Hafta SonuManşet

Mine Tekman: Deniz çöplerinden çöp denizlerine: Bu sorumluluk hepimizin!

Dünyadaki yıllık plastik üretimi 1950’lerden bu yana 322 milyon tona ulaşmış durumda[1] Plastik hayatımızı öylesine kaplamış durumda ki yaşadığımız zamanları ‘Plastik Çağı’ diye nitelendirenler var.

Yapılan bilimsel çalışmalar, sadece bir yılda bile kıyı ülkelerinde 275 milyon ton plastik atık çıkarılıp bunun 5 ila 13 milyon tonunun şu veya bu şekilde denizde biriktiğini ortaya koyuyor[2]. Ancak suda yüzen plastik miktarı 7000 ile 270,000 ton arasında değişiyor[3] [4]. Denize giden plastik miktarının sadece %1’ini denizde görebiliyoruz. Araştırmalarımıza göre geri kalan miktar ya derin denizlerde ya da mikroplastikler halinde olduğu için gözlerden ırak kalıyor.

Mine Tekman dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri olan denizlerdeki plastik kirliliğini Akgün İlhan’a anlattı.

***

“Yüksek lisansı bitirince tropik denizlerde dalıp renkli balıkları sayarım diye düşünmüştüm ama kendimi buz denizinde çöp sayarken buldum”.

Mine Tekman Kuzey Kutbu’nda

Mine, yazılım mühendisliğinden Kuzey Kutbu’nda dalışlar yapan bir bilim kadını olmaya giden süreci anlatır mısın?  

Bu süreçte en büyük motivasyon kaynağım şans eseri edindiğim dalış ve deniz tutkum oldu. 2006 yılında çocukluk arkadaşım “hadi tüplü dalış öğrenelim, Güney Afrika’ya gidelim” demişti. Dalışa böyle başladım ve deniz yaşamı kafamda gittikçe büyüyen, hiç bir yere sığdıramadığım bir tutku haline geldi. Bir yandan Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika bölgesi iş geliştirme yöneticiliği yaparken, öte yandan dalış eğitmeni oldum. Hayalimdeyse işi gücü bırakıp, kendimi tamamen dalışa vermek vardı. Sonunda 2013’te deniz bilimleri eğitimi alıp bilimle uğraşmaya, dalışı da keyif için yapmaya karar verdim. Avrupa’da Erasmus Mundus Deniz Ortamları ve Kaynakları yüksek lisans programına başladım. Sırasıyla Fransa, İspanya ve Belçika’da birer dönem okuyup, Alfred Wegener Enstitüsü’nde (Almanya) denizlerdeki, özellikle de Kuzey Kutbu denizindeki çöp kirliliği alanında çalışmaya başladım. Yüksek lisansı bitirince tropik denizlerde dalıp renkli balıkları sayarım diye düşünmüştüm ama kendimi buz denizinde çöp sayarken buldum. Şimdi iyi ki de bu alana girmişim diyorum çünkü dünyanın en büyük dertlerinden biri denizlerdeki çöp ve plastik kirliliği. Bu alanda bilgi toplayıp, makaleler yazıyoruz. Her sene bir ayımı Kuzey Buz Denizi’nde çalışarak geçiriyorum. 2500 metre derinlikten canlı olarak kameralarla görüntü alıyoruz. Tabi sadece çalışma değil tatil dalışlarıma da devam ediyorum. Mesela iki hafta önce Meksika’da bir dalış gezisindeydim.

“Gittiğim hemen her yerde ciddi miktarda deniz çöpüyle karşılaştım”

Plastik kirliliği denilince aklımıza Hindistan’da veya Çin’de çoğu pet şişlerden oluşan çöp dağları geliyor. Bu çok ciddi bir mesele ama gözlerden daha uzakta yani sosyal algının dışında yaşanan başka bir sorun daha var, denizlerdeki plastik kirliliği. Hakkında çalıştığın bu kirliliği anlatır mısın?

Az önce söylediğim gibi sadece iş için değil, tatilde de dalmak en büyük zevkim. Dolayısıyla şimdiye kadar dünyanın pek çok yerinde dalış yaptım. Gittiğim hemen her yerde ciddi miktarda deniz çöpüyle karşılaştım. Yani aslında deniz çöpleri gözlerden ırak kalma seviyesini çoktan aştı. Verilerle konuşacak olursak, dünyadaki yıllık plastik üretimi 1950’lerden bu yana 322 milyon tona ulaşmış durumda. Plastik hayatımızı öylesine kaplamış durumda ki yaşadığımız zamanları ‘Plastik Çağı’ diye nitelendirenler var. Yapılan bilimsel çalışmalar, sadece bir yılda bile kıyı ülkelerinde 275 milyon ton plastik atık çıkarılıp bunun 5 ila 13 milyon tonunun şu veya bu şekilde denizde biriktiğini ortaya koyuyor. Ancak suda yüzen plastik miktarı 7000 ile 270,000 ton arasında değişiyor. Denize giden plastik miktarının sadece %1’ini denizde görebiliyoruz. Araştırmalarımıza göre geri kalan miktar ya derin denizlerde ya da mikroplastikler halinde olduğu için gözlerden ırak kalıyor.

Görebildiğimiz çöplere dönecek olursak, özellikle plajlarda görülen çöpler çoğunlukla denizden gelip birikenler. İnsanlardaki bu çöplerin bir takım “eğitimsiz” kişiler tarafından plajlara bırakıldığı şeklinde bir algı var. Ancak ille de eğitimsizlikten bahsedeceksek, bu yaklaşım daha bir ‘eğitimsiz’ düşünce şekli. Şunu anlamamız lazım. Bu çöpleri başka birileri denize atmıyor ya da başkaları plajlarda bırakmıyor. Denizlerdeki çöp kirliliğinden bizzat hepimiz sorumluyuz. Kuzey Kutbu’nda yaptığımız araştırmada da bunu kanıtlayan veriler bulduk. Çöplerimizi ayrıştırsak da, paketlesek de düzgün toplama yapılmadığında bu çöpler rüzgârla uçarak denizde sonlanabiliyor. 2015 ve 2016 yıllarında Kuzey Kutbu araştırma gezimizde, gemi hareket halindeyken yüzen çöpleri izledik. “Kuzey Kutbu’nda çöpün ne işi olabilir ki?” derken gördüğümüz çöp miktarları dehşet vericiydi. Tabi ki bir Marmara Denizi kadar kirli değildi ama mesela yüzen kefir kutusu ne işi var Kuzey Kutbu’nda? Geçen sene dalış için Maldiv’deydim orada da kirlilik vardı. Almanya’da bizim enstitünün önünde denizde sürekli çöp görüyoruz. Örnekler sayılamayacak kadar çoğaldı. Türkiye’de de durum vahim. Geçen sene Caddebostan sahilinde yürüyüş yaparken, kıyıdaki çöpleri toplayan görevlilerle sohbet ettim. Her gün tonlarca çöp topladıklarını anlattılar. Türkiye’deki dalışlarımda mutlaka ya bir plastik poşete ya da bir misina parçasına denk geliyorum.

Fotoğraf: Emmanuelle Camallonga (Fotoğraftaki Mine Tekman)

Dünyada okyanusların en derin noktası olan Mariana Çukuru’ndan kutuplara kadar plastik kirliliğinin etkilemediği bir yer kalmamış durumda. Alfred Wegener Enstitüsü, Helmholtz Kutup ve Deniz Araştırmaları Merkezi’ndeki ekibinle birlikte Kuzey Kutbu çevresinde dalışlar yaparak örnekler topluyorsunuz. Bu çalışmadan çıkan en çarpıcı sonuçlar neler?

Kuzey kutbu deniz tabanına (yaklaşık 2,5 km derinde)  gönderdiğimiz kamera ile derin deniz tabanındaki çöp değişimini izliyoruz. Şu anda elimizde 2002-2016 yılları için 5 farklı istasyondan veri var. Yayınlanan makalemizde enlemler arasındaki farkı izleyebilmek için merkez ve kuzey gözlem noktalarına odaklandık[5]. Maalesef analiz sürecini otomasyona tabi tutan bir araç yok. Bu nedenle 2002-2014 yılları arasında 2 istasyondan gelen yaklaşık 7000 fotoğrafı manüel olarak inceledik. Bu süreçte Kuzey noktasındaki çöp miktarının 20 katına çıktığını ortaya çıkardık. Bu korkunç bir rakam! Her sene gittiğimiz araştırma gezilerimizde fotoğraf ve videoları topladıkça incelemeye devam ediyoruz. Bizim araştırmamızın farklılığı, her sene aynı zamanda aynı yöntemi kullanarak, aynı noktalardan fotoğraf ve video örnekleyen tek çalışma olması. Bu sayede yıllar içindeki artışı gözlemleyebiliyoruz.

Bir de LITTERBASE adlı bir veri portalı kurduk.Kuzey kutbu için yaptığımız çalışmalar sırasında farkettik ki deniz çöpleri hakkında dünyada yayınlanan makale sayısı sürekli artıyor. 2005-2010 arası yayınlanan makale sayısı yaklaşık 160 iken, 2011-2013 döneminde bu sayı 200 olmuş[6]. Maalesef deniz çöpü araştırmalarında belli standartlar yok, hala oldukça yeni bir çalışma alanı. Dolayısıyla farklı metotlarla örneklenen ve analiz edilen verileri karşılaştırmak da bu yüzden mümkün olamıyordu. Biz de şimdiye kadar yayınlanmış bütün makaleleri tarayalım, eğer mümkünse bulunan değerleri tanımladığımız belli ölçüm birimleri altında toplayalım dedik. En azından bütün verileri karşılaştıramasak bile, aynı kategoriler altına düşenleri karşılaştırabiliriz diye düşündük. Ve bence en önemlisi, elde ettiğimiz verileri herkesin anlayabileceği biçimde olması. Böylece durumun vahametini bilimsel verilere dayandırarak gösterebiliyoruz. An itibarı ile 1,309 makaleyi içeren LITTERBASE bu şekilde oluştu.

Portalde temelde iki tane haritalandırma gösteriyoruz. Birincisi gözlenen deniz çöp yoğunlukları, ikincisi de deniz çöplerinin canlılarla olan etkileşimleri ve onlara etkileri. Haritalara ek olarak, yine basit grafiklerle topladığımız verileri özetlemeye çalıştık. Denizlerde bulunan çöplerin çeşitleri çeşitlerini gösteren bir grafik var.

Kaynak: http://litterbase.awi.de/litter_graph#

Canlılara nasıl etkilerinin olduğuna dair grafiklerimiz de var. Denizdeki çöplerin kompozisyonuna baktığımızda büyük kısmının plastik kökenli (grinin tonlarıyla gösterilen dilimlerin bütünü) olduğunu görüyoruz. Ortadaki grafik ise kirlilikten etkilenen canlı türlerini gösteriyor. Sırasıyla en fazla etkilenen deniz canlılarının kuşlar ve balıklar olduğu görülüyor. Bu muazzam kirlilik toplamda 1,333 türü etkiliyor. Sağdaki grafik ise çöplerin ölüm oranından oksijen alımına kadar canlılar üzerinde bir dizi olumsuz etki yarattığını gösteriyor.

Kaynak: http://litterbase.awi.de/interaction_graph#

Her plastik atık önünde sonunda mikroplastik oluyor

Bir de mikroplastik kirliliği var. Mikro plastikler diş macunlarımızdan kozmetik ürünlere kadar pek çok yerde kullanılıyor. Bunların denizlerde yarattığı kirlilik ne boyutlarda?

Öncelikle mikroplastikleri diğer deniz çöplerinden ayrı düşünmemek gerek. Deniz çöplerinin asıl görünmeyen yüzü bu mikroplastikler. Tam bir standardizasyon olmasa da 5mm’den küçük plastik parçalarını mikroplastik olarak tanımlıyoruz. Alt sınır ise yok. 10 mikrondan (1mikron, bir metrenin 100000’da biri) küçük olanları tanımlayacak teknolojimiz yok henüz! Birincil ve ikincil mikroplastikler olarak sınıflandırabiliriz. Birincil olanlara örnek kozmetik ürünlerinin içinde olanlar. Peeling özellikli diye adlandırılan bütün ürünlerin içinde lavabolarımızdan geçip atık su tesislerinden sıyrılıp denizlerimize karışan plasik tanecikleri var. Pürüzsüz bir cildimiz olacak diye, besin zincirine bu minik plastik küreleri ekliyoruz. Dünyanın birçok yerinde yasaklanmaya başladı bu ürünler, yakın bir gelecekte tamamen raflarımızdan kalkacağını düşünüyorum. Tabi raflarımızdan kalkmasını beklemeden kullanmaya son vermek daha iyi olur. Ama mikroplastik sorunumuz bunlarla sınırlı değil. Hatta çok daha ciddi olan sorunumuz ikincil mikroplastiklerle. Plastik atıklar denizde güneş ışığın, dalga ve rüzgâr etkisiyle sürekli ufalanıyor ve zamanla mikro boyutlara geliyor. Asıl görünmeyen bilinmeyen atıklar bunlar. Evimin balkonunda çok güneşli bir yerde bağlı bir plastik poşet vardı, bir kaç ay içinde paramparça oldu. Denizlerde dalga ve rüzgârın da etkisiyle birleşince bu süreç çok daha hızlanıyor. Yani denizdeki her plastik atık er ya da geç mikroplastiğe dönüşüyor.

Makroplastiklerin boyutları o kadar küçülebiliyor ki, deniz canlıları bu plastikleri plankton dediğimiz besin zincirinin en altındaki mikroskopik canlılarla karıştırıp besin zannediyorlar. Ya da planktonlar sentetik iplikçiklerini doğrudan besin olarak kullanmaya çalışıyor. Diyeceğim odur ki, The Ocean Cleanup gibi inisiyatifler denizlerden makroplastikleri temizleyebileceklerini iddia ediyorlar. Ancak bu gerçekleşse bile mikroplastiklere ne olacak? Mikroplastikleri temizleyen bir düzenek besin zincirinin temeli olan planktonları da temizleyecektir! Sonrası ekosistemin çöküşü demektir. Büyük plastikleri temizleyelim, parçalanmasınlar, mikroplastik olmasınlar diyenler var. Artık denizlerde bulunan plastik miktarları o kadar arttı ki, hangisini temizleyeceksiniz? Kaldı ki denizlerimizin hacmine göre hala küçük alanları taramış durumdayız. LITTERBASE uygulamamızdan herkes bakabilir, işaretlenmemiş alanlar çöpün görülmediği alanlar değil, hiç bakılmamış bölgeler. Hadi diyelim ki muhteşem bir alet yaptık, deniz yüzeyinin tamamını temizledik. Kuzey kutbundaki araştırmamızla da desteklediğimiz gibi, çöplerin deniz tabanında biriktiğini görüyoruz. Deniz tabanındaki çöpleri ne yapacağız? Gözden uzak olan gönülden de uzak olur deyip görmezden mi geleceğiz? Salt teknolojiyle çözülemeyecek kadar karmaşık bir mesele bu.

Bir de sentetik iplikçikler var. Misal çamaşır makinemizi doldurduk yıkayacağız, içindeki tüm kıyafetler son model sentetik terletmeyen, uçuran, kaçıran kıyafetler. Makineyi bir kere çalıştırdık mı 1900[7]’den fazla sentetik iplikçik önce kanalizasyon sistemine, oradan da denize karışıyor.

Önemli bir başka konu ise ‘plastik adaları’. Dünyada temel deniz akıntıların girdaplar oluşturduğu bölgeler var (Garbage patches). Bu girdaplara giren maddeler çoğunlukla hapis kalıyor, kaçamıyor. Medyada bu bölgelere dair görüntüler makroplastiklerin oluşturduğu adalar şeklinde gösteriliyor. Halbuki bu bölgelerde çoğunlukta olan mikroplastikler. Şimdiye kadar bu bölgelerin beş tanesi tanımlanmıştı. Son araştırmalar gösteriyor ki bir altıncısı da Kuzey Kutbu’nda Barent Denizi’nde oluşuyor[8]. Kuzey Atlantik girdabından Kuzey Kutbu’na doğru akan bir kol var ki bu da Kuzey Kutbu’nda neden son dönemde bu kadar fazla çöp gördüğümüzü açıklıyor.

“Sofra tuzlarımızda bile mikroplastik var”

Resim: Alexis Amann

Mikroplastiklerin canlılara verdiği zararlarla ilgili çalışmalar var mı?

Çok önemli iki yeni makale yayınlandı. İlki farklı ülkelerden sofra tuzlarındaki mikroplastik miktarları üzerine[9]. Evet, sofra tuzumuzda bile mikroplastik var. 149 mikrondan büyük plastikleri incelemişler ve insan sağlığını tehdit eder miktarlar bulunmamış ancak mikroplastik alt sınırı yok henüz. Dolayısıyla daha küçük boyuttaki parçacıkların miktarları araştırmada da belirsiz olarak nitelenmiş. İkinci araştırma çok daha çarpıcı. Şimdiye kadar memelilerde mikroplastik birikimini ve etkilerini inceleyen olmamıştı. Fareler üzerinde yapılan deneylerde mikroplastiğin boyutlarına göre karaciğer, böbrek ve bağırsak dokularında biriktiği görülmüş. Şimdiye kadar yayınlanan makalelerde genelde deniz canlılarının mide içeriklerinde mikroplastik olup olmamasına bakılmıştı. Ama asıl soru işareti bu partiküllerin sindirim sistemini aşıp dokularda birikip birikmemesiyle ilgiliydi. Sorumuzun cevabını almış olduk. Bu makaleyle ilgili bilgiyi paylaştığım Tayland’dan dalgıç arkadaşım harika bir yorum yaptı. “Kalbimizde biliyorduk zaten bunu”. Ayrıca bu mikroplastiklerin enerji ve yağ metabolizmalarında sorunlara yol açtığı ve nörotoksik olduğu da belirtilmiş makalede. Tüm bu bilgileri bir araya getirince ortaya çok basit bir sonuç çıkıyor. Denizde sayısını tam bilmediğimiz ama ölçümleyebildiğimiz kadarıyla çok yüksek miktarda minik plastik parçaları yüzüyor. Bu parçalar besin zinciri sayesinde besin olarak kullandığımız canlılara geçiyor. Bu minik plastiklerin memelilere de zararları var. Yani biz de sürekli mikroplastiklere ve onun zararlarına maruz kalıyoruz. Bunun insan sağlığına etkileri ne olacak, hep birlikte yaşayıp öğreneceğiz.

Plastik atıklar canlıları, biyoçeşitliliği ve habitatları olumsuz etkiliyor.

Fotoğraf: Francis Perez

Bir yanda plastik ürünlerin neredeyse hepsinde bulunan Bisphenol A ve BPA gibi zehirli kimyasallar balıkların üreme sistemlerine etki ederek endokrin üretimini engelliyor ve üremelerine engel oluyor. Öte yanda Norveç’in Sotra adasında karaya vuran bir balinanın plastikleri yiyecek sanarak yuttuğu ve midesi dolduğu için besinsizlikten öldüğü ortaya çıkıyor. Denizlerdeki plastik kirliliği ekosistem ve deniz canlıları üzerinde ne gibi farklı etkiler yaratıyor?

Plastikleri denizanası sanıp yiyen kaplumbağalar, balıkçı ağlarına takılıp ölen yunuslar, anlattığın balina, plastik parçalarını yiyecekle karıştırıp sindiremediklerinden mideleri dolan ve besin alamadıkları için ölen deniz kuşları… Örneklerin çeşitliliği her geçen gün artıyor. Medyanın plastiğin deniz canlılarına zararlarından anladığı da genelde bu örneklerle sınırlı kalıyor. Birkaç gün önce geçen sene topladığım örneklerimi incelemek üzere kuzeyde Helgoland diye bir adadaydım. Adanın uçurumlarında sümsük kuşları yaşıyor. Yürüyüşe çıktığımda gördüm ki hepsinin yuvalarındaki temel malzemelerden biri balık ağlarından kalma plastik iplik parçaları! İnanamadım, daha önce hiç farketmemiştim.

Zehirli kimyasallar konusunda haklısın, canlıların üreme sistemlerine zarar veriyor. Sadece balıkların değil bize de etkisi aynı. Mikroplastikler besin zincirine girmeye başladığına göre bu kimyasallar bizim bünyelerimize de giriyor demektir. Enteresan olan şu ki aslında plastikler karbon bileşikleri, bizim gibi. Normalde zararlı olmayacak bir madde, daha uzun süre dayansın diye eklenen kimyasallar yüzünden böylesi zararlı bir çılgınlığa dönüşmüş durumda.

Yalnız bu hepten karanlık senaryoya rağmen bir şeyleri değiştirmek için hala çok geç olmadığını belirtmekte fayda var. Bu kimyasalların canlılara etkileri laboratuar deneyleriyle araştırılıyor. Bu deneylerde net sonuçlara ulaşmak adına bazen gerçekte olmayan miktarlar canlılar üzerinde kullanılabiliyor. Deniz plastik çöpleri çok fazla miktarlarda olsa da, önlem almak, gidişatı değiştirmek için hala vaktimiz olduğunu düşünüyorum.

Çöplerin deniz tabanında biriktiğine dair güçlü kanıtlarımız var. Hala derin denizler hakkında bilgimiz çok kısıtlı. Öyle ki ayın yüzeyi hakkında daha çok bilgi sahibiyiz. Kuzey Kutbu derin denizde yaptığımız araştırmamızda gözlemlediğimiz çöplerin %56’sı bir biçimde deniz canlılarıyla etkileşim halindeydi. Örneğin neredeyse tüm plastiklerin, suyu filtreleyerek beslenen derin deniz süngerlerine takılmış durumda olduğunu gördük. Bu takılmalar, deniz canlılarının dokularını aşındırıp zarar veriyor. Ya bu canlılarla beslenen yırtıcıların işi kolaylaşıyor, ya da bunlar enfeksiyonlara neden oluyor. Öte yandan bazı deniz canlıları çöpleri yerleşke olarak kullanıyorlar. Özellikle derin denizin çoğunlukla kumlu tabanında yerleşke olarak kullanılabilecek sert maddeler canlılar için faydalı gibi gözükse de, uzun vadede o bölgedeki biyoçeşitliliği olumsuz etkiliyor. Atlantik’in batısından doğusuna yüzerek geçen çöpler olduğunu biliyoruz. Bu çöpler de üzerlerinde canlıları taşıyor ki, yayılmacı türler hatta zararlı patojenler bunlara dâhil olduğu için ulaştığı bölgedeki biyoçeşitlilik tehlikeye atılıyor.

“Çöplerimizi poşetlere koyup ağzını sıkıca kapatıp çöp kutusuna atınca kendi kendine yok olduğunu sanıyoruz!”

Fotoğraf: Ray Van Eng

Peki, plastiklerin denizlerde ve karada birikmesine engel olmak için neler yapılması lazım? Bireysel olarak plastik kullanımını kısıtlamak yeterli mi yoksa daha büyük ölçekte kolektif çözümlere mi ihtiyaç var?

İkisi de… Ama bence plastik karşıtı hareketlere ivmeyi kazandıracak olan tabi ki bizleriz. Bizler tüketim alışkanlıklarımızı değiştirip bunu üreticilere dayatmak durumundayız. Peeling ürünlerinin ya da tek kullanımlık poşetlerin tüm dünyada yasaklanmaya başlaması çok sevindirici. Kimsenin aklına bile gelmeyen bir örnek vereceğim. Kahveciye gidip orada oturacak olmamıza rağmen tek kullanımlık kaplarda kahve içiyoruz. O kapların tepesinde etrafa dökülmesin diye mutlaka bir plastik kapak oluyor. Kahveciye gidip oturacaksak tek kullanımlık kabı reddetmek ya da hiç olmazsa tepesindeki plastik kapağı almamak bile önemli. Ne yaptığımıza dikkat eden bir başkası da aynı şekilde davranmaya başlarsa belki de zincirleme bir bilinç yaratmak mümkün olabilir. Mevcut şartlarda en azından tek kullanımlık poşetlerimizi birden fazla kez kullanalım. Çok ama çok tüketiyoruz, üretim koşullarını araştırmıyoruz, plastiğin çözünme süreçlerini incelemiyoruz, tekrar kullanmıyoruz, evimizde çöplerimizi poşetlere koyup ağzını sıkıca kapatıp çöp kutusuna atınca kendi kendine yok olduğunu sanıyoruz!

Bir de tüketici algısı ile ilgili çok ilginç bulduğum başka bir konu var. Sosyal medyada plastik çöpler hakkındaki paylaşımları sürekli takip ediyorum. Ne zaman ki plastikleri denizden “temizleyen” bir alet önerisi geliyor ya da plastik yediği düşünülen bir canlı keşfediliyor, ortalık ayağa kalkıyor ve paylaşan paylaşana. Çünkü algımız hala biz tüketelim, illa ki temizleyen bulunur şeklinde. İnsanların acilen, çok geç olmadan bu şekilde düşünmekten vazgeçmesi gerekiyor. İlkokullardan itibaren ders programlarına plastik çöpler ve mikroplastiklerin ders konusu olarak eklenmesi çok güzel olurdu.

Geçtiğimiz aylarda güzel bir gelişme oldu. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Yönetim Kurulu tarafından 28 Mart’ta yapılanı açıklamaya göre, 1 Ocak 2018’den itibaren Türkiye’deki tüm market ve mağazalara naylon poşet yasağı uygulanacak. 2010 verilerine göre Türkiye denizlere en çok plastik atık atan ülkeler arasında 14. olmuştu. Dünyada 28 ülkede ve 20 ABD eyaletinde naylon torba kullanımı yasaklandı veya ücretlendirme yoluyla azaltılmaya çalışılıyor. Bizde de bu karar hakkıyla uygulanırsa güzel bir gelişme. Buna ne diyorsun?

Türkiye’deki çöp poşeti yasağını bilmiyordum. Bence çok ilginç bir deneyim olacak. Zira Türkiye’de her markete gittiğimde kendi getirdiğim poşetleri kullanabilmek için savaş veriyorum. Bir de mesela meyve sebze alıp, hepsini ayrı poşetlere koyup, sonra o poşetleri bir daha büyük poşete, o da belki yırtılır diye bir daha poşete koyanları görüyorum. Plastik poşetler Türkiyeli insanın ruhuna işlemiş durumda. Onlarsız hayatın nasıl zor olacağına dair film bile çekilebilir…

Kaynakça

https://www.nature.com/articles/srep46173#supplementary-information (2017).

[1] PlasticsEurope. Plastics-The Facts 2015: An analysis of European latest plastics production, demand and waste data. 1-38 (2016).

[2] Jambeck, J. R. et al. Marine pollution. Plastic waste inputs from land into the ocean. Science347, 768-771, doi:10.1126/science.1260352 (2015).

[3] Cozar, A. et al. Plastic debris in the open ocean. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America111, 10239-10244, doi:10.1073/pnas.1314705111 (2014).

[4] Eriksen, M. et al. Plastic Pollution in the World’s Oceans: More than 5 Trillion Plastic Pieces Weighing over 250,000 Tons Afloat at Sea. PLoS One9, e111913, doi:10.1371/journal.pone.0111913 (2014).

[5] Tekman, M. B., Krumpen, T. & Bergmann, M. Marine litter on deep Arctic seafloor continues to increase and spreads to the North at the HAUSGARTEN observatory. Deep Sea Research Part I: Oceanographic Research Papers120, 88-99. doi:http://doi.org/10.1016/j.dsr.2016.12.011 (2017).

[6] Ryan, P. G. A Brief History of Marine Litter Research. 1-25, doi:10.1007/978-3-319-16510-3_1 (2015).

[7] Browne, M. A. et al. Accumulation of microplastic on shorelines woldwide: sources and sinks. Environ Sci Technol45, 9175-9179, doi:10.1021/es201811s (2011).

[8] Van Sebille, E., England, M. H. & Froyland, G. Origin, dynamics and evolution of ocean garbage patches from observed surface drifters. Environmental Research Letters7, 044040, doi:10.1088/1748-9326/7/4/044040 (2012).

[9] Karami, A. et al. The presence of microplastics in commercial salts from different countries. Scientific Reports7, 46173, doi:10.1038/srep46173.

Röportaj: Akgün İlhan

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu