[Babil’den Sonra] Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil*

Çağımızın büyük ozanlarından Ruhi Su bir anlatısında, çağlar içinden sürüp gelen güzel bir dilden bahseder. Şaman dualarından Dedem Korkut’a; Dedem Korkut’tan Köroğlu’na, Yunus Emre’ye, Pir Sultan Abdal’a, Karacaoğlan’a, Dadaloğlu’na… Ondan ona, ondan ona, ondan da çağımızın büyük ozanlarına sürüp gelen bir dil. Doğru gören, doğru söyleyen bir dil. Bu dil bize sadece bu dünyayı sevdirmekle kalmıyor, daha mutlu ve daha adil bir dünyanın geleceğini de söylüyordu. Bu dili çağlar içerisinde kuranlar belki geleceği görememişlerdi, ama görmüşçesine söylemişlerdi.

Victor da bu dilin çağımızdaki sürdürücülerinden biriydi. Kırk yıla sığdırdığı hayatında ekolojik yaşam bilgisinin yayılması için büyük çaba gösteren Victor, bilgisi, sevgisi, doğaya olan aşkıyla yer yüzünde gelecek kuşaklara miras kalabilecek değerde çok sayıda iyilik tohumları attı.

Victor Ananias bir konuşmasında ”… Hiçbir ırkın, hiçbir dinin, hiçbir coğrafyanın mensubu değilim tam olarak. Kendimi tam bir dünya vatandaşı gibi hissediyorum. Bu da aslında yaşama karşı sorumluk alırken, beni ayrım yapmaksızın bütün dünyanın yaşamını dikkate almak; dünyanın herhangi bir noktasındaki, herhangi bir coğrafyasındaki bir insan, bir doğa döngüsüne aynı derecede bağlı, saygılı ve hizmet etme aşkıyla dolu olmamı sağladı…” diyordu.

Yaşamı boyunca, insanları çeşitli biçimlerde (ırki-dini-coğrafi aidiyet vs.) ayrıştırarak, birbirinden ve giderek doğadan uzaklaştıran ‘medeniyet’ denen karmaşadan uzak durarak, “…zorlamadan, yarışmadan, karşılaştırmadan, cezalandırmadan, takılmadan, dert etmeden… test ederek, niyet ederek, elinden geldiğince, tek başına ve birlikte” tüm doğaya ve varoluşa saygıyla, temiz ve sürdürülebilir bir doğa- arı-duru bir yaşam için çabaladı. Kolunda, içi taze meyvelerle, yemişlerle dolu kestane ağacından örme yemiş sepeti ve yüzünde derviş gülümsemesi ile bir iyilik misyoneri gibi çalıştı.

Ne yazık ki onu bu dünyadan gittikten sonra yayımlanan “Yaşam Dönüşümdür” kitabıyla tanıyabildim. İnsanların diğer insanlarla ve doğayla barışık yaşayabileceği daha iyi, daha mutlu, sürdürülebilir bir hayatın mümkün olduğunu müjdeleyen bu kitabı halen okuyamadıysanız okumanızı öneririm.

Victor 1971’de İsviçre’de dünyaya gelmiş. Babası Beytüllahim’den Şili’ye göç eden bir aileden geliyormuş. Annesi ise Türkiyeliymiş.

Victor, Buğday Derneği’ nin fikir babasıydı. Ekolojik tarım, ekolojik ürünler, ekolojik turizm ve doğa dostu mimarlık alanlarında kalıcı izler bırakan Victor’un geride bıraktıklarına bugün arkadaşları sahip çıkıyorlar. Victor’ un sağlığında emek verdiği Doğa Dostu Kent Bahçeleri, TaTuTa, Doğa Dostu Tarım, Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi, %100 Ekolojik Pazarlar, Kayıp Masallar, Tohum Takas Ağı, ABİ- Bilgilendirme Projesi, Avrupa Gönüllülük programı ve benzeri ekolojik yaşam projeleri bugün de devam ediyor.

Victor Ananias, 1998’ de yazdığı bir yazısında yaşamın döngüsünü buğday tanesi örneğiyle anlatıyordu: “Bir buğday tanesi, ilk yağmur damlalarının dokunuşu; Güneş’in ışınlarını doğru eğimden göndermesi ve toprağın doğurganlığı ile filizlenir, gelişir, genç ve güzel, yemyeşil bir bitki olur. Sonra yazın kuraklığı ve sıcaklığı ile sararmaya başlar. Bitki, bütünü ile ölüme, çürüyüp toprağa dönmeye hazırlanırken, en üstte, başakta yeni tohumlar oluşur. ‘Can’, hayatsal bilgiler, yeni buğdayların potansiyeli bu tohumlarda toplanır ve zamanı geldiğinde… Spiral bir sonraki halkadan devam eder döngüsüne yeni buğdaylar çimlenir…”

O da tıpkı bir buğday tanesi gibi yaşam çemberini 3 Mart 2011’ de tamamladı. Tohumlarla, buğdaylarla birlikte, başka canlılara hayat vermek için toprağa döndü.

Cenazesinde onu “attığın tohumları biz yeşerteceğiz” sözüyle, buğdaylarla, tohumlarla uğurlayan arkadaşları onun geride bıraktıklarını bugün de yaşatmaya, yeşertmeye gayret ediyorlar. Arkadaşlarına göre “O, gerçek bir iz bırakandı. Ama bu izler durağan, kalıcı, yok eden izler değildi. Değen, dönüşen ve dönüştüren izlerdi. Son nefesini, baharın yeni filizlendiği bir günde verdi. Yeryüzüne bıraktığı nefes, bugün pek çok cana ilham oluyor.”

Victor’un toprak ananın kollarına giderken insanlığa- bizlere- doğadaki tüm canlılara; kurda, kuşa, aşa attığı tohumlara; bıraktığı tüm bu güzel şeylere hepimizin, bugün ve gelecekte de her zaman sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Buğday Derneği’ne WEB sitesi üzerinden ulaşmak çok kolay: www.bugday.org

Bu hafta Açık Radyo’da, Babil’den Sonra programında onun sesini dinletip, onun için seçtiğim şarkıları çaldım.

Bir şiirinde “…Ten fanidir can ölmez, gidenler geri gelmez, / Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil…” der Yunus Emre*. Bu Victor için de öyle.

Victor’un devri daim, ruhu şen olsun.

 

Ercüment Gürçay