayan çocukları, çöplük kuşlarının çığlıklarıyla seslendiriyorum. Habitat 3’te, çöp suları ve kimyasal temizleyicilerin yaşamı yok etmesinden dolayı yüzümde derin bir hüzün olan otoportrem var. Üzerimde pelerinle bir süper kadın olup kurtarmak istiğim dereler… ve tabii diğer canlılar…

 

Habitat 4’te, çöp dağından denize akan zehrin, tabiat parkına yapılan lüks otellerin ve sömürülen doğanın içinde beni ziyarete gelen dostlarımla aynı teknede hüzünlü bir şarkıyı seslendiriyoruz. Habitat 5’te çocukluğumun geçtiği patikalardan yeniden geçiyorum ve resimde şelalenin başında meditasyon halinde görünüyorum. Sergide yer alan serinin son resmi Habitat 6 ‘da ise bitkilerin sessizliğinde bülbüllerin şarkısını dinleyerek bana hayatımı kazandıran yegâne şeyi yapıyorum: okumak.

 

“İnanç sistemleri, devlet politikaları, medyalar vasıtasıyla tıpkı GDO’lu mısır taneleri gibi birbirine benzeyen ‘çoğunluk’un oluşturduğu toplumun dışında kalan veya dışarıya itilen ’azınlık’: hayatı boyu o hayatla kavga eden ya da arayandır; ’doğal bir form’ oluşturacak başka bir hayatta var olma olasılığını.

Ya devrilip, toprağın altındaki ‘kökler’ini yeşertecek yeniden ya da başka topraklara saplayacak ‘kendini’, kendinden kalan bir dalla.” G. Erhan 

Yasemin Ülgen: Sergiye eşlik eden bir metin ve bir video var. Metin, tıpkı sanatsal üretimlerin ve gündelik pratiklerini üzerine kurduğun “çoğalma” kavramına odaklanıyor. Peki videonun diğer çalışmalarınla nasıl bir ilişkisi var?

Gökçe Erhan: Videoda, 2012-2018 yılları arasında kaydettiğim ve aynı zamanda resimlerin içerikleriyle de ilişkisi olan görüntüler yer alıyor. Örneğin videonun bir yerinde, çöp tesisinde yapacağım eylem için evde prova alıyorum. İktidarın varlığını sorgularken tokmağım kırılıyor. Ertesi gün ise köyde düzenleyeceğim sergi-eylem var. Dağ başındayım ve tokmak almaya vakit yok. Kendime sağlam bir ağaç dalından tepesinde insan başı heykeli olan bir tokmak yapıyorum. Ve vura vura haksızlıklara karşı sesimi yükseltmeye devam ediyorum. Devam edeceğim, tüm yeteneklerimle birlikte.

 

 

Röportaj: Yasemin Ülgen

(Yeşil Gazete)

More in Hafta Sonu