Devlet teşvikiyle su gaspı: Coca-Cola, İzmir’in suyunu hortumluyor

Meşrubat ve ambalajlı su devi Coca-Cola’nın İzmir Kemalpaşa’daki tesislerinde yıllardır yaşanan bir gerçek geçtiğimiz günlerde yine gündeme geldi. Coca-Cola 1 milyon m3/yıl yeraltı suyunu devlete beş kuruş ödemeden çekiyor. İzmirli vatandaş suya neredeyse her ay daha fazla para öderken, dünyanın sayılı zengin firmalarından biri olan Coca-Cola’nın beş kuruş para ödememesi gerçekten akıl almaz bir durum. Bunun sadece bu şirkete veya salt İzmir’de değil, tüm ülkede pek çok sanayi tesisine devletçe verilen bir imtiyaz olduğunu da ekleyelim. Ancak ürünlerinin neredeyse tamamı su olan bir şirketin yaşam kaynağımızı bedavaya alıp, bundan büyük kazançlar elde etmesi gerçekten hepimizi ilgilendiren bir adalet meselesi. Üstelik biz suya bunca para öderken!

Dünyanın can damarlarını emiyorlar

Ambalajlı su ve meşrubat şirketleri (Nestle, Danone, Coca-Cola ve Pepsi başta olmak üzere) dünyanın hemen her ülkesinde suyumuzu tüketiyor, kirletiyor ve onun üzerinden para kazanıyor. Dört dünya meşrubat devinden biri olan Coca-Cola ise 130 sene önce ABD’de kurulmuş olan ve tamamı halka açık uluslararası bir şirket. Coca-Cola 206 ülkede faaliyet göstermekte. Türkiye’de de yarım asrı aşkın bir süredir pazarda olan bu şirketin Çorlu, Bursa, İzmir, Ankara, Mersin, Elazığ, Hazar, Sapanca ve Köyceğiz olmak üzere 9 ayrı yerde fabrikası var. Bu tesislerde doğrudan 3 bin, dolaylı olarak da 30 bin kişi çalışıyor. Şirketin tüm dünyada 3600’dan fazla içecek markası var. Şirket Türkiye’de de sadece Coca-Cola /Light/Zero  değil Sprite, Fanta, Cappy, Fuse tea, Powerade, Gladiator, Schweppes, SenSun, Burn ve Damla Su/Minerae gibi markaların da sahibi.

Ambalajlı su ve meşrubat şirketleri özellikle Afrika ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri, Hindistan ve Bolivya gibi kuraklıktan muzdarip yerlerde en temiz su varlıklarını tespit edip, kendileri için çekiyorlar. Yüzey sularının temiz olmadığı yerlerde yaşamın garantisi olan yeraltı sularını kullanıyorlar; tıpkı İzmir Kemalpaşa’daki Coca-Cola tesislerinin yaptığı gibi. Aynı şirket, Hindistan’da kuraklığın kol gezdiği Gujarat eyaletinde binlerce ton su çekerek, kullandığı suyun yaklaşık sekizde biri kadar da atık su üretiyor. İnsanlar artık içmeye, hayvanlarını ve tarlalarını sulamaya su bulamayıp, kentlerin yoksul semtlerine göç etmek zorunda kalıyor, yoksullaşıyor ve daha büyük bir sefaletin içine sürükleniyor.    

Obezitenin nedenlerinden biri de şekerli meşrubatlar

Meşrubat şirketlerinin önemli bir etkisi de halk sağlığı üzerinde cereyan ediyor. Örneğin Coca-Cola’nın bir litresinde 112 gr şeker var. Bir litresinin 450 kalori olmasının nedeni de bu şeker. Latin Amerika ülkelerinde şeker oranı yüksek meşrubatlar yüzünden halk sağlığı ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya. Meşrubat pazarının %73’ünün Coca-Cola’ya ait olduğu Meksika’da 2006’dan bu yana katlanarak büyüyen obezite sorunun en önemli nedeni olarak şekerli meşrubatlar gösteriliyor. Ancak Coca-Cola bu eleştiriler üzerine bir açıklama yapmış ve “makbul miktarda içerseniz obeziteye neden olmaz” demişti. Peki, bu ürünler müşterinin vücut kitle indeksine göre karneyle mi satılıyor? Yoksa “ne kadar satılırsa o kadar kar” mı deniliyor?

Ekolojik ayakizi de büyük   

Coca-Cola’nın ürünlerindeki su miktarı %86-99 arasında değişiyor. Şirketin iddialarına göre 1 litre ürün için 2,7 litre su kullanılıyor. Dolayısıyla su ayakizinin yüksek olmadığı iddia ediliyor. Ancak bir ürünün ayak izini hesaplarken içindeki her şeyin su ayakizine bakmak gerek. Yüksek şeker içerikli Coca-Cola gibi içeceklerin bir litresinde bulunan şekerin ayakizi bile tek başına 340-620 litre arasında değişiyor (waterfootprint.org). Buna meşrubatın ambalajı, taşınması vb. işlemleri de eklendiğinde su ayakizi iddia edilenden yüzlerce kez daha büyük çıkıyor. Ayrıca ambalajlı içeceklerin enerji ayakizi de oldukça yüksek (Bkz şekil 1). Bir şişe ambalajlı ürün için kullanılan enerjinin yarısı PET şişenin üretimine gidiyor. Bu ürünlerin dünyanın bir ucundan ötekine taşınması sonucu oluşan karbon emisyonlarını da hesaba kattığımızda enerji ayakiziyle birlikte karbon ayakizi de büyüyor.

Bu ambalajların doğada birikimi, önemli bir bölümünün geri dönüşüme gitmemesi ve gidenlerin de büyük oranda daha düşük kalitede ürünlere dönüştürülmesi ise bu sektörün ekolojik ayakizinin bir başka kısmı. Planktonlar gibi küçük canlılara kadar besin zincirini olumsuz etkileyen, yeraltı suyunu, toprağı ve havayı kirleten plastik ambalajların büyük kısmı Hindistan ve Çin gibi dünyanın arka bahçesine dönüştürülmüş ülkeleri çöp dağlarına çeviriyor ve halk sağlığını tehdit ediyor.

Şirkete beleş, vatandaşa keleş!

Coca-Cola gibi ambalajlı su ve meşrubat şirketleri hükümetlerle yaptıkları anlaşmalara dayanarak  temiz su varlıklarına çoğu zaman hiçbir bedel ödemeden el koyuyor. Hükümetler Dünya Bankası, IMF, Avrupa Yatırım Bankası ve Inter-Amerikan Bankası gibi finansal kuruluşlarla yapılan kredi anlaşmaları gereği halkın değil şirketlerin çıkarlarını gözeten sözleşmelere imza atıyor. Şirketler, devletlerin sağladığı imtiyazlar sayesinde kullanım hakkı adı altında insanların suyuna ve toprağına el koyup, kaynakları kurutuncaya kadar üretimlerine devam ediyor. Hindistan’da bu şirketler yüzünden içecek suyu pet şişeden almak zorunda kalan insanlar, artık suyu sütten daha pahalıya satın almak zorunda kalabiliyor. Bu durum artık bize de yabancı değil. PET şişede aldığımız bir suya 1 TL ile 8 TL arasında değişen fiyatlar ödeyebiliyoruz. Hepimize ait olan su varlıklarımızdan su çekip ambalajlayan şirketler yüzünden göllerimizde, akarsularımızda su kalmayınca barajlar, göletler ve kanallar yapılıyor. Su arzı yaratmaya yönelik bu projelerin parası da yine bizim cebimizden çıkıyor. Şebeke suyunun birim fiyatı da, faturalarımızdaki ek maliyet ve vergiler de gittikçe artıyor. Üstelik musluklarımızdan akan su çoğu büyük şehirde içilemiyor. İçme suyunu ayrı olarak para ödemek zorunda kalıyoruz. Türkiye’de asgari ücretle geçinen dört kişilik bir ailenin aylık bütçesinin %14-17’si içme ve kullanma suyuna gidiyor. Hal böyle iken suyumuzu kirletip ondan para kazananlar çektikleri suya para ödemiyor!

Yeşile boyama taktikleri ve çevrecilik oyunları

Doğaya bu kadar pervasızca zarar veren Coca-Cola su kullanımı azaltmak adına yağmur hasadı sistemi kurduklarını belirterek kendilerini çevreci ilan ediyor. Oysa hepimizin hakkı olan yağmur suyunu bile kendi üretimine dahil eden şirketin gerçekte tek yaptığı yağmur gaspı. Bir de PlantBottle gibi “çevre dostu” olduğu söylenen bir ambalajlama teknolojisinden bahsediyorlar. Bu yeni şişeler kısmen bitkilerden elde edilen malzemeyle üretiliyor. Bunun normal şişeden farkı petrolden elde edilen kimyasal yerine şeker kamışından elde yapılıyor olması. İklim değişikliği meselesine yönelik duyarlılık arttıkça bunu da bir reklamcılık fırsatı olarak gören şirket, sözüm ona karbon emisyonu üreten kaynaklara olan bağımlılığı azaltıyor. Ancak “PlantBottle” üretimi için gereken şeker kamışı yüzünden Brezilya’da yağmur ormanları hızla yok ediliyor. Ayrıca yoğun su isteyen şeker kamışı su varlıklarının hızla azalmasına da neden oluyor.

Mini mini sosyal sorumluluk projeleri

2009’dan bugüne kadar Coca-Cola Hayata Artı Vakfı aracılığıyla çevre, aktif yaşam ve kadın konularında 60 kadar projeyle toplam 30 milyon TL’lik yatırım gerçekleştirdiklerini söylüyor. 7 senede 30 milyon TL’lik sosyal sorumluluk projesi yatırımı yapan şirketin bu süre içindeki kazancı bu miktarın binlerce katına denk düşüyor. Başka şirketlerden de örnek verelim. Mesela PepsiCo 2008 yılında yaklaşık 5 milyon doları su derneklerine vermiş. Oysa aynı sene kazandığı miktar 43 milyar dolardı. Yani bu şirket kazancının sadece %0,01’ini bağışa yatırmış. Aynı sene Nestle içinse bu oran %0,07 olmuş. Çoğu reklamcılık faaliyetinden ibaret olan bu çalışmalar kazançlarının yanında devede kulak değil, bir tüy bile olamaz. Hayaller diyarından masalları andıran sürdürülebilirlik raporları birer reklam faaliyetinden öte gitmeyen Coca-Cola’nın iddialı cümlelerinden bir tanesi şöyle: “Kullandığımız su kadarını topluma ve doğaya geri kazandırdık”. Yahu ürünlerinizin neredeyse tamamı suyken, bu iş nasıl oluyor?  Kuraklığın kol gezdiği Hindistan’dan Bolivya’ya onlarca ülkedeki şişeleme tesisleri nehirleri, gölleri geri dönüşü olmaz biçimde kuruturken, başka bir yerde yapılan sosyal sorumluluk projelerinin ne kıymeti kalıyor? Yapacağınız hangi sosyal projesi kurak bölgelerde gasp ettiğiniz sular yüzünden geri dönüşü olmayan ekolojik yıkımları ve aç susuz bırakılan insanların mağduriyetini ortadan kaldırabilir?

Suda kullanım önceliği ne devletin ne de şirketlerindir!

Suda kullanım önceliği şirketlerin veya devletin değil, halkındır. Ancak ve ancak insani kullanım (içme, yemek pişirme, temizlik vb.) ve geçimlik tarım için su sağlandıktan sonra ekonomik üretim için kullanıma izin verilebilir. Bunun gerçekleşmesi için su hakkının anayasal güvence altına alınması, bu hakkı ihlal eden mevcut yasaların (su hizmetlerini ticarileştiren İSKİ Kanunu vb.) ve düzenlemelerin ortadan kaldırılması, su hakkının hayata geçirilmesi için gereken denetimlerin yapılması ve cezaların uygulanması gerekir. İçme suyu sağlama hizmetinin kamunun eliyle yürütülmesi, musluklarımızdan içilebilir kalitede ve lezzette su akmasının sağlanması ve dolayısıyla ambalajlı su şirketlerine olan ihtiyacın da kaldırılması şarttır. Tüm bunların olabilmesi için aynı zamanda bir paradigma değişikliğine gerek var. Suyun ambalajlı bir ekonomik meta olarak gören değil, yaşamın kendisi olarak kabul eden yeni bir anlayışa ihtiyaç var.

 

Akgün İlhan

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+5Share on LinkedIn32Email this to someonePrint this page