Ana Sayfa Blog Sayfa 822

[Ankara’nın iklim gündemi- 6] Belediyelerin çevre projelerine Türkiye’nin parası yetmedi: 22 milyar TL’lik dış kredi

Haber: Yeliz DOĞAN

*

ANKARA İller Bankası Genel Müdürü Yusuf Büyük, 45 ildeki 570’ten fazla projeye 58 milyar liralık dış finansman desteği sağladıklarını açıkladı.

Büyük, TBMM’de yaptığı açıklamada “İklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir ulaşım” alanlarında kullanılmak üzere, ilave 22 milyar TL dış kredi temin edeceklerini belirtti ve iktidar ile muhalefet belediyeleri arasında finansmanla ilgili ayrımcılık yapmadıklarını söyledi.

2021’de iktidarın talep ettiği işlerin yüzde 77’sinin karşılandığını kaydeden Büyük, muhalefetin taleplerinin ise yüzde 67’sinin karşılandığını; dış kaynaklardan iktidar partisinin 52 belediyesinin 299 projesine, muhalefetin 38 belediyesinin 271 projesine destek sağlandığını kaydetti:

Avrupa Birliği‘nin enerji ve iklim hedeflerine ulaşmasında kilit bir rol oynayan yerel yönetimlerimizin bu yeni gündemini takip ediyor, iş süreçlerimizi güncelliyoruz.”

‘570’ten fazla projeye destek sağladık’

58 milyar liralık uluslararası proje portföyünde 45 ilden 570’ten fazla projeye finansman desteği sağladıklarını belirten Büyük, “Temin ettiğimiz uzun vadeli ve düşük faizli dış finansmanla yerel yönetimlerimizin kredi kabiliyetini artırarak yeni yatırımların önünü açıyor, kısa vadede döviz girişi sağlayarak ekonomimizin de canlanmasına katkı sunuyoruz” diye konuştu.

Büyük, içme suyundan atık suya, katı atıktan yenilenebilir enerjiye, kent içi ulaşımdan akıllı kent sistemlerine, kentsel dönüşümden yeni sanayi alanlarının kurulmasına ve sokak güzelleştirmesinden bisiklet yollarına binlerce projeyi hizmete soktuklarını kaydetti ve sadece kendi kredi mekanizmalarıyla değil, AB hibeleri ve kredilerin birlikte harmanlandığı karma finansman modeliyle de yerel yönetimlere destek verdiklerini de söyledi.

22 milyar daha

Yeni dış finansman kaynaklarını Türkiye’ye getirmek için çalışmalarını sürdürdüklerini dile getiren Büyük şöyle devam etti:

“Bu yıl içerisinde afet yönetimi, yenilenebilir enerji, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir ulaşım alanlarında kullanılmak üzere ilave 22 milyar lira kredi temini yapılması öngörülmekte. Bu tutarın 4,2 milyar lirası yenilenebilir enerji projelerinin finansmanı için planlanmış, uluslararası kuruluşlarla görüşmelerde son aşamaya gelinmiştir. Uluslararası proje portföyü sadece geleneksel içme suyu ve kanalizasyon sektörüyle sınırlı kalmayıp çevresel altyapıdan akıllı ve dirençli şehirlere, iklim değişikliğinden sosyal kalkınmaya, afet risklerinin azaltılmasından sürdürülebilir ulaşıma kadar yeni ve yenilikçi alanları kapsayacak şekilde genişlemekte.”

Açıklamaya göre imkânları yetersiz yerel yönetimler için SUKAP projesi kapsamında bin 490 adet projeden bin 260’ını başarıyla tamamlandı; 230 projede ise çalışmalar devam ediyor.

3 milyar Avro fon

Uluslararası fonların kullanımıyla ilgili dört yıl önce 1 milyar 600 milyon Avro portföyleri varken bugün 3 milyar avro noktasına geldiklerini aktaran Büyük, “Bu paketleri yedi uluslararası finans kuruluşuyla çalışıyoruz. Bu görüşmeleri yapmak; bu kredileri, bu paketleri kullanabilmek, yönetmek kolay değil. İlk defa Dünya Bankası‘yla hibe, kredi, ‘blending’ yaptık, ülkemizde ilk yapan kurumuz. Bunları da bizim çok iyi yönetmemiz lazım. Yönetemezseniz ülke için de kötü olur. Şu anda yeni bir 2 milyarlık paket çalışıyoruz finans kuruluşlarıyla” dedi.

İktidar ve muhalefete verilen destekler

Büyük, iktidar ve muhalefet belediyeleri arasında ayrımcılık yapıldığı eleştirilerine yanıt verirken, İLBANK‘ın öz kaynaklarıyla verdiği kredilerin dağılımını şöyle açıkladı:

“Öz kaynaklardan,

  • 2019‘da iktidar partisinin talep ettiği işlerin yüzde 67’si karşılandı, muhalefetin yüzde 50’si;
  • 2020’de iktidarın yüzde 88’i, muhalefetin yüzde 79’u;
  • 2021’de iktidarın yüzde 77’si, muhalefetin yüzde 67’si karşılandı.

Hibelerde de iktidar 2019’da yüzde 82’yken muhalefet yüzde 68; 2020’de yüzde 76’yken muhalefet yüzde 67; 2021’de yüzde 70’ken muhalefet yüzde 60’dı. Dış kaynaklardan ise iktidar partisinin 52 belediyesinin 299 projesine, muhalefetin 38 belediyesinin 271 projesine destek sağlandı.”

Muhalefet, tersini iddia ediyor: Pervasız ayrımcılık

Büyük’ün verilen desteklerde iktidar ve muhalefet ayrımı yapmadıkları iddiasına ise muhalefetten itiraz var.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, 15 Nisan’da yaptığı açıklamada, İLBANK’ın iktidarın elinde siyasi partizanlığın aracı haline geldiğini belirterek CHP’li belediyelerin İller Bankası (İLBANK) Genel Müdürlüğünün desteklerinden faydalanamadığını ileri sürmüştü. Torun şunları kaydetmişti:

“Üç yıldır görüyoruz ki, bu iktidar kamu kaynaklarını dağıtırken
muhalefet belediyelerine karşı pervasız bir ayrımcılık yapıyor. Bilindiği gibi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı olan İLBANK, yerel yönetimlere adil ve tarafsız destek vermek amacıyla 1933’te ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur. Yani İLBANK, yerel yönetimlerin bankasıdır. Ancak üzülerek ifade ediyorum ki Atatürk’ün kurduğu bu güzide kurum, bu iktidarın elinde, siyasi partizanlığın aracı haline getirilmiştir.”

Projelerin yüzde 94,2’si Cumhur İttifakı belediyelerinin

İLBANK’ın 2021 Raporu’na göre belediyelerin bin 156 projesine 2 milyar 721 milyon lira kaynak sağlandığını; bu projelerin bin 89’u yani yüzde 94,2’sinin Cumhur İttifakı ve kayyum belediyelerine ait olduğunu söyleyen Torun, şunları söyledi:

“Ülke nüfusunun yarıdan fazlasını yöneten CHP’li belediyelerin oranı ise sadece yüzde 4,3. Yani İLBANK, sadece bir yılda, iktidar belediyelerinin projelerine yaklaşık 2 milyar 470 milyon lira kaynak aktarmış.

CHP’li belediyelerin oranı yüzde 1

“İLBANK, yine 2021’de 191 belediye projesini yüzde 100 hibe ile bitirmiş. Yani bu projelerin tüm maliyetlerini İLBANK karşılamış. Bu 191 projenin 188’i, yani yüzde 98,4’ü yine Cumhur İttifakı ve kayyum belediyelerine ait. Bizim belediyelerimizin oranı ise yüzde 1.

Buradan iktidar belediyelerine aktarılan kaynak ise yaklaşık 333 milyon lira. Genel olarak baktığımızda sadece Konya ve Trabzon’daki iktidar
belediyelerine verilen destek bile bizim 248 belediyemize verilen destekten 1,5 kat daha fazla.”

Adalet değil

“Milletin hizmet beklediği belediyeleri partisine göre ayırmak, kaynakları sadece kendi belediyelerine aktarmak adalet değil, olsa olsa millete ihanettir. Belediyelerimize karşı izlenen bu politika organize bir kötülüktür. ‘Bana oy verene destek, vermeyene köstek’ anlayışından bu millete fayda gelmemiştir, bundan sonra da gelmeyecektir” diyen Torun,  nüfusun yüzde 51,7’si CHP belediyelerinde  yaşadığının da altını çizdi:

“43 milyon vatandaş bizim belediyelerimizden hizmet bekliyor. İLBANK’ın bütçesi de yoksulluk içindeki bu milletin, vergileriyle oluşuyor ama iktidar, bu yoksul milletin parasını har vurup harman savuruyor. Sormak istiyoruz: Bu para milletin parası, siz kimin parasını, kime aktarıyorsunuz? Vatandaşlarımız bilmelidir, sizin ödediğiniz vergiler, hizmet beklediğiniz belediyelere değil iktidarın belediyelerine aktarılıyor.”

Binlerce sayfalık projeler

Yeşil Gazete’nin ulaştığı yetkililer, projelerin binlerce sayfa tuttuğunu belirterek bu sayfaların tek tek gönderilmesinin mümkün olmadığını, ihtiyaç duyulan tüm belgelere İLBANK’ın resmi web sitesi üzerinden ulaşılabileceğini belirtti.

Projelerin hangi başlıklarda desteklendiği bilgisi İLBANK resmi web sayfasında bulunan tek sayfalık bir görsel üzerinden paylaşılıyor. Görselde bu başlıklar, “İçme suyu, kanalizasyon, arıtma, katı atık, deniz deşarjı, hizmet binası, terminal, iş merkezi, çevre düzenlemesi, yol, malzeme, araç gereç, kamulaştırma, gayrimenkul” olarak yer alıyor. Ancak bu görseller aktif değil, yani bunlara tıklayarak ya da sayfada başka bir yerde arayarak söz konusu bilgilere ulaşmak mümkün değil.

İstanbul’un yıllık enflasyonu yüzde 99: Son 24 yılın zirvesi

İSTANBUL – İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yayımladığı Haziran ayına ilişkin perakende ve toptan eşya fiyat endekslerine göre İstanbul’da enflasyon 24 yılın zirvesine çıktı.

Perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi‘ne göre Temmuzda İstanbul’da perakende fiyatlar yıllık bazda yüzde 99,1, aylık bazda yüzde 4,09 yükseldi; toptan eşya fiyatları da yüzde 87,98 arttı.

İTO verilerine göre Haziran ayında da İstanbul enflasyonu yüzde 94,19 olarak kaydedilmişti.

Bu verilere göre İstanbbul’un enfalsyonu Şubat 1998’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarak üç haneli rakamlara yaklaştı.

TÜİK’in Haziran ayı için yayımladığı yıllık yüzde 78,62 enflasyon verisi de son 24 yılın en yüksek tüketici enflasyonu olmuş; Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise aynı enflasyonu yüzde 175,5 olarak açıklamıştı.

TÜİK’in Temmuz enflasyon verilerini iki gün sonra açıklaması bekleniyor.

 

‘Beden olumlama’ kampanyasında skandal: Görseldeki kadının protez bacağını silmişler

İspanya’da Eşitlik Bakanlığı‘nın, ‘Bütün vücutlar plaj vücududur‘ fikriyle yola çıkarak kadınları plajların tadını çıkarmaya teşvik ettiği kampanyanın afişiyle ilgili bir şikayet daha geldi. Bir kadının fotoğrafının izinsiz kullanıldığını açıklamasından sonra bir diğerinin protez bacağının silindiği ortaya çıktı.

Kampanya afişinde beş farklı vücut tipi ve ölçülerde kadın var. Görselde mastektomi yaptırmış (memesi alınmış) bir kadın, koltuk altını toplumun beklediği şekilde sergilemeyen bir kadın ve hatları ‘kıvrımlı‘ kabul edilen, çeşitli yaş ve ten rengine sahip kadınlar yer alıyor.

Dış görünüşleriyle ilgili endişe taşımadan tüm kadınları plajlardaki yerlerini almasını sağlamayı amaçlayan kampanya da “beden olumlama” niyetiyle yola çıkılsa da temel haklar ve etik değerlerin hiçe sayıldığı anlaşıldı.

Protez bacağını silmişler

Britanyalı model Nyome Nicholas-Williams’ın, cuma günü Instagram’dan paylaştığı bir fotoğrafın izin alınmadan kullanıldığını açıklamasının ardından bir başka Britanyalı manken Sian Green-Lord (32) da fotoğrafının izinsiz kullanıldığını söyledi.

Üstelik sadece izin almamakla kalmamışlar, illüstrasyon benzeri görseldeki fotoğraftan protez bacağını da silmişler.

İspanya Eşitlik Bakanlığı’ndan kampanya: Bütün vücutlar ‘plaj vücudu’dur!

Fotoğrafının görselde yer aldığını arkadaşlarından öğrendiğini belirten Green-Lord, Instagram hesabından tepki gösterdi. Görseli görünce sinirden titrediğini anlatan Green-Lord, sadece protez bacağının yok edilmediğini, mayosunun da teknolojiden faydalanılarak değiştirildiğini söyledi.

2013’te, New York‘ta tatil yaparken geçirdiği trafik kazası sonucunda bacağı ampute edilen bir çocuk annesi Green-Lord şunları yazdı: ”Ne kadar kızgın olduğumu anlatacak ifade bulamıyorum. İznimi almadan görüntümü kullanıyorlar. Yetmiyor bedenimin görüntüsüne müdahale ediyorlar.”

Geçen hafta sonu kampanyayı tasarlayan Arte Mapache fotoğrafları izinsiz kullandıkları için özür dilemişti.

İspanya hükümetinden henüz bir açıklama gelmedi.

Denizdeki çöplerle mücadele eden dalgıç ağladı: Doğa cinayeti

Giresun Trabzon sınırındaki Eynesil ilçesinde dalış yaptığında sudaki kirliliği fark eden amatör dalgıç Engin Barutçu, denize bırakılan çöplerle tek başına mücadele ediyor.

Balıkların yumurtlama alanı ve balıkçıl kuşların yaşama alanı olan kayalık;, evsel, tekstil ve hafriyat gibi çeşitli atıkların dökülmesi ile çöpe alanına dönüştü. Barutçu, gördükleri karşısında gözyaşlarına hakim olamadığını ve durumu yetkililer bildimesine rağmen sonuç alamadığını söylüyor:

“Bu kayalar çok bakir. Buradaki kirlilik, her şeye zarar veriyor. Gördüğüm gün CİMER’e ve ilgili kurumlara sözlü ve yazılı müracaat yaptım. ‘Bize bilgi verilmedi’ denilebilecek hiçbir kurum kalmadı ama buna rağmen sonuç alamadım. Yetkililer ya çok yavaş hareket ediyor ya da umursamıyor.”

Önlem alınmasını talep ettikten sonra da çöp dökülmesi sürdü. Burada yaşanan bir doğa cinayeti ve kabul edilemez.

Bunun önüne geçilmeli. Doğadaki katliamın izleri, burada duruyor.

Kirliliğe karşı suç duyurusunda bulanmayı planlayan Barutçu, “Onlar çöp dökmekten vazgeçmiyor, ben de takip etmekten vazgeçmeyeceğim” diyor ve yetkililerden çözüm gelmeyince beş kilometre uzaklıktaki evinden bisikletle gelerek bölgede çöp topluyor.

Fakat çöplerle tek başına mücadele yetmiyor:

“Her gün gelip denizden çöpleri çıkarıp, daha sonra almak üzere bir kenara muhafaza ediyorum. İmece usulüyle keşke bunu yapabilsek ama bunları iş makinesinin alması gerekiyor. Denizdeki çöpler toplamakla bitmez. Hava koşulları ve dalgaların etkisiyle buradaki çöpler, kayaların arasına sıkışıyor. Denizden enjektör ucu dahil neredeyse görmediğim tıbbi atık kalmadı.”

DHA’ya konuşan Eynesil Belediye Başkanı Ahmet Latif Karadeniz de “Birilerinin çöp döktüğü doğru fakat kim yapıyor, bilmiyoruz” açıklamasını yaptı.

Karadeniz, çöp dökülmemesi için alanı ağaçlandıracaklarını söylüyor:

“Temizlik yapıp, toprak zemin oluşturup, yeniden çöp dökülmemesi için ağaçlandırmayı düşünüyoruz.”

Erdoğan’ın muğlak fındık fiyatı açıklamasına tepkiler sürüyor: Fiyatı kabul etmiyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 30 Temmuz’da Ordu’da düzenlenen mitingde Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) 2022 ürünü kabuklu fındık alım fiyatını kilogram başına 54 lira olarak açıklamış, fiyat bir belirsizliğe sebebiyet vermişti. Hangi kalite fındığın fiyatının ne olduğu konusunda kafa karışıklıkları oluşmuştu. Ardından Tüm Üretici Köylüler Sendikası tarafından Erdoğan’ın açıklaması sonrası fındık fiyatına ilişkin eleştiriler yapıldı, fiyatın muğlaklığına işaret edilerek “Fiyatı kabul etmiyoruz” denildi. ÇİFTÇİ-SEN’den yapılan açıklamada da “Açıklanan fındık alım fiyatı üreticileri değil,  şirketleri kollayan, koruyan bir fiyattır” ifadeleri kullanıldı.

Tüm Üretici Köylüler Sendikası Ordu Şube Başkanı Zekayi Sağra Erdoğan’ın açıkladığı fiyatın muğlak ve yetersiz olduğunu belirterek “Üretici köylüler olarak bu fiyatı kabul etmiyoruz” dedi.

Tüm Köy Sen Ordu Şube Başkanı Sağra, “Her yıl fındığın maliyet hesabını yapıyoruz. Ne yazık ki, her yıl olduğu gibi bu yıl da yine maliyete yakın bir alım fiyatı açıklandı. Şu an açıklanan fiyat değer olarak geçen yılın açıklanan fiyatından farklı değil. Açıklanan 54 TL için ortalama sözcüğü kullanıldı. Bu kuşkulu bir durum. Yani alan bazlı destek, mazot ve gübre destekleri de belki de fiyata dahil edildi. TMO’nun alacağı fiyat 50 TL’den aşağı da olabilir” dedi.

Maliyeti hesapladınız mı?

Sağra, maliyet hesabının önemine vurgu yaparak “Fiyat açıklarken maliyet hesabı yapmıyorlar. Algı oluşturarak ihracatçının istediği fiyatı açıklıyorlar. Her yıl sezon biterken fiyatlar aşağı çekiliyor, sonra üç beş kuruş fazla fiyat açıklamasıyla algı operasyonu yapıyorlar. Her yıl aynı senaryo ile karşı karşıyayız. Tüm Köy Sen olarak öncelikle üreticilerin de içinde olduğu bir maliyet ve fiyat hesabının yapıldığı kurul-komisyon oluşmalı ki, herkes gerçeği görsün. Maliyet hesabı yapmadan açıklanan fiyat üreticiyi her yıl mağdur ediyor. Üretici köylü, bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak açıklamaya mahkum edilemez. Üretici köylü ürününün ve emeğinin değerini kendisi belirleyeceği bir yasal düzenleme yapılmalıdır” şeklinde konuştu.

’54 TL’nin değeri yok’

Sağra enflasyona ve gübre ve ilaç zamlarına dikkat çekerek, “54 TL kulağa iyi olarak geliyor. Bu geçen yılın para değerine göre iyi ancak gerçek enflasyonun yüzde yüzün üzerinde olduğu ve enflasyonun devam edeceği gerçeğini bilerek baktığımızda 54 TL’nin hiçbir değeri yok. Hatta yeni enflasyonla Eylül ayında 54 TL daha da değersizleşecek. Bu nedenle üreticiyi memnun edecek fiyat 80 TL’dir. Geçen yıl bir kg fındık, 12 kilo 400 gram azotlu gübre alıyordu. Şimdiki fiyatla 54 TL ile sekiz kilo 300 gram gübre alınıyor. Batman’dan gelen minibüs tek seferi (geliş) geçen yıl 3 bin 300 TL iken bu yıl 12 bin TL oldu. Bunlar bile fiyatın yetersizliğini belgelemektedir” açıklamasında bulundu.

‘Destekler yasal zorunluluktur’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı fiyat içinde desteklerin olmasını eleştiren Sağra, “Yasa gereği devlet GSMH’nın yüzde birini tarım desteği olarak üretici köylülere vermek zorunda. İktidarlar bunu tam olarak bile ödemiyor, üretici köylüler mağdur ediliyor. Bu mağduriyet yetmezmiş gibi ikinci tokat atılıyor. Fındık alım fiyatına destek olarak verilen paralar da dahil ediliyor. O zaman iktidar üretici köylülere yasa gereği vermesi zorunlu olan alan bazlı, gübre, mazot desteğini vermemiş oluyor. Fiyat belirlemelerinde bunlar dahil edilemez” ifadelerini kullandı.

 ‘Açıklanan fındık fiyatı üreticileri değil,  şirketleri kollayan, koruyan bir fiyat’

ÇİFTÇİ-SEN’den de konuya ilişkin bir açıklama yapılarak sendikanın yaptığı maliyet çalışmalarına değindi:

“ÇİFTÇİ-SEN olarak yapmış olduğumuz maliyet çalışmaları sonucunda bir kg fındığın maliyetini  43,45 TL tespit edip onun üzerine yüzde 25 kar payı eklediğimizde  54 TL bir fiyata ulaştığımızı, ancak fındık çiftçisinin hayatını ve üretimini sürdürebilmesi için bu fiyatın yeterli olmadığını, son aylardaki girdilerdeki ve temel ihtiyaç maddelerindeki enflasyon artışlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, alım fiyatının en az 85 TL olması gerektiğini ifade etmiştik.”

“Açıklanan fındık alım fiyatı üreticileri değil,  şirketleri kollayan, koruyan bir fiyattır” denilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Görünen o ki iktidar, BM Genel Kurulu’nda 17 Aralık 2018 yılında kabul edilen Köylü Hakları Deklarasyonu’ndaki  çiftçilere ‘Tatmin edici bir fiyat ve adil piyasaya erişim hakkı sağlamak’ yerine şirketlerin piyasayı kontrolünü arttırıcı alım fiyatları belirlemeyi ilke haline getirmiştir. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan 12 Eylül Darbesi’nin oluşturduğu kurumsal düzenin ve neoliberal tarım politikalarının devamı olduğunu fındık alım fiyatını açıklarken ortaya koymuş, tıpkı darbeci Kenan Evren gibi, 12 Eylül öncesi ‘Fındıkta Sömürüye Son!’ mitinglerini örgütleyen Fikri Sönmez’i ve onun anlayışını da hedefine koymuştur.”

Şirketler kârlarını arttırırken, üreticilerin giderleri daha da artacak üretimlerini devam ettirmeleri bir yana temel tüketim ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geleceklerdir” denilen açıklamada söz konusu fındık alım fiyatının ve tarım  politikalarının kabul edilemez olduğu ifade edildi ve talepler şöyle sıralandı:

  • Bir tarafta üreten çiftçilerin diğer tarafta ürettiklerimizi yok pahasına almaya çalışan şirketlerin varlığını çok iyi biliyoruz. Onun içindir ki AKP iktidarının Tarım ve Orman Bakanlığı TMO’si değil, sezon başında FİSKOBİRLİK devreye sokulmalıdır. FİSKOBİRLİK üretimden pazarlamaya kadar zincirin her halkasına sahip olacak şekilde ve fındık çiftçilerinin yönetimlerini demokratik olarak belirleyecekleri bir yapıya kavuşturulmalıdır. 2000 yılında sözde özgürleştirme yasası olarak çıkarılan 4572 sayılı kooperatif yasasının şirketler lehine olan hükümleri kaldırılmalıdır..
  • BM Genel Kurulu’nda 17 Aralık 2018 yılında kabul edilen Köylü Hakları Deklerasyonu’na göre Çiftçilerin tatmin edici bir fiyat ve adil piyasaya erişim hakkı vardır. Bu çerçevede Hükümet; fındık alım fiyatını belirlerken, çiftçilerin sendikalarıyla, meslek odası ve kooperatif örgütleriyle görüşme masasına oturmalı ve fındık alım fiyatlarını birlikte belirlemelidirler.

Kosova-Sırbistan sınırında tansiyon: Gerginlik yaratan yasa bir ay ertelendi

Kosova hükümetinin, ülkede yaşayan Sırpların önümüzdeki iki ay içinde Sırp plakalarından Kosovalı plakalara geçmelerini gerektiren yeni bir yasanın yürürlüğe girmesinden saatler önce Sırpların yoğunlukta olduğu Mitroviça’da dün gece saatlerinde gerginlik başladı.

Yasayı protesto etmek için sokağa çıkan eylemciler kuzey sınırında barikat kurdu. Silah seslerinin gelmesiyle Kosova, iki sınır kapısını araç trafiğine kapattı.

Yaşanan gerginliğin üzerine hükümet yasayı bir ay sonra 1 Eylül’de yürürlüğe koymak üzere ertelediğini açıkladı.

İki ülke arasında yükselen tansiyon, Batı dünyası Rusya-Ukrayna savaşına odaklanmışken büyük bir çatışmaya dönüşebileceği endişesini yarattı.

14 yıl önce bağımsızlığını ilan eden Kosova’daki pek çok Sırp, hükümetin yasa dışı kabul ettiği Sırp çıkışlı plakaları kullanmaya devam ediyor. Plakalarla ilgili benzer gerginlikler bir yıl önce alevlenmişti. Ancak uzmanlar Kosova’nın müttefiki ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin odağının Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde olması sebebiyle bu kez gerginliğin daha yüksek olduğunu belirtiyor.

Kosova Başbakanı Albin Kurti, sosyal medya hesaplarında yayınladığı bir videoda, “Önümüzdeki saatler, günler ve haftalar zorlu ve sorunlu olabilir” dedi. 

Fotoğraf: Festim Beqiri / Associated Pres

Rusya ve Çin ile müttefik olan Sırbistan, 2008’den beri Kosova’nın bağımsızlığını tanımayı reddediyor.

Kosova’nın 1,8 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ini oluşturan etnik Sırp nüfusun yaklaşık yarısı, Sırbistan sınırındaki dört kuzey ilde yaşıyor ve pek çoğu Kosova kurallarını redderek Sırbistan’ın bir parçası gibi yaşamayı tercih ediyor ve uzun süredir bu yasaya benzer yeni entegrasyon girişimlerini protesto ediyor.

2011’den beri AB, her iki hükümet arasında müzakerelere aracılık ediyor ve Kosova’da yaklaşık 3.700 askerden oluşan bir NATO barış gücü (KFOR)  bulunuyor.

Dün olayların üzerine bu birlik, “İstikrar tehlikedeyse müdaheleye hazır olduğuna” dair bir mesaj paylaştı, birliklerin hazırlık durumlarının yükseltildiği ve ‘alarm’ durumuna geçildiği aktarıldı.

Kosova Başbakanı Albin Kurti, açıklamasında gerginlikten Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Sırbistan’ın Kosova Sorumlusu Petar Petkoviç’i sorumlu tuttu ve  “Önümüzdeki günler ve haftalar zorlu ve sorunlu olabilir” dedi.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic de dün düzenlediği basın toplantısında, “Barış için dua edeceğiz ve barış arayacağız, ancak teslim olmayacağız ve Sırbistan kazanacak. Sırplara zulmetmeye, kötü muamelede bulunmaya ve onları öldürmeye cesaret ederlerse, Sırbistan kazanacak” dedi.

Avrupa Birliği’ne katılmaya aday olan Sırbistan, Moskova ile yakın bağlarını korumuş ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan Birleşmiş Milletler kararı lehinde oy kullanmasına rağmen Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarına katılmamıştı.

Rusya’nın haber ajansı TASS, plaka ve kimlik yasalarını “Sırp nüfusunu Kosova’dan çıkarmak için yeni bir adım” olarak nitelendirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, “Priştine‘yi (Kosova’nın başkenti), ABD ve Avrupa Birliği’ni provokasyonu durdurmaya ve Kosova’daki Sırpların haklarını gözetmeye çağırıyoruz” dedi.

Onlarca dava açılmış, yürütmesi durdurulmuştu: Bakanlık itiraz etti, zeytinliklerde madencilik faaliyetlerinin önü açıldı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 1 Mart’ta yayımlanan Maden Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle enerji arzı için zeytinlik sahalarında madencilik faaliyetlerine izin verilmişti. Ardından karara onlarca dava açıldı, yürütmesinin durdurulması talep edildi. 20 Nisan’da yönetmeliğin yürütmesi Danıştay 8. Dairesi tarafından durdurulmuştu. Ancak 22 Haziran’da yürütmenin durdurulması kararı Bakanlık itirazı sonucunda kaldırıldı.

Danıştay, zeytinlikleri madenciliğe açan yönetmeliği durdurdu

Kararı Halk TV’de dün yayımlanan yazısıyla  İsmail Saymaz duyurdu. Yönetmeliğe göre “elektrik ihtiyacı için yürütülen madencilik faaliyetlerinin zeytinliklere denk gelmesi, başka alanlarda yürütülmemesinin mümkün olmaması durumunda iş bitiminde sahanın eski hale getirileceğinin taahhüt edilmesi şartıyla” bakanlık tarafından izin verilecekti.

Çitfçi-Sen, bu yönetmeliğin iptal için Danıştay’da dava açtı. Davayla alınan yürütmeyi durdurma kararında Maden Kanunu’na göre madencilik yapılan alanların, izne tabi olmaları halinde izinlerin alınmasının zorunlu olduğu kaydedildi.

Zeytinlikleri maden işletmelerine açan yönetmeliğe dava yağıyor

Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun’a göre de zeytinliklerin daraltılması, zeytinliklerde, bu sahalara üç kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılması ve işletilmesinin yasak olduğu hatırlatıldı. Zeytinliklerde yönetmelikle bir düzenlemeye gidilemeyeceği, aksi halde telafisi güç zararlar doğacağı ifade edildi.

‘Tam bir yağma’

Ardından Bakanlık karara itiraz etti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 22 Haziran’da yürütmenin durdurulması kararını kaldırdı.

Kurul, yönetmeliğin hem zeytin hem maden mevzuatıyla ilgili olduğunu kaydetti.

8. Daire tarafından zeytincilik mevzuatı uygulanarak karar verildiği, oysa bu uyuşmazlıkları çözümleme görevinin 10. Daire’ye ait olduğu belirtildi. Her iki daire tarafından oluşturulacak ortak kurul tarafından karara bağlanması istendi.

Kara çalınan bir ormanın mücadelesi

Avukat Fevzi Özlüer, Milas’a bağlı İkizköy’de zeytinliklerinin madencilere verilmesine karşı çıkan köylülerin davası için keşfe gitmeye hazırlanırken, kararın çıktığına dikkat çekti. Özlüer, “Bu durumda pek çok yer var. Ucu açık bir süreç başladı. Tam bir yağma” dedi.

İkizköy Çevre Komitesi tarafından Danıştay’ın kararına ilişkin açıklama yapıldı:

“Üst Kurul, ‘davaya Danıştay 8. Daire ile Danıştay 10. Dairenin ortak heyetle bakması gerektiği’ gerekçesine dayanmış. Kim bakacaksa baksın, yürütmeyi durdurma kararının kaldırılması bizce yanlış olmuştur. Oluşan boşluğun kötü niyetlilerce doldurulmasının önüne derhal geçilmelidir.

Biz zeytinlerimizi Anayasal ödev ve haklarımıza dayanarak korumaya devam edeceğiz. Danıştay da ‘hemen ortak heyetle yeni bir yürütmenin durdurması kararı’ ya da Danıştay 8. Daire tarafından ‘ortak heyet toplanınca yeniden değerlendirilmek üzere yeni bir yürütmenin durdurması kararı’ almalıdır. Danıştay’dan hukukun üstünlüğünden, hukuk devletinden yana olan yurttaşlar olarak bekliyoruz. Yönetmelik değişikliğinden sonra oluşan ‘Zeytin ittifakı’na da soruna yeniden sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

İkizköy’deki yıkım görüntülendi

Ne olmuştu?

Yönetmelik değişikliğinin yayımlandığı tarih olan 1 Mart 2022’de aynı zamanda Akbelen Ormanı’nda YK Enerji’nin maden sahasını genişletmesi talebi için bilirkişi keşfi vardı.

Keşif öncesi yayımlanan karar çevre aktivistleri ve kamuoyundan yoğun tepki toplamıştı. Değişiklik sonrası onlarca dava açılmıştı.

İkizköy’e üçüncü kez bilirkişi keşfi kararı

Avukatlar Yeşil Gazete’ye yeni yönetmeliğin Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun’a aykırı olduğunu aktarmıştı.

Ancak geçtiğimiz günlerde Akbelen Ormanı’nda yeniden bilirkişi keşfi yapılması yönünde karar çıkmıştı. Bölgede üçüncü keşfin 8 Ağustos’ta yapılacağı bildirildi.

Akbelen’de bilirkişi raporu: Kömür geri dönülmez zararlar verecek

Körfez ülkelerinde alışılmadık yağışlar hayatı felç ediyor

Körfez ülkeleri; Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan‘da yılın bu ayında şimdiye dek benzeri pek görülmeyen aşırı yağışlar etkili oluyor.

27-28 Temmuz tarihlerinde aşırı yağışların etkili olduğu Katar’da sosyal medya kullanıcıları, “yılın olağan dışı bir zamanında Katar’da arka arkaya ikinci gün yağmur” notuyla birçok video yayımladı.

Katar Meteoroloji Dairesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, ülkenin doğusu ve orta bölgelerinde etkisini gösteren şiddetli yağışlara güçlü rüzgarların da eşlik ettiği belirtilerek, yağışların bazı yollarda trafiği olumsuz etkilediği aktarıldı.

 

Açıklamada, bazı bölgelere deniz üzerinden kuvvetli rüzgarlar ve yüksek dalgalar geldiği ayrıca gök gürültülü sağanak yağış uyarısında bulundu.

Çöl’de sel

BAE’yi etkisi altına alan şiddetli yağışlar ise bazı kentlerde yolların kapanmasına neden oldu.

Ülkenin çeşitli noktalarında 27 Temmuz’da şiddetli yağışlar nedeniyle meydana gelen sel, ev ve iş yerlerinde hasarlara yol açtı.

BAE hükümeti, selin neden olduğu hasarın giderilmesi için acil bir komite kurulduğunu duyurarak, ülkenin doğu bölgelerindeki sağanak yağışlardan etkilenen tüm ailelerin geçici barınma alanlarına nakledilmesi talimatını verdi.

Suudi Arabistan Meteoroloji Merkezi de bazı kentlerde cumartesi gününe kadar gök gürültülü sağanak yağışlara tanık olunacağını açıkladı.

Merkez, sağanak yağışların etkili olacağı yerler arasında Cizan, Necran, Asir, Baha ve Mekke’nin de yer aldığı bilgisini paylaştı.

Riyad‘ın güney kesimleri ve doğu bölgelerinde de 27 Temmuz’da başlayan yağışların yarına kadar şiddetli şekilde devam edeceği tahmininde bulunuldu.

Kuveyt, Bahreyn ve Umman meteoroloji daireleri de  27 Temmuz’da başlayan yağışların hafiften orta dereceye değişen miktarlarda devam edeceğini bildirdi.

Fosil yakıta bağımlılar

Temel olarak karbondioksit emisyonlarının ana nedeni olan petrol, gaz ve petrokimya endüstrilerine bağımlı olan körfez ülkeleri de iklim değişikliğinden dünyanın diğer ülkeleri gibi nasibini alıyor. 

Suudi Arabistan 2060 yılında net sıfır karbon emisyonuna ulaşma sözü verdi

İklim uzmanları, Orta Körfez Kıyısı için önümüzdeki 50 ila 100 yılda beklenen iklim değişikliklerinin, sıcaklık artışı, yağış düzenindeki değişiklikler ve artan fırtına yoğunluğu bekliyor. Bu ülkeler için en büyük risk ise deniz seviyesinin artan yükselmesi.

Birleşik Arap Emirlikleri drone ile yağmur yağdıracak

Enerji krizinin çözümü fosil yakıtlarda aranmamalı

Avrupa’da enerji krizi giderek derinleşiyor. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya batı ülkelerinin kendisine uyguladığı ekonomik yaptırımlara, batı ülkelerine yaptığı doğal gaz ihracatını keserek yanıt verdi. Geçtiğimiz haftalar içinde bakım yapma gerekçesi ile Rusya’nın Kuzey Akım 1 hattından Avrupa’ya doğal gaz akışını durdurması özellikle enerji talebi açısından önemli ölçüde Rusya’ya bağımlı olan Almanya’da büyük paniğe yol açtı.

Başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri şimdi ellerindeki doğal gaz stokunu mümkün olduğu kadar uzun süre kullanabilmenin yollarını arıyorlar. Bunun için birçok AB ülkesinde şimdiden önlemler alınmaya başladı. Kendi aralarında doğal gaz tüketimini %15 oranında düşürme konusunda antlaştıkları son olarak kamuoyuna yansıdı. Tüm AB ülkelerinde resmi ve tarihi binaların aydınlatmaları yarı yarıya azaltılırken, mağazalardan, alışveriş merkezlerinden klimalarını 25ºC’nin altına ortamın sıcaklığını düşürmeyecek şekilde yeniden ayarlamaları istendi. Almanya’da birçok spor salonunda duşlarda sıcak su verilmesi durduruldu. Artık sporcular soğuk su ile duş almak zorunda… Oteller ise müşterileri için ancak belli saatlerde sıcak su verebiliyor. Kış mevsimi için ise daha sert önlemler düşünülüyor. Eldeki doğal gazın daha çok sanayi tesislerine verilebilmesi için dış aydınlatmaların iyice azaltılması, konutlara kısıtlı sürelerle doğal gaz verilmesi, hatta kentlerde, kasabalarda insanlar için toplu ‘ısınma noktaları’ kurulması tartışılıyor. Tüm bu önlemlerin halk sağlığı üzerindeki etkileri ise şimdilik hiç düşünülmüyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın İcra Kurulu Başkanı Fatih Birol geçen hafta içinde BBC’nin ünlü programı “Hardtalk”a katıldı. Tartışılan konu yaşanan enerji ‘paniğinin’ temiz enerjiye geçişi yavaşlatma, hatta durdurma olasılığıydı. Zaten bir süredir yaşananlar bu olasılığın giderek güçlendiğini gösteriyor. Birol’dan da öğrendiğimize göre Azerbaycan,  Norveç, Suudi Arabistan, Cezayir gibi alternatif ülkeler bir süredir petrol ve doğal gaz üretimini artırmış. Buna kömür üreten ülkeler de katılmış. Fakat bununla da kalmıyor, popüler bilim dergisi Nature’den öğrendiğimize göre yeni petrol sahalarının açılması da gündemde; hem de tam yağmur ormanlarının ortasında… Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde turba ve yağmur ormanı alanlarında yeni petrol sahaları çokuluslu şirketlere sondaj ve üretim için açık artırma ile verilecek. Dünyanın en büyük yağmur ormanlarından birine ev sahipliği yapan bölge, şimdi petrol şirketlerinin yeni üretim alanı olmak üzere… Bugünlerde yapılacak petrol üretim sahası ihaleleri Virunga Milli Parkı’nın yanı sıra, sera gazlarını depolayarak küresel iklim krizinin önlenmesine katkıda bulunan tropikal turba alanlarını da kapsıyor. Kongo’nun dünya için bu kadar özel bir bölgede yeni petrol sahalarının açılmasına izin vermesi haberi Kongo Devlet Başkanı’nın Glasgow’daki küresel iklim zirvesine katılmasından ve yeryüzünde Amazon’daki yağmur ormanlarından sonra ikinci sırada yer alan Kongo Havzası yağmur ormanlarını korumak için on yıllık bir antlaşmaya imza atmasından sadece sekiz ay sonra geldi. Bu antlaşmaya göre zengin ülkeler dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Kongo’ya on yıl içinde 500 milyon dolarlık uluslararası bir destekte bulunulacaktı. Ancak son sekiz ay içindeki gelişmeler, IEA direktörü Birol’un da kabul ettiği gibi öncelikleri değiştirdi. Kongolu yöneticiler başta olmak üzere birçok kişiye göre kimsenin önceliği artık gezegeni kurtarmak değil.

Dünyadaki yağmur ormanlarının korunması için en büyük çabayı gösteren Norveç bile Kuzey Denizi’nden petrol üretimini inanılmaz boyutta artırdı. Petrol ve kömüre tüm dünyada talep artıyor ve fiyatlar yükseliyor. Bunu da dikkate alan Kongolu yetkililer ihaleye çıkaracakları petrol sahalarının sayısını 16’dan 30’a çıkardı. Çevre örgütlerinin büyük tepkisini çeken bu karardan sonra eski bir tartışma da alevlendi. Afrikalı devlet adamlarına göre refahlarını gezegeni ısıtan sera gazı emisyonlarına yol açan fosil yakıtların üzerine inşa eden zengin Batılı ülkeler fakir Afrika ülkelerinden dünyayı korumak için petrol, kömür ve doğal gaz rezervlerinden vazgeçmesini nasıl talep edebilir? Norveç örneğini hatırlatan Kongolu liderler, ‘dünyayı kurtarmak sadece fakir Afrika’nın önceliği olmamalı’ diyor. Tartışmalar bu şekilde gelişirken ortada somut bir gerçek var: Petrol alanlarının ihaleleri tamamlanmak üzere ve ihaleleri alanlarda batının çok uluslu petrol şirketleri… Bölgede yapılacak üretimin Kongo halkının değil, batılı şirketlerle, az sayıda Afrikalı yöneticinin zenginleşmesine yarayacağını iddia eden çok…  Tabii bir de küresel iklim krizi gerçeği var; iklim bilimcilere göre bölgedeki yağmur ormanlarının yok edilmesi ve turbaların kurutulmasının sonuçları iklim krizini daha da ağırlaştıracak.  İngiltere’deki Leicester Üniversitesi‘nden Susan Page, bu gerçekleşirse, çok hızlı bir şekilde salınan büyük miktarda karbonun ‘küresel iklim için etkili bir şekilde bir tür devrilme noktası olabileceğini’ söylüyor.

Üretimden tüketime kadar fosil yakıtların insan sağlığı üzerine etkisi. Kaynak: The Global Climate and Health Alliance.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle yaşanan enerji krizi fosil yakıtlardan kurtulmak için atılan yetersiz adımların bile çok kısa sürede geri alınmasına neden oldu. Klasik üretim sahalarındaki üretim artırılırken, özellikle Afrika’da yağmur ormanlarının ortasında yeni petrol ve doğal gaz sahaları açılıyor. Bu da yetmezmiş gibi Avrupa’da muhafazakâr politikacılar Almanya’da nükleer enerjiden çıkış politikasının ertelenmesi talebini dile getirmeye başladılar. Şu anda kimse yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını açık olarak savunmuyor.

Oysa küresel iklim krizini durdurabilmek için tek çıkış yolu yenilenebilir enerji teknolojisini geliştirmek ve yaygınlaştırabilmekten geçiyor. Yaşadığımız günlerdeki enerji krizi yıllardır gerektiği kadar yatırım yapılmayan bu alanda yeni kapılar, yeni umutlar ortaya koyabilir. Üstelik bu adım halk sağlığı açısından umut verici de olabilir. Aksi halde giderek ısınan bir dünyada 2300’lü yıllarda yaşamın olmayabileceğini görerek yaşama durumunda kalacağız.

 

 

YK Enerji’nin Akbelen Ormanı’nda ekolojik yıkıma neden olacak projesi için talebi reddedildi

Muğla‘nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.‘nin (YK Enerji) linyit kömür tedarik etmek üzere maden izninin yürütmesinin durdurulmasını kaldırmak için yaptığı talep reddedildi.

Akbelen Ormanı’ndaki maden sahasını genişletmek isteyen YK Enerji, Muğla 1. İdare Mahkemesi tarafından verilen maden izninin yürütmesinin durdurulması kararının kaldırılmasını talep etmişti. Şirketin talebine karşılık İzmir Bölge İdare Mahkemesi talebi kesin olarak oy birliği ile reddetti.

Akbelen Ormanı’nda daha önce iki keşif yapılmış ve geçtiğimiz günlerde yeniden keşif yapılması kararı alınmıştı. Üçüncü bilirkişi keşfi için 8 Ağustos tarihi verilmişti.

Şirket yaptığı talep başvurusunda; davada bilirkişi heyetince, ağaçların kesilerek maden sahası açılması sonucu oluşacak telafisi güç ve imkansız hiçbir zarar tespit edilmediğini iddia etmişti.

Ayrıca YK Enerji hem mahkeme bilirkişisi hem de Muğla İl Tarım Orman Müdürlüğü tarafından Akbelen Ormanı içinde ve çevresinde bulunduğu tespit edilen zeytinlik alanların 3573 Sayılı Zeytincilik Kanunu çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini de öne sürmüştü. Şirkete göre, 2014’te özelleştirme ile işletme hakkının devralındığı kömür madeni ruhsatının şirketin kazanılmış hakkı olarak değerlendirilmesi gerekiyor ve “Dolayısıyla ilgili alanda zeytin ağacı bulunup bulunmadığına yönelik bir araştırma yapılmasına dahi ihtiyaç” bulunmuyor.

İkizköy Çevre Komitesi tarafından şirketin talebine karşılık Mahkeme tarafından verilen karara ilişkin olarak açıklama yapıldı:

“Son kararla İzmir Bölge İdare Mahkemesi’nce de onanan maden izninin yürütmesinin durdurulması, üçüncü kez tekrarlanacak keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilip, bilirkişi keşif raporu mahkemeye sunulduktan sonra, Muğla 1. İdare Mahkemesi’nce yeniden değerlendirilinceye kadar devam edecek.”

Yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması için yapılan başvuruya İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı bir dilekçe ile itiraz etmişti. Karşı dilekçede Cangı; dava kapsamında “1 Mart 2022 tarihinde yapılan keşif sonunda düzenlenen 25 Nisan 2022 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporu’nda; dava konusu maden işletme projesinin, orman ve içerisinde yer alan ekosistemin geri dönüsü olmayacak şekilde yok olacağı bilimsel olarak tespit” edildiğini vurgulamıştı.

Raporda bilirkişiler, Akbelen Ormanı’nda yürütülecek maden faaliyeti sonucunda oluşacak ekolojik, tarımsal ve ekonomik yıkımı şu sözlerle ifade etmişlerdi:

  • “ … şüphesiz ki söz konusu orman ve içerisinde var olan ekosistem geri dönüşümü olmayacak şekilde ortadan kalkacaktır…”
  • Akbelen Ormanı’nın “ekolojik koridor olarak muhafaza edilmesi zaruriyeti ve rehabilitasyon çalışmaları ile mevcut orman yapısının tekrar geri getirilmesinin mümkün olmadığı, madencilik faaliyetleri nedeniyle önemli düzeyde ormanlık alanın ve orman ekosistem bütünlüğünün zarar” görecektir;
  • “Ocak alanı ile izne konu orman alanı arasındaki tarım alanlarının zarar görecek, madencilik faaliyetleri nedeniyle önemli düzeyde toz emisyonunun oluşacaktır”;
  • “Bölgeye düşen mevsimsel yağışın yüzeysel akışa geçmesi su baskınlarının oluşmasına, bölgede bulunan yerleşik alanların ve tarımsal alanların olumsuz yönde etkilenmesine neden olacaktır”.

Avukat Cangı, bilirkişi raporundaki bu tespitlerle sabit olan kömür madeni tarafından yaratılacak zararlar nedeniyle Akbelen Ormanı’nda kömür madencilik izninin, “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz” ifadelerinin yer aldığı Anayasa’nın 169/3. maddesine aykırı olduğunun altını çizdi ve şöyle devam etti:

“Mahkemenin talebi üzerine hazırlanan ve Haziran ayı sonunda dava dosyasına sunulan Muğla İl Tarım Orman Müdürlüğü’nün İnceleme Raporu tüm eksikliklerine rağmen alanda 56 adet zeytinli tarla olduğunu tespit etmiştir. Bölgede maden sahası açılmak istenen alanın 3 km mesafesinde binlerce dönüm bakımlı zeytinlik alan olduğu, bu alanlarda en az 40 bin zeytin ağacının bulunduğu ise bir gerçektir. Şirketin ‘Zeytincilik Kanununun kapsamında değildir’ diyerek göz ardı etmek istediği bu zeytinlikler İkizköylülerin ve tüm yöre halkının ana geçim kaynağını oluşturmaktadır.”

Yürütmeyi Durdurma kararının iptalini isteyen şirketin başvurusuna İkizköylüler adına yapılan itirazda; şirketin, işlettiği iki santralin Türkiye’nin elektrik arzında stratejik önemde olduğu iddialarına yanıt verildi.

TMMOB Makine Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu üyesi Makina Mühendisi Orhan Aytaç tarafından hazırlanmış ve mahkemeye sunulmuş Temmuz 2022 tarihli Teknik Raporla mahkemeye şunlar sunuldu:

  • Kemerköy ve Yeniköy Termik Santrallarının çalıştırılmaması, herhangi bir elektrik kesintisine sebep olmayacaktır. Her iki santralın aynı anda çalıştırılmadığı zaman dilimleri vardır, bu dönemlerde gerek bölgede, gerekse ülke genelinde bir olumsuzluk yaşanmamıştır. Bu santralların devre dışı olmalarının şebekeye herhangi bir etkisi olmamıştır. Bölgede var olan elektrik kesintilerinin ana sebebi ana iletim hatları değil yerleşim birimlerinin içindeki dağıtım şebekesinin yetersiz kalmakta olmasıdır.
  • Bu iki santral çalıştırılmaz ise oluşan üretim kaybı diğer kaynak/yakıt türleri ile üretim yapan santrallar aracılığı ile kapatılacaktır.

Avukat Arif Ali Cangı ise aslında Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri ile Yatağan termik santralinin kapatılmalarını gerektiren kararların yıllar önce Mahkemelerce verildiğini; bu yargı kararlarının uygulanmadığını, en sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da ihlal kararı verildiğini hatırlattı.

AİHM kararlarının Türkiye için bağlayıcı kararlar olduğunun altını çizen Cangı; bu nedenle Akbelen Ormanının yok edilerek kömür madeni açılmasına izin veren işlemin de hukuka aykırı olduğunu söyledi.