Asıl yürüyüş, yürüyüşün bittiği yerde başlar (mı?) – Yavuz Baydar

Bu yazı artigercek.com sitesinden alındı

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son üç kilometreye girdiği sıralarda iki yabancı diplomattan aynı soru geldi.

Ne düşünüyorsun?

‘Heyecana davet eden; adalet çölünde susuz kalanları hiç kuşkusuz heyecanlandıran tarihi bir olay’ dedim ikisine de. ‘Ama, Türkiye’nin yığılmış ve karşılıksız bırakılmış taleplerinin, devlete çöreklenmiş hiç kimsenin yakasını bırakmayacağını gösterdiği için bana şaşırtıcı gelmiyor. 10 yıl kadar önce açılmış bir Pandora Kutusu var, ve bu iktidar ittifakı o kutudan çıkanları gaddarca geri tıkmaya çabaladıkça bu tepkisellik de sürecek. İki kere iki dört. Ama abartarak heyecanı kabartmak yerine ihtiyat gerekir.’

‘Neden? Baksanıza ne kadar büyük bir kalabalık…’ diye yazdı biri.

‘Türkçede güzel bir söz vardır, dedim. Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer. CHP liderinin başardığı eylemi küçümsemiyor, önemli buluyorum, ama unutmayalım ki, bu ülkede bu denemelerin her biri muhalefetin derin hataları nedeniyle somut birer alternatife dönüşemedi. Gezi, 17-25 Aralık, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimi, ve en önemlisi 7 Haziran. Bu sonuncusu ben de dahil pek çoğumuzu ters köşeye yatırdı. Başrol oyuncusu olarak CHP’ye güvenmek isteyen insanlar, kendilerini 1 Kasım’da buluverdi. Süt işte bu.’

Ve ekledim:

‘Bu yürüyüş için iki şey söylenebilir. Bir: Etkisini ve kalıcılığını anlamak için, iktidarın başındaki şahsiyetin, Reis sıfatıyla 15 Temmuz gösterilerini, kitlelere hitabı ve ne derece etkili kullanacağını görmek lazım. Yürüyüş ani parlayan bir alevdir, kuvvetle harlamıştır, ama unutulmasın ki, karşıda olağanüstü bir veritabanına sahip, başa çıkması zor bir zeka var. Erdoğan için bu aleve köpük sıkmak hiç zor olmayabilir. Kaldı ki, kendisine zeka ile meydan okuma kabiliyetine sahip tek siyasi figür, Demirtaş, eli kolu bağlı içerde.’

‘İki, asıl yürüyüş bundan sonraki yürüyüşe – eğer olacaksa – bağlı. CHP liderinin manifestosu, heyecanlananlar kızmasın, böyle kritik bir kırılma noktasına yakışmayacak kadar düşük profilli. Onca mesafe sonunda Maltepe’de alanın dörtte biri dolsaydı, bu üslubu anlardım. Ama yürüyüşün iki milyon küsur insanı toplaması başka bir şey. O kadar insan, o kadar katlanmış bir cesaret demek. Bıçak kemikte ise, manifesto gibi bir manifesto gerekirdi. Kusura bakılmasın, bunun ama’sı mama’sı yok. Tam da bu yüzden, yürüyüşü belirleyecek şey bundan sonraki yürüyüş nedir sorusundadır. Bir strateji var mı? Nedir o, eğer varsa? Kimlere nasıl ulaşılacak? Yoksa bu 2007 Cumhuriyet mitinglerinin sadece bir devamı mı? Yoksa 2014 seçimlerinin senaryosundan farklı bir yere gidilmeyecek mi?’

Bunlar sorulması gereken sorular.

‘Ama biraz da bunun tadını çıkaralım’ diyenler olabilir. Buyurun çıkarın. Ama anlayın ki, iktidardaki üst akıl her saniyeyi değerlendiriyor. Oyun kurucu olan o. İçtüzükle Meclis kadükleşti artık, bundan sonrası eğer demokratik sivil muhalefet koreografisi ise, bilmek gerekir, oyun nedir? Kim bu oyunda yer alacak, kimler gene dışlanacak?

Türkiye’deki durum bir kimlikler, talepler, mağdurlar üçgenine sıkışmıştır.

Kimlikler kemikleşmiş, birbirine alerjili, kendisine ait hak arayışları, meşruiyet iddiaları ve önyargılarla meşguldür. Ama her birinin talepleri, Tarık Ziya Ekinci’nin hatırlattığı gibi, bir anayasa talebini – şimdi bir hayale dönüşmüş olsa da – canlı tutmayı gerektirmektedir. Çünkü kimliklerde kristalize olan talepler, aslına rücu etmeyi başaran, ve cezai muafiyet ve inkarda yeni ittifaklar kuran devletin mağduriyet üretimini hızlandırmıştır. Mağdurlar bir bütündür. Aynen kimliklerin ve taleplerin bir Türkiye bütünü oluşturması gibi.

Kemal Bey’in iki milyona kendisini eşitleyemeyen zayıf manifestosu sadelik ve berraklık yerine iktidarın söyleminden üremiş kavramları ve CHP’nin sıyrılamadığı dili kapsadığı ölçüde, riskler barındırmaktadır.

O manifestoda acaba başta Kürtler, OHAL rejiminin ve öncesinin tüm mağdurları kendilerini bulabildiler mi? ‘Tamam bu kez yoğurdu üflemeye gerek yok’ deme noktasında, bütünlüklü muhalefet için ikna olmaya hazırlar mı?

Bilmiyorum. Umarım CHP yürüyüşle ilgili sağduyulu, partizan olmayan bir araştırma yaptırtıyordur. Saray’ın elinde şimdiden böyle araştırmaların olduğundan adım gibi eminim.

Heyecanlananlar gönül rahatlığıyla ‘bu kez tamam’ diyorlarsa onlar açısından mesele yok. Bana göre soru işaretleri kadar kaygı da var. Bu toplumun huzursuz ve mağdurlarını bir kez daha hüsrana uğratmak gibi bir lüksü yok CHP’nin. Laik taban, Kürt taban, Alevi taban, Müslüman olmayanlar ve Cemaat tabanı mutsuzlukta birleşiyor. Mutsuzluk artıyor. Bütünleşme sağlanmazsa bunun sonu radikalizasyon ve ‘birbirine girme’dir.

Pişmiş aşa su mu katıyorum? Ortada pişmiş bir aş var mı?

Biz gazeteciyiz, aktivist değil.

Bizim işimiz en ters soruları en ters zamanda sormak.

Ajite etmek değil, ülkedeki sosyal dokuyu bu kritik zaman diliminde anlamak ve anlatmak. Aklı duygusallıktan ayırmak.

Yürüyüş bitti.

Asıl yürüyüş eğer olacaksa ne zaman, nasıl, kimlerle beraber, hangi takvimle, hedef ne?

Bunları anlamamız lazım. Hem de vakit geçirmeden, lafa boğmadan.

Yavuz Baydar – artı gerçek

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page