Okan Murat Öztürk: “Neşet Baba Türkiye için bir insanlık dersidir”

Açık Radyo Programcısı ve dostumuz Emre Dağtaşoğlu bağlama sanatçısı, akademisyen, araştırmacı ve yorumcu Okan Murat Öztürk ile 25 Eylül’de kaybettiğimiz büyük ozan, saz üstadı, anadoluda kendisine verilen isim ile “Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş hakkında bir röportaj yaptı.

Birkaç gün önce Neşet Ertaş ile ilgili kendi düşüncelerini ” Neşet Ertaş Türkiye’de bir müessesedir” yazısında paylaşan Dağtaşoğlu’nun Okan Murat Öztürk ile gerçekleştirdiği bu keyifli ve öğretici sohbet ile siz değerli okurlarımızı başbaşa bırakıyoruz.

 


Emre Dağtaşoğlu: Neşet Ertaş hakkında birçok şey yazılıp çizildi ve genelde ne kadar önemli bir sanatçı olduğu üzerinde duruldu hep. Ama Neşet Ertaş’ın neden önemli olduğu hakkında pek söz söyleyen olmadı. Bu bakımdan size Neşet Ertaş’ın neden önem arz ettiğini sormak istiyorum ilk olarak.

 

Okan Murat Öztürk: Bana göre Neşet Ertaş’ın önemli olmasını sağlayan birkaç yönü var. Bunlardan ilki, bize geleneğin nasıl bir okul olduğunu, geleneksel müzisyenliğin aslında ne tür bir potansiyele sahip olduğunu gösteren birisi olmasıdır. Bununla kastetmek istediğim icracılık ve bestecilik yönleri. Neşet Ertaş bu iki özelliği de “formel” bir eğitimden değil ama geleneğin içindeki bir eğitimden gelen birisi olarak mükemmel şekilde temsil etmektedir. Dolayısıyla geleneğin nasıl bir okul olduğu ve bu okulun üretmeyle ilgili, icracılıkla ilgili nasıl bir potansiyeli bulunduğunu anlamamıza imkan tanıyor. Önemi öncelikle buradan ileri geliyor. Fakat bugün bu önemi anlamamızı ve daha iyi değerlendirmemizi sağlayacak akademik düzeyde hiçbir çalışma yok.

İkincisi, Neşet Ertaş’ın Anadolu insanı olarak taşıdığı duyarlılıklar ve aldığı geleneksel terbiyenin onun insani mayasına kattığı değerler. Neşet Ertaş gencecik yaşında babasının yanında düğünlere gidip gelen, zaman zaman çengilik yapan, zaman zaman keman, zaman zaman da saz çalan bir adam. Babasının yanında hayatı ve mesleği öğreniyor; meclis adabını, insanlarla iletişimi öğreniyor. Bunlar bize onun aldığı geleneksel terbiyenin nasıl birşey olduğunu göstermesi açısından önemli. Onun, hayatı boyunca o terbiye içinde kalmayı başarabilmesi de ayrıca önemli. Çünkü devlet sanatçılığı verildiğinde “halkımın sanatçısı olarak kalmak benim için en büyük onurdur” diyebilecek kadar olgun, maddi hırslardan ve payelerden arınmış bir insan. Burda bir insan var, bizim o insanı anlamamız lazım.

 

Emre Dağtaşoğlu: Bektaşi ve Melami bir meşrep de taşıyor aslında.

 

Okan Murat Öztürk: Tabi, batıni bir tarafı olduğu kesin; batıni bir özü var. Bu özü belki tüm boyutlarıyla kendisi de bilmiyordu. Bilmek farklı birşey, yaşamak ve yapmak farklı birşey. Çünkü her yapan mutlaka bilmek zorunda değildir, her bilen de yapamayabilir. Bunlar müziğin ve sanatın doğasında ayrı ayrı vasıflar: Bilmek, olmak, yapmak… Neşet Ertaş’ın mayasında insana büyük bir sevgi ve saygı var. Ama en önemli kavramlardan birisi bana göre “gönül”.

 

Emre Dağtaşoğlu: Türkülerinin çoğunda, belki hemen hemen hepsinde geçen bir kavram bu.

Okan Murat Öztürk: Evet, örneğin “bilmez yar gönlümden bilmez” ifadesinde olduğu gibi. Gönlü anlamak, gönlü bilmek… O batıni öz, bir insan gerçekliği olarak, belki kendisini en fazla burada ifade ediyor. Çünkü Neşet Ertaş elli yıldan fazla bir süre bu ülkenin müzik gündeminde hem ürettikleriyle hem de icracılığıyla var olmayı başarmış bir insan. Bu adamın arkasında medya yok, siyasi bir hareket yok, dini bir takım cemaatler yok… Bu adam çırılçıplak bir anadolu insanı.

 

Emre Dağtaşoğlu: Sazı ve sözü var.

 

Okan Murat Öztürk: Sazı ve sözüyle… Hakikaten Neşet Ertaş’ın “Neşet Ertaş” olduğu dönemde arabesk diye bir salgın vardı. Ama o, arabeske hiç bulaşmadı. Halbuki arabesk yapan adamların neredeyse tamamı, Orhan Gencebay da dahil olmak üzere, Neşet Ertaş’ın üslubundan, besteciliğinden, saz çalışından etkilenmiş kişilerdir.

 

Emre Dağtaşoğlu: Bu da onun belli bir gelenekten gelmesi ve demin sözünü ettiğiniz adabı almasıyla yakından alakalı olsa gerek.

 

Okan Murat Öztürk: Tabi ki. Çok zor şartlarda yaşayan, piyasa şartlarında varolmak zorunda kalmış bir insan olarak piyasanın o batağına, o yozluklarına hiç bulaşmamış olması benim gözümde onu çok yücelten birşey.

 

Emre Dağtaşoğlu: Bir de okuldan bahsettiniz. Bu konuya tekrar dönmek istiyorum. Zira Neşet Ertaş’ın o geleneğin son temsilcisi olduğu söyleniyor. Geleneğin bundan sonraki akıbeti hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Orta Anadolu’da birtakım icracılar var, kimileri samimi takipçi, kimileri taklitçi…

Okan Murat Öztürk: Abdallar anadolunun profesyonel müzisyenleri. Abdal geleneği varolmayı, ayakta kalmayı sürdürüyor. Fakat Neşet Ertaş’tan sonra bu gelenek önemli ölçüde değişmiş ve dönüşmüştür. Neşet Ertaş’tan önce Muharrem Ertaş ayrı bir ekol, Hacı Taşan ayrı bir ekol, Çekiç Ali ayrı bir ekol. Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Neşet Ertaş, her üçü de Muharrem babanın öğrencileri, onun yetiştirdiği kişiler. Peki nasıl oluyor da bu üç ayrı insan üç ayrı repertuar oluşturuyorlar.

 

Emre Dağtaşoğlu: Üç ayrı lezzet.

 

Okan Murat Öztürk: Tabi. Başka ilginç birşey şu ki, Neşet Ertaş; Çekiç Ali ve Hacı Taşan’a göre o kadar başka bir üslup ve dominant bir varoluş ortaya koyuyor ki kendinden sonra Neşet Ertaş abdal geleneğinde hemen hemen yegane model oluyor. Yani kendi dışındaki pek çok alanları etkilemiş olması bir tarafa, abdal geleneğinin de en önemli motifi haline geliyor.

 

Emre Dağtaşoğlu: Bu onun dehasından kaynaklanıyor.

 

Okan Murat Öztürk: Kesinlikle.

Emre Dağtaşoğlu: Peki bundan sonra o gelenek devam etmeyi sürdürebilecek mi? Bu önemli bir husus.

 

Okan Murat Öztürk: Devam edecek. Büyük şehir ortamında o geleneğin genç kuşak temsilcilerinden birisi olan İsmail Altunsaray’ı çok takdir ediyorum. Ve bir dileği burda özellikle vurgulamak istiyorum. Ümid ediyorum ki İsmail, İstanbul müzik piyasasının koşulları ne olursa olsun, Neşet Ertaş gibi safiyetini ve cevherini koruyarak ayakta durabilmeyi başarır. Çünkü İsmail bunu başarırsa, Neşet Ertaş’ın bu kültüre yaptığı katkıyı daha da ileri taşımaya aday bir isim. Çok başarılı ve beğendiğim bir üslup, çok değerli bir icracı, çok iyi bir yorumcu. Ama bunları o vermeye çalıştığım mesajı da önemseyerek söylüyorum. Çünkü evet, Neşet Ertaş varolabilmeyi başardı ama bir halk müziği sanatçısı olarak kimlik üzerinden giderek ya da bir politika üzerinden tribünlere oynarayarak, birilerini arkasına alarak, siyasi bir takım mesajlar vererek halk müziği yapmadı hiçbir zaman. Kimseye ne üzerinden oynattı ne de kimsenin borazanı oldu. Neşet Ertaş’ın demin belirttiğimiz üzere batıni bir ruhu var, Bektaşi bir yönü var. Yalın bir müzisyen ve sanatçı duyarlılığıyla onu görmemiz lazım.

Ben cenazesine gittim. Onbinlerce insan yurt içinden yurt dışından, haftaiçi çalışma günü olmasına rağmen oraya geldiler. Bunu hiçbir siyasi hareket yaptıramaz. İnsanlar oraya Neşet Ertaş’ı sevdikleri, ona saygı duydukları ve onun safiyetine inandıkları için geldiler. Belki “bu adam böyle bir insandı, böyle insanlar da var” demek ve bunun mesajını vermek adına oradaydılar.

Emre Dağtaşoğlu: Neşet Ertaş’ın icrası ile ilgili de bir soru sormak istiyorum. Çünkü sık sık onun icrasının çok özel ve önemli olduğundan bahsedilse de bu önemin ve özelliğin nereden kaynaklandığı üzerinde hemen hemen hiç durulmuyor. Neşet Ertaş’ın icrasını özel kılan şeyler nelerdi? Genelde açıklanmadan bırakılan bu hususta neler söylenebilir?

 

Okan Murat Öztürk: Halk müziğinde temel eğitim modeli usta-çırak ilişkisine dayandığı için ustadan öğrendiklerini yinelemek, biraz ona öykünmek ve ona benzemek bu eğitimin bir parçasını oluşturur. Bu da o geleneği sürdüren bir zincir olarak okullaşmayı beraberinde getirir. Neşet Ertaş ise usta-çırak ilişkisiyle yetiştikten sonra köyünden çıkıp büyük şehir ortamına gelmiştir. Burada hayatın belli şoklarıyla karşılaşmış, bedeller ödemiş ve bunların yanısıra müthiş kültürel ve müzikal etkileşimlere açık hale gelmiştir. Bu ortam, dehasında varolan o cevheri geliştirebilmesine imkan vermiştir. Ama Neşet Ertaş’ın köylü özelliklerini ve vasıflarını korurken, dehasını bu etkileşimler ışığında geliştirerek ortaya koyabilmesi onun önemli bir özelliğidir.

İcrasında en bariz farkı yaratan unsur ise Türkiye’nin farklı müzisyenleriyle, farklı yöre müzikleriyle, farklı üsluplarıyla yüzleşmesi ve bunları kendi içinde yeniden sentezleyebilmesidir. Yani Neşet Ertaş’ın üslubunun içerisinde bütün bu farklı etkilerden izlere rastlayabiliriz. Örneğin Mahzuni Şerif’ten, barak müziğinin önemli icracılarından Halit Arapoğlu’ndan ve Bayram Aracı’dan etkiler vardır. Bütün bu etkileşimler Neşet Ertaş’ı “Neşet Ertaş” yapmış ve icracılığındaki büyük farkı, yorumculuğundaki derin yanı, bağlama çalışındaki üstün tekniği var etmiştir.

Bunlara ek olarak, Neşet Ertaş salt melodi çalmaz, aynı zamanda gümbür gümbür sazı döverek vurmalı çalgı gibi kullanır. Çok ilginç tel eşlikleri ve mızrap kullanımlarıyla melodiye armonik eşlikler bulmaya çalışan, okuduğu zaman sazında belli pozisyonlarda pedal tutabilen, adeta bir armonik eşlik ve özel bir dem motifi gibi buluşları olan bir sanatçıdır. Yani sazını mükemmel bir akompanya [accompany: eşlik etmek, refakat etmek] aleti olarak kullanabilen ender müzisyenlerden birisidir. Ritmik yönü çok gelişkindir, buluşları takdire şayandır, melodiye eşlik yapabilecek tarzda bağlamayı kullanabilmesiyle de eşsiz isimlerden bir tanesidir. Büyüklüğü buradan kaynaklanmaktadır.

 

Emre Dağtaşoğlu: Son olarak şunu sormak istiyorum. Yazılan çizilen şeylerde genelde Neşet Ertaş’ın bağlı olduğu gelenek ve bu gelenekten gelen sanatçılar üzerinde durulmakta. Bu ise sanki Neşet Ertaş’ın sadece bu gelenekteki sanatçılar üzerinde etkisi varmış gibi bir izlenim doğurmakta. Siz bir akademisyen, araştırmacı, besteci, aranjör, icracı ve yorumcu olarak günümüzde bu işi en iyi icra eden insanlardan birisiniz. Ben de sizin icranızı bir dinleyici olarak yakından tanıyorum. Üslubunuzda birçok ustanın etkisi var şüphesiz. Ama özellikle Neşet Ertaş’ın icranız üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu merak ediyorum. Bu aynı zamanda Neşet Ertaş’ın sizin gibi sanatçılar üzerinde nasıl bir etkisinin olduğunu anlamak açısından da önem arz etmekte çünkü.

Okan Murat Öztürk: Neşet Ertaş’ın çok bariz bir etkisi var benim icramda. Oğlu Hüseyin benim ortaokul arkadaşım, evlerine gidip gelmiştim. O zamanlar tabi Neşet Ertaş’ı tanımıyordum; orta ikinci sınıf öğrencisiydim. Türkiye’de bugün bağlama çalan hiçbir insan kolay kolay Neşet Ertaş’tan öyle ya da böyle etkilenmeden bağlama çalamaz. Ben çok denemişimdir, Neşet Ertaş’ın çok özel bir hançeresi var, asla başaramadım onu. Hani zenci gırtlağı dediğimiz birşey var ya, herhalde Neşet Ertaş’taki hançere de abdallara, o insanlara mahsus birşey. Biz onun tabiriyle “sonradan bellemelerdeniz”. Kendisi öyle nitelendiriyor, “sonradan bellemeler” diyor. Ama bir yıl önce İTÜ Bağlama Günleri’nde onunla aynı gün sahne aldım. Yıllar sonra Neşet Ertaş’ı ilk defa gördüm. Dışarıda Bengi Bağlama Üçlüsü’nden bizim Özay’la birlikte beklerken, onlar bir grupla sahneden indiler. Arabalarına doğru giderlerken o gruptan ayrıldı ve benim yanıma geldi. Ben şaşırdım, dondum kaldım. Elimi eline aldı ve “senin sazından farklı sesler çıkıyor, seni çok takdir ediyorum, çok beğeniyorum, çalışmalarını severek dinliyorum” dedi. Bu benim için, hatta Türkiye’de bağlama çalan herhangi bir insan için herhalde hayatı boyunca duyabileceği en büyük takdirdir. Bu kadar da olgun bir insandı. Yani Neşet Ertaş sahip olduğu imajla böyle birşey yapmaya ihtiyaç duymayabilirdi ya da beğense bile bunu ifade etme gereği görmeyebilirdi. Bu kadar olgun, bu kadar “insan” birisiydi. Bana bunu söylemiş olması, hayatımda duyduğum, aldığım en büyük payelerden biri ve en güzel hatıralardandır.

 

Emre Dağtaşoğlu: Son olarak söylemek istediğiniz birşey var mı bu konuyla ilgili olarak?

 

Okan Murat Öztürk: Neşet Baba Türkiye için bir insanlık dersidir.. Bütün yokluklar ve yoksulluklarla mücadele etme biçimiyle, tüm bunların arasından damıtılıp bir imbikten süzülerek varolma biçimiyle bir insanlık dersidir. Bugünün Türkiye’sinde herkes birbirinin gırtlağına yapışmışken, Neşet Ertaş’ın yıllarca gönül, sevda, sevgi, aşk demesi, onun insanlara vermeye çalıştığı mesaj adına bence bugün daha da anlam kazanır. Neşet Ertaş, yalnızca bir müzisyen “bir çalgıcı”, “bir düğün müzisyeni” değil, bir halk bilgesi ve hayata karşı gerçekten tecrübeli bir insandır. O yüzden onun söylediği şeylerin benim gözümde kıymeti çoktur. O cenaze gününde tanık olduğum insanların nitelik, sayı ve duruşu zaten bunun en büyük kanıtıdır. Türkiye insanına, doğru bir el uzatılırsa, gönülden bir el uzatılırsa Türkiye insanın bunu anlamaması ve bunun niteliğini farketmemesi gibi birşey söz konusu olamaz.

 

Röportaj: Emre Dağtaşoğlu

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page