Köşe YazılarıManşetYazarlar

Bilim insanlarından uyarı: Plastik kirliliğinin sonlandırılması için, üretiminin sınırlandırılması şart

Bildiğiniz gibi, BM Çevre Meclisi, 2024 yılına kadar küresel ve yasal olarak bağlayıcılığı olan bir plastik anlaşmasıyla plastik kirliliğiyle mücadeleye yönelik bir kararı kabul etti. Kenya‘nın Nairobi kentinde yapıldığı için bu kararı Nairobi Sözleşmesi olarak konu edip bu köşede de yazmıştım.

Bu bağlamda dünya genelinde alanının önde gelen bilim insanlarıyla birlikte bir çağrı kaleme aldık ve kaleme aldığımız çağrımız da Science Dergisi’nde yayımlandı.

Çağrıyı Almanya Alfred Wegener Enstitüsü‘nden Melanie Bergmann, İsveç Göteborg Üniversitesi‘nden Bethanie Carney Almroth, ABD Oregon State Üniversitesi’nden Susanne Brander, Danimarka Aarhus Üniversitesi’nden Tridibesh Dey, İngiltere Anglia Ruskin Üniversitesi’nden Dannielle S. Green, Almanya Helmholtz İklim Girişimi’nden Anja Krieger, Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden Martin Wagner, Kanada Dalhousie Üniversitesi’nden Tony R. Walker ve Çukurova Üniversitesi‘nden ben birlikte kaleme aldık.

Yazdığımız yazıda plastik kirliliği sorunuyla mücadeleyi plastik üretiminin sınırlandırılması bağlamında tartıştık. Konu hakkında hazırladığımız bilgilendirme metnini paylaşıyorum.

Bilim insanlarından çağrı 

Yeni plastiklerin üretiminin sınırlandırılması; bunların çevreye salımını azaltmaya yardımcı olacak ve plastiklerin değerini artırmaktan iklim değişikliğiyle mücadeleye yardımcı olmaya kadar başka faydalar da getirecek.

Uluslararası bir uzman grubu, plastik kirliliği sorununu çözmek için yeni plastik üretiminin sınırlandırılması gerektiğini söylüyor. Yazarlar, üretimin sınırlandırılması haricindeki diğer tüm önlemlerin plastik üretim ve doğaya kirletici olarak karışma hızına ayak uydurmak için yeterli olmayacağını savunuyor. Bu bağlamda kaleme aldıkları makale, bilim alanının en saygın dergisi olarak kabul edilen Science dergisinde yayınlandı.

Birleşmiş Milletler’in plastik kirliliğini sona erdirmek için küresel bir anlaşmayı kabul etme konusundaki tarihi kararından iki ay sonra, anlaşmayla ilgili hükümetlerarası müzakereler 30 Mayıs’ta başlayacak. Bunlar, havanın, toprağın, nehirlerin ve okyanusların plastik çöpler ve mikroplastiklerle kirlenmesine son vermek için ne tür önlemlere ihtiyaç duyulacağı konusunda yoğun tartışmaları teşvik edecek. Science dergisine yazılan mektupta, vurgulanan nokta, yeni plastiklerin üretiminin sınırlandırılarak ve uzun vadede aşamalı olarak durdurarak ancak sorunun engellenebileceğine değiniliyor. Almanya Alfred-Wegener-Enstitüsü’nden Melanie Bergmann, “Daha iyi geri dönüşüm yapsak da ve atıkları elimizden geldiğince yönetmeye çalışsak da, yine de yılda 17 milyon tondan fazla plastiği doğaya bırakmaya devam edeceğiz” diyor ve “Plastik üretimi büyümeye devam ederse, tıpkı Sisifos’unki gibi bir görevle karşı karşıya kalacağız” diye ekliyor.

Geri dönüşüm ve atık yönetimi kesin çözüm değil

Science’da 2020’de yayınlanan bir araştırma, bazı plastiklerin başka malzemelerle değiştirilmesi ve iyileştirilmiş geri dönüşüm ve atık yönetimi de dahil olmak üzere bugün mevcut olan tüm çözümler uygulanırsa, plastik emisyonların önümüzdeki 20 yıl içinde yalnızca yüzde 79 oranında azaltılabileceğini gösteriyor. İsveç, Göteborg Üniversitesi’nden Bethanie Carney Almroth, “Katlanarak artan üretim, gerçekten sorunun temel nedenidir ve şimdiye kadar ürettiğimiz plastik miktarları gezegen sınırlarını çoktan aştı” değerlendirmesini yapıyor: “Bunun üstesinden gelmezsek, diğer tüm önlemler plastiğin çevreye salınımını önemli ölçüde azaltma hedefine ulaşamayacak”

Kanada, Almanya, Hindistan, Norveç, İsveç, Türkiye, İngiltere ve ABD’den uzmanlar, taze hammaddelerden yeni plastik üretiminin aşamalı olarak sonlandırılmasının plastik kirliliğini sona erdirmek için sistemik bir çözümün parçası olması gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım, bugün mevcut olan en iyi bilimsel uygulamalar tarafından ve geçen yıl Science dergisinde siyasi ve yönetici uzmanların önerdiği doğrultuyla da desteklenmektedir. Vergiler gibi, sorunun tüketim ve talep tarafını ele alan önlemlerin yanı sıra, kapsamlı bir yaklaşım, üretilen ve piyasaya sürülen gerçek plastik miktarı anlamına gelen üretim ayağını da kapsamalıdır. Bilim insanları, yeni plastik üretiminin kademeli olarak kesilmesinin birçok toplumsal, çevresel ve ekonomik fayda sağlayacağını söylüyor.

Türkiye, Çukurova Üniversitesi’nden Sedat Gündoğdu, “Büyük miktarda plastik üretimi aynı zamanda Küresel Kuzey’den Küresel Güney’e plastik çöp transferini de besliyor. Bir üretim kısıtlaması, zorunlu olmayan uygulamalardan kurtulmayı kolaylaştıracak ve plastik atık ihracatını da azaltacaktır” diyor

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden ekotoksikolog Martin Wagner de “Plastiklerden pek çok fayda elde ettiğimizi, ancak üretimi azaltmadan plastiğin değerini arttırmanın mümkün olmadığını, plastik kirliliğini azaltmak için diğer önlemlerle birlikte üretimin de sınırlandırılması, iklim değişikliğiyle mücadeleye de yardımcı olacak ve döngüsel ve sürdürülebilir bir ekonomiye geçişimizi teşvik edecek” diye ekliyor.

 

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yassine Lembarki: İnsanlık için en kötü ve en iyi çağ, krizi aşabiliriz [İklim Kuşağı-28]

Yassine Lembarki, Endülüs‘ün (günümüzde İspanya’da yer alan) eski Arap- İslam kültürünün ve Kuzey Afrika Amazigh bedevi (berberi göçebeleri) kültürünün her iki kökünü de paylaşan 30 yaşında bir Latin-Afrikalı Arap. Ayrıca nöroçeşitlilik açısından spektrumda.. 

Şu anda yaşadığı yer ve Fas Krallığı‘nın en güzel şehri olduğunu söylediği başkent Rabat’ta doğmuş. Lisanslı bir fizyoterapist, aynı zamanda yabancı dil öğretmeni olarak da boş zamanlarında ek gelir kazanmak için çoğunlukla İngilizce ve Türkçe öğretiyor. İklimle ilgili çalışmaları için kendini kesinlikle bir “plastik kirlilik karşıtı” ve “iklim adaleti meraklısı”  olarak adlandırıyor. 

Lembarki ile iklim krizinin ülkesindeki etkilerini ve çalışmalarını konuştuk.

Atlas Sarrafoğlu: İklim krizinin Fas’taki başlıca etkileri nelerdir?

Yassine Lembarki: Fas World News’e göre, Afrika’nın çoğunda olduğu gibi Fas’taki iklim krizinin başlıca etkileri, daha yüksek sıcaklıklar, azalan yağışlar ve aşırı hava olaylarının şiddetinde artış olarak kendini gösteriyor. Ekonomik faaliyetlerinin çoğu kıyıya yakın olduğundan Fas, tarım, balıkçılık, su kaynakları, turizm ve ülkenin eşsiz ekosistemleri için gerçek bir tehdit oluşturan deniz seviyesinin yükselmesine karşı özellikle savunmasız. 

‘Hükümetin plastik planı işlemeyince devreye girdik’

İklim aktivizmine dahil olmaya nasıl başladın?

Her aktivist gibi benim de daha iyi bir gelecek için bu mücadeleyi başlatmak adına benzersiz bir nedenim vardı. Ama onlardan farklı olarak, beni değişim talep etmeye iten şey, yerel yönetimin hareketsizliği değildi, tam tersi, gerçekten de öyle ya da böyle bana ilham veren kesin önlemler alma konusundaki erken kararlılıkları ve sonuçlarıydı.

1 Temmuz 2016’da, plastiğe radikal bir çözüm getirmeyi amaçlayan “Sıfır mika” (Mika, Fas’taki plastik kelimesinin karşılığıdır) adı altında tek kullanımlık plastik poşetleri yasaklamak ve okyanus kirliliğini azaltmak için iddialı bir proje başlatıldı. İlgili kanunun yayımlanmasından itibaren altı ay içinde plastik poşetleri yasaklayarak, bu projeyi başarıya ulaştırmak için harcanan tüm çabalarına rağmen, çok sayıda gözlemcinin gözünde amaçlarından hiçbirini gerçekleştirememiş, 2019 yılında hükümeti de yasa konusunda revize etmeye zorlamış ve benim gibi çok fazla dünyasever genci de plastik karşıtı savunuculuk ve/veya iklim aktivizmine yönelmişti. Plastik kirliliğini azaltmaya yönelik bu eşi görülmemiş önlem vaatlerini yerine getiremedi, çünkü insanlar hazır değildi ve hükümetin bilinçlendirme kampanyası sıradan vatandaşlar için yeterince ilgi çekici değildi. Muhtemelen yeni neslin çevre için harekete geçmeye yönelik dikkatli bir ilham kaynağı, benim de dahil olmak üzere çok sayıda genç Faslıyı, bu mücadelede sesimize gerçekten ihtiyaç duyulduğunu, politika yapıcıların doğru şeyi yapmak için harekete geçseler bile plastiksiz bir Fas’ın çevreden ve doğal yaşam alanımızdan sorumlu hisseden ‘plastiksiz vatandaşlara’ ihtiyacı olduğu konusunda kamuoyu olmadığı sürece başarılı olmadığını anlamaya zorladığı yerdi. Ve eğer talep etsem ve geleceğim buna bağlıysa, tüm geleneksel Faslı aileler gibi benim ailem de plastikten vazgeçmeye hazırdı. Aynı zamanda neredeyse benim gibi sıradan biri bile “daha az duş” küresel kampanyasından başka dünya mücadelesi hakkında hiçbir şey bilmiyordu, bu yüzden farkındalığı artırmak ve daha yeşile geçişi -yani daha sürdürülebilir bir Fas’ı kastediyorum- kolaylaştırmak için ihtiyaç duyulduğunu hissettim.

İşte bu kadar basit ve o sırada eğitim amaçlı Türkiye‘de olmama rağmen, iklim hareketine katılmaya karar verdim ve iklim okuryazarlığı ve günlük olarak kullanılan plastiğin, özellikle tek kullanımlıkların alternatiflerini savunmaya başladım. Daha çok plastik kirliliği karşıtı bir savunucu olarak çoğunlukla dijitalde olduğum için, kendimi iklim aktivisti olarak adlandırmaktan her zaman çekindim, çünkü aktivistlerin geleneksel anlamda gerçekçi ve fiziksel bir eylemde bulunmaları gerekir. Ama o sırada hem bir öğrenci hem de bir yabancı olarak  iklim aktivistlerinin yaptığı gibi iklim krizi konusunu ele almak için hem zamanım hem de donanımım yoktu. Kendimi bir iklim adaleti “meraklısı” olarak adlandırmayı her zaman daha doğru buluyorum, yaptığım işin ne kadar önemli olduğunu bilmediğimden veya buna inanmadığımdan değil, özellikle Ortadoğulular ve Afrikalıların “aktivist” kelimesini nasıl algıladığını düşündüğümde böyle olmasını daha uygun hissettim.

Fas’taki grevleri nasıl organize ediyorsunuz? Kişisel olarak iklim kriziyle mücadele etmenin başka yolları var mı? 

Grev her zaman bir seçenek olsa da, anayasada yer alan ve ilgili yasalara uygun olarak kullanılabilen belirli bir haktır. Şu anda bulunduğum yerde, şu anda böyle bir eyleme ihtiyacımız yok, çünkü hükümetin çevrenin korunmasına yönelik taahhüdü, küresel eylem oranlarıyla karşılaştırıldığında zaten yeterli ve bu konuda farklı alanlarda uzmanlaşmış devlet kurumları ve STK’lar tarafından, gerektiğinde hükümetle temasa geçerek belirli bir çevre veya çevreyi etkileyen karara karşı tavsiyede bulunmak veya uyarmak için kontrol altında ve dengede tutuluyor. Bence grev bundan sonra gelmesi gereken adımdır ve bu yolculuğa başladığımdan beri buna asla ihtiyaç duyulmadı, ancak yine de bazen, çoğunlukla halkı motive etmek ve karar vericileri doğru yolda tutmak için grevler yaptık. 

‘Krizden en çok etkilenenler, asgari bilgiden yoksun’

Bunun yerine, çoğumuzun ve bununla demek istediğim bir STK’nın veya derneğin parçası olmayan iklim aktivistlerinin / meraklılarının veya çevrecilerin yaptığı şey, bu gücü başkalarını aynı şeyi yapmaya motive etmek için kullanmak yerine, başlangıçta küçük çevremizi değiştirmeye çalışmak. Ayrıca kendi ilgimiz ve genel fayda dahilindeki tüm olası faaliyetler için gönüllü oluyoruz, ek olarak birebir veya dijital sohbet ortamlarında etkinliklere katılarak çok çeşitli küresel ve yerel toplulukları ve kuruluşları desteklemekten mutlu oluyoruz, benzersiz hikayelerimizi anlatarak ve dijital yollarla daha iyi bir gelecek için küresel çeşitlilikte fikir birliği sağlamaya çalışıyoruz.

Yukarıda belirttiklerim dışında kişisel olarak yaptığım şey, esas olarak plastikten arınmış bir dünya için çalışmak. Plastik topluyorum ve plastik kullanımına karşı tavsiye verenleri takip ediyorum. Üç yıldır dur durak bilmeden alternatifleri tanıtmak ve plastik ürünlerini (özellikle tek kullanımlık olanları) gündelik hayatımdan çıkarmak için uğraştığım bir deneyim sonucunda evim nihayet plastikten arındığı için dünyanın en gururlu insanıydım ve ayrıca bu bana insanların davranışlarını değiştirmenin ne kadar zor, ama yine de imkansız olmadığını öğreten bir deneyim oldu. Ayrıca, artık ünlü olan kara tahtamla her Cuma farklı yerlere gidiyorum, gençlerin önderlik ettiği Fridays For Future eylem grubuyla dayanışma içinde fotoğraf çekiyorum, aynı zamanda dolaşan halkın meraklı bakışlarına ve sorularına da cevap veriyor, sürdürülebilirliği teşvik etmek ve iklim bilincini de iletmeye çalışıyorum.  Ancak asıl etki alanım dijital medya sanırım çünkü Twitter ve Instagram’da iklim okuryazarlığı sayfası olan @Plus212youth’un kurucusuyum. Sayfa çoğunlukla Faslılar, MENA ve Afrikalılar için, Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak iklim adaleti perspektifini tanıtan bir sayfa. Ve bu fikrin arkasındaki sebep, bu verimli toplulukta birkaç ay geçirdikten sonra, o zamanlar küresel iklim adaleti aktivizminde bir şekilde hala çoğunlukla tek dilli olması sebebiyle sorun olduğunu fark etmemdi. İngilizce bilgisi az olan veya hiç olmayan insanlara etraflarında neler olup bittiğini bilme şansı vermiyordu bu durum. En çok etkilenen insanların, iklim krizinde olduğu gibi, temel hizmetler çoğunlukla MAPA‘nın hatası olmadığı halde, eğitim yetersizliği sebebiyle nelere maruz kalabilecekleri veya zaten acı çektiklerinin nedenlerine dair asgari bilgiden yoksun bırakılmaları adaletsizdir. 

Hükümetinizin iklim kriziyle ilgili algısı nedir?

Bir süredir ve birbirini takip eden hükümetler aracılığıyla Fas, iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle mücadele etmek için iddialı bir yolculuk yapıyor. Hatta Fas’ın Küresel Isınmaya Karşı Ulusal Planı (PNLCRC, 2009) ile iklim değişikliği stratejisi ve eylem planı geliştiren ilk ülkelerden biri olduğunu söylemek bile mümkün. Aynı nedenle bir dizi uluslararası iklim anlaşmasını da onayladı. Ayrıca, COP22‘nin cömert ev sahibi olmak da çok mutluluk vericiydi.  Bu planların uygulanması mükemmele yakın olmasa ve  mutlaka bazı zorluklarla karşılaşsa da, geçtiğimiz yıllardaki iklim politikası sayesinde Birleşmiş Milletler Mukim Koordinatörü tarafından Fas’ın iklim eylemi girişimlerinde kilit bir lider olduğu şeklinde tanımlandı. 

Fas, iddialı bir sera gazı emisyonu azaltma programı ve doğal kaynakların korunmasına yönelik stratejiler aracılığıyla, sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 45,5 oranında azaltmayı ve aynı yıl içinde enerji karışımında yenilenebilir enerjinin yüzde 52’sini elde etmeyi planlıyor. Bu çok fazla görünmese de, tüm Afrika kıtası gibi iklim krizine önemli bir katkısı olmamasına rağmen Fas’ın şu anda  1.5° C küresel hedefi ile geleceğin iyi bir göstergesi olarak ulusal olarak belirlenmiş katkıya (NDC) uygun birkaç ülkeden biri olduğunu unutmamalıyız.

Faslı bir iklim aktivisti olarak hükümetinizden/ politikacılarınızdan talepleriniz nelerdir?

Karar vericilerden istediklerimi beş maddede özetleyebilirim, daha fazlası değil.

  • daha az kömür ve daha fazla yenilenebilir enerji
  • daha az plastik ve daha fazla geri dönüşüm
  • daha az araba, daha çevreci toplu taşıma
  • daha az anlaşmazlık ve daha fazla toplu eylem
  • ve halkın ve gençlerin tüm sürece daha fazla katılımı.

‘İklim krizi Afrika için günlük bir sorun’

Ülkendeki en önemli iklim olayı ne şekilde kendini gösteriyor? Ayrıca lütfen MAPA olmanın senin için ne anlama geldiğini söyler misin?

Pek çok iklim gözlemcisi ve benim gözümde tartışmalı olsa da, Fas’ı etkileyen bir numaralı sorun çölleşme ve diğer tüm problemler de tam bu noktadan başlıyor. Toprakta artan tuzlanma, sulamanın artmasına ve birçok zengin ekosisteme sahip ülkede sulak alanların kurumasına, hayvanların yer değiştirmesine ve biyolojik çeşitliliğin kaybolmasına neden olan su kaynaklarının azalmasına ve hatta tükenmesine yol açtı. Tüm bunlara ek olarak ekonomik ihtiyaçlardan dolayı artan ağır metal madenciliği de su kaynaklarını kirleterek ve toprak erozyonuna neden olarak bu sorunu daha da ağırlaştırdı. 

Bana göre MAPA’nın bir parçası olmak, işlemediğin bir günahtan dolayı cezalandırılmak ve onu işleyenden daha kötü olmak demektir. Ayrıca gelecekte yaşıyormuş gibi hissettiriyor. Bu kaotik iklim krizinde mümkün olan en iyi versiyon, Ugandalı genç aktivist Hamira Kobusingye’nin dediği gibi, “Küresel kuzey için iklim krizi 20- 30 yıl sonra gelecek, ama bizim için Afrika’da günlük bir sorun. İklim değişikliği nedeniyle halihazırda hayatlar kayboluyor, evlerini terk etmek zorunda kalan mültecilerimiz ve insanlarımız var.

MAPA’nın bir parçası olmanın yanı sıra, özellikle Afrika’dan olmak, bu iklim adaletsizliğini daha geniş bir resimde görmemizi sağlıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği bilgi notlarına göre, Afrika önemli bir sera gazı emisyonu kaynağı değil. Kıtada enerji ve endüstriyel kaynaklardan kaynaklanan emisyon, dünyadaki karbondioksit emisyonlarının yalnızca yüzde 4’ünü oluşturuyor, ancak iklim krizine karşı en savunmasız kıta ve muhtemelen dünyadaki iklim krizinin en kötüsünü yaşayacak.

Lütfen seni gelecekle ilgili umutlu hissettiren şeyin ne olduğundan bahseder misin? Aktivizmin için herhangi bir ilham kaynağın var mı?

Hayattaki ilhamım ve beni geleceğe dair bu kadar umutlu hissettiren şey birbirinden farklı değil, aslında ortak bir duygu, inanç. Afrika’nın çoğu yerli halkı gibi atalarımdan miras aldığım inanç. Bizim çok inançlı bir kıta olduğumuz bir sır değil. Bu, daha yüksek bir güce, Afrika’nın çocuklarına ve güzel doğasına bakan, hayat veren bir enerjiye olan aynı mistik inançtır. Kurtarılmayı bu kadar zorlaştırdığımızda bile, bizi kurtarmak için her zaman devreye girecek olan odur, çünkü o her şeye muktedirdir. Hayat dediğimiz mucizeye olan inanç… onun çok hızlı bir şekilde daha iyiye doğru değişebilme kabiliyeti, küresel değişime öncülük eden insan devlerinin yeni kuşağına, korkusuz, vitessiz küçücük, kocaman yüreklerine inanç. Gerçekten de, insanlığın en kötü çağı olarak daha iyi tanımlanabilecek sonuçsal zamanlarda yaşıyoruz, ama aynı zamanda belki de insanlık için en iyi çağ, çünkü insanlık yalnızca en karanlık zamanlarda gelişir, çünkü taşıyıcılarına rehberlik edecek bir ışık olması gerekiyordu, bölücü Berlin Duvarı ve diğer birçok tarihi olaydaki örneklerde olduğu gibi, ne zaman sarsılmaz bir baskı altında kalsak, bölünen hücreler gibi bir araya geliyor ve bir gibi hareket ediyoruz. Biliyorum klasik bir söz ama ne zaman şu cümleyi duysam içimde bir umut doluyor: “İnanmaktan vazgeçme”.

‘İnsanlık çok hızlı ilerledi, gezegen bize ayak uyduramadı’

Dünya liderlerine hitap edecek bir mikrofonun olsaydı, onlara iklim krizi hakkında ne söylerdin?

Sanırım bir ya da bin mikrofonum olsaydı, aşağıdaki ifadeden fazlasını söylemezdim: 

Senin hareketsizliğin yok oluşa, bizim yok olmamıza yol açıyor, ama bizden önce, arılar, ağaçlar, yedi göklerin ve yedi denizin harika yaratıkları yok oluyor. Sen ancak arzu ettiğin şeysin ama ağaçsız, arısız, havasız ve denizsiz, bensiz, çeşitlilik olmadan var olmaya devam edemezsin. Toplu yok oluş yerine toplu eylemi seç, ucuz kâr yerine paha biçilmez insanları seç.

İklim krizine ilişkin gelecekle ilgili ne düşünüyorsun? 2030’da kendini nasıl hayal ediyorsun?

Geleceğe dair hem bölgesel hem de küresel ölçekte büyük umutlarım var.

Bölgesel ölçekte, çok ihtiyaç duyulan ve görünüşte de çok gerçekçi görünen 2030 Fas vizyonu sayesinde, sera gazı emisyonlarının yarıya indirilmesi ve enerjisinin yarısından fazlasının yenilenebilir kaynaklardan sağlanması, tehdit büyüdükçe halkın bu özel konuya artan ilgisi ile daha iddialı planlar ve bunları desteklemeye ve yürütmeye yardım etmeye istekli daha fazla insan olacağını düşünüyorum. 

Küresel ölçekte, iklim hareketinin dünya çapında ivme kazandığına ve kamuoyunu olumlu yönde şekillendirdiğine, “beyaz aktivizmi” olarak bildiğimiz şeyin aldatıcı çabalarına rağmen, bu genç hareketin kesinlikle bir tür olarak davranışlarımızda ve diğer türler ile evreni bir bütün olarak görmemizde radikal değişikliklere yol açacağına ve iklim konusunda daha bilinçli olmaya ittiğine inanıyorum. İklim okuryazarı gençler arasında, bu on yılın, geri dönüşü olmayan sonuçlarla karşılaşmadan önce iklim krizini azaltmak ve hırslı önlemler almak için gerçekten son on yıl olduğuna dair yaygın bir inanç var, tıpkı sınavdan bir gün önce hazırlanmaya başlayan tembel bir öğrenci gibi insanlığı yarının gerçekten sınav günü olduğuna, zeki bir tür olarak hayatta kalma sınavımıza kesinlikle hazırlanmamız gerektiğine ikna edebiliriz. 

İnsanlığın ne kadar tembel ve değişmeye isteksiz göründüğünü biliyorum, biz aptal değiliz, bu konuda kuşkunuz olmasın, bu gezegene ya da evrenin herhangi bir yerine ayak basan en entelektüel yaratıklarız. Ve bununla ilgili herhangi bir kanıta ihtiyacı olan varsa, etrafa bakıp gezegenin ne hale geldiğini görmeleri yeterli olacaktır. Tüm bu yıkımlar biz gelişemediğimiz veya ilerleyemediğimiz için olmadı, tam tersi çok hızlı ilerlediğimiz için oldu çünkü gezegen bize ayak uyduramadı. İklim değişikliği, bir tür olarak başarımıza gelmesini istemeyeceğimiz bir sonuçtur. Onu kelimenin tam anlamıyla öldürüyoruz, “o” elbette annemiz, tek yuvamız, dünya. Kısacası, gezegeni yakıp yıkma iradesine sahip olanların onu kesinlikle düzeltebileceğine güvenmeliyiz.

2030 yılına kadar kendimi iklim ve sürdürülebilir bir gelecekle ilgili karar vericilerden biri olacağımı hayal ediyorum, o yüzden sadece bekleyelim ve en iyisini umalım, çünkü en iyisi henüz gelmedi.

Sosyal medya hesapları:

(twitter): @physiolmy
(instagram): @physiolmy 

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Plastik kirliliğinin Paris Anlaşması: Nairobi Sözleşmesi

Geçen hafta Kenya’nın Nairobi kentinde toplanan Birleşmiş Milletler üye devletleri, plastik kirliliğinin ana nedeni olan plastik üretimini de kapsayacak şekilde olan ve yasal yaptırımları olan bir anlaşmanın hazırlanması için fikir birliğine vardıkları bir sözleşme yayınladılar. Plastik ve yarattığı sorunlar açısından tarihi nitelikte olan bu karar için “plastiğin Paris Anlaşması” denilebilir. Artık bu karar bir dönüm noktası olarak kabul edilecek ve bundan sonra yapılacaklar için de önemli bir referans noktası olacaktır. İşte bu yüzden plastik endüstrisi ve onların lobileri bu anlaşmanın imzalanmaması ve hatta ölü doğması için ciddi girişimlerde bulunmuş ancak başarılı olamamışlardır. Olsaydılar bugün bu konuyu bu şekilde konuşmuyor olacaktık.

Plastik için neden yasal yaptırımları olan küresel bir anlaşmaya ihtiyaç duyduğumuzu bu köşede yazdığım yazıları okuyarak anlamanız mümkün. Çünkü geri dönüşüm kandırmacasıyla körüklenen plastik tüketimi sonucu her yıl milyonlarca ton plastik denizel ortamlara akıyor. 1950 ile 2017 yılları arasında üretilen tahmini 9,2 milyar ton plastiğin yaklaşık 7 milyarı artık çöp ve bu çöpün de yaklaşık %75’i ya çöplüklerde ya da karasal ve sucul ortamlarda kirlilik yaratıyor.

Yani hayatımızı kolaylaştırıyor iddiasıyla her türlü alanda kullanılan plastik dünyanın başına bela olmuş vaziyette. Ayrıca bu bela gün geçtikçe daha da büyüyor. Artık plastik kirliliği bir salgın haline geldi ve tedavi için gerekli olan yasal yaptırımı olacak küresel anlaşmaya oldukça yaklaştık diyebilirim.

Kararı imzalayanlar arasında Türkiye de var. Ancak Türkiye Paris Anlaşması’nda olduğu gibi bir çelişki içerisinde. Bir yandan karbon net sıfır deyip diğer yandan kömüre yatırım yapılması gibi bir durum plastik için de geçerli. Bir yandan plastik üretiminin sınırlandırılmasından bahseden bir anlaşmaya taraf olup diğer taraftan da Ceyhan’da Yumurtalık’ta, Erzin’de ya da memleketin bir başka köşesinde, kimyasal zehir saçan plastik ham madde üreten zehir fabrikalarının açılması için yapılan yatırımlara son hız devam ediyor. Öyle ki Çukurova bir nevi “zehirova” olma yolunda son hız ilerliyor. Bu durum hem yerel tarım üreticisini, hem de Türkiye’nin önemli bir ihracat kalemi olan tarımsal ürünleri tehdit ediyor.

Türkiye’nin bu sefer kaçacak fazla alanı yok

Yani bir yandan 3-5 üretici milyon dolarlar kazanırken diğer taraftan binlerce tarımsal üretici uzun vadede oldukça sıkıntılı bir duruma sokuluyor. Çünkü bu kadar petrokimya, geri dönüşüm, polyester ya da asit fabrikasının çepeçevre sardığı alanda yetiştirilen tarımsal ürünler ne yazık ki bu zehirli üretimin etkilerini de taşımak zorunda kalacak. Bölgede plastik sevdası yüzünden tarımsal üretim ciddi bir tehdit altında. Üstelik tarımsal alanda plastik kullanımına dönük yapılan yönlendirmeler de (plastik örtü altı yetiştiriciliği, tek kullanımlık damla sulama boruları vb.) önemli bir kirlilik kaynağı. Tüm bu etmenleri bir araya getirince, toplanmayan, toplansa bile işe yaramayan bir malzemeye kurban edilen gıda tedarik zinciri ile karşılaşıyoruz.

Dolayısıyla BM devletleri tarafından imzalanan bu yeni anlaşma ile bu ekokırım faaliyetlerinin de iki kere düşünülmesi durumu söz konusu olacak. Ancak tabii ki bunun için güçlü bir irade lazım. Bu iradenin olup olmadığını zaman içinde daha net anlayacağız. Ayrıca Paris İklim Anlaşması’ndaki ana argüman olan “biz o kadar karbon salmıyoruz” argümanı plastik için geçerli değil, çünkü gerçekten de çok fazla plastik üretiyoruz. Avrupa’nın ikincisi dünyanın da ilk 10 en fazla plastik üreten ülkesiyiz. Dolayısıyla bu sefer kaçacak pek bir alan yok gibi.

BM’nin Nairobi Sözleşmesi plastik çöp ticaretine de ciddi sınırlamalar getirebilir. Ancak bu durum için yasal yaptırım ve plastik çöpün dolaşımının net çizgilerin olması şart. Aksi takdirde çöpe ham madde muamelesi yapan uyanık çöp tüccarlarının suyuna gidilmeye devam edilirse iş içinden daha da çıkılmaz hale gelebilir. Sonuç olarak BM üye devletleri tarafından kabul edilen anlaşma tarihi öneme sahip olmakla birlikte henüz başlangıç. Asıl mücadele bundan sonra başlıyor. Artık tüm yeni plastik yatırımlarının rafa kaldırılması ve bu alanda fütursuzca yatırım yapılmasının zorlaştırılmasının zamanı. Ancak bu da ancak ciddi bir kamuoyu baskısıyla mümkün olabilir.

Kategori: Hafta Sonu

DünyaEkolojiİklim KriziManşet

BM, plastik kirliliğini sona erdirmeyi amaçlayan tarihi kararı kabul etti

Uluslararası toplum, dünyanın büyüyen plastik sorununu frenlemek için ilk kez bir çerçeve üzerinde anlaştı. Birleşmiş Milletler tarafından dün kabul edilen karar, “plastik kirliliğini sona erdirmek” adına yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma geliştirmek için iddialı bir plan ortaya koyuyor.

BM yetkilileri, dünyanın bu ilk küresel plastik kirliliği uzlaşmasını bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi ve 2015 Paris İklim Anlaşması’ndan bu yana en önemli “yeşil anlaşma” olarak tarif etti.

Ruanda Çevre Bakanı Jeanne d’Arc Mujawamariya, “Plastik kirliliği her geçen gün daha da kötüleşirken kaybedecek zaman yok” dedi. “Bu karar, gezegenimizin plastikler içinde boğulmasını önlemeye yönelik küresel çabada tarihi bir dönüm noktasıdır.”

Karar, BM katılımcıları tarafından gözyaşlarıyla ve birbirlerine sarılarak kutlandı.

Karar, Nairobi‘de iki yılda bir düzenlenen 150’den fazla ülkenin temsil edildiği BM Çevre Asamblesi ‘nin (UNEA) üçüncü gününde onaylandı. Buna göre, 2024 sonuna kadar yapılacak anlaşmanın ayrıntılarını ortaya çıkarmak için bir  hükümetler arası müzakere komitesi oluşturulacak.

Geçen ay, Ipsos’un, Plastic Free Vakfı için 28 ülkede 20 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği ankete katılanların %90’ı, plastik kirliliği krizini etkili bir şekilde ele almak için küresel bir sözleşmesi yapılmasını istediğini belirtmişti.

Okyanuslar ve uluslararası çevre ve bilimsel ilişkilerden sorumlu devlet sekreteri yardımcısı ABD’li delege Monica Medina, “Bu, birlikte çalıştığımızda dünyanın neler yapabileceğinin harika bir gösterisi” diye konuştu. Medina gözyaşlarını tutarak “Bu, bu gezegendeki plastik belasının sonunun başlangıcı. … Bugünü çocuklarımız ve torunlarımız için önemli bir gün olarak değerlendireceğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Her yıl milyonlarca ton plastik okyanuslara karışıyor ve kaplumbağaların ve diğer vahşi hayvanların bu da atıklara yakalandığı endişe verici görüntülere sebep oluyor. Everest Dağı bile mikroplastik kirliliğinden kurtulamadı. Ulusal Bilimler Akademisi araştırmasına göre, bu tufana en çok ABD katkıda bulunuyor ve kişi başına yaklaşık 130,1 kilogram plastik üretiyor.

BM kararında, “Yüksek ve hızla artan plastik kirliliği seviyeleri, küresel ölçekte ciddi bir çevre sorununu temsil ediyor. plastik kirliliğinin ortadan kaldırılması için uzun vadede acil önlemler almak için küresel koordinasyonu, işbirliğini ve yönetişimi güçlendirmenin acil gereğini kabul ediyoruz” denildi. 

Bazı ülkeler, eyaletler ve belediyeler plastik atıkları azaltmak için harekete geçmişti. Örneğin Ruanda, on yıldan fazla bir süredir plastik poşetleri yasaklıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Sens. Dan Sullivan (R-Alaska) ve Sheldon Whitehouse (DR.I.), dönemin başkanı Trump‘ın 2020’de imzaladığı Denizlerimizi Kurtar 2.0 Yasası da dahil olmak üzere plastik kirliliği konusundaki kongre çabalarına öncülük etti. Ancak bu son hamle, plastik kirliliği sorununu çözmek için şimdiye kadarki en uyumlu uluslararası çaba.

Çevre aktivistleri ve sektör temsilcileri de kararı memnuniyetle karşıladı. Washington Post’a konuşan Dünya Yaban Hayatı Fonu (WWF) plastik atık ve işletme başkanı Erin Simon, “Karar, ürecin bu aşamasında gerekli olduğunu düşündüğümüz tüm kritik bileşenlere sahip” dedi. Bir ticaret derneği olan Uluslararası Kimya Dernekleri Konseyi yaptığı açıklamada, “Plastik kirliliğini ele almak ve anlamlı bir çözüm geliştirmek adına ortak bir zemin bulmak için uzun günler harcayan hükümetleri takdir ediyoruz” diye yazdı.

Uluslararası Çevre Hukuku Merkezi avukatı David Azoulay ise, BM kararının yıllardır hazırlandığını, 2016’da denizlerdeki plastik bağlamında BM Çevre Meclisi’nde  ilk kez  bu fikrin su yüzüne çıktığını söyledi. Azoulay, “Böyle bir anlaşma tasavvur etmek düşünülemezdi” dedi. 

Azoulay, karardaki başarılardan memnun: Müzakere komitesi plastik üretimine de bakmakla görevlendirildi, anlaşmanın finanse edilmesine yardımcı olacak özel bir fon seçeneği var ve plastik kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinden bahsediliyor.

Ancak, karardan anlaşmaya geçiş kolay olmayacak. Kar amacı gütmeyen bir grup olan Environment America‘da koruma programını yürüten Steven Blackledge, “Bağlayıcı kurallara yönelmeleri gerçeğini çok iyi bir işaret olarak görüyorum” dedi ve ekledi: “Şeytan ayrıntıda.”

BM müzakere komitesi, nispeten kısa bir süre içinde incelenecek çok sayıda ayrıntıya sahip olacak. Anlaşmanın raporlama standartları, finansman mekanizmaları gibi pek çok madde arasında, belki de en çetrefilli konu olan plastik üretimini de ele alması gerekecek. Azoulay, “Milyon dolarlık soru, sıfırdan plastik üretimini azaltmak hakkında ne kadar konuşacağımızdır” dedi.

Bu konunun tartışmalı olması muhtemel. Konferans öncesinde, kimyasal üreticilerinin ticaret birliği olan Amerikan Kimya Konseyi‘nde plastiklerden sorumlu başkan yardımcısı Joshua Baca, plastik üretiminin kısıtlanması ve düzenlenmesini “çok dar görüşlü bir yaklaşım” olarak nitelendirdi.

Uluslararası Kirleticilerin Önlenmesi Ağı‘nın uluslararası koordinatörü Bjorn Beeler, zaman çizelgesinin tutacağından şüpheli olduğunu söyledi. “İçine girdikçe, bir canavara dönüşecek. İki yıl içinde nasıl bir anlaşma yapabileceğinizi anlamıyorum” dedi ve ekledi: “Ama bu gerçekten ilk adım. Bu anlamlı, bu önemli. ”

Plastik üretimine, kullanımına veya tasarımına kısıtlama getiren herhangi bir anlaşma, ham plastik üreten petrol ve kimya şirketlerinin yanı sıra binlerce ürünü tek kullanımlık ambalajlarda satan tüketim malları devlerini etkileyecek. Ayrıca ABD, Çin, Hindistan, Suudi Arabistan ve Japonya dahil olmak üzere büyük plastik üreten ülkelerin ekonomileri de kararlardan etkilenecek.

Kategori: Dünya

EkolojiManşet

Anket çalışması: Her 10 kişiden dokuzu ‘Küresel bir plastik sözleşmesi gerekli’ diyor

Tek kullanımlık plastiklere karşı insanların tutumlarını ölçen yeni bir anket çalışmasına göre, katılanların %90’ı, plastik kirliliği krizini etkili bir şekilde ele almak için küresel bir plastik sözleşmesinin önemli olduğuna inanıyor. Türkiye’de katılımcıların % 89’u ‘BM Sözleşmesi gerekli’ diyor.

Küresel araştırma şirketi Ipsos’un Plastic Free Vakfı için aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 28 ülkede, 16 – 74 yaş grubundaki 20 bin 513 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği anketin sonuçları açıklandı. Sonuçlar Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF)  işbirliğiyle analiz edilerek bir rapor yayımlandı. Rapor,  dünya kamuoyunun tek kullanımlık plastiğe ilişkin tutumu ortaya kondu.

Katılımcıların yüzde 90’ı ‘BM Sözleşmesi gerekli’diyor 

Çarpıcı veriler içeren ve alanında ilk olan rapora göre, ankete katılanların dörtte üçü tek kullanımlık plastiklerin en kısa sürede yasaklanması gerektiğini düşünüyor.

Katılımcıların % 85’i plastik ambalajların azaltılması, yeniden kullanılması ve geri dönüştürülmesinden üreticilerin ve perakendecilerin sorumlu olması gerektiği konusunda hemfikir.

Ankete katılanların % 82’si ise mümkün olduğunca az plastik ambalaj içeren ürünler satın almak istediğini belirtiyor. Satın alma alışkanlıklarına ilişkin bu soruya aynı cevabı verenlerin sayısında pandemi öncesine kıyasla  % 7’lik bir artış olduğu dikkat çekiyor.

Ankete katılan her 10 kişiden dokuzu ise plastik kirliliği krizi ile etkili bir şekilde mücadele edebilmek için küresel bir Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi’nin önemli olduğu görüşünde. % 90’ı bulan düzeyindeki bu toplumsal talebin, yasal olarak bağlayıcı bir küresel anlaşmanın kabul edilmesiyle sonuçlanması bekleniyor.

Türkiye vatandaşlarının yüzde 89’u ‘sözleşme’den yana 

Söz konusu araştırmanın gerçekleştirildiği 28 ülke arasında Arjantin, Avustralya, Belçika, Kanada, Fransa, Almanya, Macaristan, İtalya, Japonya, Hollanda, Polonya, Güney Kore, İspanya, İsveç, İngiltere, ABD, Brezilya, Şili, Kolombiya, Macaristan, Hindistan, Malezya, Peru, Polonya, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika ve Türkiye yer alıyor. Türkiye’de katılımcıların %89’u “BM Sözleşmesi gerekli” diyor.

WWF ve Plastic Free Vakfı, BM üye ülkelerini bu ayın sonunda düzenlenecek BM Çevre Asamblesi’nde plastik kirliliğine karşı halkın talebini yansıtan ve yasal olarak bağlayıcı bir küresel sözleşme için müzakereleri başlatmaya çağırdı. BM’den plastiklerin yaşam döngüsünün tamamını kapsayan ve uygulama alanı geniş bir anlaşma kararı çıkmazsa, plastik kirliliği krizini kısa sürede çözmenin mümkün olmayacağı belirtiliyor.

Pasinli: Plastik çöp krizini çözmek için son şansımız

Çalışmanın sonuçlarını yorumlayan WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, kutuplardan en ücra adalara, deniz yüzeyinden en derin okyanus çukuruna kadar plastik kirliliği ile karşı karşıya olduğumuzu hatırlatarak şunları söyledi:

“Her yıl yaklaşık 19 ila 23 milyon ton plastik denizlere karışıyor. Tüm dünya liderlerine çok geç olmadan harekete geçmeleri için çağrıda bulunuyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar görüşlerini açıkça belirttiler. 2030’a kadar plastik kirliliğine bir son vermek üzere, plastik yaşam döngüsünün tamamını ele alan ve yasal bağlayıcılığı olan kuralların ve düzenlemelerin yer aldığı küresel bir plastik anlaşması kabul etmek için liderlerin önünde önemli bir fırsat, üzerlerinde de büyük bir sorumluluk var. Plastik çöp krizini çözmek için son şansımız bu.”

Araştırmanın sonuçları aşırı plastik tüketimi ve kirlilik sorunu katlanarak arttıkça, krizle ilgili kamuoyu bilinci ve kaygı düzeyinin de arttığını ortaya koyuyor.  WWF’in uluslararası düzeyde yayımladığı  “Denizlerdeki Plastik Kirliliğinin Denizel Türler, Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistemler Üzerindeki Etkileri” başlıklı son raporu da ekolojik riskleri ortaya koyarak denizlerdeki plastik kirliliği 2050’ye kadar dört katına çıkacağına; 2100 yılına kadar mikroplastiklerde 50 kat artış görülebileceğine dikkat çekiyor.

Plastic Free Vakfı Kurucusu ve İcra Direktörü Rebecca Prince-Ruiz de araştırmayı değerlendirerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“İnsanların büyüyen plastik kirliliği krizinden son derece kaygı duyduğunu biliyoruz. 2021’de tüm dünyada yaklaşık 140 milyon kişi ‘Plastiksiz Temmuz’ hareketine katıldı. Ancak bireysel eylem yeterli değil. İnsan ve çevre sağlığının plastik kirliliği tehdidi altında olmaması için plastiklerle ilişkimizi yeniden çerçeveleyen net ve iddialı kurallar ve hedefler konması gerekir. Anket, dünyanın dört bir yanından pek çok insanın karar alıcılara eylem çağrısında bulunduğunu açıkça gösterdi.”

“Tek kullanımlık plastiklere karşı tutumlar” konulu anketin sonuçlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Kategori: Ekoloji

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Kimyasal kirlilik geri dönülemez noktaya ulaştı

Yaşam tarzımız nedeniyle artık kimyasal bir madde ile temas etmeyen tek bir insan evladı bile kalmadı. Bunu kullandığımız ürünler üzerinden düşünmeyin. En uzak Amazon kabileleri bile ne yazık ki belki de haberdar bile olmadıkları diğer dünya insanlarının yaşam tarzı nedeniyle bu kirlilikten nasibini almak zorunda kalıyor.

Nasıl kalmasın? Küresel plastik çöp ticareti, petrokimya ürünlerinin üretimindeki yaygınlık, plastik kirliliği, yangınlar, kimyasal üretimi, tarım zehirleri, farmasötikler ve daha nicelerinin aşırılığı, bu durumun ana sorumlusu. Kullanan biz modern insanlar ama etkilenen tüm bir gezegen ve onun doğal üyeleri. Biz zaten modern insan olarak doğanın bir üyesi olmaktan çoktan ayrıldık bile.

İşte bu durumu tespit eden bir grup bilim insanı, kimyasal kirliliğin artık güvenli sınırı aştığını ve derhal bir sınırlama yapılması çağrısını dile getirdi. Bu çağrının en önemli nedeni saydığımız kimysalların da olduğu 350.000 sentetik kimyasalın yanı sıra plastiklerin yarattığı endişe. Daha önce de çok defa dile getirmiştik! Plastik kirliliği artık Everest Dağı’nın zirvesinden en derin okyanuslara kadar mevcut ve hatta artık anne karnındaki bebeğe bile ulaşmış vaziyette. Bununla da sınırlı değil: Diosinler, PCB’ler  ve benzeri bazı uzun ömürlü toksik kimyasallar da artık oldukça yaygın. Öyle ki anne sütünde bile bulunması artık şaşırtıcı olmuyor. Plastik de dahil olmak üzere birçok kimyasalın üretiminin 1950’den beri 50 kattan daha fazla artmış olması ve önümüzdeki 20 yılda da mevcut durumunun üç katı daha fazlası bir miktara ulaşacağı düşünüldüğünde neden şaşırtıcı olmadığı da anlaşılacaktır. Artık gezegen için altından kalkılamaz bir kirlilik baskısı söz konusu! Her ne kadar kirlilikten uzun zamandır haberdar olsak da olayın boyutunun artık geri dönülemez bir noktaya evrildiğini düşünmek istemiyorduk. Artık ne yazık ki bu eşiği çoktan aştık bile.

Avrupa Yeşilleri’nin sınavı

Ancak bu demek değildir ki bazı noktaları geri döndüremeyeceğiz! Örneğin, her ne kadar toplam var olan plastik miktarı artık tüm yaşayan memelilerin toplam kütlesini aşıyor olsa da sadece tek kullanımlık plastiklerin üretimini durdurmak bile bu noktayı kısa sürede tersine çevirmeye yetecek kapasitededir. Çünkü kirlilik yaratan plastik çöplerin ekserisi tek kullanımlıklar! Ayrıca yenilenebilir enerjiye daha radikal ve adil bir geçiş, petrol türevli kirliliğin kısa sürede tolere edilebilir seviyelere gerilemesini sağlayabilir. Ancak burada eklemek lazım ki Avrupa’nın henüz kabul ettiği “nükleer ve doğalgaz temelli üretimin kabul edilebilir olduğu” yaklaşımı bu durum konusunda iyimser olmamızı engelliyor. Belki de bu noktada Avrupa Yeşilleri için önemli bir sınav söz konusu. Zamanla bu sınavın geçilip geçilemediğini anlayacağız.

Mevcut sınırı aşan noktadan geri dönme ihtimali olduğunun bir diğer göstergesi de küresel olarak yapılan plastik üretiminin sınırlandırılması çağrıları. Bu çağrılardan biri geçtiğimiz yıl yayımlanmış ve oldukça ses getirmişti. Çağrı ham plastik üretiminin 2040 yılına kadar sonlandırılmasını içeriyordu. Bu çağrı daha sonra farklı reaksiyonları beraberinde getirmiş ve önce ABD Parlamentosu‘na plastiğin neden olduğu tehditin çözümünün plastik üretiminin sınırlandırılması olduğuna dair bir rapor sunulmuş, daha sonra birçok farklı grup küresel plastik üretiminin sınırlandırılması gerektiğini ve bunun için de bağlayıcılığı olan küresel bir yasal düzenleme yapılması gerekliliği konusunda hem fikir olmuştu. Benim de imzacısı olduğum ve tüm dünya genelinde 700’den fazla grup, uluslararası bir plastik anlaşması için çağrıda bulunmuş, sivil toplum, yerli halklar, işçiler ve sendikalar, gençlik, kadın örgütleri ile BM üye devletlerini plastik krizine yönelik küresel ve hukuki bağlayıcılığı olan bir anlaşmayı müzakere etmeye çağırmıştı.

Bu noktada 28 Şubat-2 Mart tarihlerinde Kenya’nın Nairobi kentinde yapılacak olan BM UNEA 5.2 toplantısına baskı oluşturmak için önemli düzeyde bir katılım gerçekleştirilecek. Sonuçlarının ne olacağını hep birlikte göreceğiz.

Artık plastiklerin de dahil olduğu kimyasalların hayatımızı kolaylaştırmadığı, bu işten servet edinenler dışında herkes tarafından kabul ediliyor. Bu durum da beraberinde önemli girişimlerin oluşmasına neden oluyor ki bu girişimlerin sayısı ve boyutu artık göz ardı edilemeyecek seviyede.  Ancak tüm bunlar olurken bir yandan da tahribat ve yıkım sürmeye devam ediyor. Tayland ve Peru’da meydana gelen petrol sızıntıları, Sri lanka kıyılarına vuran ham plastik peletler, Akdeniz kıyılarımıza kadar ulaşan petrol sızıntısı bunun örnekleri arasında.

Bu tahribatlar için çok uzağa gitmeye gerek de yok aslında. Hali hazırda Adana ve Mersin kıyılarında var olan kıyı tahribatlarına ek olarak gerçekleştirilecek olan iki yeni ek liman faaliyeti, küresel ve lokal olarak meydana gelen etkilerden ders çıkarmadığımızı ve hala daha meselenin yakıcılığını kavrayamadığımızı ortaya koyuyor. Öyle ki Mersin Yeşilovacık kıyılarında tam da Akdeniz foklarının kalan birkaçına ev sahipliği yapan alana kondurulmak istenen liman projesi, bu körlüğün yerini bilinçli kötülüğe bıraktığını gösteriyor.  Kalan son bakir alanların da hunharca tarumar edilmesi girişiminin kötülükten ve çürümüşlükten başka bir açıklaması olamaz gibi.

 

Kategori: Hafta Sonu

EkolojiManşetTürkiye

Yeni rapor: Türkiye toplumunun yüzde 61’i plastik atık ithaline karşı

Türkiye’ye 2004 yılından bugüne Avrupa Birliği ülkelerinden plastik atık ithal ediliyor. Mikroplastik Araştırma Grubu tarafından hazırlanan yeni bir raporla yasadışı çöp döküm ve yakım faaliyetleriyle gündeme gelen bu sorunu toplumun nasıl değerlendiği ortaya kondu.

Global Alliance for Incinerator Alternatives‘in (GAIA) desteklediği araştırma Türkiye toplumunun çöp ithalatı konusundaki algısını ortaya koyan ilk geniş kapsamlı araştırma özelliğine sahip. Araştırmanın verilerinin toplanması Eksen Araştırma tarafından yapıldı.

Araştırma için  Türkiye genelinde 25 ilde toplam bin 78 kişiyle (yüzde 48,6 erkek ve yüzde 51.4 kadın) telefon yöntemiyle görüşüldü. Çevre sorunları ve plastik çöp ithalatı konusundaki bilgi/algılarından medyaya birçok soru yöneltildi.

Ülke gündemini hangi platformlardan takip ettikleri sorulduğunda yüzde 61,8’inin sosyal medyadan haber aldığını belirtmiş. En çok takip edilen sosyal medya platformları ise yüzde 54,2 ile Instagram birinci sırada yer alırken, yüzde 43,9 ile Twitter ikinci sırada yer alıyor.

En önemli üç çevre sorunu

Çevresel duyarlılığın ölçümü puanlama sistemi kullanılarak yapılmış. Araştırmaya katılanlardan 0 (hiç duyarlı değil) ile 5 (son derece duyarlı) arasında bir puan vermeleri istendiğinde yüzde 88,2’si duyarlı (4) veya son derece duyarlı oldukları (5) olarak puanlanmış.

Rapora göre, Türkiye toplumu için en önemli üç çevre sorunu sırasıyla hava kirliliği, iklim değişikliği ve plastik kirliliği.

Toplumun yüzde 61’i plastik atık ithaline karşı

Türkiye’de plastik atık ithalatı Çin’in 2018 yılındaki plastik atık ithalatı yasaklamasının ardından gelişti. Çin’in aldığı bu kararla birlikte plastik çöplerin yeni adresi Türkiye oldu.

Araştırmacılar, plastik atık ithalatından toplumun ne kadar haberdar olduğunu ve bunu hangi platformlar üzerinden öğrendikleri sorusunu yönelttiğinde toplumun yüzde 45’i haberdar olduğunu belirtiyor. Soru, ‘Türkiye plastik atık ithal etmeli mi?’ olarak sorulduğunda ise toplumun yüzde 61’i ‘Hayır’ yanıtı vererek rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor.

Raporda, plastik atık ithalatına dair bilgiye sahip olanlar ve olmayanlar sırasıyla yüzde 66,5 ve yüzde 56,8 oranında plastik atık ithal edilmemesi gerektiğini belirtiyor.

Araştırmacılar Türkiye’nin plastik atık ithal ettiğini nereden duydukları sorunu da yöneltmiş. İnternet ve sosyal medya platformundan öğrendiklerini belirtenlerin oranı yüzde 52.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri‘den (ABD) yaklaşık 800.000 ton plastik atık ithal etmesini doğru bulmayanların oranı ise yüzde 41,6 olarak belirlendi.

Raporu değerlendiren Çukurova Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve aynı zamanda Mikroplastik Araştırma Grubu’nun kurucusu Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, “Bu çalışma sonucunda mevcut farkındalık düzeyinin yeterli olmadığı ancak farkındalığı olanların çoğunluğunun da plastik çöp ithalatı konusunda negatif bir algıya sahip oldukları anlaşılmaktadır. Bu farkındalık seviyesinin mevcut durumunun grubumuzun gerçekleştirdiği çalışmalar ve farkındalık etkinlikleri ile ilişkili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır” diyor.

‘Avrupa’nın çöplüğü olmaya devam ediyoruz’ algısı yerleşmiş

Yaptıkları çalışmaların sonucunda büyük çoğunluğu yasaklanan çöp ithalatında da önemli düzeyde bir azalış yaşandığını kaydeden Doç. Dr. Gündoğdu, raporun sonuçlarını ve önerilerini şöyle aktarıyor:

“Ancak endüstrinin lobi faaliyetleri nedeniyle bu yasal düzenleme, uygulamaya girdiği Temmuz 2021’in başlarından kısa bir süre sonra tekrar kaldırılmış ve yasaklanan etilen polimer kodlu plastik çöpler -ki toplam ithalatın yaklaşık yüzde 74’üne denk geliyor- için ithalat yolu tekrar açılmıştır. Gerek yasaklanması gerekse de yasaktan geri adım çok fazla gündem olmuş ve ‘Avrupa’nın çöplüğü olmaya devam ediyoruz’ algısı daha da yerleşik hale
gelmiştir. En azından bu konuda fikir sahibi olanların böyle bir algıya kısmen de olsa sahip olduklarını bu çalışma sonuçlarından da anlamak mümkün. Nitekim çöp ithalatı ile ilgili ne hissedildiği konusunda olumsuz görüş bildiren yüzde 41’lik kesim içerisinde yüzde 8.3’lük bir kitle ‘Avrupa’nın çöplüğü olduk’ algısına kapıldıklarını ifade etmişlerdir.

‘Toplumunun çöp ithalatındaki algısını ortaya koyan ilk çalışma’

Çalışma sonucu elde edilen önemli bir diğer bilgi de katılımcıların geri dönüşüm tesisi yangınlarınları konusunda yakınlarında bir tesis bulunduğunu belirtmelerine rağmen yeterli düzeyde farkındalık sahibi olmamalarıdır. Bu durumun da bu konuda yeterince farkındalık çalışmasının gerçekleştirilmemesiyle ilgili olabileceği düşünülmektedir. Sonuç olarak bu çalışma Türkiye toplumunun çöp ithalatı konusundaki algısını ortaya koyan ilk geniş kapsamlı araştırma özelliğindedir.”

Rapora bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kategori: Ekoloji

EkolojiManşet

Kimyasal kirlilik, insanlık için güvenli sınırı geçti

Bilim insanları gezegeni saran kimyasal kirliliğin, küresel ekosistemlerin istikrarını tehdit eder hale geldiği uyarısında bulundu. Kimyasal kirlilik, tüm yaşamı destekleyen biyolojik ve fiziksel süreçlere zarar vererek Dünya’nın ekolojik sistemlerini tehdit ediyor. Örneğin pestisitler, tüm ekosistemler ve dolayısıyla temiz hava, su ve gıda sağlanması için temel olan hedef olmayan birçok böceği yok ediyor.

Beş alanda sınır aşıldı

Bilim insanları çevre ve iklim krizi yaşayan dünyada dokuz alanda beşinde ‘güvenli sınırların’ aşıldığını söylüyor: Küresel ısınma, vahşi yaşam alanlarının yok edilmesi, biyoçeşitlilik kaybı, aşırı azot ve fosfor kirliliği…

Kimyasal kirlilik ve plastik atıklarla ilgili olarak uzun süredir  Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne benzer bir küresel bilimsel kuruluşun kurulması da dahil olmak üzere, uluslararası eylem için artan çağrılar yapılıyor. 

Environmental Science&Technology Dergisi‘nde yayımlanan çalışma ekibinden;  Stockholm Direnç Merkezi‘nde (SRC) araştırma görevlisi Patricia Villarrubia-Gómez, “1950’den bu yana kimyasal üretiminde elli kat artış oldu ve bunun 2050 yılına kadar üçkatına çıkması bekleniyor. Toplumların aşırı üretim sonucunda çevreye yeni kimyasallar salma hızı, insanlık için güvenli bir alanın dışında kalmayaya başladı” dedi.

Guardian‘a konuşan SRC’nin baş araştırmacı Dr Sarah Cornell ise, insanları uzun zamandır kimyasal kirliliğin kötü bir şey olduğunu bildiklerine ancak bunun küresel düzeyde düşünülmediğine işaret etti: “Bu çalışma, kimyasal kirliliği, özellikle plastikleri, insanların gezegeni nasıl değiştirdiğinin hikayesine katıyor.”

Bilim insanları ozon tabakasını tahrip eden CFC kimyasalları ve zararlı ultraviyole ışınlarından korunması gibi bazı tehditlerin daha büyük ölçüde ele alındığını söyledi.

Kimyasal kirliğinin gezegen sınırlarını aşıp aşmadığını belirmek karmaşık bir konu, çünkü iklim kriziyle ilgili temel alınacak, atmosferdeki sanayi öncesi CO2 seviyesinin aksine, bu konuda insan öncesi bir temel bulunmuyor. Ayrıca kullanım için kayıtlı çok sayıda kimyasal bileşik bulunuyor- yaklaşık 350.000 – ve bunların yalnızca küçük bir kısmı güvenlik açısından değerlendirilmiş durumda.

Bu nedenle araştırma, durumu değerlendirmek için bir ölçüm kombinasyonu kullandı. Bunlar arasında, hızla artan kimyasalların üretim oranı ve bunların yetkililerce etkileri izleme veya araştırma yeteneğinden çok daha hızlı gerçekleşen çevreye salınması da yer aldı.

Bazı kimyasalların fosil yakıtların çıkarılmasından çevreye sızmasına kadar bilinen olumsuz etkileri de değerlendirmenin bir parçası olarak ele alındı. Bilim insanları, veriler bir çok alanda sınırlı olsa da kanıtların ağırlığının gezegen sınırının ihlaline işaret ettiğini söyledi.

Öneriler

Ekibin bir parçası olan Göteborg Üniversitesi’nden Prof. Bethanie Carney Almroth, “Yolun her adımında işlerin yanlış yöne işaret ettiğine dair kanıtlar var” dedi: “Örneğin, toplam plastik kütlesi artık tüm yaşayan memelilerin toplam kütlesini aşıyor. Bu bana göre bir sınırı geçtiğimizin oldukça açık bir göstergesi. Başımız belada ama bazılarını tersine çevirmek için yapabileceğimiz şeyler var.”

Villarrubia-Gómez ise döngüsel ekonomiye geçişin önemine vurgu yaptı: “Bu, malzeme ve ürünleri boşa harcamadan yeniden kullanılabilecek şekilde değiştirmek anlamına geliyor.”

Araştırmacılar, daha güçlü düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ve gelecekte kimyasal üretim ve atık konusunda sabit bir üst sınır bulunduğunu aynı şekilde karbon hedeflerinin sera gazı emisyonlarını sona erdirmeyi amaçladığını hatırlattı.

Araştırmanın parçası olmayan St Andrews Üniversitesi‘nden Prof Sir Ian Boyd ortamdaki kimyasal yükün artmasının yaygın ve sinsi bir durum olduğunu vurguladı: Boyd, “Bireysel kimyasalların toksik etkilerini tespit etmek zor olsa bile bu, toplam etkinin muhtemelen önemsiz olacağı anlamına gelmez. Yönetmelikler, bu etkileri tespit etmek veya anlamak için tasarlanmadı. Sonuç olarak neler olup bittiğine nispeten körüz. Etkiler konusunda bilimsel kesinlik düzeyinin düşük olduğu böylesi bir durumda  yeni kimyasallara ve çevreye salınan miktara karşı çok daha ihtiyatlı bir yaklaşıma ihtiyaç var” değerlendirmesi yaptı.

Kategori: Ekoloji

Köşe YazılarıManşetYazarlar

[2021’in ardından] Çöpler, müsilaj, ithalat yasağı, lobi faaliyeti, Mersin polipropilen zaferi ve dahası…

Şüphesiz 2020 yılında olduğu gibi 2021 yılının da en önemli olayı Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını olmaya devam etti. Ancak ülkemizde 2021 yılında çok daha vahim başka olaylar gerçekleşti.  Ülke sathına yayılmış yangınlar, müsilaj, çöp ithalatı kısıtlamaları, orman tahribatı, patlayan maden havuzları ve daha niceleri 2021 yılının ekolojik açıdan tam bir felaket yılı olarak geçirmemize neden olmuştu.

Gelin birlikte bir 2021 fotoğrafı çekelim

Marmara Denizi müsilajı

2021 yılının en vahim olayı adeta bir çevre suçu olan müsilaj problemiydi. 50 yıldan fazladır tüm atık suların boca edildiği bir iç deniz olan Marmara, en sonunda dayanamadı ve içine boşalttığımız pisliği bize geri gönderdi.  Arıtılmayan evsel ve endüstriyel atık sular ile Marmara etrafındaki termik santrallerin soğutma suları yıllar içinde Marmara Denizi’ni bir foseptik çukuruna dönüştürmüş ve ortaya müsilaj problemi çıkmıştı. Göstermelik toplantılar ve su numunesi alan gemiler dışında dişe dokunur herhangi  bir şeyin olmadığı müsilaj sürecinde mesele sümen altı edildi ve her şeyde olduğu gibi gündemden düşürüldü. Olan Marmara’ya olmuş sorumlular ise ortadan kayboluverdi.

Avrupa’dan en çok çöp ithal eden ülke ve çöp ithalatında aç-kapa yönetmelik salvoları

2021 yılının şüphesiz en önemli olaylardan bir diğeri de çöp ithalatı üzerinde gerçekleşen karar ve yönetmelik salvolarıydı. Artık ayyuka çıkan, ithal çöplerin yasadışı dökümü neticesinde bakanlık radikal bir kararla Mayıs 2021’de etilen polimer tipteki plastik çöplerin ithalatını yasakladı ve beraberinde bir de sıkı yönetmelik getirdi.  Ardından da temmuz ayının başında daha karar uygulamaya gireli yedi gün olmuşken yasak kaldırıldı ancak getirilen sıkı denetimli yönetmelik ise kaldırılmadı. Bu geri adımda çöp lobisinin önemli bir payı vardı. Milyonlarca lira ile bir sürü ana akım medya kuruluşuna reklam verdirildi ve ek olarak da birkaç medya fenomeni gazeteciye kurmaca program yaptırıldı.  Sonuç da kendini yasağın geri çektirilmesiyle gösterdi.

Şu anda çöp ithalatı oldukça düşük olsa da son üç ayda yavaşça artan bir eğilim göstermekte ve 2022 yılında da böyle bir gündemimiz olacağına dair güçlü emareler taşımaktadır.

Polipropilen üretim fabrikaları

Hatırlarsanız geçtiğimiz yıl da bu başlığı önemli bir konu olarak işlemiş ve Adana/Ceyhan ve Mersin/Karaduvar’da iki farklı polipropilen üretim fabrikası kurulacağından bahsetmiştik. İşte bunlardan bir tanesi yani Mersin/Karaduvar’da yapılması planlanan tesis yerel dinamiklerin Mersin’e sahip çıkması nedeniyle iptal ettirildi. Ancak Adana/Ceyhan’da kurulacak olan için Adana’daki yerel dinamiklerden herhangi bir ses çıkmadığı için inşaat temeli atıldı. Bunun yanında bir de Hatay/Erzin polipropilen tesisi planı ortaya çıktı ki Erzin’de Adana’nın aksine geniş halk muhalefeti de bu projenin kolay kolay ekosistemi tahrip etmesine izin vermeyecek gibi görünüyor. Nitekim ÇED halk toplantısının yapılmasını engellediler. Durum şimdilik mahkeme süreçlerinde. Aynı bölgedeki yeni termik santral planları, zihni sinir kimya vadisi girişimleri ve diğer tehlikeli kimyasal fabrikalarını da düşünürsek 2022 yılında da bu gündemin sıcaklığını koruyacağını düşünüyorum.

Geri dönüşüm fabrika yangınlarındaki rekor artış

2020 yılında yıl boyu 65 tane geri dönüşüm fabrikası yangını çıktığını bu köşeden çok defa dile getirmiştik. Bu sayının 2021 yılında neredeyse iki katına çıktığını ve 120’yi geçtiğini gördük.  Bu durumun kasıtlı ve bilinçli bir yangın çıkarmak suretiyle çöplerden kurtulma yöntemi olduğunu söylemek gerekiyor. Bu konuda bakanlığın ya da başka herhangi bir kurumun net bir denetimine de şahit olmadık. Şimdiye kadar savcılığın en az 10 defa resen soruşturma açması gerekiyordu ancak henüz buna dair bir girişimi de duymadık. Sadece bakanlıkça bir müfettiş görevlendirildiğini ve akabinde de “kasıt çıktığı tespit edilirse” şartına bağlı bir yasal düzenleme çıktığını duyduk. Ancak daha henüz fabrikasını yaktığı ya da yanmaması için önlem almadığı için fabrikası yanan bir işletme sahibine herhangi bir ceza kesilmedi.

Fabrikalar hala yanmaya devam ediyor. Medya kuruluşları yangınları korkutan yangın, maddi hasar ya da gökyüzü siyaha büründü temalarıyla vermeye devam ediyor. 2021 yılında olduğun gibi 2022 yılında da geri dönüşüm fabrika yangınlarının problem olmaya devam edeceğini söyleyebilirim.

Türkiye Akdeniz’i plastikle en çok kirleten ülke olmaya devam etti

Daha önceki yıllarda da bu köşeden özellikle Doğu Akdeniz kıyılarındaki 1 km’lik sahil şeridine günde 31 kg plastik atık vurmasıyla en kirli sahiller olduğunu anlatmıştık. Bu durumun ana kaynağının hem Türkiye’nin kendi çöplerinin hem de akıntılar aracılığıyla diğer Akdeniz ülkeleri olduğunu da biliyorduk. Ancak yapılan son çalışmalar Türkiye’nin kendi çöpleriyle de Akdeniz’i en çok kirleten ülke olduğunu ortaya koydu. 2021 tarihli bu çalışmaya göre Türkiye topraklarından Akdeniz’e dökülen nehirler Akdeniz’i plastikle en çok kirleten nehirler olarak tespit edildi. Bu durumun Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük plastik çöp ithalatçısı olmasıyla bağlantısı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Atık yönetiminin çalışan tek halkasına yönelik baskılar

Türkiye’de atık yönetim alt yapısı olmadığını, tüm ülkenin çöplerinin ekserisinin karışık ve bir beceriksizlik örneği olan sokak konteynerları aracılığıyla toplandığını hepimiz yaşayarak görüyoruz. Bazı lokal örneklerle bu durumun çözülmeye çalışıldığına da çeşitli illerdeki çöpünü getir paranı al temalı girişimler üzerinden öğreniyoruz. Hepsi birbirinden kıymetli olan bu girişimlerin Türkiye’nin çöp yönetim problemini çözmek bir yana daha da zorlaştırdığını unutmamak lazım. Çünkü çöp ile ilgili ulusal bir strateji ve eylem olmadan yapılan tüm girişimler birbirinden bağımsız ve ilişkisiz palyatif çözümler olmaya mahkumdur. Palyatif olmayan çözümler için uygun olan alternatifler ve fırsatlar ise adeta yeraltına itilerek oyun dışı bırakılmak isteniyor.

İşte 2021 yılının belki de en trajik ve bir o kadar da oksimoron olayı kağıt toplayıcılara karşı yapılan operasyonlardı! Hemen her ilde karşılaştığımız ve neredeyse atık yönetimin işleyen ve ulusal ölçekli tek halkası olan kağıt toplayıcılarına karşı gerçekleşen bu yıldırma ve sistem dışına atma çabaları çöp meselesine 2021 yılında da para ve kar dışında herhangi bir perspektiften bakılmadığını ortaya koydu. Yaşanan olaylar sonucu kağıt toplayıcıları ile valilik ve bakanlık arasında bazı görüşmeler olduysa da sorun hala olduğu yerde duruyor. 2022 yılında da bu durumun tekrar gündem olacağını söylersek yanlış yapmış olmayız.

Sonuç olarak 2021 yılı Türkiye için de dünya için de bir ekolojik felaketler yılı oldu. Plastik kirliliği açısından gerek çöp ithalatı ve beraberindeki illegal faaliyetler, gerekse de ortaya konulan yeni çalışmalar, plastik kirliliği açısından Türkiye’nin geleceğinin çok da parlak olmadığını açığa çıkardı.  Hatırlarsanız bu durumun endüstrinin pespayeliğiyle ne derecede ilişkisi olduğunu açılan tek kullanımlık mağaza açma absürtlüğünde görmüştük. Yani ertelenen depozito iade sistemi, çöp ithal etme sevdalısı endüstrinin lobi faaliyetleri ve çöp yönetim altyapısızlığından kaynaklı ortaya çıkan en fazla kirleten ülke unvanı gelecek açısından kaygılarımızı doğruluyordu. Dolayısıyla 2021 yılı çöp ithalatının azalması ve Mersin polipropilen yatırım iptali dışında çok da iyi haberlerle anılmadı. Umarız 2022 yılı daha az çöple, daha az plastikle anılan bir yıl olur.

EkolojiManşet

‘Plastik kirliliğini önlemek imkansız değil, acil!’

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ile Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü doğa üzerinde ciddi bir tahribat oluşturan plastik kirliliğini tüm boyutlarıyla ele alan “Türkiye’de Plastik Atık Sorunu ve Politika Önerileri” raporunu yayımladı. Raporun karne bölümünde, kısa, orta ve uzun vade gözetilerek, politika düzeyinde kapsamlı çözüm önerileri sunuluyor.

Atık yönetimindeki eksiklikler nedeniyle dünya genelinde plastik atıkların yüzde 37’si hâlihazırda toprak, tatlı su ve denizlere karışarak kirliliğe sebep oluyor. Artan plastik tüketimi ve mevcut plastik atık yönetimiyle, okyanuslara ve denizlere ulaşan plastik atıkların daha da artması kaçınılmaz görülüyor.

Akdeniz’i en çok kirleten üçüncü ülke Türkiye

Türkiye’den Akdeniz’e karışan yıllık plastik (makro ve mikro plastik) sızıntısı kişi başına yaklaşık 1 kg seviyesinde. IUCN’in (Dünya Doğayı Koruma Birliği) güncel raporuna göre Türkiye toplam atık miktarı ile Akdeniz’i en çok kirleten (Mısır ve İtalya’nın ardından üçüncü) ülkeler arasında bulunuyor.

Denizlerdeki giderek artan plastik kirliliğinin alarm verici düzeyde olduğunun araştırmalarla da ortaya konduğunu vurgulayan WWF-Türkiye Plastik Projeleri Müdürü Tolga Yücel çalışmayla ilgili şunları söyledi:

“Dünya genelinde her yıl 11 milyon ton plastik atık denizlere karışıyor. Bu küresel krizi durdurmak için denizlerimizdeki plastik kirliliğine karşı bağlayıcı bir uluslararası sözleşmeye acil ihtiyaç var. Türkiye, “Sıfır Atık Programı” ve plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulaması ile küresel çevre sorunlarının çözümünde oynayabileceği kritik rolün güzel bir örneğini sergiledi. Ülkemiz, şimdi de denizlerdeki plastik kirliliğini durdurmak için uluslararası bir sözleşmenin şekillendirilmesinde öncü rol oynama şansına sahip. Sözleşmenin önümüzdeki şubat ayında gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi’nde görüşe açılmasını talep ediyoruz.” dedi.

‘Denizlerdeki plastiğin yüzde sekseni karasal kaynaklı’

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Turgut Tüzün Onay ise denizlerdeki plastiklerin yüzde 80’inin karasal kaynaklı olduğuna dikkat çekerek plastiklerin, çeşitli yollar ile sucul ortamlara karıştığını veya karadan sucul ortamlara ulaşmaya hazır beklediğini kaydetti:

“Plastiklerin biyolojik olarak bozunamayan yapıları onları çevrede kalıcı hale getirirken ışık, sıcaklık, fiziksel kuvvetler ve diğer ortam şartları vasıtasıyla daha ufak parçalara bölünen plastikler 5 mm’den küçük mikro plastiklere dönüşerek doğada çok daha hızlı yayılıyor. Bu parçalanma sırasında yapılarını oluşturan kimyasalların ortaya çıkması ve plastiklerin taşıyıcı bir yüzey işlevi görmesi ise bulundukları çevre üzerindeki etkiyi artırıyor. Plastik kirliliği, hem karasal hem sucul ortamlarda bir tüketim ve atık yönetimi sorunu. Alternatif malzemelerin geliştirilmesinden başlanarak plastik atıkların çevreye yayılmasını engellemek için atık yönetimi en az plastik doğaya ulaşacak şekilde düzenlenmeli; sistem, atık oluştuktan sonra bertaraf etmeye çalışmak yerine plastik atık oluşumunun kaynağında azaltılmasını hedeflemelidir. Doğaya gelişigüzel atılan plastiklerin önlenmesi için, gerekli düzenlemeler yapılmalı, bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirilmeli ve paydaş katılımı sağlanmalıdır. Ülkemizde plastik atıkları ilgilendiren tüm mevzuatın birleştirilmesi, iyileştirilmesi ve mevcut durum ışığında önerilerde bulunulması adına hazırlanan bu rapor, plastiklerin çevresel etkileri en aza indirecek şekilde yönetilmesi için ortak bir çerçeve çizmek adına faydalı olacaktır’’ 

‘Tek kullanımlık plastik azaltılmalı veya yasaklanmalı’

Raporun çözüm önerilerinden en etkili ve aciliyet taşıyan başlıklar ise şöyle:

  • Yüksek öneme ve potansiyel etkiye sahip önlemler kapsamında tek kullanımlık plastik ürünlerin tüketiminin azaltılması ve çevre dostu alternatiflerin teşvik edilmesi için mevzuatın düzenlenmesi:
  • Tek kullanımlık ürünlerin azaltılması için yasal altyapı hazırlanması ve hazırlık aşamasında sürece dahil olacak tüm paydaşların bulunması.
  • Mümkün olan ürünlerde tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması, alternatiflerinin üretimi / kullanımı ve poşetlerin yasaklanması suretiyle atık oluşumunun kaynakta önemli ölçüde azaltılması.

    • Avrupa Birliği de 2021’de yürürlüğe giren Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi’yle sahillerde en çok görülen 10 ürünü yasakladı. Bu ürünler arasında pipet, kulak çubuğu, karıştırma çubuğu gibi ülkemizde sıkça kullanılan ve ciddi bir kirlilik oluşturan ürünler de bulunuyor.
  • Yeşil kamu alımlarıyla plastik kirliliğinin azaltılması,
    • Bunun için yürürlükteki kamu alımları ile ilgili mevzuata yeşil kamu alımları ile ilgili kriterlerin eklenmesi ve bu kriterlerin mal alımına ek olarak hizmet alımlarında da geçerli olması gerekiyor.
  • Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu’nun bir parçası olarak içecek ambalajları için depozito uygulamalarının hayata geçirilmesi ve yaygınlaştırılması.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı son olarak depozito uygulamasının 2022 Ocak ayında başlayacağını, Haziran 2022’de de fiilen uygulamaya geçileceğini belirterek, ilk etapta metal, cam ve plastik ürünlerin sisteme dahil edileceğini açıklamıştı. Daha önce bu sistemin 2021’de başlayacağı duyurulmuş, ancak ertelenmişti.

Raporda ayrıca ülke çapında içme suyu doldurma noktalarının kurulması ve yaygınlaştırılması, tarımsal plastikler için eylem planı hazırlanması ve atıkların geri kazanımı, balıkçılık malzemelerinden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi için toplama yapısının oluşturulması gibi birçok başlık altında farklı önlemlere yer verildi.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Kategori: Ekoloji