Yedinci yılına girerken Suriye: Kaybedilmiş bir savaş! – Mete Çubukçu

Mete Çubukçu’nun yazısı birikimdergisi.com sitesinden alındı

Arap Ayaklanmaları’nın son durağı olan Suriye sadece bölgeyi değil, dünyayı farklı biçimlerde etkilerken altı yıl önce başlayan iç savaş, ayaklanmalarla karşı karşıya kalan diğer ülkelere göre kanlı bir sofraya dönüştü.

Suriye savaşının etki alanının tahmin edilenden fazla olmasının en önemli nedeni bu ülkeye dair yapılan hesapların yanlış olması, önceki deneyimlerin burada geçerli olacağının düşünülmesi ama hepsinden önemlisi Mısır’dan başlayarak Libya, oradan da Suriye’ye ulaşan sürecin kendi iç dinamiğinden çıkarak “kirletilmesi”, hatta “sabote edilmesi”ydi.

Suriye’de işlerin Libya gibi olmayacağı o zamanlardan belliydi ve bu çoğu kez dile getirildi. Özellikle dış müdahale konusunda ABD’nin geri adım atması, Rusya’nın Libya’daki hayal kırıklığı sonrası Suriye’yi farklı ele alması, Şam yönetiminin direncinin yüksek olma ihtimali olabileceklerin habercisi gibiydi ve nitekim ABD ve Rusya’nın Suriye’deki yaklaşımları altı yılın kaderini belirledi. Bundan sonra da belirleyecek gibi görünüyor. Tabii ki Türkiye’de politikayı oluşturanların sadece Suriye özelinde değil, tüm bölgede hayalini kurdukları “Sünni kuşak” ya da İhvan kuşağının en güçlü halkasının Mısır’da çökmesine rağmen Suriye’de bunun devamının denenmesinin yanlış olacağı o dönemde de söylenmişti. Suriye’de ayaklanma çok sert ve vahşi biçimde karşılık gördü. Ama en az onun kadar da hızlı silahlandırıldı. Bu silahlandırmanın başrolünü ise Suriye’nin komşuları oynadı. Savaşın ilk yıllarını hatırlayacak olursak, başta ABD olmak üzere Suriye’de rol kapmak isteyen herkes gelen geçene göz yumdu. Bu  nedenle cihatçı karta rahatlıkla oynadı. Nasıl olsa Beşşar Esad devrilecekti. Bugünkü muhaliflerin karmaşık durumu, cihatçılar, Selefiler, El Kaide, IŞİD yapılanmaları o günlerden kalmadır aslında.

O zamanlar “Arap ayaklanmalarının kendi dinamiği ile devam etmediği sürece başarılı olamayacağı ve özellikle dışarıdan yapılan şu ya da bu tür müdahalelerin ayaklanmayı yörüngesinden saptıracağını” söylerken Suriye’deki rejimin çok sert ve vahşi bir karşılık verebileceğini de eklemiştik.

Bugün Suriye iç savaşında tarafların tabiri ile ne bir “devrim” ne de bir “zafer”den söz edilebilir; tıpkı başlangıçta olduğu gibi. Üstüne üstlük, ayaklanmaların en önemli birleştirici-yapıştırıcı unsuru olan “mutabakat” çoktan dağılmış; Suriye ayaklanmasında önemli rol oynayan liberal ve sol kanatlar çoktan tasfiye edilmiş, siyasal İslâmcı ve cihatçı akımlar muhalefete egemen olmuştur. Bugün Suriye Demokratik Güçleri’ni bir kenara koyarsak, Suriye muhalefetine bu unsurlar hakimdir. Ve hatta bugün muhalif diye anılan grupların birçoğuna uzun süre Suriyeli olmayan, dışarıdan gelen Selefi akımlar hakim olmuş; El Kaide, Nusra Cephesi, Şam’ın Fethi Cephesi, IŞİD ve benzeri örgütler muhalefet adı altında savaşı domine etmişler, uzun süre savaşa bulaşan birçok ülke, Suriye yönetiminin devrilmesi adına bu yapıları ya görmezden gelmiş ya da doğrudan desteklemiştir. Kısaca Suriyeli olanlar azınlığa düşmüştür. Diğer cepheye baktığımızda ise gördüğümüz, savaşta her türlü yöntemi kullanmaktan kaçınmayan, birçok savaş suçu işleyen, Rusya, İran’ı ve Hizbullah’ı arkasına alan Suriye yönetimi var.

Yani yedinci yıla girerken savaşın her yönüyle  Suriyelilerin savaşı olmaktan çıktığını söylemek mümkün. Moda tabiriyle “vekâlet savaşlarına” dönen bu resimde Suriye yönetimi ve müttefiklerinin karşısına ABD, Türkiye, bazı AB ülkeleri, Suudi Arabistan ve Katar’ı koymak gerekir.

Suriye’deki kanlı masada herkesin hesabının yıllar içinde değiştiği söylenebilir. Başlangıçtaki hevesi sonradan kaçan bir Obama yönetimi, Esad’ı devirmekten muhtemel Kürt koridorunu engelleme noktasına gelen Türkiye, sonuna kadar ve ne olursa olsun Suriye rejiminin arkasında olduğunu ilan eden İran ve Suriye savaşına düşük bir profil çizerek başlayan ama sonradan Suriye’de en belirleyici ülke olma konumuna gelen Rusya. İran’a karşı Suudi Arabistan, ayrıca bir süre Sünni “kuşak” hedefleyen Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye.

Özetlemeye çalıştığımız tüm manzaranın sonunda, Suriye’de artık savaşın en azından belli bir bölümünün bittiğini söyleyebiliriz. Suriye savaşı bundan böyle ülkenin doğusundaki IŞİD’in hakim olduğu bölgede IŞİD sonrası ne olacağı ile ilgili devam edecek, ayrıca Türkiye’nin yanı başındaki İdlib ve yine Türkiye’nin hakım olduğu Cerablus-El Bab hattında ne olacağı ile ülkenin güneyindeki birkaç bölgenin geleceği ile ilgilidir. Şu anda Suriye yönetiminin elinde bulunan bölgelerin el değiştirmesi pek mümkün görünmüyor. Üstelik Esad yönetimini devirmek için yola çıkanlar Esad’ın varlığını kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Artık yedinci yıla girerken Rusya’nın belirleyici olduğu, Türkiye ve İran’ın belli noktalarda rolünün bulunduğu Astana süreci ile Rusya ve ABD’nin birlikte yön vereceği yeni Cenevre süreçleri söz konusu.

Suriye kaybedilmiş bir savaştır. Türkiye açısından ise neredeyse 180 derece değişen politikası ile bu altı yılın sonunda çok farklı bir noktaya gelmiştir. Her ne kadar bu eski politikaları savunanlar, eskiyi dillendirmese ya da gelinen noktayı eskiden olduğu gibi kendilerine göre “haklı” gerekçelerle açıklamaya çalışsalar bile, yola çıkılan amaçla varılan noktada karşımıza çıkan tablo en hafif deyimiyle yanılgı ve yanlış politikalar sonucu çok uzun yıllar yaşanacak sorunların başlangıcıdır.

Mete Çubukçu – birikimdergisi.com

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page