Rakamlarla aldatmak: 1453 kamyon geçidinin ardından

Geçtiğimiz hafta İstanbul’un fethinin 564. yıl dönümüydü. Önceki yıllardan aşina olduğumuz gibi bu sene de fetih yılı 1453’e gönderme yapan bir gösteri izledik. Bu seneki gösteri 3. Havalimanı inşasında görev alan 1453 adet kamyonun askeri düzende havalimanının 1 numaralı pistindeki 3,2 km’lik yolu kat etmesinden ibaretti. 3.000’e yakın görevlinin yer aldığı kamyonlar geçidi 1 saat 47 dakika, hazırlıklarıysa 7 saat sürdü. Geçit töreni için 2.200 adet kamyon hazır olarak bekletildi. Ana akım medyada rakam bombardımanıyla sunulan haberlerde bu gösterinin aynı zamanda “En Uzun Kamyon Geçidi” kategorisinde bir Guinness rekoru denemesi olduğu söyleniyordu. 2004’te Hollanda’da aynı kategoride 416 kamyonla kırılan rekorun 3 katından daha fazla bir sayıya ulaşılmasının sözüm ona haklı gururu yaşanıyordu. Türkiye demirden bir orduyla bütün dünyaya adeta meydan okuyordu. Geçitten alınmış fotoğraflar 2015 yılında Sisi’nin ihtişamlı bir törenle dünyaya tanıttığı Yeni Süveyş Kanalı’nın açılış törenini akıllara getiriyordu. Sisi 150 yıl önce Birinci Süveyş Kanal’ını geçen ilk gemi El-Mahrousa ile kanaldan geçiyor, semalarda helikopterler ve F-16’lar uçuyordu.

Dünyayı korkutan proje

İstanbul Grand Airport (İGA) adıyla geçen 3. Havalimanı İstanbul’un Avrupa yakasında, Karadeniz kıyısındaki Tayakadın ile Akpınar köyleri arasında bulunan 76,5 km²’lik alana yapılıyor. “Cumhuriyet tarihinin en büyük projesi”, “Dünyanın en büyük havalimanı” ve “Uzaydan bile görünecek” diye reklamı yapılan proje hem mevcut iktidarın hem de Yeni Türkiye’nin en parlak sembollerinden biri olmaya aday. 3. Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu ile birlikte planlanan proje ilk etapta 100 milyon yolcu kapasiteli olacaktı. Ancak dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu sayıyı az bulmuş, 120 milyona çıkarılması talimatını vermişti.

Köpürtüldükçe köpürtülen proje zaman içerisinde dünyanın da dikkatini çekmeye, çeşitli haberlere konu olmaya başladı. “Hollanda resmen itiraf etti[1]” başlıklı haberde Takvim gazetesi “Kanal İstanbul, Üçüncü Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve iki yakayı denizin altından birleştiren tüp geçitle dev projelere imza atan ve atmaya devam eden Türkiye Avrupa’da korku yarattı” diyordu. Sabah’ın haberinde ise “Frankurt havalimanı figüran durumuna düşecek”[2] denilerek projeye övgüler yağdırılıyor, uzaydan görülebilecek bu projenin Almanya’yı endişelere gark ettiğini söyleniyordu. Canım bunda şaşılacak ne vardı? Avrupa bizi zaten kıskanmıyor muydu?[3]

Rekor saplantısı nihai hedefe dönüştü

Geçtiğimiz Mart ayında 3. Havalimanı CEO’su Yusuf Akçayoğlu “kıskananlar çatlasın” dercesine proje genelinde 2,2 milyon m3 civarında beton döktüklerini övünerek anlatıyordu. Akçayoğlu “inşaatta çalışan sayısını 30 binlere çıkarıp Türkiye’nin istihdam rekorunu kırmak istiyoruz” diyerek noktayı koydu. Ülkenin başbakanından havalimanı yöneticisine kadar hepsinin gündeminde daha büyüğünü yapmak, daha çoğunu harcamak, bir önceki rekoru kırmak vardı. Büyümek, büyümek, ne pahasına olursa olsun büyümek… Peki, var sayalım ki büyümek pek matah bir şeydi. İstanbul’a dünyanın en büyük havalimanı yapsanız da içinde yolcu olmazsa ne işe yarayacaktı? 2015’ten bu yana Avrupa ülkeleri arasında en düşük doluluk oranına sahip ülke konumundan kurtulamayan ülke konumundaki Türkiye’ye böyle dev projelerin ne faydası olacaktı? Pek çok mega projede olduğu gibi hesaplar çarşıya uymayacak, yok edilmiş bir doğa, yerinden yurdundan edilmiş insanlar ve beton mezarlıklarla baş başa kalmayacak mıydık?

Havalimanın ekolojik ve sosyal maliyeti

İstihdam, kullanılan beton miktarı, yolcu kapasitesi vs. dair rakamlar havada uçuşurken, ana akım medya projenin neden olduğu orman katliamı, sulak alanların kaybı, İstanbul’un temiz hava depolarının yok oluşu, havalimanı çevresinde oluşacak yeni yerleşim yerlerinin megakent üzerinde oluşturacağı ek nüfus baskısı gibi geleceğimizi doğrudan ilgilendiren konulara hiç değinmiyordu.

Oysa 2014 Haziran ayında proje bölgesinde bulunan 70 göl havalimanı arazi çalışmaları için kurutulmuştu[4]. Kırklareli’nden Düzce’ye kadar Kuzey Marmara Bölgesi’nin tüm tatlı su varlıklarını kendine akıtacak kadar susuz olan bir kentte bir havalimanı için sulak alanlar kurutuluyordu. 3. Köprü’yle birlikte 3. Havalimanı inşaatı için milyonlarca ağaç kesildi[5]. İstanbul’un Avrupa yakasında kalan tek temiz hava deposu olan Kuzey Ormanları’nın bütünlüğü bozuldu. Etrafı tamamen betonla kuşatılmış ormanın yok edilmesi daha da kolay hale getirildi. Projenin bulunduğu güzergâh yoğun bir göçmen kuş popülasyonu (200 civarında kuş türü) geçiş yolu üzerinde olduğu için bölgedeki yaban hayatını da olumsuz etkileyecek. Proje, 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu ve Kanal İstanbul gibi projelerle birlikte milyonlarca ek nüfusu çekecek yeni yerleşim yerleri projelerini de mümkün kılacak. Böylece 2015 yılı itibariyle dünyadaki 172 ülkeyi nüfusuyla geride bırakan İstanbul, dünyanın en kalabalık ilk birkaç kentinden biri olacak. Havalimanı inşaatının başka bir karanlık yüzü de işçi ölümleri. Temelinin atıldığı 7 Haziran 2014’ten bu yana medyaya yansıyan 20’ye yakın iş cinayeti yaşandı. Ancak daha fazla ölümün olduğu ve bunların hasıraltı edildiğini söyleyen işçiler var[6]. İş cinayetlerinin, havalimanın bir an önce yetiştirilme baskısından kaynaklandığı belirtiliyor[7]. Havalimanı inşaatından çıkan hafriyat ise Kilyos sahillerini çöpe boğuyor[8].

Rakamları tutturalım da gerisi teferruat

İşte rekorların ve rakamların ışıltısının arkasında böyle acı bir gerçeklik yatıyor. Rakamlarla kafa karıştırma ve dikkati başka yöne çekme Türkiye’de sıkça kullanılan bir yöntem. Ancak Türkiye’de bir de rakamlarla kafa bulma durumu var ki evlerden ırak olsun. 11.11.2011 tarihinde yapılan 111 dev su tesisi açılışını hatırlayalım[9]. 12.12.2012 tarihinde 112, 11.12.2013’te 113[10] ve elbette 2014’te 114 su tesisinin açıldığı törenleri[11] de buna ekleyelim.

Gelin 12.12.2012 tarihinde saat 12.12’de başlaması planlanan ancak 13.12’de başlayan aralarında dünyanın 6. en yüksek barajı olan Deriner Barajı’nın da bulunduğu 112 hidrolik tesisin açılış törenine gidelim. Başkent Ankara’da yapılan sembolik törende dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “Deriner Barajı’yla yeni bir rekorun sahibi olduk” diye konuşurken bir anda konuşmasını kesip, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nu yanına çağırmıştı. Başbakan Erdoğan’ın aklına açılışı yapılan 112 tesisten biri olan Yozgat’daki Musabeyli Barajı’nın adını dönemin TBMM başkanı Cemil Çiçek’e ithafen “Cemil Çiçek Barajı” olarak değiştirmek gelmişti. O coşkuyla törenin bitmesini beklemeden halkına müjdeyi vermişti. İki sene sonraki başka bir temel atma törenindeyse Erdoğan dünyanın 3. en yüksek barajı olacak Yusufeli Barajı’nın temel atma törenine barkovizyonla canlı bağlanmış, inşaat konsorsiyumda yer alan Limak şirketinin yönetim kurulu başkanı Nihat Özdemir’e “barajı 7 yılda bitirmek size yakışmaz. 5 yılda biter” demişti. Yapılan pazarlık sonucu süre 5,5 yıla indirilmişti. Bu ülkede projenin adından ne zaman biteceğine kadar verilen kararlar işte böyle alınıyordu.

Dünyanın 3. ve 6. yüksek barajlarının üzerinde kurulduğu ve artık akmaz hale gelen Çoruh Nehri ile ilgili olarak dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ise şöyle demişti: “Artık Çoruh, kendi istediği gibi değil, bizim istediğimiz gibi akacak”. Barajların yüksekliklerini Eyfel Kulesi ile yarıştıran Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ise rakamların büyüsüne kapılarak Isparta’da yaptığı bir konuşmada “Tabi Isparta’nın plakası 32 ve gölet sayısını da 32’ye tamamlayacağız”[12] demişti. Büyülü rakamlarla ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından başlatılan ‘1000 Günde 1000 Gölet’ ve onun ardından gelen ‘1000 Günde 1071 Gölet’ projelerini de unutmayalım.

Rakamlara değil örttüğü gerçeklere bakalım

Yıllarla uyumlu olacak, rekorlar kıracak, daha ucuza mal olacak diye insanlık dışı bir hızda ve biçimde yapılan proje uygulamalarına dair kararlar uzmanlık bilgisi ve deneyiminden bağımsız alınıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tek karar verici merci olduğu bir anlayışla daha çok iş cinayetleri yaşayacağız gibi görünüyor. İş Cinayetleri Almanağı 2016’da yer alan bilgilere göre, geçen yıl en az 1924 işçi hayatını kaybetti. Senenin sadece 15 gününde işçi ölümü yaşanmadı. En çok iş cinayeti yaşanan sektör 426 işçi ile inşaat sektörü oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, işçi ölümlerinin %98’i önlenebilir ve öngörülebilir sebeplerden kaynaklanıyor. Yaşanan işçi ölümlerine kaza değil cinayet denmesi bu yüzden. Devasa boyutlarda tasarlanan baraj, HES, karayolu ve havalimanı gibi projeler ormanlık ve sulak alanları yok ediyor. Bu projeler büyüklükleriyle doğru orantılı bir doğa katliamına, kırsaldan kente göçe[13], yoksullaşmaya, kültür kaybına da neden oluyor. Rakamların bu gerçekleri örtmesine izin vermemek gerekiyor.

Son notlar

[1] Takvim (17 Mart 2017). Hollanda resmen itiraf etti: Türkiye bizi bitirir. http://www.takvim.com.tr/dunya/2017/03/17/hollanda-resmen-itiraf-etti-turkiye-bizi-bitirir

[2] Sabah (4 Nisan 2017). 3. Havalimanı açıldığında Frankfurt figüran durumuna düşecek! http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2017/04/04/3-havalimani-acildiginda-frankfurt-figuran-durumuna-dusecek

[3] Yeni Şafak (31 Mart 2017).Başbakan Yıldırım: Avrupa Türkiye’nin büyümesini istemiyor. http://www.yenisafak.com/gundem/basbakan-yildirim-avrupa-turkiyenin-buyumesini-istemiyor-2636567

[4] Kuzey Ormanları Savunması (2015 Mart). Yaşam, doğa, çevre, insan ve hukuk karşısında 3. Havalimanı projesi. http://www.kuzeyormanlari.org/…/Yasam_Doga_Cevre_Insan_ve_Hukuk_Karsisinda_3_Havalimani_Projesi

[5] Bu sayı kesin olarak bilinmese de 2013 tarihli 1. ÇED raporunda 2 milyon 513 bin 341 ağacın 657 bin 950’sinin kesileceği, 1 milyon 855 bin 391 ağacın ise taşınacağı belirtiliyordu. Ancak kaç ağacın kesileceği bilgisi, 2. ve 3. ÇED raporlarında yok. Dolayısıyla ilk rapordaki sayı esas alınırsa 3 milyondan fazla ağacın ortadan kaldırılacağı söylenebilir. Daha fazla bilgi için Kuzey Ormanları Savunması tarafından hazırlanan Mart 2015 tarihli “Yaşam, doğa, çevre, insan ve hukuk karşısında 3. Havalimanı projesi” adlı rapora bakınız.

[6] Evrensel (27 Ekim 2016). 3. havalimanı ölüm pistine döndü. https://www.evrensel.net/haber/293894/3-havalimani-olum-pistine-dondu

[7] Ray Haber (12 Mart 2017). Üçüncü havalimanında işçi ölümleri neden gizleniyor.  http://www.rayhaber.com/2017/03/ucuncu-havalimaninda-isci-olumleri-gizleniyor/

[8] Kuzey Ormanları savunması (14 Mart 2017). Kilyos sahiline saçılan hafriyatın kaynağı belli oldu: 3’üncü havalimanı. http://www.kuzeyormanlari.org/2017/03/15/kilyos-sahiline-sacilan-hafriyatin-kaynagi-belli-oldu-3uncu-havalimani/

[9] DSİ (11 Kasım 2011). Hizmete devam 111 adet dev tesis hizmete alındı. http://www.dsi.gov.tr/haberler/2011/11/11/hizmete-devam-111-adet-dev-tesis-hizmete-al%C4%B1nd%C4%B1

[10] DSİ (11 Aralık 2013). Hizmete devam 113 adet dev tesis hizmete alındı. http://www.dsi.gov.tr/haberler/2013/12/11/113tesishizmetealindi

[11] DSİ (30 Kasım 2013). Hizmete devam 114 adet dev tesis hizmete alındı. http://www.dsi.gov.tr/haberler/2014/11/30/114tesismilletimizimhizmetinde

[12] Isparta Haber (13 Mart 2010). Isparta içme suyunu Darıderesi Göleti’nden karşılayacak. http://www.ispartahaber.com.tr/haber/2951-siyaset-isparta-icme-suyunu-darideresi-goletinden-karsilay-haberi/

[13] Sadece 2010 yılına kadar yapılan baraj ve HES’lerin bile 350 bin kişinin göçüne neden olduğu tahmin ediliyor. http://www.birgun.net/haber-detay/350-bin-kisi-goc-etmek-zorunda-birakildi-50444.html

 

Akgün İlhan

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page