Editörün SeçtikleriKültür-SanatManşetTürkiye

[Pandeminin üvey evlatları-1] Önce müzikten vaz geçtik

Dosya Haber: Murat Bayar

*

Pandemiyle birlikte küresel çapta duran ekonominin çarkları, insanları yaşadıkları ülkeye göre farklı oranda etkiledi. Söz gelimi, Almanya tüm vatandaşlarını, ama özellikle sanatçıları, müzisyenleri önceleyen dolgun bir destekle üretimin kısıldığı bu olağanüstü günlerde mağdur etmedi.

Türkiye’deki vatandaşlar ise bu kadar şanslı değildi.

Hali hazırda yaşanan ekonomik daralma dönemine denk gelen pandemide bazı sektör mensupları az da olsa bu zor günlerde desteklenmeye çalışıldı.  Buna karşılık, sigortasız yani kayıt dışı çalışan müzisyenler ise tamamen unutuldu.

Canlı müzik sektörü; enstrümanist ve yorumculardan başka, ses ışık sistemi, teknik, menajerlik, basın ve halkla ilişkiler, güvenlik, lojistik, konaklama, ulaşım, ikram gibi bir dizi branşı da kapsıyor.

Bestekârlar, az da olsa telif gelirleriyle bu durumu daha küçük bir hasarla atlatırken, bir dönem ünlü müzisyenlerin arkasında müzik icra eden isimlerden, kayıt dışı çalışan müzik sektörünün emekçilerine kadar geniş bir kesimin ise adı bile anılmadı.

Önce enstrümanlarını satan pena tutan eller, sonrasında tarım işçiliğinden garsonluğa, kuryeliğe kadar pekçok işte çalışmak zorunda kaldı; bunu da bulamayanlar oldu, hatta gıdaya erişemedikleri zor bir sürece savruldular.

Bazı müzisyenlerin hayatına son vermesi ile anımsamaya başladığımız bu grup için Kültür ve Turizm Bakanlığı, öncelikle müzisyenlik kimliğinin ispat şartını aradı. Ve bazı meslek örgütlerinden bu konuda yardım istedi.

1 Haziran’da başlatılan “kontrollü normalleşme” döneminde ise müzik emekçileri yine unutuldu. Buna karşın sosyal medyada #gözünüyumma, #sahnenesahipcık kampanyası başlatırken, şarkıcı Haluk Levent’in kurduğu AHBAP adlı yardım organizasyonu da elektrik, su, doğalgaz gibi zorunlu harcamalarını karşılayamayan müzisyenlere destek vereceklerini açıkladı.

Çağrıların merkezindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı ise, 2 Haziran’da bir açıklama yaparak, kültür ve sanat emekçilerine tek seferlik 3 bin TL. yardım yapacağını bildirdi.

Derin Yoksulluk Ağı Platformu kurucusu Hacer Foggo, gıdaya erişemeyen müzisyen ve sanatçılara işaret ederek, “Bürokrasi ve prosedürler bir tarafa bırakılsın, acilen koşulsuz, şartsız can suyu verilsin” diyor.

Bir müzisyenin Anamur’dan yardım çığlığı!

Müzisyen Şükrü Serin, 52 yaşında.

Grubundan ayrıldıktan sonra, son 10 yıldır Ege’de ve Akdeniz’deki turizm tesislerinde, gitar ve armonika çalıp, İngilizce sözlü şarkılarla sahne almış. Tüm kariyeri boyunca işyerleri sigorta yapmaktan imtina ettiği için, kayıt dışı çalışmak zorunda kalmış.

İşsiz kaldığı pandeminin ilk aylarında birikmiş parası eriyince, kira vermemek için Antalya’dan, Mersin’in Anamur ilçesine bağlı kırsaldaki, bir yakının boş evine çıkmış.

Çıkmamış da, adeta sıkışmış.

İlk altı ay, pek çok müzisyen gibi tabletini ve müzik aletlerini satmış. Son üç aydır ise eş dostun küçük yardımlarıyla yaşabiliyor: “Tıkandım. Bir müzisyen için yardım istemek çok zor.”

Sosyal medya üzerinden, “Müzik Susmasın” projesine başvurmuş, ancak bu girişimi de olumsuz sonuçlanmış.

Bin liralık sosyal yardıma başvurmak istediğinde ise sahnede çekilmiş video ve bir meslek örgütü üyeliği ön şartını aşamamış. Meslek örgütü üyelik için kendisinden 600 lira istemiş.

‘Sadece proje karşılığı destek veriliyor!’

MÜYORBİR (Müzik Yorumcuları Meslek Birliği) Başkanı Burhan Şeşen ise  sahneden istenen görselin yanlış anlaşıldığını ifade ediyor. Şeşen, Kültür Bakanlığı’nın, mevzuat gereği sadece bir proje karşılığında destek verdiğini, hizmet almadan, hibe ya da bağış yapmadığını vurguluyor. “Bunun için de, mecburen müzikte her meslek birliği, takip ettiği hak sahiplerine uygun projeler geliştirdi. Mesela biz MÜYORBİR olarak üyelerimizden sahneye çıktıkları ilk günü anlatan kısa bir yazı istedik ki, bunun karşılığında bir ödeme yapabilelim.”

Sen misin yardım isteyen!

Kırsalda bulunduğu için, şehirlerdeki müzisyenlerden de imkânlardan da uzak kalan Şükrü Serin, e-devlet üzerinden Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün, müzisyenlere nakdi ya da gıda yardımı yaptığını öğreniyor.

Alanya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nı arıyor. Vakıf görevlileri, bizzat Alanya’ya gelip form doldurmasını istiyor. Anamur’dan Alanya’ya gelemeyeceğini telefonda anlatmaya çalışıyor ama olmuyor: “Telefondaki muhataplarım soğuk ve aşağılayıcı konuştular. Ve gidemedim.”

Alanya’da, Antalya’da, Didim’de, Kuşadası’nda pek çok meslektaşının kendisiyle aynı durumda olduğunu belirten Serin, farklı işlerde çalışmayı denemişse de yapamamış: “Birkaç defa, bu mevsimsel tarım işçiliğini denedim ama zordu. 52 yaşındayım.”

Nilüfer Verdi: Müzisyenler yok sayıldı!

Caz sanatçısı Nilüfer Verdi’nin içini en çok, Almanya’daki öğrencisinin, “Burada müzisyenlere ciddi maaşlar ödeniyor. İzninizle sizinle paylaşayım” sözü acıtmış.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) iki  ay önce kentin çeşitli yerlerine sahneler kurarak yapmayı planladığı konser dizisine, müracaat etmiş, uygun da bulunmuş. “Sokak kısıtlarından sonra, pandeminin yavaşlamasıyla gerekli bilgiyi vereceğiz” denilmiş, şimdilerdeyse haber bekliyor.

Verdi, Müzik Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği (MSG) üyesi. Bu meslek birliğine üyelik ön koşulunu, bir CD ya da beste sahibi olmak şeklinde özetliyor.

Caz Sanatçısı Verdi ve çevresindeki müzisyenler, hiçbir kurum ya da kuruluştan ne yardım görmüş, ne de destek almış. En çok da, hiçbir yerde müzisyenlerin adının bile anılmaması, yok sayılması üzmüş onları:  “Tiyatrocuların, en azından adı anıldı. Sonrasında desteklendiler de.”

‘Star’lık müessesi müzik emekçisini nefessiz bıraktı’

Medyanın çok uzun bir süre müzisyenlerin adını bile anmaması ile “Yok muyuz?” diye düşündüklerini anlatırken, bu durumu müzik sektöründeki gelir adaletsizliğine bağlıyor.

“Pop ya da arabesk yıldızlarına eşlik eden müzisyenler var. Starlar yüksek rakamlara çalışıp, ‘Bize yardım edin’ demedikleri için, onlara eşlik edenler de seslerini çıkaramadı. Buna karşın tiyatro emekçilerinde, müzikte olduğu gibi bir gelir adaletsizliği yoktur.”

Tiyatrocuların tek ses olduğunu kaydeden Verdi, müzisyenlerin aynı birlikteliği sağlayamasının zor olduğu görüşünde: “Star’lık müessesi bizi sessiz ve nefessiz bıraktı.”

‘Müzisyen sahnedeyken yaşar’

1,5 yıldır devam eden pandeminin son iki ayında müzisyenleri, intiharlarla anımsamaya başladıklarını kaydeden Nilüfer Verdi, “müzisyenlerin çoğu, içine kapanık, gururlu ve naiftir. İntiharların yanı sıra, böyle çok sayıda sanatçının psikolojisi de son derece bozuk” derken ekliyor: “Biz, sahnedeyken, çalabildiğimizde var oluruz. Hep, bir sonraki performansa kadar akvaryumda, sonraki sahnenin hayaliyle yaşarız.”

Verdi, kimseden yardım gelmeyeceğini düşünüp, bir grup müzisyenle çözüm aramayı denemiş. Bir havuz oluşturarak, gıdaya erişemeyen müzisyenlere destek olmak istemişlerse de başaramamışlar.

MÜYORBİR: Çaresiz kaldık

MÜYORBİR Başkanı Burhan Şeşen de salgının en çok vurduğu sektörde, canlı müzik sektöründe çalışan yüz binlerce insanın ise resmen açlıkla baş etmeye çalıştığını kaydederken kendini aciz hissettiğini anlatıyor.

Meslek Birlikleri’nin asıl işlerinin lisanslama olduğunu belirten Şeşen, elde edilen gelirin de, dağıtım yönergesine göre üyelere dağıtıldığına işaret ederek “Ne kasamızda böyle bir fon ne de genel kurullardan geçmiş böyle bir irade söz konusu” diyor.

İcracılar, enstrümanlarını sattı’

Şeşen, bu dönemde müzik icracılarının birçoğunun enstrümanını satıp, başka işlere yöneldiğini, aile içi yardımlaşma ve dayanışmanın önem kazandığına işaret ediyor: “Gönül isterdi ki sosyal bir devletimiz olsun ve diğer ülkelerin sanatçıya ve sanat kuruluşlarına yaptıkları destekler gibi ülkemizde de bizlere böyle destekler verilsin ama maalesef olmadı.”

‘Pandemi, sektörün röntgenini çekti’

Türkiye’de müzik endüstrisinin kayıt dışı çalışan neferlerinin sayısının, ilk kez pandemiyle birlikte anlaşıldığı tespitini yapan, MÜYORBİR Başkanı, Kültür Bakanlığı’nın “Müzik Susmasın” destek paketinin bir faydasının da, 30 bine yakın müzisyeni kayıt altına alması olarak değerlendiriyor.

Sektörle ilgili sıkıntıların fazlalığından bunalmış durumda olduğunu kaydeden Burhan Şeşen, “Emeklilikleri sağlık sigortaları sosyal güvenceleri yok müzisyenlerin. Sadece TC kimlik numaraları var maalesef. Yapacak o kadar çok şey var ki. Hangi birinden başlayacağımızı bilemiyorum” sözleriyle çaresizliğini ifade ediyor.

Sektör mensupları, Tarkan ve Sezen Aksu gibi yıldızların 2020 yılı telif gelirlerini, zor durumdaki müzik emekçilerine bağışladıklarını konuşuyor.

POPSAV’ın topladığı 300 bin lirayı müzisyenlere dağıttığı bilgilerini ise, yanıt alamadığımız için ne Başkan Ömür Gedik’ten, ne de POPSAV’dan doğrulatamıyoruz.

Deniz İzgi: Meslek örgütleri parçalanmış, etkisiz

Müzisyen Deniz İzgi, sosyal yardım projelerinin müzisyen olduğunu ispat etme hedefi taşıdığını, meslek örgütlerinin ise parçalanmış olması nedeniyle etkisiz kaldığını savunuyor.

İzgi, MSG, MÜYORBİR, POPSAV veya MESAM’a üyelik gerektiğini ya da bu dört kuruluştan birinin onayını almayan, kişinin müzisyen olduğunu ispatlayamadığına dikkat çekiyor. Kişinin, müzisyenliğini ispatlama psikolojisi bir yana, bin lira yardım için 200-300 liralık gitar tellerini, en ucuzu 30 bin liralık orgunu ortaya koyarak; kendini göstermeye mahkûm edildiğini anlatıyor.

İzgi, Ümit Utku adlı bir gazetecinin, geçmişte eski başbakan ve cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel’i ikna edip, kayıt dışı çok sayıda müzisyen ve figürana SSK yaptırdığına, böylece dört meslek örgütünden fazla iş yaptığına işaret ediyor.

MESAM: Eğlence rüsumunu verseler mağdur olmayız

MESAM Yönetim Kurulu Üyesi Ali Haydar Timisi de  bakanlığın yardım projesinin, “Müzisyen misin?” sorusuna yanıt aradığı görüşünde.TRT bandrolü gibi devlete ödenen telif hakları ve uluslararası harçların, ana kaynağının belediyelerin topladığı, eğlence rüsumunun anahtar olduğunu vurgulan Timisi, “Bunlar sanatçıların hakkıydı. Sadece bu payları bile verseler, hiçbir müzik emekçisi mağdur olmayacaktı” diye konuşuyor.

‘Eser sahiplerinin yüzde 70’i, 125 liranın altında kazanıyor’

MESAM’da eser sahibi yaklaşık üç bin üye ve 10 bin de üyelik kriterlerini dolduramamış bestekâr bulunuyor.

Çünkü üç bin liralık telif geliri elde eden, iki yıl içinde asil üye olabiliyor. Buna karşın, bestekârların yüzde 70’inin aylık geliri 125 liranın altında.

Meslek örgütlerine üye olmayanların hem sigortaları olmuyor, hem de yasal güvenceleri işlemiyor. 10 yıllık yönetimi döneminde Timisi, oluşturduğu fon ile iki bin üyeye ücretsiz sağlık sigortası yapmış.

‘Tatlıses’in hastane masrafını MESAM sigortası ödedi’

İbrahim Tatlıses’in vurulması olayında üm hastane masrafını da, MESAM’ın yaptığı sağlık sigortası karşılamış. Timisi, kuruma yıllık, bin 500 ile 2 bin lira gelir getirmeyene bu hizmeti veremediklerini, sigortanın tabana yayılması gerektiğini kaydediyor. Bu konuda, kaynağın da hazır olduğuna işaret ediyor:

“Sosyal devletin doldurması gereken, özel kopyalama harcı, cep telefonlarından, belediyelerden eğlence rüsumu, sanatçıların hakkı. Ancak sistem bunu sanatçıya vermiyor.”

Murat Ertel/Baba Zula: En küçük bir krizde kültürden vazgeçiliyor!

Baba Zula grubunun kurucularından Murat Ertel, Avrupa ülkeleri ve ABD ile Türkiye arasında uçurum olduğu tespitini yapıyor.

Bu ülkelerde müzisyenlerin el üstünde tutulduğunu, Fransa’da altı konserin altına düşen her müzisyenin, otomatikman sosyal yardıma bağlandığını anlatan Zula, Türkiye’de ise, çok sayıda kurum, sendika ve meslek birliği olmasına karşın, kayıtlı müzik emekçilerine bile yardım yapılmazken, ayrıcalıklı bir kesimin yaratıldığına işaret ediyor: “1 liralık bir maskeyi bile dağıtamayan bir sistem müzisyenleri de düşünmeyecekti. Düşünülenler de zaten belli nedenlerle ayrıcalıklı olan bir takım insanlardı.”

Duygudaşlık sunan, müziği birleştiren bir olgu olarak sunanların, yalnız bırakılmasının acı bir durum, olduğunu belirten Ertel, enstrümanını satan ve meslek değiştiren çok sayıda meslektaşı olduğunu, kendi adına da, “Müzikle devam edebilecek miyim?” endişesi taşıdığını kaydediyor.

Savaş sırasında, bile insanların müziğe sığındığına işaret eden, Ertel, sanki seyirci varmış gibi tüm konser salonlarında konser ve etkinliklerin devam ettirilip, TV’den yayımlanmasını öneriyor ve sendika ya da meslek birliklerine üye olan, müzik emekçilerine belli bir yardımın garanti edilmesini talep ediyor.

STK’ların güçlenmesi gerektiğini belirten Ertel, MESAM ve MSG’nin birleşmesi gibi tüm sektörün, asgari müşterekte buluşarak, birleşmeye çağırıyor.

Sanal ortamda, açık havada konser önerisi 

Ertel’in bir de çözüm önerisi var. İşe, “kaç müzisyen var” diye veri toplayarak başlanması gerektiğini vurguluyor. Sonra, STK’ler eliyle, sanal ortamda yayınlanmak üzere, müzisyenlerin belli başlı mekânlardan buna devam edebilecekleri gibi, açık hava konserleri yapılmasını öneriyor.

Belediye eliyle mahalle aralarında dolaşan müzisyenlerin istihdam edilmesini, bütçe yoksa ödemenin para dışında yardımlarla yapılmasını da öneren Murat Ertel, sanatçıların, kurum ve derneklerin ittifakı ile bunu aşabileceğini belirtiyor:

“Müzisyenlerin yaşadıkları tüm toplum tarafından da yaşanacaktır. İnsanlar arasına mesafeler yaratmak değil, birleştirmek gerekiyor.”

İzmir Müzisyenler Derneği: Her gün bir mum yakmaya çalışıyoruz!

İzmir Müzisyenler Derneği’nden Oktay Çaparoğlu da kendi derneğinin iki aylık kirasını bile ödeyememişken, binden fazla müzisyene nakdi yardım, yine bir o kadar da, askıda fatura uygulamasıyla, borçlarının ödendiğini söylüyor: “Şikayet etmek yerine her gün yeni bir mum yakmaya çalışıyoruz!”

Çaparoğlu, işe 2014’te mülteci dayanışması için bir çağrıyla ve yemeklerini paylaşarak başlamış. Mültecilerin, aşama aşama evlere yerleşmesini sağladıktan sonra dayanışma çalışmaları süreç içinde kültür ve sanata dönüşmüş.

Müziğin iyileştirici gücünden hareketle, binden fazla kadın, çocuk ve gençlerle müzik çalışması yapıp, onlara enstrüman hediye etmiş.

10 binden fazla oyuncak köprüsü gerçekleştirmiş, 2,5 ay Suruç’ta kalarak, kadın üretim atölyeleri kurulmuş. Yine bu dönemde, tekstil atölyelerinin iplik gibi ihtiyaçlarını karşılayarak, çok zor durumdaki kadın ve çocuklara gelir sağlanmış. 10 yıldır, engellilerle, mültecilerle, barışsever ve tüm mağdurlarla dayanışma halindeki derneğin yardım yelpazesi müzisyenleri aşmış.

Pandemiyle birlikte dernek, son bir yıldır, gıdaya erişemeyenlere odaklanarak, İzmir’de binden fazla müzisyene ulaşmış. İzmir Büyükşehir Belediyesi eliyle, binden fazla müzisyene erzak dağıtılırken, bin 200 kişiye 5 yüz ile bin TL hibe verilmiş.

Acil durumdaki müzisyenlere, kendi imkânlarıyla, alışveriş kartı ve nakdi yardımın yanı sıra, Buca Dayanışma Platformu gibi yerlere de katkı sunulmuş. KESK’e bağlı sendikalar bütçe oluşturup, askıda fatura ödemesi yaparken, altı  haftada 800’ün üzerinde fatura ödenmiş.

Çaparoğlu, müziğin hayatın kendisi olduğunu anlatıyor: “Müzisyenlerin, mağdurlarla ilgili bu çabası topluma değdiğinde çok daha büyük etki yaratıyor. Son bir yılda, dokunduğumuz her yerde, grevlerde bile müziğin yayıldığını gözlemledik. Müzik hayattan beslenen ve hayatın bütününü ifade eden bir güzellik.”

Müzik birleştiricidir!

İzmir Müzisyenler Derneği, ayrıca çok dilli bir koro oluşturmuş. Çaparoğlu, Ülkücü üyenin Kürtçe, sadece Türkçe bilen üyenin ise Arapça şarkı söylerken, müziğin evrensel birleştirici gücünden yararlandıklarına işaret ediyor.

Şikâyet etmek yerine, hayatı değiştirmeye, sıfır bütçeyle bir mum yakmaya çalıştıklarını anlatan Çaparoğlu, “Bunun olabilirliğini gördük” diyor.

Dernek, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurumlara girip sosyal hizmet götürürken, çocuk yuvasında ya da hastanede müzik yapıyor.

Toplumsal muhalefetin, bu zor günlerde, iktidarın gündemine odaklanarak, izleyici rolüne büründüğünü söyleyen, Çaparoğlu, üretim odaklı olunca, tüm kapıların açılacağını vurguluyor.

Çiğdem Aksüt: Müzisyenler yurt dışına gitmeye çalışıyor!

Müzisyen Çiğdem Aksüt, müzisyenlerin yardımla ilgili inancını da yitirdiğini ve gıdaya erişemeyen pek çok müzisyene hiçbir yardım yapılmadığını ifade ederek, MESAM’a üye olan müzisyenlere ödenen telifin de ortada olduğunu kaydediyor.

Aksüt, müzisyenlerin birlik olamadığı için sıkıntıların yaşandığını belirtiyor: “Kendinizi koruyamayınca, sistem de size sahip çıkmıyor.”

Ünlü grupların gitaristlerinden solistlerine kadar, bir zamanlar topluluklar önünde övgülere mazhar olan pek çok müzisyenin garsonluğa başladığına tanıklık eden Aksüt, bir kısmının da evde kayıt yapıp, sosyal medyaya müziklerini yükleyerek, yardım çığlığı attığına dikkat çekiyor.

Pandemi döneminde kamuoyunda sanatçının, müzisyenin ağırlığının kalmadığını,  böyle olunca da, müzik emekçisinin sesinin çıkamadığı tespitini yapan Aksüt, kayıt dışı, asgari ücretin de altında çalışmamak için yemek yemekten vazgeçenlerin olduğunu ve çok sayıda müzisyenin, Türkiye’yi terk ederek, sanatçıya değer veren ülkelere gitmeye çalıştığını ifade ediyor.

Ertuğrul Günay: Kopyalama harcı, müzisyene dağıtılsın!

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, salgınla ilgili önlemlerin, toplumun her kesimi için eşit ve adil biçimde uygulanamadığını, müzisyen ve sahne emekçilerinin günlük geçimlerini sağlayacakları alan ve imkânların sürekli kısıtlandığını ve bu alanlarda çalışanların yaşamını sürdürme güçlüğü yaşadığını ifade ediyor.

Dünyanın bazı ülkelerinde, gelişmişlik ve sosyal devlet anlayışları ölçülerinde, salgında çalışamayanlara makul yardımlar yapılırken, Türkiye’nin bu konuda da çok geride kaldığını kaydeden Günay, bakanlıkça sağlanan son derece küçük desteklerin de yeterli olmayacağını hatırlatıyor: “Türkiye’de geçim koşulları düşünüldüğünde ve Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında bu rakamların yetersiz, hatta ciddiye alınabilir olmadığı açıktır.”

Müzik emekçilerine desteğin yol haritası

Günay, devletin meslek ve telif örgütleriyle birlikte daha kapsamlı bir yardım kaynağını seferber edebileceğine, halen de bunun yapılabileceğine işaret ediyor: “Örneğin Bakanlığın topladığı ‘kopyalama harcı’ salgın süresince bu destek amacına tahsis edilebilir.”

Yerel yönetimlerin, önümüzdeki yaz aylarında yardım, dayanışma ve destek projelerinin özendirilebileceğini, salgın önlemleri alınarak, açık hava etkinliklerinin yapılmasının gerektiğini vurgulayan Günay’ın yol haritası şöyle:

“Telif örgütleri ve varlıklı sanatçılarla işbirliğiyle, en zor durumda olanlardan başlanarak, kapsamlı bir destek fonu devreye sokulabilir. Bazı önemli ve değerli sanatçılarımızın -sayıları az da olsa- bu alanda örnek davranışlar sergilediğini ve sergileyebileceğini tahmin edebiliyorum.

Ayrıca bu yardımların, bireylerin onurları, sanatçı duyarlılıkları ve saygınlıklarına özen gösterilerek yapılmasını da çok önemsiyorum.

Bu alanlarda yapılması gerekenlerde geç kalındığı açıktır. Ancak salgının sürdüğü ve daha da süreceği göz önünde tutularak, bundan sonrası için daha akılcı ve hakkaniyetli yeni yol ve yöntemler düşünülmesi ihmal edilmemelidir. Unutmayalım ki, bu salgın döneminin yarattığı maddi ve manevi çöküntüden çıkmakta yine en büyük dayanağımız, başta müzik olmak üzere sanat ve sanatçılar olacaktır.”