Kabataş Martı Projesi: Betona karşı yaşamı savunmak gerek

Ulaşım hakkımız engellenemez! Boğaz’ı doldurma, Kabataş’a dokunma! Beton martı istemiyoruz!

Bunlar 27 Temmuz 2016 Çarşamba günü saat 18.00’da İstanbul Kent Savunması çağrısıyla gerçekleştirilen Kabataş Martı Projesi’ne karşı eylemde atılan sloganlardan bazılarıydı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) bu projesi Kabataş’tan deniz ulaşımını en az üç sene durduracak; feribot, şehir hatları vapurları ve yolcu teknelerini Eminönü, Yenikapı ve Karaköy iskelelerine kaydıracaktı.

75

Projenin “ÇED gerekli değildir” veya “ÇED olumludur” kararı, jeololik-jeoteknik etüt raporu, tarihi bir bölgeye yapılması dolayısıyla gereken ilgili bölge ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurul onayı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı izinlerinin hiç biri ortada yoktu. Ama tüm bu yokluğa rağmen, proje alanının 28 Temmuz‘dan itibaren tamamıyla insana ve trafiğe kapatılması için alınmış bir tepeden inme karar vardı. Ancak eyleme bir iki saat kala kapanış 4 Ağustosa ertelendi.

Erteleme kararı ile birlikte İBB’den yapılan yazılı açıklama şöyleydi:

“Projenin yeterli bilimsel yaklaşım ve ilgili kurul onaylarından yoksun olduğu iddiası da gerçek dışıdır. Proje görselleri ile bilgileri tüm detayları ile yakın zamanda açıklanacaktır. Kabataş Büyük Transfer Merkezi üzerinden hayal ürünü iddialarla provokasyon peşinde olanlara itibar edilmemesi rica olunur”.

Provokasyon değil, halkı bilgilendirme yapıldı

Oysa eylem ne hayal ürünü iddialardan yola çıkıyor, ne de provokasyona çağrıda bulunuyordu. Halk önce kendisine sorulması gereken bir başka kentsel projeyle ilgili bilgilendiriliyordu sadece. Bu bilgilendirme belediyenin asli göreviyken, çoğu durumda olduğu gibi halk kendi işini kendi görüp belediye yetkilileriyle aylar süren diyalog çalışmaları sürecinde toplayabildiği bilgiyi diğer vatandaşlarla paylaşıyordu. Belediyenin tüm bu olup bitenden kendine biçtiği görevse halkı tartaklamak üzere elli metreye öteye yerleştirilmiş bir TOMA ve içi dolu üç polis otobüsünü hazır bekletmekti.

Ecdad diye diye ecdadın canına okudular!

Yüzlerce insanın katıldığı eylemde ilk sözü Beyoğlu Kent Savunması’ndan Deniz Özgür aldı. Özgür, Kabataş Martı Projesi’nin Galataport projesi ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, Galataport’tan çıkacak olan hafriyat için bu projenin gerekli olduğunu belirtirken ekledi: “Ecdad diye diye ecdanın canına okudular”.

79

Gerçekten de Dolmabahçe Sarayı, Dolmabahçe Camii, Kılıç Ali Paşa Camii gibi muhteşem eserlerin arasında Dubai’nin absürd ve küstah binalarını andıran betondan dev bir üç boyutlu martı karikatürü Boğaz’ın siluetine tecavüzden başka bir anlama gelmeyecekti. Ayrıca burada daha önceden yapılmış Swiss Otel, Vodafone Arena futbol stadyumu ve Tünel gibi devasa projelerin inşaları sırasında Dolmabahçe Sarayı ve Camii büyük tehlikeye atılmıştı. Bunun yanı sıra Boğaz yine betonla doldurulacak, deprem bölgesi olan bir şehirde insan hayatı bir kez daha hiçe sayılacaktı.

Toplu taşıma projesinde otoparkın işi ne?

Belediye yetkilileriyle aylar süren diyalog kurma çabaları sonucunda kotarılan bilgilere göre projede eksi 9 kot kazılacak ve alt kısım otopark olarak kullanılırken, kongre merkezi ve restaurant gibi mekanlarda yer alacak.

Bir hafta öncesinde konuşma fırsatı bulduğumuz ulaştırma konusunda uzman Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar “toplu taşıma projesinin içinde özel araç trafiğini şehrin göbeğine kadar taşıyacak bir otoparkın işi ne?” diye soruyordu. Bayrakdar “Bu proje yapılırken ne uzmanlara, ne de halka soruldu. Bu da projenin halka hizmet için değil, rant için yapıldığını ispatlıyor” demişti.

Kabataş eylemine dönecek olursak Özgür’ün ardından konuşan İstanbul Kent Savunması’ndan Cihan Uzunçarşılı Baysal beton projeleriyle yok edilen İstanbul’u anlatırken “balık bitti, deniz canlıları küstü, martılar denizden değil karadan beslenir oldu” dedi. Baysal ayrıca kruvaziyer turizmi odaklı projelerle boğazın, kıyıların ve denizin nasıl aşama aşama gasp edilip, parası olanlara tahsis edildiğini de anlattı.

Halkın ulaşım hakkı engelleniyor

İşten eve dönerken eylemden haberdar olup katılan bir kadın ise projenin durdurulması için imza verirken şöyle diyordu: “İşim burada (Tophane) ama ev Üsküdar’da. Şimdi ben nasıl gidip geleceğim her gün? Sırf ulaşım kolay olsun diye Üsküdar’dan ev kiralamıştık üç sene önce. Şimdi hem zamandan hem de paradan kaybedeceğim. Bana bunun hesabını kim verecek?”

80

Sahi 50 bin kişinin gelip gittiği bu yerin en az üç sene boyunca kapalı tutulması sonucu oluşacak mağduriyet nasıl karşılanacak? İBB’nin böyle sorulara verecek bir cevabı yok.

Oysa Prof. Dr. Bayrakdar’ın da dediği gibi yolcu aktarma projelerinde üç önemli şartın karşılanması gerek.

  • Aktarma merkezi olacak yerin ilk olarak yolcuları fiziki olarak zorlamaması, yani yolcuların bir araçtan diğerine geçerken fiziksel güçlük çekmemesi gerek.
  • İkincisi yolculara maddi anlamda ek masraf çıkmaması, başka bir ifadeyle aktarma için ekstradan para ödenmemesi gerek.
  • Son olarakta yolcuların zaman kaybına uğramaması gerekiyor. Örneğin Mecidiyeköy’de metrodan metrobüse geçerken 15 dakika yürümek zorunda kalmak ulaşım hakkını kısıtlayan bir durum.

Denizi kendi halkına haram ettiler”

Projenin ulaşım hakkı ihlalinden, ekolojik ve kültürel yıkıma kadar uzanan bir dizi olumsuzluğu beraberinde getireceği aşikar. Dolayısıyla halkın tepkisi gittikçe büyüyor.

81

Eylem sırasında mikrofonu alıp konuşan Adalı balıkçı ve gemi kaptanı Şefik Aslan’ın sözleri olup biteni özetliyordu. Aslan “denizle bağımız koparıldı” derken Orhan Veli’nin ünlü “Gemlik’e doğru gelirken denizi göreceksin, sakın şaşırma” dizesinden yola çıkarak “İstanbul’a geldiğinde denizi göremezsen sakın şaşırma” dedi. “Çocuklarımız denize hasret. Bunlar bu projelerle denizi sadece zenginlere seyrettiriyorlar. Denizi kendi halkına haram ettiler” diyerek sözlerini bitirdi.

12 binden fazla imza toplandı

Halkın tepkisinin en somut hali İstanbul’un dört noktasından Kabataş, Kadıköy, Üsküdar ve Adalar’dan toplanan imzalar. Bunların sayısı 12 bini aşmış durumda. İmzalar İBB’ye verilmesine ve projeyle ilgili bilgi istenmesine rağmen en ufak bir açıklama alınmış değil. Daha önceki büyük kentsel dönüşüm projelerinde de olduğu gibi “bölgeyi insansızlaştırıp, ardından projeyi uygulamaya sokmayı planlıyorlar” diyen Özgür yakında bu hukuksuz projeye semt dernekleri ve meslek örgütleri tarafından dava açılacağını söylüyor.

Peki ne yapmalı?

Kabataş Martı Projesi’ne bu haliyle karşı çıkmak hepimizin görevi olmalı. Hala imza atmadıysanız proje alanı kapatılana kadar orada olacak imza masalarına gidip, bir imza da siz atın. Bu da yetmezse birer imza föyü alıp konu komşuya da imzalatın.

Proje ile gelişmeleri şeffaflıktan nasibini almamış İBB’den değil, İstanbul ve Beyoğlu kent savunmalarının sosyal medya hesaplarından takip edin. Gerektiğinde Kabataş’ta yaşam savunuculuğu nöbetine de katılın. Kabataş’a yolunuz düşsün düşmesin, İstanbullu olun olmayın change.org’daki imza kampanyasına bir imza da siz verin.

84

Çünkü bu hepimizin mücadelesi. Zira 170 bin metrekarelik dolgu alanlı Kazlıçeşme Meydanı, 1 milyon 200 bin metrekarelik betonuyla Maltepe, denizden kopardığı 518 bin metrekarelik alanıyla Yenikapı miting ve gezi alanı, ve yapımı süren daha nicesi bu gidişatı durdurmazsak bize İstanbul’da deniz bırakmayacak.

Ve bu sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin dört yanındaki sahil kentlerinin sorunu. Birkaç hafta önce gündeme gelen Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından deniz doldurularak yapılan dev golf sahası, Rize-Artvin Havalimanı projesi bunlardan yalnızca bir kaçı. Denizleri bedava toprak ve rant sahası olarak gören bu zihniyete artık dur demeli.

82

Eyleme katılan ve söz alan eski dönem milletvekili Melda Onur’un da dediği gibi darbeye karşı demokrasiyi, betona karşı yaşamı savunmak gerek.

83-Akgün İlhan

 

Akgün İlhan