Elektrik Sektöründe Fosil yakıtların yerini yenilenebilir enerji almalı – Özgür Berke

Yeşil ekonomiye ilişkin tartışmalarda enerji sektörü en kilit sektör olarak öne çıkıyor. Bunun için oldukça geçerli nedenler söz konusu. Başta, enerji sektörünün iklim değişikliğindeki payı geliyor. Başbakanımız Sn. Ahmet Davutoğlu’nun da içerisinde bulunduğu pek çok kişinin “insanlığın karşı karşıya olduğu en önemli sorun” olarak nitelendirdiği iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarının %70’ini fosil yakıt kullanımı kaynaklı karbondioksit emisyonları meydana getiriyor[1].

1990 yılından bu yana ortalama sıcaklıklarda 0,9°C seviyesinde bir artış görüldü[2]. Bilim insanları, bu artışın kesin olarak insan faaliyetlerinden kaynaklandığını söylüyor ve ekliyor: “21. yüzyılın sonuna doğru sıcaklıklardaki artış 4.5°C’yi geçebilir.” Ülkemizde görülecek sıcaklık artışının bu düzeyi de aşması öngörülüyor. İklim değişikliğiyle mücadelenin başarıya ulaşması için enerji sektörünün en başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan arındırılması gerekiyor. Genel kanının aksine, bu tezleri sadece çevreciler savunmuyor. Uluslararası Enerji Ajansı, iklim değişikliğiyle mücadele için dünyadaki bilinen fosil yakıt rezervlerinin üçte ikisinin yer altında bırakılması gerektiğini, bunun için de 2017 yılından önce enerji yatırımlarının yenilenebilir enerjiye yönelmesi gerektiğini belirtiyor[3].

İklim biliminin ortaya koyduğu gerçekler ve aciliyetin, enerji sektöründeki değişimlerde yeterince karşılık bulduğunu söylemek zor. 2011 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırım, fosil yakıtlara yapılan yatırımı geçti. 2014 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yıllık yatırım 270 milyar $ olarak gerçekleşti[4]. Bu yatırımın neredeyse yarısı, ülkemizin de içerisinde bulunduğu gelişmekte olan ekonomilerde meydan geldi. Bu olumlu gelişmelere rağmen, mevcut politikalar altında fosil yakıtların enerji ve elektrik üretimindeki hakim payının devam edeceği öngörülüyor.

Enerji kokteylinizi nasıl alırdınız?

Bugün küresel ölçekte kullandığımız tüm enerjiyi bir bardağa doldursak, bunun altıda birinden fazlasını fosil yakıtların oluşturduğunu göreceğiz. Kahverengi – siyah arası, yoğun, ağır ve sağlığa zararlı bir içecek. Öte yandan pek çok analiz, 2050 yılına geldiğimizde bu enerji kokteylinin neredeyse hepsini yenilenebilir enerji ile doldurmamızın mümkün olacağını gösteriyor. Güzel bir meyve suyu karışımı, gezegenin detoks içeceği…

Ülkemizin enerji konusundaki darboğazları neredeyse hepimizin malumu: İthal fosil yakıtlara aşırı bağımlılık ile artan enerji talebi. Bu iki unsur, ülkemizin sera gazı emisyonlarında da hızlı bir artışı beraberinde getiriyor. 1990-2013 arasında sera gazı emisyonları %110 oranında artırarak OECD ülkeleri arasında bu alanda birinci olduk. Elektrik üretimi kaynaklı emisyonlarımızı ise aynı dönemde neredeyse üçe katladık.

Ülkemiz tarihsel ve güncel olarak en büyük kirleticilerden birisi değil. Ancak kendimize kurduğumuz enerji geleceği, bindiğimiz dalı kesmeye çalıştığımızı gösteriyor. Resmi enerji hedefleri arasında en çarpıcı olanı, 2023 yılına kadar ülke içerisindeki tüm linyit ve taşkömürü kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amacıyla değerlendirilmesi, yanında da ithal kömüre dayalı santrallerin de devreye girmesine ilişkin olan hedefler. Uluslararası Enerji Ajansı fosil yakıt rezervlerinin üçte ikisinin yer altında kalması gerektiğinin altını çizerken, ülkemizin stratejisi, kömürden üretilecek elektriğin 2030 yılına kadar 3 katına çıkmasını hedefliyor.

Kömür denilince akıllara ne geldiği az çok belli… Önce işçi güvenliğine dair kaygılar; sonra hava kirliliği. Karaman gibi yeni linyit rezervlerinin keşfedildiği bölgelerde tarım alanları ve su kaynakları üzerinde oluşacak baskıyı unutmayın. Buna dışa bağımlılığı, yurt dışına uçan dolar ve avroları da ekleyin. Ülkemizde kullanılan taş kömürünün %92’sinin yurt dışından ithal edildiğini biliyor muydunuz? Peki, ülkemizde 2009-2014 yılları arasında devreye giren yeni kömür santrallerinin %90’dan fazlasının ithal kömürle çalıştığını?

Dört mevsimi hakkıyla yaşadığımız bu coğrafya, her türlü meyvenin yanı sıra yenilenebilir enerji kaynakları açısından da oldukça zengin. Elektrik üretirken bardağımızı bolca yenilenebilir kaynaklarla doldurmamız mümkün. Nasıl mı?

WWF-Türkiye, 2014 yılında Bloomberg New Energy Finance ile gerçekleştirdiği analiz ile alternatif bir senaryonun var olup olmadığı ve bunun maliyetinin ne olacağı sorularına cevap aradı. Bulgular oldukça umut verici. Ülkemiz 2013 yılında elektriğinin neredeyse %30’unu yenilenebilir kaynaklardan –çoğunlukla su, biraz da rüzgâr- karşıladı. 2030 yılına geldiğimizde elektrik enerjisi talebinin neredeyse %50’sini yenilenebilir kaynaklardan, yani güneş, rüzgâr ve sudan temin etmemiz mümkün. Gerek yatırım, gerekse işletim ve yakıt maliyetleri göz önüne alındığında, yenilenebilir enerjiye öncelik veren bir elektrik enerjisi politikasının maliyeti, kömüre dayalı bir politikadan daha yüksek değil. Bununla beraber sera gazı emisyonlarındaki artışın durdurulmasına, dış ticaret açığının azaltılmasına imkân veriyor. Bunun için yapmamız gereken ise, enerji politikası, teşvikler ve yatırımlarda önceliği kömüre değil, güneş, rüzgâra ve enerji verimliliğine vermek.

Yenilenebilir kaynakların faydası bununla bitmiyor. Başta güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji teknolojileri, fosil yakıta dayalı teknolojilere göre gerek kurulu güç, gerekse üretilen elektrik başına çok daha fazla kişiye istihdam sağlıyor. Dünya Bankası[5] ve UNEP[6] verilerine göre, güneş enerjisinin istihdam yaratma potansiyeli kömüre göre 6 ya da 8 kat daha yüksek. Genç işsizlik oranının %18’lerde seyrettiği bir ekonomi için büyük bir fırsat.

Enerji güvenliğini sağlamak, iklim değişikliğinin önüne geçme imkanı ve istihdamda artış, Gelişen Türkiye’de üzerinde herkesin mutabık kalacağı dört hedef… Yeşil ve daha sağlıklı bir ekonomiye geçişte elektrik ve enerji sektöründe gerçek bir fırsat var.

 

[1] IPCC, 2014. 5. Değerlendirme Raporu 3. Çalışma Grubu Raporu: İklim Değişikliğiyle Mücadele. http://mitigation2014.org/report/summary-for-policy-makers

[2] IPCC, 2013. 5. Değerlendirme Raporu 1. Çalışma Grubu Raporu: İklim Değişikliğinin Fiziksel Bilim Temelleri. http://www.climatechange2013.org

[3] International Energy Agency, 2012.  World Energy Outlook 2012. http://www.iea.org/publications/freepublications/publication/WEO2012_free.pdf

[4] GLOBAL TRENDS IN RENEWABLE ENERGY INVESTMENT, 2015. Frankfurt School-UNEP Centre/BNEF. http://apps.unep.org/publications/pmtdocuments/-Global_trends_in_renewable_energy_investment_2015-201515028nefvisual8-mediumres.pdf.pdf

[5] The World Bank, 2011. Issues in estimating the employment generated by energy sector activities, http://siteresources.worldbank.org/INTOGMC/Resources/Measuring_the_employment_impact_of_energy_sector1.pdf

[6] UNEP/ILO/IOE/ITUC, 2008. Green Jobs: Towards Decent Work in a Sustainable Low Carbon World

Bu yazı ilk olarak Dünya Gazetesi’nin 15 Haziran tarihli nüshasında yayımlanmıştır

41.Özgür Berke

 

Özgür Berke