Nereye – Sezin Öney

Japonya’da kamuoyu dert edince öğrendik ki, Türkiye’nin nükleer silahlanma planları da olabilirmiş.sezin öney

Japonya’nın, günde 12 milyon satan gazetesi Asahi Shimbun, Türkiye ile Japonya arasındaki nükleer enerji anlaşmasını, başyazısında, çok sade, çok kibar ve çok da sert bir dille sorguluyor.

Gazete, Başbakan Shinzo Abe’nin, ekonomik gelişim hedefine kilitlendiğini, dolayısıyla, ilke ve tehlikeleri gözardı ettiğini öne sürüyor.

Sözkonusu başyazı temelde, “Güç için her yol mubah mı?” meselesini sorguluyor.

Başyazı, öncelikle, “Eğer Türkiye’de ciddi bir nükleer kaza sözkonusu olursa, Japonya sorumlu tutulur” diyerek, nükleer anlaşmanın imzalanmasına eleştirel bir bakışla yaklaşıyor.

Fukuşima nükleer felaketi sonrasında Japonya’da zaten, “başka ülkelerde, nükleer santral inşa etmemiz, kendimiz bir felaket yaşamışken ahlaki mi” tartışmasını gündemde tutan güçlü bir sivil toplum iradesi var.

Başyazıda ikinci sorgulanan husus, “nükleer enerji elde edilmesi sonucu ortaya çıkan radyoaktif atıkların ne olacağı”; gazetenin ifadesine göre, anlaşmada bu konu muğlâk bırakılmış.

Gerçekten de… Rusya ve Japonya gibi “nükleer başarı öyküsü” olarak adlandıramayacağımız ülkelerin projeleri çok başarılı bir şekilde, inşallah ve maşallah kazasız belasız işleseler bile, Türkiye’nin nükleer santralleri çalışmaya başladıktan sonra, ortaya çıkacak radyoaktif atıklar ne olacak?

Türkiye’nin giderek fazla dozda şeffaflıktan ve hesapverebilirlikten uzak siyasi ortamında, nükleer çöplerin hesabı kimden nasıl sorulacak?

Hangi kanser vakaları, hangi sağlık trajedileriyle, birtakım “seçkinlerin” biraz daha hunharca tüketme hakkı elde etmesinin bedelini topluca ödemiş olacağız?

Çernobil felaketi sonucu yaşananları, mesela, “radyasyonlu çay içen” bakanları ne çabuk unuttuk?

Asahi Shimbun’un son değindiği nokta ise, yine çok can alıcı; anlaşmaya son anda, Ankara’nın baskısıyla ekleniveren bir maddeye göre, Türkiye’nin “uranyum zenginleştirme ve plütonyum elde etme” imkânları olacak.

Bu “radyoaktif” maddenin açılımı, Türkiye’nin nükleer silahlanmaya doğru yöneldiği.

Kamuoyunda konuşulmuyor ama, son dönemde Türkiye elindeki kısıtlı maddi imkânları, şeker dükkânına girmiş çocuk gibi, tıksa basa silahlanmaya harcıyor.

Dahası, son yıllarda, İran’ın, dünya ekonomisinden dışlanması, sosyal bakımdan tamamen içe kapalı bir ülke olarak köşeye itilmesinin sebebi, tam da bu; uranyum zenginleştirme, plütonyum elde etme sonucu, nükleer silahlanmaya yelken açtığı şüphesi.

Türkiye’den Japonya’ya yolu düşen gazeteciler, eskiden hiç olmazsa şunu sorgulardı; 127 milyonluk Japonya’da günlük gazete tirajı 70 milyonu geçiyor. Neden, yaklaşık 80 milyonluk Türkiye’de, tirajların toplamı, Japonya’dakinin yüzde 10’u bile değil?

Bu sorunun yanıtı, Asahi Shimbun’un, insan hayatına bu kadar dokunan ve Türkiye’de sorulmayan soruları nasıl da takır takır sıraladığını görünce, apaçık ortaya çıkıyor.

Üstelik bu gazete, tek de değil; Japonya kamuoyunda, “kaos içinde bir coğrafyada, yarın kaderinin ne olacağı bilinmeyen ülkelere, nükleer bilgi ve kapasite aktarımı doğru mudur” sorusu, ciddi bir tartışma konusuna dönüştü.

Başbakan Erdoğan ile, hoş bir seyahat yapan yerli malı gazeteciler ise, değil bu gibi “detaylara” takılmak, “dost-modern” ile “tost-modern” tartışmalarında köpüksü bir “paralel evrende”.

Bir Japonya seyahati “talihlisi”; “Başbakan Abe ile, elindeki sermaye ve teknoloji birikimini (…) Doğu’ya kullandırmak istiyor… Japonya, bu yeni kalkınma yolunu Türkiye istemezse, tek başına başlatabilir mi? Sorunun cevabı bellidir; o zaman Türkiye’deki siyasi iradeyi ortadan kaldırıp, yeniden dizleri üzerinde Batı karşısında oturtmak kimlerin isteği olabilir? Son zamanlarda yaşadıklarımız bu sorunun cevabında gizlidir” diye yazmış.

Yaktığı Roma’ya karşı lir çalan Neron misali bir avuç insanın oyuncağı olmuş bir ülke nereye gider?

Bu ülkenin bodoslama gittiği tek yön istikametteki felaketlerden felaket beğen diyarında başına geleceklerden kim sorumlu olur?

Sezin Öney – Taraf