Dış Köşe

Elbette devlet suçlu, Pınar Selek suçsuz – Ümit Kıvanç

Pınar Selek, sokak çocukları, seks işçileri, travestilerle ilgileniyordu. Büyük şehrin ve kapitalizmin sokaklara attığı insanların sığındığı ve ürettiği bir atölyede (“Sokak Sanatçıları Atölyesi”) çalışıyordu. 1997’de, Kürt sorunu üzerine çalışmaya başladı. Yoğunluğu düşük, kirliliği yüksek bir savaşın neden, nasıl sürdürüldüğüne kafayı takmıştı. Birçok insanla görüştü, araştırmasını hazırladı. 1998 temmuzunda gözaltına alındı, araştırmasına el kondu, işkence gördü.

Kamuoyu, ahlâk ve fazilet timsali Türk basınının gayretleriyle, bu genç kadını “Mısır Çarşısı bombacısı” olarak tanıdı, ama gerçekte Pınar Selek’in karıştığı herhangi bir silahlı eylem ya da bu tür eylemlere destek, paravan, hazırlık, kamuflaj vs. mahiyetinde herhangi bir faaliyet yoktu. Hiçbir zaman olmadı.

Pınar Selek Mısır Çarşısı’ndaki patlamadan hemen sonra gözaltına alınmış, kendisine bu patlamayla ilgili tek soru sorulmamıştı. Zaten patlamadan hemen sonra polisçe hazırlanan olay yeri inceleme tutanakları ve kriminal laboratuarı raporunda patlamaya bir bombanın yolaçtığına dair hiçbir veri yoktu. Nitekim Polis Olay Yeri İnceleme Sonuç Raporu’nda, “bombaya ait bulgu yok” dendi.

Fakaat! “Örgüt üyesi” olduğu ileri sürülen bir kişi, “bombayı Pınar Selek’le birlikte koyduk” diye ifade vermişti. Acaba niye ve nasıl…

Çünkü bu kişi daha sonra mahkemede Selek’i tanımadığını söyleyecek, daha sonra, sözkonusu patlamayla ilgili davadan beraat edecekti. Demek ki birileri ona işkencede zorla Pınar Selek’in adını verdirmişlerdi. Acaba niye?..

Mısır Çarşısı’na bomba koymaktan insanlar yargılandı, Pınar Selek’in bu yüzden hayatı kaydı, ama gerçekte ortada bomba filan yoktu. Mahkeme üç profesörü bilirkişi tayin etmiş, onlar da patlamaya bombanın değil tüpgaz kaçağının yolaçtığı yolunda rapor vermişlerdi.

Selek yok yere 2,5 yıl hapiste yattıktan sonra, 2000 aralıkta tahliye edildi. Fakat İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü âdetâ işi gücü bırakmış onunla uğraşıyordu. 2001 nisanında mahkemeye yazı yolladılar, yeni bir raporun dosyaya girmesini sağladılar. Raporda, “patlama bombadan kaynaklanmıştır” deniyordu. Mesele yeniden bilirkişilerin önüne gitti. Patlamaya tüpgaz kaçağının yolaçtığı bir defa daha teyit edildi.

2006 haziranında Pınar Selek bu çapsız komplo davasından beraat etti. Meşhur Yargıtay 9. Ceza Dairesi de İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Emniyeti’yle aynı saftaydı; kararı bozdu. 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Selek’i bir defa daha beraat ettirdi. Ve yine karşısında Yargıtay’ı, üstelik bu defa Ceza Genel Kurulu’nu buldu. Yüksek yargı, hayatta eline silah almamış, bomba nedir bilmeyen bir kadının, tüpgaz patlamasına sahne olan Mısır Çarşısı’na bomba koyduğunda ısrarlıydı. “Tez ağırlaştırılmış müebbet verile!” dediler.

Şimdi, 9 şubatta, Selek’i iki defa beraat ettiren 12. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden toplanacak ve Pınar Selek’in hayatının bundan sonrasını nerede nasıl geçireceğine karar verecek.

Bu öykünün pek çok ayrıntısı eksiktir mutlaka. Pınar Selek’in de çalışmasıyla hayata yeniden tutunmaya başlamış insanların çöküntü yaşaması ve dağılması gibi, devleti ve politikacıları asla ilgilendirmeyen mevzulara girmiyoruz bile farkındaysanız. Kimbilir daha ne korkunçluklar vardır. Belki bir tek şunu eklemeli: Selek’in Mısır Çarşısı’ndaki patlamayla herhangi bir alâkası bulunduğuna dair tek kanıt yok. Ayrıca hatırlatayım: Patlama da bomba yüzünden değil!

Şimdi lütfen şöyle bir arkanıza yaslanıp düşünün: Bir devlet bu kadar çok kötü ruha evsahipliği, yardım ve yataklık yapar mı? Pınar Selek’in hayatını karartmak için anlaşılması zor bir ısrarla uğraşan adamların herhangi biri, Selek’in o patlamayla en ufak ilişkisi olduğuna inanıyor mu? Elbette inanmıyorlar. Hattâ inanma-inanmama da değil, biliyorlar onun suçsuzluğunu. Buna rağmen hayatını kahretmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Ve bunlara bizim çalışıp ürettiğimiz değerlerin bir kısmı maaş olarak veriliyor. Aferin devlet!

Bir de ciddî suratlı adamlar televizyonlarda “yargı siyasallaşırsa mazallah, nic’olur halimiz!” diye konuşuyorlar ya!..

Eğer 12. Ağır Ceza Mahkemesi, devlet adına suç işlenmesine direnir ve hakkın hukukun icabını yapar, beraat kararında ısrar ederse, günün birinde bizim de sahici bir yargı sistemine sahip olmamıza giden yola taş döşemiş olacak. Ve, gerçi biz görmeyiz ama, o gün şayet gelirse, topluma ve başka okuryazarlara gözdağı vermek için Pınar Selek’e bu komployu kuranlarla bugünlerin birtakım yüksek yargı mensuplarını birarada yargılanırken görmek güzel olacak.

Bakın, şimdi, en azından çocuklarımıza böyle bir ihtimali armağan etme fikri pek güzel göründü gözüme.

Taraf – 29 Ocak 2011

Kategori: Dış Köşe