Ana Sayfa Blog Sayfa 878

Caferbey’de çöp tesisinin ÇED davası görüldü: Bu bir lokma ekmeğe muhtaç olma davası

Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin vazgeçmediği çöp tesisine karşı direnen köylüler bugün de Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) kapsam dışı davasının iptaline ilişkin duruşmada köyleri için mücadelelerine devam etti. Katı atık depolama tesisinde bir ÇED süreci işletilmemesi nedeniyle verilen ve tesisi ÇED sürecinden muaf tutan ‘ÇED kapsam dışı‘ kararının iptali için köylüler tarafından açılan dava bugün Manisa Adliyesi‘nde görüldü.

Salihli Çevre Derneği’ne üye isimler ve vatandaşların katıldığı duruşma öncesinde konuya ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirilirken vatandaşlar da tarım arazilerinin olduğu bölgede kesinlikle çöp istemedikleri yönündeki taleplerini yinelediler.

Köylülerin Avukatı Yıldıray Çıvgın söz konusu havzanın çöp tesisine açılmasıyla ilgili idare tarafından kamu yararının gözetilmediğini vurgulayarak “Bu tarım arazilerine bu tesisin yapılması gıda yönünden dışa bağımlılığımızı arttıracak ve halkın açlığa mahkum edilmesine yol açacak. Halkın açlığa mahkum edilmemesi için elimizden geleni yapacağız. Köylülerin haklarını savunmaya devam edeceğiz” dedi.

‘Bu vicdansız kararları verenler bir gün yargı karşısına çıkacaklar’

Salihli Çevre Derneği Başkanı ve davanın avukatı Seçil Ege Değerli ise “Bu vicdansız kararlara her zaman direneceğiz” diyerek sözlerine başladı. Değerli, söz konusu projeye karşı neden direndiklerini de şu sözlerle anlattı:

“Halkın sağlıklı beslenme ve temiz su kullanma hakkını savunuyoruz. Bu proje sadece çöp atık tesisi ile ilgili bir proje değildir. Bu dava bu ülkenin tarımsal olarak dışa bağımlılığının da önünü açan projelerden birinin davasıdır. Bu insanların yiyecek bir lokma ekmeğe muhtaç kalmama davasıdır. Biliyoruz ki bir gün bu davalar kazanıldığında haksız ve vicdansız kararları verenler bir gün yargı önüne çıkacaklar.”

Ne olmuştu?

Caferbeyliler söz konusu çöp tesisine hem mera alanlarını etkileyeceği hem de sularını kirleteceği nedeniyle uzun bir süredir karşı çıkıyorlar.

Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin çöp tesisi projesine karşı direnen köylüler hakkında da 24 Şubat’ta dava açılmıştı.

25 Mayıs’ta da çöp tesisine karşı direnen Caferbeyliler hakkında açılan davanın ikinci duruşması görülmüş, köylülerin avukatı Çıvgın, davada verilecek ara kararın zaten önceden verildiğini ve bunun fark edilmesi üzerine reddi hakim talebinde bulunduklarını belirtmişti. 

Köylüler Kasım 2021’de iş makinelerinin alana girişini engellemek için de günlerce nöbet tutmuşlardı.

Marmara Gölü’nü kurtarmak için Ombudsman’a başvuru yapıldı

Doğa Derneği, yasal düzenlemelere aykırı uygulamaları nedeniyle Marmara Gölü’nün kurumasına yol açan Tarım ve Orman Bakanlığı hakkında Ombudsman’a (Kamu Denetçiliği Kurumu) başvuruda bulundu. “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan”, Marmara Gölü, uluslararası sözleşmelere göre koruma altında olması gereken bir ekosistem olmasına karşın yanlış su politikaları yüzünden neredeyse tamamen kurutulmuştu.

Ombudsman, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve önerilerde bulunmakla görevlendirilmiş bir kamu tüzel kişiliği.

Kuruma yapılan başvuruda, idarenin doğa ve insan haklarına aykırı tutum ve davranışlarını sonlandırarak, Marmara Gölü’nün yasal mevzuata uygun bir şekilde korunmasını sağlaması ve gölün eski haline dönmesi için gölü besleyen kanallardan su verilmesi talep ediliyor.

İlgili haber: Manisa’nın kuş cenneti, Marmara Gölü göz göre göre yok oluyor
İlgili haber: Dünya Su Günü’nde Gördeslilerden çağrı: Marmara Gölü çöl olmasın, göle su bırakın!

184 önemli kuş alanı ve 305 önemli doğa alanından biri

Manisa’daki Marmara Gölü, barındırdığı biyolojik ve kültürel değerleriyle ender bulunan sulak alanlardan biri. 2017 yılında Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan olarak tescillenen göl,  Ramsar Sözleşmesi kapsamında hazırlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümlerine göre de mutlak koruma altında olması gereken bir sulak alan ekosistemi. Kuşlar açısından önemli bir konaklama, beslenme ve üreme alanı olan Marmara Gölü, Türkiye’deki 184 Önemli Kuş Alanı’ndan ve 305 Önemli Doğa Alanı’ndan biri.

Geçen yıllara kadar kış aylarında gölde yaklaşık 65 bin su kuşu görülmekteydi. Nesli tehlike altına girmeye yakın olan tepeli pelikan Pelecanus crispus türünün dünya nüfusunun %9’u kış aylarında Marmara Gölü’nde beslenmekte ve kışı burada geçirmekteydi. Alana Önemli Doğa Alanı statüsünü kazandıran, göle ve Türkiye’ye endemik balık türleri için de yaşam alanıydı. 2011 yılından 2021 yılına kadar geçen 10 yıllık süreçte, yanlış planlama ve uygulamalar sebebiyle, göl yüzey alanının %98,18’lik bir kısmı yok oldu.

Balıkçı aileleri göç etmek zorunda kaldı.

Gölün ana besleme kaynağı Gördes Çayı’nın göle ulaşması, DSİ’nin yaptığı Gördes Barajı nedeniyle engellendi. Gediz Nehri’nden göle su pompalanması için kullanılabilecek olan Ahmetli Regülatörü de yine İdare tarafından çalıştırılmıyor. Kurumadan dolayı sadece biyoçeşitlilik değil, göl kıyısındaki sosyo-ekonomik yaşam da tahrip oldu. Kooperatif eliyle yürütülen balıkçılık tamamen sona erdi. Bu nedenle yöredeki kimi balıkçı aileleri bölgeden göç etmek zorunda kaldı.

İlgili haber: Türkiye’nin ilk iklim davası, Marmara Gölü’nün balıkçıları adına açıldı

İklim krizinin olumsuz sonuçlarını derinleştiriyor

Başvuruyu yapan Doğa Derneği hukuk danışmanı Av. Cem Altıparmak, şunları söyledi:

“Kamu İdaresinin hatalı kararları, ihmali ve plansızlığı sebebiyle Marmara Gölü’nün kurumuş olması, iklim krizinin olumsuz sonuçlarını derinleştiren bir etkiye yol açıyor. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması ve doğanın haklarının korunması için Kamu Denetçiliği Kurumu’na yaptığımız başvuru, Türkiye için de bir ilk. Bu başvuru, doğanın hakları için çalışan sivil toplum kuruluşlarının savunuculuk faaliyetlerine olumlu bir katkı sağlayacak. Marmara Gölü’ne ivedilikle su verilmesi ve göl çevresindeki su tüketiminin azaltılması için başvurumuzun olumlu sonuçlanmasını bekliyoruz.”

 

Marmaris’te ekokırıma karşı mücadele edenler ifade verdi: Bu kentin halkı onların kulu kölesi değil!

Muğla’nın Marmaris ilçesi İçmeler Kızılbük‘te Sinpaş GYO A.Ş. ve Kızılbük GYO A.Ş tarafından inşaatı süren resort otel ve devre mülk projesine karşı mücadele eden Marmaris Kent Konseyi üyeleri bugün şikayet üzerine ifade verdi.

Marmaris Kent Konseyi üyeleri uzun bir süredir inşaat alanı açarak beton doldurmak için denizi, ormanı, canlıları, tüm bölge ekosistemini hiçe sayarak patlatılan dinamitlerle Kızılbük Koyu‘nda yaşanan ekokırımı durdurmak için mücadele ediyorlar. Haziran başında HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Marmaris Kent Konseyi üyeleri ve çevreciler ile birlikte dün inşaat alanına gitmiş, inşaat alanına bir kilometre uzakta kurulan bariyerler nedeniyle kamusal alan olan ormanlık alanına alınmadıklarını ifade etmişti. Çepni o gün şu ifadeleri kullanmıştı:

“Sinpaş denen şirket, sanki devletin sahibi gibi burada büyük bir özgüvenle, rahatlıkla bu inşaatı devam ettiriyor; denizi katlediyor, ekosistemi katlediyor ve burayı işgal ediyor… Burada devlet eli ile bir suç işleniyor… Bu suça ortak olan herkes, ama bugün, ama yarın mutlaka hesap verecek.”

‘Bu kenti kim yönetiyor?’

Marmaris Kent Konseyi Ekolojik Mücadele Komitesi üyeleri bugün ifade vermeden önce kamuoyuna yıkımın boyutunu ve kente sahip çıkılması gerektiğini vurgulayarak şu sözlerle seslendi:

“Ne kadar acıdır ki; tüm video görüntülerine ve yapılan açıklamalara rağmen dinamit kullanarak doğamızı katleden, kıyılarımıza iş makineleri ile yol açan, hafriyatı denize boşaltıp dolgu yapan, inşaat yasağına uymayan ve milli park alanını kesilen tüm cezalara rağmen bugün dahi işgal etmeye devam eden Sinpaş/Kızılbük inşaatına hiçbir kurum dur diyememiştir. Herkesin gözü önünde ve bilgisi dâhilinde gerçekleştirilen bu kanunsuzluk insanın aklına şu soruyu getiriyor. Bu kenti kim yönetiyor?”

‘Siz muhalif gazetecilere demeç veriyorsunuz’

Komite’nin yaptığı şikayetlere dayanarak Savcılık tarafından atanan bilirkişinin “25 dönüm milli park alanı tahrip edilmiş ve yol açılmıştır” raporunun üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen soruşturmanın davaya dönüşmemiş olmasına tepki gösteren vatandaşlar “Bu süre içinde milli park alanı son görüntülere göre bir kat daha tahrip edilmiştir. Ayrıca kanunsuz olarak işgal ettikleri milli park alanına girişleri engelleyen ‘siz muhalif ve solcu gazetecilere demeç veriyorsunuz’ diyerek işledikleri suçu, bizi ‘kriminalize’ ederek bertaraf etmeye çalışan ve ‘çalışanları zor tutuyoruz’ diyerek tehdit ettikleri için şirket sorumluları aleyhine yaptığımız şikayetlerin, video görüntüleri de olmasına rağmen hâlâ bir sonuç alınamamıştır” dedi.

Söz konusu mücadele edenler olunca sistemin tıkır tıkır çalıştığının belirtildiği açıklamada konunun kamuoyuna mal olduğu için gelen her konuk ve davet edilenlerin doğal olarak talan edilen alanı ve tahribatı kendi gözleri ile görmek istedikleri aktarıldı. Açıklamada Murat Çepni’nin ziyaretine ilişkin ise şunlar söylendi:

“En son HDP milletvekili Murat Çepni alanı görmek istemiş bunun üzerine bir grup vatandaş ile milli park alanına gitmeleri üzerine yine şirket sorumluları tarafından görevlendirilen kapıdaki kişilerin direnci ve kapının kapalı olması sebebiyle yaşanan sözlü tartışmaların sonucunda alana girilmiş ve vekil tarafından bir açıklama yapılmıştır. Fakat şirket ‘Şantiye alanımıza girdiler, malıma zarar verdiler, Su’yu silah olarak kullandılar’ bahaneleriyle yine suçlarını bastırmaya çalışmışlardır.”

‘Bu kentin halkı onların kulu, kölesi değil’

Polis tutanağındaki sayının üstünde bir sayı bildirilmesinin bilinçli olarak kendilerini mağdur konumuna sokmaya çalışarak iftira atmak çabası olduğunun ifade edildiği açıklamada şu sözlerle tepkiler dile getirildi:

Ama şunu unutmasınlar: Vermiş olduğumuz çevre mücadelesini bu şekilde yalanla, iftira ve korkutmayla sonlandıramazlar. Birileri sesini çıkartmıyor, yasaları herkese eşit biçimde uygulamıyor olabilir. Yandaşlıkla sessiz kalanlar da olabilir ama bu kentin halkı onların kulu kölesi değildir.

Fotoğraf: Bahadır Özgür/Twitter

‘O kapı sizin şantiye sahanız değil’

Sinpaş’a içeri alınmadıkları kapının şirketin şantiye sahası olmadığının hatırlatıldığı Marmaris Kent Konseyi üyeleri tarafından yapılan basın açıklamasında, “Orası bir milli park ve siz orayı işgal ediyorsunuz. Sizin inşaat sahanız 750 metre geride. Bunu siz de biliyorsunuz. Eğer öyle olmasa ilgili kurum bu konuda ceza kesemez ve suç duyurusunda bulunamazdı. Yani şirket olarak Anayasamızın 23. maddesine aykırı biçimde Marmaris halkının seyahat özgürlüğünü kısıtlıyorsunuz (TCK’ nun 109/1.2 ve 3b maddelerini ihlal ediyorsunuz). Ayrıca “kendinizi polis, jandarma, orman veya milli park görevlisi yerine koyarak” TCK’ nun 262.maddesine girecek şekilde kamu görevini usulsüz olarak üstlenme suçu işleyerek alana girmek isteyenlerin önüne set çekiyorsunuz ve engel oluyorsunuz” denildi. Yapılan açıklamada şirketin ayrıca işlediği belirtilen suçlar şöyle sıralandı:

“Yine milli parka girmek isteyen vatandaşları ‘çalışanları tedirgin ediyorsunuz, onları zor tutuyoruz, gidin buradan‘ diyerek TCK’ nun 106/1. ve 2/c maddeleri giren tehdit suçunu işliyorsunuz. Milli park alanında dinamit atıyorsunuz, kıyıya yol açıyorsunuz, denizi dolduruyorsunuz, inşaat yasağına uymuyorsunuz ve milli park alanını tahrip etmeye devam ediyorsunuz. Buradan tutanakta imzası olan polisleri de bilgilendirmek istiyoruz. O kapı şantiye sahası girişi değildir. Gelenler inşaat sahasına değil, milli park alanına girmek istemişlerdir. Evet, sizin de tespit ettiğiniz üzere gelenler içeri alınmamıştır. Burada bir suç varsa ki var, o suçu işleyenlerde şirket yetkilileridir.”

Ekolojik Mücadele Komitesi yerine ‘Halime Şaman ve arkadaşları’ vurgusu

Ek olarak mücadeleyi veren ekoloji örgütünün “Ekolojik Mücadele Komitesi” olmasına rağmen “Halime Şaman ve arkadaşları” vurgusu yapılmasının da kişiyi hedef gösterme ve can güvenliğini tehlikeye sokma suçu “TCK 123” ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik “TCK 216” suçu olduğu belirtilerek bu konuda şirketin ısrar ettiği aktarıldı ve şu ifadelere yer verildi:

Son günlerde ulusal ve yerel düzeyde yapılan açıklamalara göre Sinpaş yağmasına AKP de, CHP de, İYİ Parti de karşı olduğunu söylüyor. İktidarı ile muhalefeti ile herkes yaşanılan yağmaya, yıkıma karşı ise sorumlular niçin görevlerini yerine getirmiyor?

Ne olmuştu?

Muğla Valiliği projeye, 27 Temmuz 2021’den 8 Ağustos’a kadar süren büyük orman yangınlarından tam beş gün sonra ‘ÇED Gerekli Değil‘ kararı vermiş,
ve Marmaris Kent Konseyi karara karşı hukuki mücadele başlatmıştı.

Açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, Valiliğin kararının yasalara aykırı olduğu; projenin kıyıya, denize, bölgedeki endemik türlere ve ekolojik bütünlüğe zarar verdiği tespit edilmiş, Marmaris Kent Konseyi’nden
Ufuk Beytekin, “Kendilerinin mütalaa hazırlattığı profesör, Kanal İstanbul’un da atanan bilirkişilerinden biri. Orada bile ‘dinamit kullanılmayacaktır’ deniyor” demişti.

İlgili haber: Marmaris Kızılbük koyunda bilirkişi keşfi: Yaşanan tahribatı gözlerimizle gördük

Konsey’in Ekolojik Mücadele Komitesi, Sinpaş inşaatı ile ilgili davada Marmaris Belediyesi’nin mahkemeye gönderdiği yazılı beyan sebebiyle Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, İmardan sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Burak Demirtaş ve İmar Müdürü için “görevi kötüye kullanma” nedeniyle suç duyurusunda bulunmuş, Belediye’ye , Kızılbük Thermal Wellness Resort Otel/Devre mülk projesi için düzenlediği İmar Durum Belgesi ile 56 adet yapı ruhsatının iptali talepli dava açmıştı.

İlgili haber: Çevre aktivistlerinden Sinpaş’a izin veren Marmaris Belediyesi hakkında suç duyurusu

Sinpaş’ın ‘ÇED gerekli değildir’ kararına açılan davayı kamuoyuna anlatan çevre aktivisti Marmaris Kent Konseyi nedeniyle Halime Şaman’a açtığı 300 bin liralık haksız rekabet davasının ikinci duruşması nedeniyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü adliyede kutlayan Şaman, “Umuyoruz ki halkı hakları konusunda bilinçlendirmenin karşılığı tazminat olmayacak” açıklamasını yapmıştı.

İlgili haber: Sinpaş’ın çevre aktivistine açtığı 300 bin liralık davada ikinci duruşma

Kutuplardan Ölü Ormanlar’a dünyanın ‘çevre derdi’ 15’inci Documentarist’te

Türkiye’nin en önemli bağımsız belgesel festivallerinden Documentarist, bu yılki programında ekolojik belgesellere özel bir yer ayırdı. 25-30 Haziran tarihlerinde 15’incisi gerçekleşecek festivalde “XR Yok Oluş İsyanı” başlığı altında mikroplastiklerden denizlerdeki kirliliğe, biyolojik çeşitliliğin azalmasından termik santrallere kadar çevreyi ve canlı yaşamını tehdit eden pek çok soruna dair sekiz belgesel gösterime sunulacak.

İBB Kültür Varlıkları işbirliğiyle hazırlanan programda, film gösterimlerinin yanı sıra Türkiye’nin çöp ithalatı politikası üzerine bir panel ve çocuklarla çevre temalı bir yaratıcı drama atölyesi de düzenlenecek.

Filmler, 29-30 Haziran arası beş gün boyunca saat 20:00’de Müze Gazhane‘deki açık hava gösterimlerinde ücretsiz olarak izlenebilir. Aynı belgeselleri Avrupa yakasında Fransız Kültür Merkezi ve Cine Majestic‘te de izlemek mümkün.

Alarm zilleri çalıyor

Festivalin XR Yok Oluş İsyanı bölümünde gösterilecek, yerküremiz için birer alarm zili niteliği taşıyan filmler şunlar:

Doğadan Sonra (After Nature, 2022)

Yön: Esther Elmholt, Danimarka

Önde gelen dört bilim insanı ve bir sanatçı, insan kaynaklı kitlesel yok oluşu azaltmak ve insanlığın zenginlik arayışının ekolojik bir çöküşe nasıl yol açabileceğini anlamak için kendi yöntemleriyle mücadele ediyor.

Tüm Antroposen krizleri arasında biyolojik çeşitlilik krizi birçok yönden en geri döndürülemez ve endişe verici olanıdır. Dünyadaki türler o kadar şaşırtıcı bir hızla yok oluyor ki bilim insanları artık kitlesel bir yok oluştan bahsediyorlar. “Doğadan Sonra”da, önde gelen dört bilim insanı ve bir sanatçı, insanlığın zenginlik ve refah arayışının dünyadaki hemen hemen tüm diğer türlerin yaşam koşullarını nasıl bozduğunu ve gezegenin biyolojik çeşitliliğini korumak için nasıl savaştıklarını ortaya koyuyor. Aarhus yakınlarındaki bir bataklıkta Aydınlanma kaşiflerine, fast-food arayan güvercinlere, mekanik kuş cıvıltılarına ve mandalara rastlıyoruz. Yol boyunca, doğanın durumu ve krizdeki kendi rolümüz üzerine düşündürücü yansımalar, doğaya bakışımızı yeniden gözden geçirmemizi sağlıyor.

“Kuzey Akıntısı” (The North Drift, 2022, 92′)

Yön: Steffen Krones, Almanya

Arktik Okyanusu’ndaki Lofoten takımadalarında, Norveç’in en uzak adalarından birinde karaya vuran bir Alman bira şişesi. Bu buraya nasıl geldi? Gerçekten Almanya’dan mı geldi? Yoksa susamış bir turist birayı içip şişeyi denize mi attı? Norveç’in eşsiz manzarası konusunda tutkulu olan sinemacı Steffen Krones, konunun özüne inmek istiyor. Orta Avrupa’daki nehirler Arktik Denizi’ne mi bağlı? Atık gerçekten bu kadar uzağa seyahat edebilir mi? Yönetmenin kişisel merakı bilimsel bir araştırma projesine dönüşüyor. Steffen, mühendisler ve tanınmış bilim insanları ile birlikte, memleketi Dresden’den plastik atık yolculuğunun izini sürmek istiyor. Elbe Nehri’ne fırlattıkları GPS şamandıralar inşa ediyorlar. Steffen’in arkadaşı Kris, deneyi Norveç’ten takip ediyor. Şamandıralar gerçekten Kuzey Kutbu’nda bir yerde karaya mı vuracak? GPS verileri, Alman nehirleri ile Kuzey Kutup Dairesi arasında bağlantı olduğuna dair şüpheleri doğrulayacak mı? Film bizi Elbe Nehri boyunca Kuzey Denizi üzerinden Norveç’e uzanan bilimsel bir maceraya çıkarıyor ve bize hepimizin bir şeyleri değiştirebilme gücüne sahip olduğumuz bir döngünün parçası olduğumuzu gösteriyor.

Bin Yangın (A Thousand Fires, 2021, 90′)

Yön: Saeed Taji Farouky, Fransa-İsviçre-Hollanda-Filistin

Dünyanın en eski petrol endüstrilerinden birine ev sahipliği yapan Myanmar’ın Magway bölgesinde, karı koca Thein Shwe ve Htwe Tin yaşıyor. Kaçak bir petrol sahası işleterek birkaç günde bir varil üretiyorlar. Her şeyden önce en küçük oğullarının başarılı olmasını, yoksulluk döngüsünü kırmasını istiyorlar. Bir su ısıtıcısı kaynıyor. Çamurlu eller, püskürtme makinelerinde çalışıyor. Yakındaki bir televizyondan bir futbol maçının ortam sesi uğulduyor. Htwe, “Bu günler çabuk geçti” diyor.

Filistinli-İngiltereli yönetmen Saeed Taji Farouky’den “Bin Yangın”, değişen bir ailenin portresi ve nesiller arası bir çatışma ve uzlaşma hikâyesi. Geçici anların bir filmi: Uumutlar ve özlemlerin; karma ve şansın güçlerine olan inancın; bir yerin, bir topluluğun ve rutinin ritminin; kalıcı hatıraların ve çalkantılı bir geçmişin; ve hayatın aldırışsız devamının… Uğruna mücadele edilen bir hayat, kazanılan bir dinginlik.

Asit Ormanı (Acid Forest / Rūgštus Miškas, 2018, 63′)

Yön: Rugile Barzdžiukaite, Litvanya

İnsanların ölü bir ormanı görmeye geldiği bir turistik yer hayal edebiliyor musunuz? Sadece gözlemci oldukları bir yer değil aynı zamanda siyah kuşlar tarafından gözlemlendikleri duyuldukları bir yer? Bir zamanlar eski bir çam ormanı vardı, ama sonra birkaç karabatak oraya indi. Şimdi binlercesi var ve çam ağaçlarını… sıçarak öldürüyorlar. Burası dünyanın en ürkütücü turistik yerlerinden biri haline geldi.

Haulout (2022, 25′)

Yön: Evgenia Arbugaeva, Maxim Arbugaev, Birleşik Krallık-Rusya

Rus Kuzey Kutbu’nun uzak bir sahilinde, rüzgarın savurduğu bir kulübede, yalnız bir adam antik bir toplanmaya tanık olmak için bekler. Ancak ısınan denizler ve yükselen sıcaklıklar beklenmedik bir değişikliğe neden olur ve adam çok geçmeden kendini yenik düşmüş hisseder.

Our Ark (2021, 12′)

Yön: Deniz Tortum, Kathryn Hamilton, Hollanda-ABD-Türkiye

Hayvanları, bitkileri ve objeleri tarayarak yedeklemeye çalışan teknoloji uzmanları; ayak bastığımız dünyanın bir simülasyondan ibaret olduğuna inanan güç sahipleri; içinde yaşamaya başladığımız sanal dünyaların ilk adımlarını atan bilim insanları… Our Ark, dünyanın dijital bir kopyasını yaratma çabalarımızı anlatan bir film. Sanki ekolojik yıkım dijital bir Nuh’un Gemisi aracılığıyla engellenebilirmiş gibi.

Mısırlı Emmi (2022, 15′)

Yön: Murat Kılıç, Türkiye

Mustafa Çakmak, anne babasını kaybettikten sonra doğayla daha yakın bir bağ kurmaya başlamış ve yetiştirdiği bahçenin her bir ağacını evladı gibi sahiplenmiştir. Son zamanlarda suların çekilmesi onu endişelendirmektedir. Böyle giderse bahçesi ile alabalık tesisi arasında bir tercih yapmak zorunda kalacaktır. Ancak hasta olduğunu öğrenmesiyle beraber geçici endişeler yerini kadim bir teslimiyete bırakır.

“Çırpılar: Bir Mücadelenin Anatomisi” (2022, 46′)

Yön: Atom Şaşkal, Türkiye

Çırpılar, Kazdağları‘nın kuzey eteklerinde kendisine yer edinmiş bir köy. Dört bir yanında ise göz alabildiğine Agonya Ovası uzanıyor. Ovanın dağlar ile iç içe geçtiği bu coğrafya, baharda yeşilin binbir tonuna bürünürken, güz vakti ise kendini kızıllığa teslim ediyor. Burada yaşayan insanlar geçimlerini uzun zamandır tarım ile sürdürürken sadece kendilerini ve Çanakkale’yi değil, denizaşırı ülkeleri de besliyor. Bölgedeki ekolojik, kültürel, sosyal ve ticari pek çok bağlamda görebileceğimiz bu çeşitlilik ise doğaya düşman projeler ile tehdit altında. Bu tahribat projelerinin yerelden küresel ölçeğe en zararlılarından biri de kömürlü termik santraller. Çanakkale’ye kurulu santraller şehrin elektrik ihtiyacının yanı sıra, parazit şeklinde büyüyen ve doymak bilmeyen megakent İstanbul’un yükünü çekmeye zorlanıyor.

Fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan karbon emisyonu, geleceğimizi tehdit eden iklim krizinin baş faillerinden biri. Buna rağmen 2015 yılında kömürlü bir termik santral projesinin Çırpılar’da hayata geçeceği duyuruldu. Tüm engellemelere ve baskılara karşın Çırpılar Termik Santrali projesine karşı halk ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, büyük bir direniş örneği sergiledi. Altı yıllık mücadelenin ardından önemli bir kazanım elde edilerek termik santralin Çırpılar’a kurulması engellendi. “Çırpılar: Bir Mücadelenin Anatomisi”, bu tehdite karşı bir araya gelen insanların mücadelesini ve mücadelelerinin süreç içindeki gelişimini anlatıyor.

 

Sri Lanka’da yakıt ve gıda sıkıntısı nedeniyle haftada dört gün mesai yapılacak

Sri Lanka hükümeti, kamu çalışanlarının önümüzdeki üç ay boyunca cuma günleri de izinli olmasını öngören yasa tasarısını onayladı.

Hükümet, haftada dört gün mesai uygulamasıyla vatandaşlarının evde gıda yetiştirmeye zaman ayırmasını teşvik etmeyi hedefliyor. Ayrıca artan yakıt fiyatları nedeniyle vatandaşların bir gün işe gitmeyerek tasarrufta bulunmaları da amaçlanıyor.

BBC‘nin aktardığına göre, son 70 yılın en büyük ekonomik krizini yaşayan Sri Lanka’da gıda, yakıt ve ilaç ithalatında sıkıntılar yaşanıyor. Ülkede döviz sıkıntısı da görüldüğü belirtiliyor. Bu nedenle de kıtlık yaşanmasından endişe ediliyor.

22 milyon nüfuslu ülkede bir milyon kamu çalışanı bulunuyor.

Bahçelerde tarımsal faaliyet yapmaya teşvik

Hükümetin resmi internet sitesinden yapılan açıklama şöyle:

“Gelecekte yaşanması beklenen gıda kıtlığına karşı bir tedbir olarak kamu çalışanlarına haftada bir gün daha izin verilmesi ve evlerinin bahçelerinde ya da başka alanlarda tarımsal faaliyetlere geçmelerine imkân verecek desteğin sağlanması uygun görülmüştür.”

Ayrıca yakıt sıkıntısı ve artan fiyatlar nedeniyle işe gitmekte zorlanan çalışanlara da bu şekilde destek olmanın amaçlandığı vurgulanıyor.

Sri Lanka Başbakanı Ranil Wickremesinghe, ülkede acil gereksinim duyulan ithal ürünlerinin tedariki için bu yıl en az 5 milyar dolara ihtiyaç olduğunu açıklamıştı. Tarım Bakanı Mahinda Amaraweera da geçen ay çiftçilere daha fazla pirinç ekmeleri çağrısında bulunmuş, “Gıda krizi daha kötü boyutlar alacak” demişti.

Hükümet ile Uluslararası Para Fonu (IMF) arasında bir ekonomik kurtarma paketinin hayata geçirilmesi için görüşmeler de sürüyor.

Sri Lanka rupisindeki değer kaybı, küresel emtia fiyatlarındaki artış ve kimyasal gübrelere getirilen yasak, nisan ayında gıda fiyatlarında yüzde 57’lik bir yükselmeye neden olmuştu.

İki gazeteciye tutuklama talebi: Sekiz gün süren gözaltı fiili tutuklamadır!

Diyarbakır’da 8 Haziran’da evlere ve basın yayın kuruluşlarına yapılan baskınlarda gözaltına alınan 20’si gazeteci 22 kişi adliyeye sevk edildi.

Savcılıkta ilk olarak ifadeleri alınan Jinnews Müdürü Safiye Alagaş ile Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.

Savcı diğer gazetecilerin ifadeleri alınmaya devam ediliyor. Gözaltında tutulan 20’si gazeteci 22 kişinin isimleri şöyle:

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Xwebûn Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, JİNNEWS Müdürü Safiye Alagaş, JINNEWS editörü Gülşen Koçuk, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, gazeteciler Ömer Çelik, Suat Doğuhan, Ramazan Geciken, Esmer Tunç, Neşe Toprak, Zeynel Abidin Bulut, Mazlum Doğan Güler, Mehmet Şahin, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Remziye Temel, Mehmet Yalçın, Abdurrahman Öncü, Lezgin Akdeniz ve Kadir Bayram ile yurttaşlar Feynaz Koçuk ve İhsan Ergülen.

 ‘Artık gazetecileri kriminalize etmekten vazgeçin’

Özgür Basın Emekçileri Süreyya Operası önünde gözaltındaki gazeteciler için bir basın açıklaması düzenledi ve “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganlarıyla protesto gerçekleştirdi. Gazeteciler, basın özgürlüğüne dikkat çekerken “Gözaltındaki gazeteciler serbest bırakılsın” yazılı pankart taşıdılar.

Türkiye Gazeteciler Sendikası tarafından sekiz gündür gözaltında tutulan gazetecilere ilişkin yapılan açıklamada “Artık gazeteciliği kriminalize etmekten vazgeçin” denildi.

DİSK Basın-İş de gözaltılara tepki göstererek “Bu uygulama fiili tutukluk demektir” denildi:

With eco-anxiety on the rise, now it’s time to intervene

0

*

Fierce forest fires, devastating floods, global epidemics, an increased number of hailstorms, and tornadoes, are all visible consequences of climate change. Increasing awareness of these disasters around the world affects human health psychologically, especially among children and young adults. This novel psychological problem is known as “eco-anxiety.

Climate change refers to the disruption of the normal cycle of seasonal warming and cooling. It is not a recent phenomenon as its early effects began decades ago. For example, according to Climate Change History, Swedish chemist Svante Arrhenius introduced one of the earlier theories of climate change in 1895 and he suggested that global temperatures would increase by 5 degrees Celsius. Decades later, modern climate modeling has confirmed Arrhenius’ numbers.

In addition to its widely accepted consequences such as air pollution, drought, and epidemics, climate change is also believed to affect the mental health of hundreds of millions of people. Scientists at the Institute of Global Health Innovation and the Grantham Institute report that the more concerned people are about the future of the world, the more likely they are to suffer from mental health issues.

According to the American Psychological Association (APA), when these issues are severe, they may turn into a chronic fear of environmental doom, which is labeled as “eco-anxiety”. For instance, the following video clip, “How does climate change affect our mental health?”, highlights the consequences of climate change on mental health. It is suggested that when people feel they have no control over the future of our planet and society, they become more likely to experience eco-anxiety.

A video clip “How does climate change affect our mental health?” by the Institute of Global Health Innovation and the Grantham Institute.

Young people extremely worried about the climate crisis

Not only adults but also young people experience such climate-related concerns. According to a survey conducted by the APA in 2020, more than two-thirds of Americans are somewhat or extremely anxious about the impact of climate change on the planet. The survey reveals that 67% of Gen Zers (18–23 years) and 63% of millennials (24–39 years) are somewhat or very concerned about the impact of climate change on their mental health compared to 42% of baby boomers (56–74 years) and 58% of Gen Xers (40–55 years).

Another survey conducted by the University of Bath on the effects of climate change on children and young adults shows that political inaction contributes to eco-anxiety.

The results of this survey across 10 counties with 10 thousand of young people, for the first time, also show that climate distress and anxiety are significantly related to perceived government inaction and associated feelings of betrayal. 64% of children and young people surveyed said their governments are not doing enough to avoid a climate catastrophe. Caroline Hickman, one of the researchers at the University of Bath working on raising the issue of eco-anxiety highlights that the disconnect between what politicians say and what they do troubles the youth. “Broken promises and inaction coupled with the enormity of the climate crisis are all beginning to take their toll on children’s mental health,” she said.

Although the empty words and no-action of politicians trigger eco-anxiety in young people, some young climate and environmental activists turn it into motivation and continue their actions courageously. For example, they describe the continuity of their actions as follows:

“Eco-anxiety is actually a form of motivation for me because I realize that I am working more on climate to get away from my worries,” said Atlas Sarrafoğlu, a 14-year-old climate activist from Turkey.

A trending tweet posted by Greta Thunberg, a Swedish environmental activist, “#COP26 is over. Here’s a brief summary: Blah, blah, blah. … And we will never give up, ever”.

Actions to mitigate climate change can positively influence mental health

According to the data and discussions of scientists, it seems that we won’t “solve” climate change, at least not any time soon. But that doesn’t mean there’s nothing we can do. Climate change mitigation options can be directly beneficial to mental health. Such measures include physical exercise like walking and cycling that make us more resilient while at the same time helping us to contribute to a cleaner environment.

For example, Dr. Gesche Huebner, a Senior Research Associate at the UCL Energy Institute, talks about the co-benefits of climate change mitigation actions that are helpful also for mental health in a podcast episode. Such small actions like reducing fossil fuel-powered traffic, removing electric vehicles, and promoting active transfers such as walking and cycling that will reduce greenhouse gas emissions, she claims, not only make us feel better physically and mentally but also mitigate climate change.

A podcast  episode on the impacts of climate change on mental health by UCL Energy Institute.
Dr. Huebner explains how our changed behavior impacts our environment and well-being in her article Climate change and mental health: electric vehicles, and active transport trade less noise and produce less heat. Infrastructure for active transport such as cycling or walking reduces the surface area of roads and parking spaces. We create more green and blue spaces for trees and plants, and water, all of which support our mental health. These “small” solutions applied to our communities can be bigger for one’s mental health than they seem.
Eco-anxiety is on the rise, but anyone who is aware of the consequences of climate change could act now. We can start with walking or cycling could as one of the basic solutions to reduce the visible consequences of climate change as well as eco-anxiety. The next step would be to work with our communities to create green urban spaces freed of fossil-fueled traffic from which we all can benefit mentally and physically.

Born to tackle the climate crisis: A young climate activist changing Turkey

0

This profile feature by Merve Kartal (from HMKW University-MA Digital Journalism), was written as part of the Journalistic Writing module with lecturer Martina Kohl.

*

Atlas Sarrafoğlu, now a 15-year-old climate activist pioneered the Fridays for Future movement in Turkey. This youth-led and -organized movement began in 2018 to protest the lack of action on the climate crisis. Atlas is also the youngest winner of the 2020 World Wildlife Fund (WWF) International Youth Award, given to young people under 30 for their contribution to nature conservation.

His inspiration from Greta Thunberg grows exponentially after meeting her and young people at the climate activists camp in Lausanne organized by Fridays for Future in August 2019. Young people from more than 37 countries, including Atlas, asked questions about the climate crisis during the camp. Atlas says that “When I first met Greta, I was in line for breakfast at the University of Lausanne. I clearly remember my knees shaking. We fell into the same group during our workshop. Our friendship started there”.

“We were 450 people in the climate activists camp, I can say that everyone I met there inspired me. Every new person I met continues to inspire me because everyone experiences the effects of the climate crisis differently and it is impressive to see it from different perspectives”, he says about the camp.

The biggest problem of Turkey is ecocide; the legacy you left us is unacceptable.

In 2019, he made the call for a global strike for the first time in Turkey, and many children sided with Atlas in the climate action held in Istanbul Bebek Park on March 15, 2019. He is currently actively working in Youth for Climate Turkey founded with inspiration from the Fridays for Future movement.

In 2021 together with his peers, he campaigned for adding a climate change and sustainability course to the curriculum in the schools, declaring a climate emergency in Turkey, and Turkey’s coal exit by 2030. While coordinating and communicating joint actions of the movement, he shares the demands of the youth on the international platforms through the campaigns he runs such as #RatifyParisAgreement#TeachClimateAtSchool#FaceTheClimateEmergency, and #uprootthesystem.

Expressing that the current education system doesn’t sufficiently address climate change issues, Atlas explained why his campaign to add the climate crisis to the curriculum is necessary:

“Students are not prepared to face the effects of climate change, the importance of carbon-free life for the solution of this crisis is not taught, and the empathy feelings that will enable them to connect with nature do not develop for these reasons.” He believes change is possible by teaching sustainability and climate change in the curriculum and making future generations be equipped with the necessary knowledge and skills for green jobs of the future.

Atlas underlines the rights of the child by emphasizing the “Declaration on Children, Youth and Climate Action.” It was prepared by the CERI, UNICEF, and YOUNGO and signed by 12 countries in 2019, at the 25th Conference of the Parties (COP 25) in Madrid, Spain. “It is very important for us that as soon as possible the climate crisis is included in education, which is one of the most fundamental rights of children,” he added.

Atlas regrets that ecocide, described as “what is happening to our planet, the mass damage and destruction of the natural living world” by the Stop Ecocide Foundation in June 2021, is Turkey’s biggest problem. He also criticizes the inadequacy of the actions in Turkey: “The Paris Agreement was finally passed by parliament, but we all know that these are very insufficient.”

“Young people are the ones who will take the future from adults, but the legacy left to us is a complete dump and destruction. We reject this legacy and know that a better future is possible. We are fighting this struggle not only for humans but for all living things,” Atlas says. “But we know that a better future is possible.”

Although he says that their voices are beginning to be heard in Turkey, Atlas thinks everyone needs to get out of their comfort zone for real change. This is how he defines the day when he can say yes, action taken: “One day when I wake up and know that fossil fuels are not used on the planet, I will know that action has been taken and promises made are true.”

He explains why he strikes “I strike because I am the future. I would like to see our fossil fuel emissions go down and explore different sources of renewable energy. We need to transfer job placements so we can get people that were working in the fossil fuel industry to more renewable jobs.”

Eco-anxiety is a form of motivation for him

Atlas recounts that the forest fires that broke out in Turkey in the summer of 2021 and could not be intervened for a long time affected everyone, and everyone is worried about it. He states that eco-anxiety, described as a chronic fear of environmental doom by the American Psychology Association, affects everyone. But Atlas draws strength and motivation from the physical and mental challenges of climate change. “Eco-anxiety is actually a motivator for me because I realize that I am working hard and more on climate to escape my worries,” he says.

Besides his activist identity, Atlas is a very talented teenager. In addition to his work with environmental and nature-themed organizations, he writes a weekly column and interviews change-makers, prepares, and presents radio programs. His interviews with different climate activists from Asia, Africa and the Middle East are published in Yeşil Gazete, which is the ecological, political, participatory internet newspaper broadcasting in Turkish and English. He publishes news about the events, strikes, and campaigns he organizes and joins on his website atlassarrafoglu.com to announce his work on climate awareness.

The contribution of young people in Turkey who have been joining school strikes for three years and believing in change is obvious. Being able to see the achievement and concrete actions of a young climate activist and young people who believe him is so gorgeous in a country where the freedom of expression and freedom of association are restrictive. While their demands are slowly being heard, people of all ages who believe in the reality of the climate crisis also need to take action. Atlas believes that with the increase in the number of people in solidarity, they can support each other. Everyone can do something, even small deeds:

“Not everyone has to be an activist, but they can take on being a part of a change in their own way.”

The young man has some suggestions about what we can do individually about the climate crisis. “Let’s take care of ourselves. What are we eating? what are we drinking? What do we consume? Do we generate waste from them? Then where do these wastes go, do they transform, are they burned, do they spill into the sea and cause a problem such as mucilage? We need to know and research them. This is a task that every human being should do.”

One day after my interview with Atlas, there was a very important development that we witnessed one-on-one that change is possible, but it takes willpower. “Teach Climate at Schools” campaign launched by Youth for Climate Turkey was concluded with success. Minister of National Education Mahmut Özer announced that MEB added climate change to its environmental education curriculum. Atlas expresses the determination of youth in his tweet as follows: “Youth United Will Never Be Defeated!”

İBB’den dar gelirliler için ucuz ve sağlıklı yemek verecek Kent Lokantaları

Başta öğrenciler ve çalışanlar olmak üzere dar gelirliler için hayata geçirilen lokantalar, kısa sürede İstanbul geneline yaygınlaştırılacak.

Kent lokantaları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçim vaatlerinden biriydi.

Çalışanların tamamı kadın

Çapa Kent Lokantası’nda görev alacak 10 kişilik kadronun tamamı kadınlardan oluşacak. Her gün, İBB Lojistik Destek Merkezi’nin mutfaklarında hazırlanan dört çeşit yemek verilecek.12.00 ile 20.00 saatleri arasında hizmete verecek Çapa Kent Lokantası’nda günde 500 kişi yemek yiyebilecek.

Sayıları artacak

Kent Lokantalarının ikincisi ise Bağcılar’da açılacak. Açılışa hazır hale gelen Bağcılar Kent Lokantası, kısa bir süre sonra Bağcılar Meydanı’nda hizmet vermeye başlayacak. İBB, İstanbul’a yeni kent lokantaları kazandırmak için hazırlıklarını da sürdürüyor.

TÜİK: Tarımda üretici enflasyonu yıllık yüzde 154

Türkiye İstatistik Kurumu, (TÜİK) mayıs ayına ilişkin tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) verilerini yayınladı. Buna göre, hesaplamada baz alınan 82 üründen 48’inin ortalama fiyatında artış gerçekleşti.

TÜİK verilerine göre; Tarım-ÜFE’de mayısta bir önceki aya göre yüzde 16,18, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 100,17, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 154,97 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 57,05 artış gerçekleşti. Böylelikle tarımda üretici enflasyonunda yeni rekor seviye de görülmüş oldu.

Bir önceki aya göre ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 6,11, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 9,46 ve tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde de yüzde 16,73 artış kaydedildi. Ana gruplarda ise bir önceki aya göre tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 4,38, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 14,88 ve çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 59,15 artış oldu.

En yüksek artış lifli bitkilerde

Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar, sırasıyla, yüzde 273,94 ile lifli bitkiler ve yüzde 230,22 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu.

Aylık artışın yüksek olduğu alt grup ise yüzde 18,28 ile canlı sığırlar (manda dahil), bunlardan elde edilen işlenmemiş süt.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar;  yüzde 55,11 ile diğer çiftlik hayvanları ve hayvansal ürünler ve yüzde 61,80 ile koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağıları iken bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar yüzde 1,34’le diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler, yüzde 2,22’yle sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular şeklinde sıralandı. Bir önceki aya göre azalış gösteren alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 5,10 ile lifli bitkiler ve yüzde 3,97 ile canlı kümes hayvanları ve yumurtalar oldu.

Mayıs 2022’de, endekste kapsanan 82 maddeden, 18 maddenin ortalama fiyatında azalış, 48 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti; 16 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı.