Ana Sayfa Blog Sayfa 693

Fatih Erdoğan’ın Pasifik İnşaat’ının projesinde milyar liralık artış

İş cinayetiyle gündeme gelen ve kent suçu olarak nitelendirilen başkentteki Merkez Ankara Projesi‘ni inşa eden yandaş şirketin projeden kazanacağı paranın artırıldığı ortaya çıktı.

AKP’li Melih Gökçek döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne (ABB) aitken TOKİ’ye satılan ve ardından da Emlak Konut’a geçen 125 dönüm büyüklüğündeki arazi için 2015 yılında ihale düzenlendi. İhaleyi, AKP Ankara Milletvekili Asuman Erdoğan’ın eşi Fatih Erdoğan’ın sahibi olduğu Pasifik İnşaat aldı. Pasifik İnşaat ise arazi üzerine Merkez Ankara isimli bir proje inşa edileceğini duyurdu ve inşaata başlandı.

1,4 milyar TL’lik artış

BirGün’den İsmail Arı‘nın aktardığına göre; Pasifik İnşaat, 10 Kasım’da Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı bildirimde, “Şirketimiz projelerinden Merkez Ankara projesinde Emlak Konut GYO ile yapılan sözleşmeye ek protokol ile arsa satışı karşılığı şirket yüklenici payı toplam geliri 3 milyar 776 milyon 699 bin TL’den, 5 milyar 136 milyon 308 bin TL’ye artmıştır” denildi. Yani böylece şirketin kârı yaklaşık 1,4 milyar TL arttırılmış oldu.

Rize Güneysu doğumlu Fatih Erdoğan, eski ABB Başkanı AKP’li Melih Gökçek döneminde de belediyeden milyonlarca liralık ihaleler aldı. Erdoğan’ın Orpaş Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi, 2011 ile 2014 yılları arasında tam belediyeden tam 142 milyon TL’lik dört ayrı ihale aldı.

Pasifik İnşaat, Ankara’da TOKİ’nin Ufuk Üniversitesi’nden aldığı arazi üzerine Next Level Alışveriş ve İş Merkezi’ni de kamu bankası olan Ziraat Bankası’ndan aldığı krediyle inşa etmişti. Next Level’in alışveriş bölümüne, Pasifik İnşaat borçları ödeyemediği için Ziraat Bankası’nca el konulmuştu.

Projenin şantiyesinde can kaybı…

Fatih Erdoğan’ın şirketi, İstanbul Kemerburgaz’da AKP’li Eyüpsultan Belediyesi’ne ait 78 bin dönümlük arazinin ihalesini almasıyla da gündeme gelmişti. Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın, İstanbul Etiler girişindeki eski Levent Jandarma Lojmanları’nın yer aldığı arsa için düzenlediği ve “Ortaköy İhalesi” olarak bilinen ihaleyi de yine Pasifik İnşaat kazanmıştı.

Öte yandan geçen ağustosta sağanak yağış ve fırtınaya ilişkin günler öncesinden uyarı yapmasına rağmen Merkez Ankara Projesi Şantiyesi’nde çalışan işçiler, sahaya çıkarılmıştı. Kolon kalıbının devrilmesi sonucu stajyer Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Taha Öztürk yaşamını yitirdi. ODTÜ mimarlık öğrencisi Ege Kıratlı ve inşaat mühendisliği öğrencisi Emre Çetin ise ağır yaralandı.

[COP27] 60 yaş üstü adamların değil, gençler olarak sesimizi duyurmak istiyoruz – Ela Naz Birdal

Bu yıl 30 bin delegenin katıldığı, Şarm El-Şeyh’te 6-18 tarihleri arasında gerçekleşen ve 27.’si düzenlenen COP (Conference of the Parties) yoğun eleştirilerle ilk haftasını tamamladı.

İklim krizi karşılaştığımız krizlerin en büyüğü ve şahit olduğumuz diğer krizleri de tetikliyor ve bunun sonuçlarını da en çok en savunmasız bölgelerde yaşamaya çalışan masum insanlar çekiyor.

Mega şirketler iklim suç mahallinde yerini aldı

Ela Naz Birdal

Bu yıl COP’ta sivil toplum katılımı sınırı söz konusuyken, yaptıkları greenwashing (yeşil yıkama) ile ağzımızdan düşmeyen mega şirketler ve suç ortağı finansmanlar bu iklim suç mahallinde yerlerini aldılar. COP27’nin en çok söz edilen ve hepimizi şaşkınlığa uğratan sponsorlarından bir tanesi de son dört yılda dünyanın en çok plastik kirleticisi olan Coca-Cola’ydı.

Bu konuda Marka Konferansı’nda Youth For Climate Türkiye‘nin genç iklim aktivistleri olarak “Greenwashing Karşıtı Manifestomuzda” da altını çizmiştik.

Geleceğin mücadelesi

Geleceğimiz için hak ve söz sahibi olmaya çalışıyoruz, mücadele ediyoruz. ‘Her gün yeni bir gün‘ diyerek umutla yolumuza devam ediyoruz ve taleplerimizi iletmeye devam ediyoruz. Aldığımız bu sorumlulukları ve mücadele verdiğimiz taleplerimiz doğrultusunda karar vericilerin de aynı olgunlukta bizi desteklemesini istiyoruz.

Karar alma süreçlerinde saçlarına aklar düşmüş, 60 yaş üstü adamların bizi temsil etmesi yerine Türkiye bazında gençler olarak iklim zirvelerinde yer almak ve sesimizi duyurmak istiyoruz.

Türkiye’nin 2030 iklim hedefini açıklaması bekleniyor. Ülkemiz 2021’de iklim krizi ile mücadele için önemli adımlar attı: İklim krizinin önüne geçmeyi ve küresel sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlayan Paris Anlaşması’nı onayladı ve 2053’e kadar karbon nötr olma hedefi koydu.

Marka Konferansı’nda Youth For Climate Türkiye‘nin genç iklim aktivistleri

Ancak ülkemizin bu hedefe ulaşmak için yol haritası, yani hangi politikalar ve ara hedeflerle ulaşacağı belirsiz. Bu sebeple 2030 mutlak emisyon azaltımı hedefi, 2053’te karbon nötr olmaya giden yolda kilit bir dönüm noktası.

Ülkemizin gerekli sorumluluğu almasını ve COP27’ye kadar 2030’a kadar yüzde 35 mutlak azaltım yapmak üzere bir yol haritası oluşturmasını bekliyoruz.

İklim Değişikliği ve Politika Derneği ve destekleyen 17 kuruluş ile birlikte başlatılan “Türkiye iklim krizine teslim olmasın! #2030iklimhedefi “ kampanyasını da ayrıca inceleyebilirsiniz.

Su krizine karşı arıtılmış atık su

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2020 Su ve Atıksu İstatistikleri’ne göre, Türkiye genelinde belediyelere ait toplam bin 68 atık su arıtma tesisi bulunuyor. Arıtma tesislerinden geçen atık suların büyük miktarının su kaynaklarına deşarj edildiğini belirten uzmanlar, suyun kullanım alanına göre arıtılmasının ve ihtiyaca göre yeniden kullanılmasının teknolojik olarak mümkün olduğunu söyledi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hazırladığı ve 25 Ekim 2022’de Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren “Atıksu Arıtma Tesisleri Teknik Usuller Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ“le arıtılmış atık suların kullanımına dair kriterler yeniden belirlenirken, tebliğle ilgili bakanlıkça yapılan açıklamada, arıtılmış atık suların alternatif su kaynağı olarak yeniden kullanım oranının 2023 yılında yüzde 5’e, 2030 yılında ise yüzde 15’e çıkarılmasının hedeflendiği bildirildi.

TÜİK verilerine göre; atık su arıtma tesislerinde 4,4 milyar metreküp su arıtılırken bu miktarın yüzde 98,4’ü akarsu, deniz, göl, baraj gibi alıcı ortamlara deşarj edildi, sadece yüzde 1,6’sı sanayide veya tarımsal sulamada yeniden kullanıldı.

AA’dan Gülseli Kenarlı‘nın aktardığına göre; kentsel atık suların yeniden kullanımı konusunda değerlendirmelerde bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Çevre Teknolojileri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Azize Ayol, suyun arıtıldıktan sonra farklı amaçlarla kullanılmasının mümkün olduğunu ifade etti.

‘Su kaynaklarının etkin kullanımı çok kritik’

Ayol, dünyanın su, enerji ve gıda anlamında farklı krizler yaşadığı bir dönemde su kaynaklarının etkin kullanımının çok kritik olduğuna vurgu yaparak, şöyle devam etti:

“Türkiye genelinde su kaynaklarından temin edilen temiz suların yüzde 70’i tarımsal sulama alanlarında kullanılıyor. Arıtılan atık suların önemli bir kısmının, tarımsal sulama amaçlı kullanımı mümkün. Özellikle endüstriye su temini anlamında soğutma ve proses suyu olarak değerlendirilmesi; park ve bahçe sulamalarında, kentlerin genel temizliğinde kullanılması; ‘gri su’ dediğimiz, kentsel, nispeten daha temiz suların ise ayrılarak yeniden rezervuarlarda kullanımı; ayrıca arıttığımız suların yangın suyu olarak değerlendirilmesi mümkün.”

Su stresi ve Türkiye: Su fakiri ülkeler seviyesine ineceğiz

Arıtılan suların büyük bir kısmının alıcı ortamlara deşarj edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Azize Ayol, “Arıtılan suların önemli oranda denizlere, akarsulara gittiğini biliyoruz. Bu miktardaki suyun mutlaka geri kazanılması gerekiyor. Artık lüksümüz yok, ‘Yeşil Mutabakat‘ çerçevesinde, iklim kriziyle ilgili hususlarda, daha da önemlisi sağlıklı bir çevrenin, sağlıklı bir ekosistemin korunması açısından iyi kalitede arıtmış olduğumuz suların yeniden kullanımı elzem. Türkiye şu anda su stresi yaşayan ülkeler arasında, suyu şu an yeterli görünüyor ama su baskısı önümüzdeki yıllarda artacak, su fakiri ülkeler seviyesine ineceğiz” diye konuştu.

Türkiye’nin büyük kentlerinde bulunan ileri biyolojik arıtma sistemlerinin, atık suların endüstride soğutma suyu olarak kullanımını sağlayacak özelliklere sahip olduğunu anlatan Ayol, park ve bahçelerdeki gibi çevresel kullanım için ise ileri teknolojiler gerektiğini, bunların başında membran teknolojilerinin geldiğini aktardı.

‘Arıtılan suların ihtiyaca göre geri kazanımla kullanılması mümkün’

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güçlü İnsel de atık suların arıtıldıktan sonra ihtiyaca göre geri kazanımının teknolojik olarak mümkün olduğunu belirterek “Bu, önümüzdeki 30 yıl içinde çok gerekli olacak çünkü biz su fakiri bir ülke olma sınırına yaklaşıyoruz” dedi.

Suyun arıtıldıktan sonra bir yere taşınmasının ciddi bir maliyet gerektirdiğine ve bu nedenle atık su arıtma tesislerinin sanayi bölgelerine yakın konumlandırılmasının önemli olduğuna dikkati çeken İnsel, “Atık su arıtma tesisleri yapılırken bazı şehirlerde bu şekilde planlanmadığı için sonradan yapılması zor. Kocaeli‘de sanayi, şehrin içinde olduğu için atık suların tamamı iyi kalitede su olarak arıtıldıktan sonra yüzde 90 oranında sanayiye veriliyor” bilgisini paylaştı.

‘Azot ve fosfor tarımda kullanılabilir’

Atık sulara biyolojik arıtma yapıldığında sadece sudaki organik maddelerin, ileri biyolojik arıtmada ise organik maddelerin yanında azot ve fosforun da giderilebildiğinin altını çizen İnsel, şunları söyledi:

“Azot ve fosforu giderip denize deşarj ettiğiniz zaman çevreye vereceği zarar çok az oluyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlenen deşarj standartları var. Suyu geri kazanımla kullanmak istediğimizde, ihtiyaca göre arıtma seviyeleri değişebiliyor. Sulamada, tarımda kullanacaksanız, gübreleme için azota ve fosfora ihtiyacınız oluyor. Bu nedenle suyun içinde bir miktar azot ve fosfor kalmasını istersiniz. Böylece hem gübreleme yaparsınız hem sulama. Bu, su kaynaklarını kirletmeyecek ölçüde ve kontrollü yapılmalı. Atık su arıtma, tamamen planlama işi. Arıtma tesisini istediğiniz teknolojiyle donatabilirsiniz. İhtiyaca göre arıtma söz konusu olmalı.”

‘Yağmur suyu için ek arıtma gerekebilir’

Yağmur suyunun geri kazanımına da değinen İnsel, “Arıtma tesisine bir birim su geliyorsa işin içine yağmur suyu girdiğinde 4-5 katına çıkıyor. Bunu arıtma tesisinde arıtmak da zor. Yağmur suyunu geri kazanmak istiyorsanız hatlar ayrılmalı, yani kanalizasyon sistemlerinin değişmesi gerekiyor. Ayrıca yağmur suyunu alıp doğrudan kullanıma tabi tutarsanız o zaman bazı şeyleri atlamış olursunuz. Yağış başladığı zaman ya da yüzeyden aktığı zaman atmosferdeki bazı kirleticilerle bu suya karışmış oluyor. Yağmur suyu tekrar analiz edilmeli. O bölgenin koşullarına göre belki ek bir arıtma gerektirebilir” değerlendirmesinde bulundu.

‘Şehir planına entegre edilmeli’

Suları kontrol altına alabilmek için ayrımların çok iyi yapılması gerektiğini kaydeden İnsel, “Bunlar şehir planına entegre edilmeli, bu alt yapı tesislerini sanayiye yakın bir yere konumlandırmak gerekiyor. Kentsel dönüşüm sadece kentin üstünü ilgilendiren bir durum değil. Sadece bina yaparak kenti dönüştürmüyorsunuz, alt yapılar toprağın altında kalıyor. Kentsel dönüşüme bu alt yapı tesislerinin, geri kazanımın getirilmesi ve uygun sistemlerin entegre edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

[COP27] Orman ve İklim Liderleri Ortaklığı kuruldu

COP27‘de hükümetler, işletmeler ve toplum liderlerinin eylemlerini birleştirmeyi amaçlayan Orman ve İklim Liderleri Ortaklığı’nın (FCLP) lansmanı yapıldı.

Yeni ortaklığa, küresel GSYİH’nın yüzde 60’ından fazlasını ve dünya ormanlarının yüzde 33’ünü temsil eden 26 ülke ve Avrupa Birliği katıldı.

FCLP, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak ve Fransa, Gana, Kongo, Kolombiya ve Almanya liderleri dahil olmak üzere dünya liderleri tarafından başlatıldı.

sürdürülebilir orman yönetimi ve koruma konusunda çalışmalar yapacak olan ortaklık, geçen yıl COP26’da 140’tan fazla ülkenin 2030 yılına kadar orman kaybını ve arazi bozulmasını durdurma taahhüdünü uygulamaya yönelik eylemi hızlandırmayı ve bu azmi, sahada somut sonuçlara dönüştürmeyi amaçlıyor.

Ülkelerin FCLP’ye katılarak bir veya daha fazlasını uygulamayı taahhüt ettiği eylemler içinde, uygulamayı desteklemek için kamu ve donör finansmanının harekete geçirilmesi, Yerli Halkların ve yerel toplulukların girişimlerinin desteklenmesi ve yüksek bütünlüklü ormanların korunmasını teşvik edilmesi eylemler de var.

Bilim insanları, Paris Anlaşması’nın küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derece üzerinde sınırlandırma hedefine ancak ormansızlaşmayı azaltma çabalarını hızlandırarak ve orman sektöründe diğer hafifletme faaliyetlerini uygulayarak ulaşılabileceğini söylüyor.

Ekvador Çevre ve Su Bakanı Gustavo Manrique Miranda, “Bu ittifak, ormansızlaşmayı azaltan, orman restorasyonunu artıran ve ormanlık alanlarda yaşayan insanların geçim kaynaklarını güçlendiren çözümleri uygulamak için bir fırsat” dedi.

Birleşik Krallık, doğa için 3 milyar sterlinlik daha geniş bir finansmanın parçası olarak ormanlar için 1,5 milyar sterlinlik (1,7 milyar dolar) finansman sözü verdi. Ayrıca Yerli halkları ve yerel toplulukları yağmur ormanlarını korumanın merkezine yerleştirecek olan İklim Yatırım Fonu’nun doğa ayağı için 65 milyon sterlin (75 milyon dolar) daha açıklayacak.

[COP27] Brezilya, Endonezya ve Kongo, Amazon ormanlarını korumak için ittifak kurdu

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz da “Ormansızlaşmayı durdurma ve ormanları eski haline getirme konusundaki ortak küresel taahhüdümüzün, insanlara, biyoçeşitliliğe ve iklime fayda sağlayacak somut ve ölçekli eylemlere dönüştürülmesi gerekiyor” dedi ve Almanya’nın bu taahhüdü desteklemek için, ortaklığın sekretaryasının kurulmasını destekleyeceğini ve Küresel Orman Finansmanı Taahhüdüne yaptığı ilk katkıyı ikiye katlayarak toplam 2 milyar Euro’ya çıkaracağını açıkladı.

Gana Devlet Başkanı Nana Addo Dankwa Akufo-Addo “Orman kaybı önlenebilir” dedi:

“Bununla birlikte, Glasgow Liderler Bildirgesi’ni sunmaya kendini adamış ülkelere gerekli desteği ve kontrolleri sağlamak için küresel olarak özel bir alana ihtiyaç vardır. FCLP, bu hedefe yönelik ilk ve önemli bir adımdır ve Gana, FCLP’yi tamamen desteklemekte ve onaylamaktadır.”

Hükümet temsilcileri ayrıca, Glasgow’da 2021-2025 yılları arasında ormanları korumak ve eski haline getirmek için taahhüt edilen 12 milyar doların 2,67 milyar dolarının halihazırda harcandığını ve kamu ve özel bağışçıların COP26’dan bu yana 4,5 milyar dolar daha taahhüt ettiğini duyurdu.

12 ülke, gelişmekte olan ülkelerde bozulmuş arazilerin eski haline getirilmesi, orman yangınlarıyla mücadele ve yerli toplulukların haklarının desteklenmesi dahil olmak üzere faaliyetleri desteklemek için toplam 2,67 milyar dolarlık bir fon bildirecek.

Hesap verebilirliği sağlamak için FCLP, yıllık toplantılar düzenleyecek ve 2030 hedefine yönelik küresel ilerlemenin bağımsız değerlendirmelerini ve FCLP’nin kendisi tarafından kaydedilen ilerlemeyi içeren yıllık bir Küresel İlerleme Raporu yayınlayacak.

REDD+ için yeni bir ivme

Bu sırada, gelişmekte olan ülkelerin dahil olduğu Ormansızlaşma ve Orman Bozulmasından Kaynaklanan Emisyonların Azaltılması (REDD+) mekanizması kapsamında da ormanları korumak için çabalar sürecek.

REDD+, ormancılık sektöründe gerçekleşen emisyon azaltımları için sonuçlara dayalı ödemeler sağlamak da dahil olmak üzere, orman iklimi eylemi için bütünsel bir çerçeve sunuyor. COP27’de gösterilen orman iklimi eylemine yönelik yenilenen siyasi ve mali taahhüt, REDD+ için de yeni bir ivme yaratabilir.

Paris Anlaşması’nda da yer alan ormanla ilgili emisyonların ölçülmesi, raporlanması ve doğrulanması çerçevesi, sonuçlara dayalı finansman kaynağından bağımsız olarak ormancılık sektöründeki tüm hafifletme eylemleri için bir rehber oluşturur.

Yaklaşık 60 gelişmekte olan ülke, halihazırda BM İklim Değişikliği kapsamında REDD+ faaliyetlerini uyguladı ve 9 gigatondan fazla doğrulanmış emisyon azaltımı sağlandı.

MLSA’dan bombalı saldırıya ilişkin yayın yasağına itiraz

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi, İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin Taksim’deki bombalı saldırıya ilişkin yayın yasağına Anayasa ile garanti altına alınan basın, ifade ve haberleşme özgürlükleri ile birlikte Türkiye’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle itiraz etti. Türkiye Gazetecilik Sendikası‘ndan (TGS) da bant daraltmanın bir haber alma ve verme hakkının ihlali olduğu yönünde açıklamada bulunuldu.

CHP’den BTK hakkında suç duyurusu 
İstiklal’deki bombalı saldırıyı yapan kişi gözaltına alındı

13 Kasım 2022 tarihinde saat 16.20’de Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde yaşanan patlamanın ardından İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği, saat 18.27’de konuyla ilgili olarak yayın yasağı kararı verdi.

Ardından Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından sosyal medya platformlarına bant daraltma uygulaması yapılarak platformlara erişim kısıtlandı. 10 saatlik kısıtlama bu sabah itibariyle sona erse de yayın yasağı devam ediyor.

‘Yayın yasağı halk arasında daha fazla korku ve paniğe neden oldu’

MLSA Hukuk Birimi, yasak kararını alan İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğine “hukuka aykırı biçimde tesis edilen” ve “Anayasal hakların ihlaline sebebiyet veren” yasağın kaldırılması talebiyle itiraz etti.

Başvuruda, yasakla birlikte internetin de sınırlandırıldığı ve sosyal medya platformlarının kullanılamaz hale getirildiği belirtilerek yayın yasağının halk arasında daha fazla korku ve paniğe neden olduğunu vurgulandı.

‘Temel hakları kısıtlıyor’

MLSA avukatları, yayın yasağının Anayasanın haberleşme hürriyetini garanti altına alan 22. maddesini; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini garanti altına alan 26. maddesini; basının sansürlenemeyeceğini garanti altına alan 28. maddesini ihlal ettiğini savundu.

Başvuruda ayrıca “hiçbir meşru amaç taşımayan ve demokratik toplumda hiçbir gerekliliği bulunmayan” yayın yasağının yasayla öngörülmeyen bir şekilde temel hakları kısıtladığı belirtilerek Anayasa’nın Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu güvence altına alan 2. maddesinin de ihlal edildiği belirtildi.

‘Bir kitlenin haber kaynağı ortadan kaldırıldı’

Bilgi edinme hakkının; halkın devlet yönetimine katılımını sağlayan ve temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan en temel insan haklarından biri olduğu belirtilen dilekçede, “Mevcut durumda söz konusu müdahale ile toplumsal bir olaya getirilen yayın yasağı; salt bir habere erişim engeli olmayıp bir kitlenin haber kaynağının ortadan kaldırılması, bilgi alma hakkına müdahale edilmesi, bilgi kaynaklarından uzak tutularak düşünce oluşturma özgürlüğü ve devlet yönetimine katılma hakkının da kısıtlanması anlamına gelmektedir” ifadeleri kullanıldı.

TGS: Haber alma ve verme hakkı ihlal edildi

TGS’den de yayın yasağına ilişkin “Halkın haber alma hakkı ‘daraltılamaz’” açıklaması yapıldı.

Saldırı sonrasında yurttaşların İnternet üzerinden olay hakkında bilgi almak istediğini, yakınlarına ulaşmaya çalıştığını fakat bu hakların yayın yasakları, basına yönelik fiili engellemeler ve hukuksuz kısıtlamalarla engellendiğinin vurgulandığı açıklamada şunlara yer verildi:

“Yayılan yanlış bilgilerin teyidinin ve yalanlanmasının da engellendiği bu kararlarla halkın doğru ve tarafsız bilgiye ulaşımı ile haber alma ve basının haber verme hakkı ihlâl edilmiştir.”

Olağanüstü dönemlerde yapılan yayınlarda ancak ve ancak ‘basın ifade özgürlüğünün esas alınarak’ bu tür kararlar verilebileceği ilgili kanunlarda ifade edilmesine karşın maddenin sağladığı kapsamı belirsiz ve geniş yetki ile alınan kararın basın özgürlüğü ile bağdaşmadığının ifade edildiği açıklamada şunlar aktarıldı:

Bant daraltma, temel bir insan hakkı olan haberleşme hürriyetinin ihlâlidir’

BTK’nın bu hususta talimat verme yetkisi olmadığı gibi alınmış bir karar varsa bunun kamuoyuyla paylaşılması yasal dayanağı varsa açıklanması gerekmektedir. Hiçbir yasal prosedür işletilmeksizin saldırının hemen akabinde jet hızıyla İnternetin tamamına yönelik bant daraltma, temel bir insan hakkı olan haberleşme hürriyetinin ihlâlidir. Daha önce pek çok kez örneğini fiilen yaşadığımız ve OHAL KHK’ları ve 2020 yılında yapılan Sosyal Medya Yasası ile yasal kılıfa sokulan bu uygulamanın keyfi olarak kullanılması kabul edilemez.

Basına ve İnternet medyasına yönelik bu engellemeler, Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün düzenlendiği 26. ve basın özgürlüğünün düzenlendiği 28. maddelerinin ihlâli niteliğindedir. Demokratik düzende toplumu yakından ilgilendiren böyle olaylarda haber alma ve bilgi edinme haklarının askıya alınmasını kabul etmiyoruz.”

[COP27] Kritik bakanlar toplantısı başladı: Yuvarlak masada neler var?

BM İklim Değişikliği Konferansı COP27‘deki delegeler, hem Paris Anlaşması’nın uygulanması hem de iklim eylemini hızlandırmak için kritik olan bir süreç olan ilk küresel stok sayımının ikinci teknik diyaloğunu tamamladı.

Geçen Cuma günü diyaloğun kapanışında konuşan BM İklim Değişikliği İcra Sekreteri Simon Stiell, stok sayımının sadece teknik bir egzersizden çok daha fazlası olduğunu vurguladı.

“Küresel stok sayımı bir hırs egzersizidir. Bu bir sorumluluk çalışmasıdır. Bu bir hızlanma egzersizi” dedi:

“Bu, her bir Tarafın pazarlıkta üzerine düşeni yaptığından, Paris Anlaşması’nın hedeflerini gerçekleştirmek için bir sonraki adımda nereye gitmeleri gerektiğini ve ne kadar hızlı hareket etmeleri gerektiğini bildiğinden emin olmayı amaçlayan bir alıştırmadır.”

Geçen hafta, hükümet delegeleri, gözlemciler ve uzmanlar, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için toplu olarak nerede ilerleme kaydettiklerini ve nerede ilerlemediklerini tartışmak için COP27’de bir dizi etkinliğe katıldı. Bu tartışmalar, ülkelerin Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama hedefine ulaşma azmini artırabilmeleri için doğru rotayı bulmaları için gerçekleşiyor.

Bu hafta sonuna kadar müzakereciler, hafta sonuna kadar üzerinde anlaşmaya varılacak bir taslak metin çıkarmaya çalışacak. Bugün COP27 başkanlığı, 2030 öncesi hedefle ilgili ilk yıllık üst düzey bakanlar yuvarlak masa toplantısını açtı.

Böylece, anlamlı azaltım eylemi ve uygulamada şeffaflık konseptiyle, 2020 yılına kadar ortaklaşa yılda 100 milyar dolarlık iklim finansmanı verilmesi hedefinin ilerlemesi ve yerine getirilmesi konusunda Uzun Vadeli İklim Finansmanı konusunda beşinci Yüksek Düzeyli Bakanlar Diyalogu başladı.

Bu, COP20, cop22, COP24 ve COP26’daki diyalogların devamı olacak.

2030 öncesi hedefle ilgili ilk yıllık üst düzey bakanlar yuvarlak masa toplantısı, azaltım hedefi ve uygulaması konusunda küresel yönün belirlenmesi ve küresel toplumu nasıl sağlam bir şekilde bu yolda ilerleyeceğine dair yolları tartışmak için bir platform.

Bu ilk yuvarlak masa, kritik bir zamanda gerçekleşiyor ve bu yıl yayınlanan en son IPCC raporu, 1.5 °C veya 2 °C hedeflerine ulaşılacaksa küresel GHG emisyonlarının 2025’ten önce zirveye ulaşması ( yani bu tarihten itibaren düşmeye başlaması) gerektiğinin altını çiziyor.

Bu nedenle, bu ilk  toplantının doğrudan 2023’ten başlayarak acil eylem için temel oluşturması zorunlu.

Masadaki sorular

Yıllardır konuşulduğu gibi elbette masanın en önemli konusu iklim adaleti. İklim krizinden adaletsiz şekilde etkilenen ülkelerin kayıp ve zararlarının tazmin edilmesi ve bu ülkelere verilecek mali destekler, COP27’de daha önce hiç olmadığı kadar gündemde. Bu toplantıda da delegeler, iklim fonları konusunda anlaşma sağlamak için toplanıyor.

BM’nin açıkladığı resmi programa göre taraf hükümetlerin bakanları, yuvarlak masadaki açık oturumda şu sorular üzerine müzakere yürütecek:

  • Hedefleri yükseltmek için fırsatlarneler?
  • Ulusal Katkı Beyanları’nın (NDC’lerin) uygulanmasını hızlandırmak ve hırsı artırmak için bu fırsatlardan nasıl yararlanabiliriz?
  • Tarafların azminin artmasıyla gerçekleşebilecek uygulama hızlanmasının  önündeki engeller nelerdir?

Paris Anlaşması hedefine ulaşma yolundaki boşluğu kapatmak için gereken ölçekte ve hızda eylemi uygulayabilmemizi sağlamak için bu engelleri nasıl kaldırabiliriz?

  • NDC’lerin güncellenmesine ilişkin Paris Anlaşması’nın 4. Maddesinin 11. paragrafının operasyonel hale getirilmesi, bilim tarafından öngörülen ve yine anlaşmada  kararlaştırıldığı gibi hafifletme hedeflerine ulaşmak için tek başına yeterli midir? Paris Anlaşması’nın 4. Maddesinde, özellikle 5. paragrafında ve diğer ilgili Maddelerinde yer alan diğer unsurların operasyonel hale getirilmesi, hırsın arttırılması için gerekli sonuçların elde edilmesine nasıl katkıda bulunur?

  • Mevcut küresel ekonomik ve politik bağlamda, Tarafların sürdürülebilir kalkınma öncelikleri ve en yoksul ve en savunmasız kişilere yönelik hedeflenen destek ile uyumlu adil bir geçiş sağlarken, hafifletme hedefinin uygulamasını nasıl genişletebiliriz?
  • Bu yuvarlak masanın rolü ve hafifletme hedefini ve uygulamasını acilen büyütmek için çalışma programıyla bağlantısı olarak ne görüyorsunuz ve hedef ve uygulama gündemini ilerletmeye nasıl yardımcı olabilir?

Boğaziçi Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan öğrencilere bir de dava açıldı

Dokuzuncu Boğaziçi Onur Yürüyüşü‘ne katılan 70 öğrenci “kanuna aykırı yürüyüşe katılarak ihtara rağmen dağılmamak”la suçlanıyor. Fakat 20 Mayıs’ta gerçekleştirilen yürüyüşün öncesinde polis, uyarı dahi yapmamıştı.

‣BÜ’deki Onur Yürüyüşü’ne polis engeli 

Ünikuir tarafından yapılan açıklamaya göre; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle Boğaziçi Üniversitesi’nde 20 Mayıs’ta düzenlenen Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınanlara kamu davası açıldı.

Savcılık iddianamesinde, “LGBTİA+ temsil eden flamalar” taşıyan ve slogan atan öğrencilere kolluk kuvvetlerinin ihtarda bulunduğunu; ancak ikaza rağmen yürüyüşe devam ettiklerini ortaya atıyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nde sekiz yıldır yapıldığı gibi, barışçıl biçimde anayasal hakkını kullanmak isteyen LGBTİ+ ve hak savunucusu öğrencilerden 70’i hakkında dava açıldı.

Öğrenciler, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu ihlal ettikleri gerekçesiyle, “Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama” suçuyla, yargılanacak.

‣Polisten 1,5 kilometre uzunluğunda korku barikatı

Ne olmuştu?

Kayyum rektör tarafından kapatılan Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Araştırmaları Kulübü’nün (BÜLGBTİA+) Onur Haftası etkinliklerinin son gününde kampüsün sekiz yıllık geleneğinin sürmesi için Onur Yürüyüşü planlandı.

20 Mayıs 2022’de düzenlenmesi planlanan 9. Boğaziçi Onur Yürüyüşü’nden bir gün önce kampüsün Etiler kapısına, Taşoda Müzik Festivali gerekçe gösterilerek X-Ray cihazı yerleştirildi.

20 Mayıs sabah saatlerinden itibaren ise kampüsün etrafı polis ve gözaltı araçları ile çevrildi.

Ana kapı dışında Güney Kampüs’ün girişleri kapatıldı.

17.00’da başlaması planlanan yürüyüş için öğrenciler, Güney Meydanı’ndan kapatılan kulüp odasından doğru yöneldiklerinde uyarıda bile bulunmadan çevik kuvvetin saldırısı başladı.

Ablukaya alınan öğrenciler, alandan çıkış yapmaları için açılması gereken koridorla gözaltı araçlarına sokuldu. Abluka dışında kalabilen öğrencilerin “Dağılıyoruz” itirazına rağmen polis saldırısı kampüste bir süre devam etti.

Kampüsteki bir öğrenci o gün yaşananları şöyle anlatmıştı:

“Polisler ve güvenlikler iki taraftan bizi sıkıştırdı ve çember içine aldılar. Herhangi bir dağılın uyarısı yapmadan ters kelepçe ve işkenceyle arkadaşlarımızı gözaltına aldılar.”

20 Mayıs’ta polis, barışçıl biçimde anayasal hakkını kullanmak isteyen 70 katılımcıyı ters kelepçe ve işkence ile gözaltına aldı.

2023 İklim Değişikliği Performans Endeksi açıklandı: Türkiye ‘düşük performans’ ile son sıralarda

Germanwatch, New Climate Institute ve Climate Action Network (CAN) tarafından dünyanın en yüksek emisyon üreten 59 ülkesinin incelendiği İklim Değişikliği Performans Endeksi (CCPI) 2023 raporu yayımlandı.

Türkiye, geçen yıla göre altı sıra gerileyerek 47’nci sıraya düştü ve düşük performans gösteren ülke olarak derecelendirildi. Türkiye ile  dünyanın en büyük iki kirleticisi Çin ve ABD arasında yalnızca üç ülke var.

Raporun Türkiye bölümünde, zeytinlikleri madenciliğe açan yönetmeliğe ayrıca yer veriliyor:

“Hükümet, elektrik üretimi için zeytinliklerde madenciliğe izin veriyor. Türkiye yakın zamanda, 1993’ten bu yana Türkiye’deki zeytinlikleri koruyan ve “Zeytin Yasası” olarak bilinen bir yasayı gevşetti. 1 Mayıs 2022’de onaylanan yeni bir yönetmelikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, elektrik üretimi için zeytinliklerde madenciliğe izin verebilir.”

Raporda ayrıca şu değerlendirmeler de yapıldı:

“Türkiye, Paris Anlaşması‘nı 2021’de onayladı ve net sıfır hedef tarihi olarak 2053’ü açıkladı ve COP27’den önce Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkısı (NDC)’nı güncelleyeceğini söyledi. Bu duyurular umut verici olsa da henüz somut bir adım atılmış değil. Birkaç bakanlık 2053 net sıfır emisyon vizyonu etrafında çalışsa da,bu hedefe yönelik bir yol, herhangi bir beyan, kilometre taşı yok.

CCPI uzmanları Paris Anlaşması’nın onaylanmasını memnuniyetle karşılarken, Türkiye’nin iklim eyleminde şeffaflıktan yoksun olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin Paris hedefine göre karnesi: Mavi çizgi emisyonları, siyah çizgi global ortalamayı, sarı nokta ise 230 hedefini gösteriyor.

Küresel düzeyde endeks şu sonuçları gösteriyor:

  • Danimarka, İsveç, Şili, Fas ve Hindistan bu yılki sıralamada başı çekti. İran, Suudi Arabistan ve Kazakistan son sırada yer aldı.
  • Danimarka, geçen yıl da sıralamada başı çekiyordu, ancak yine de emisyon hedeflerinde birinci sıraya oturmak için yeterli çaba sağlanmadı.
  • Hiçbir ülke iklim değişikliğini önlemek için yeterince çaba göstermediği için Endekste birinci, ikinci veya üçüncü sıra yer almadı.
  • Dünyanın en büyük emisyon üreticisi ülkeleri olan Amerika Birleşik Devletleri ve Çin, “çok düşük” performans gösterdi – ancak ABD geçen yıla göre üç sıra yükselirken, Çin 13 sıra düştü.

 

Bolaman Havzası Projesi’ne halkı bilgilendirme toplantısı: Bu proje hayali

ORDU- Ordu‘ya bağlı Fatsa ilçesinin sahil kasabalarından biri olan Bolaman‘da yapılmak istenen Bolaman Havzası Projesi için halkı bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül de katıldı. Gönül,  toplantıda maliyeti 110 milyon Amerikan doları oları projede çelişkiler olduğunu ve hayali olduğunu belirtti. Gazi Gönül, toplantıya katılan muhtarlardan biri tarafından da tehdit edildiğini aktardı.

Projenin ve toplantının resmiyetinin olmadığını söyleyen ORÇEV Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, halkı bilgilendirme toplantısının 9 ve 10 Kasım’da Gölköy, Aybastı ve Kabataş’ta yapılacağını gazete ilanıyla öğrendiklerini ifade etti.

‘Projenin ÇED süreciyle ilgisi yok’

ORÇEV Başkanı Gönül, “İlanı görünce projeyi inceledik. Projenin ÇED süreciyle ilgili olmadığını fark ettik. Bu toplantının yasalar ve yönetmelikler gereği olması gereken yolu izlemediğini gördük. Bu nedenle de toplantılara katılıp görüşlerimizi dile getirdik” dedi.

Toplantı ve projenin içeriği hakkında bilgi veren Gönül, “Toplantı 20 dakika geç başladı. Toplantıya Gölköy Belediye Başkanı [Fikri Uludağ], karayolları ve Dünya Bankası temsilcileri katıldılar. Proje tanıtımı 10 dakika sürdü” şeklinde konuştu.

’70 milyon ABD doları Dünya Bankası‘ndan kredi alınacak’

Kendilerine toplantı esnasında Gölköy ve Aybastı’da yapılacak yol ile ilgili sorular yöneltebileceklerinin söylendiğini ifade eden Gönül, “Bolaman Havzası Rehabilitasyon Projesi’nin okumuştum. Bolaman Havzası Rehabilitasyon Projesi’nin maliyeti 110 milyon ABD doları. 70 milyon ABD doları Dünya Bankası‘ndan kredi alınacak. Kredi yedi yıl ödemesiz yüzde 1,44 faizle geri ödeme yapılacak. 2021 Mart başlama, 2027 bitiş. 75 ayrı proje var. Üç tanesi Sivas, 72 tanesi Ordu ilinde. 15 ilçeyi kapsıyor” dedi.

‘Projede herhangi resmi veri yok’

Bu alanlar içinde bulunan ormanlarda ağaç kesimlerinin de yapılacağını aktaran ORÇEV Başkanı Gazi Gönül, bölgede tarım alanları olduğunu, BERN Sözleşmesi kapsamında endemik bitki ve hayvanlar bulunduğunu aktardı ve ekledi:

“Havza içinde yapılaşmalar var. Projede herhangi resmi veri yok. Örneğin Dünya Bankası’na kredi için müracaat olmadı yazılı. ÇED müracaatı yok. Yazılanların hepsini yapacağız, diyorlar.”

‘Toplantının resmiyeti yok’

Gönül, yaptığı konuşma hakkında da bilgi vererek “ORÇEV Başkanı olarak bu toplantının hiçbir resmiyeti olmadığını ve Dünya Bankası’ndan kredi alınması için yapılan toplantı olduğunu söyledim. Karayolları temsilcileri de bunu onayladı. Ben de ‘Projenin karayolları haricindeki kısmı dışındaki projeleri diğer iki toplantıda mı anlatılacak?’ diye sordum. ‘Hayır anlatılmayacak, sadece yol yapımını anlatacağı, diğer kısımlar bizi ilgilendirmiyor, Aybastı ve Kabataş’ta gölet yapılacak’ denildi” ifadelerini kullandı.

‘Biz zaten krediyi aldık; Cumhurbaşkanı imzaladı’

“Dünya Bankası kredi vermez ise yol yapılmayacak mı? Para olmadığı için mi kredi alınıyor” diye sorduklarını ifade eden Gönül, şu yanıtı aldığını aktardı:

“Biz zaten krediyi aldık; Cumhurbaşkanı imzaladı.”

‘Rapor bizi ilgilendirmiyor’

Proje raporunda alınmadığının ve müracaat yapılacağının yazılı olduğunu hatırlattığını belirten Gönül, bunun karşılığında “Bizde o rapor yok, o rapor bizi ilgilendirmiyor” cevabını aldığını ifade etti.

‘Bu proje hayali’

Toplantıya katılan muhtarların da sorular sorduğunu ancak muhtarların üzerinde durduğu konunun ‘sadece yollarının yapılması gerekliliği’ olduğunu ifade eden Gönül, toplantıda yaşadıklarını şöyle aktardı:

“Bir katılımcı da bizleri ‘Emperyalist ülkelerin fonlarından yararlanıp ülkenin kalkınmasını engelliyorlar’ diye suçladı. Ben de bunun üzerin tepki gösterdim. Bir muhtar ise beni tehdit ederek ‘Dışarıya çık, görüşelim’, dedi. Arkadaşlarımız ve belediye zabıtalar araya girerek sakinleştirdiler. Özetle bu proje hayali. Dünya Bankası’ndan kredi almak için toplantılar yapıp şartları yerine getirmeye çalışılıyor. Ama halka gerçekleri söylemiyorlar.”

[COP27] Son hafta: Herkesin gözü kayıp ve zarar finansmanında

COP27 iklim zirvesi bugün son haftasına girerken yaklaşık 200 ülke, dünyayı ısıtan emisyonlarını azaltmaya ve iklim etkilerinden zarar gören ülkeler için finansmanı artırmaya yönlendirmek için bir anlaşmaya varmaya çalışıyor.

Mısır‘ın Şarm El Şeyh kentinde düzenlenen COP27’nin Başkanı Sameh Shoukry, “anlamlı sonuçları” olan kapsamlı bir iklim anlaşması istediğini söyledi ve delegelere “dünyanın gözünün üstlerinde olduğunu” hatırlattı:

“Ortak hedefimiz, önümüzdeki Cuma günü Şarm El-Şeyh konferansının kapsamlı, iddialı ve dengeli sonuçlarını oluşturacak mutabakat kararlarını kabul etmek.”

Bazı müzakereciler ve gözlemciler, kayıp ve zarar finansmanı konusunda anlaşmaya varılamamasının BM görüşmelerini bozabileceği ve diğer anlaşmaları engelleyebileceği konusunda uyarıyor. Finansman, 130’dan fazla gelişmekte olan ülkenin talep ve kararlılıklarıyla COP27’deki siyasi gündemlerin zirvesine oturdu.

Düzinelerce dünya liderinin konuştuğu, emisyonları daha hızlı kesmeye yönelik taahhütlerin yer aldığı ancak yeni iklim fonu duyuruları konusunda eksik kalınan ilk haftadaki görüşmelerin ardından müzakereciler şimdi, bu cuma gününe kadar üzerinde anlaşmaya varmaya çalışacakları devasa bir listeyle karşı karşıya.

E3G‘den politika analisti Tom Evans, şimdiye kadar COP27’de açıklanan taahhütler hakkında, “Hepsi yapıcı, ancak insanların beklediği dönüşümsel aciliyetle yanıt verdiğini düşünmüyorum” değerlendirmesini yapıyor.

Şimdiye kadar aralarında Almanya, Avusturya gibi bazı ülkeler tarafından, savunmasız ülkelerin her yıl artan kuraklık, sel  gibi felaketlerle başa çıkması için ihtiyaç duyduğu yüz milyarların çok uzağında kalan, yalnızca birkaç yüz milyon dolar tutan fonlar duyuruldu.

Hükümetlerin yetkili bakanları bugün, aşırı enflasyondan Rusya‘nın Ukrayna’yı işgaline kadar birçok krizle mücadele edilirken de iklim değişikliği ile mücadelenin herhangi bir şekilde zayıflamasını önlemeye çalışan bir anlaşma için Şarm El-Şeyh’teki müzakereleri devraldı.

Geçen yılki BM iklim zirvesinde tüm ülkeler, bilim insanlarının küresel ısınmanın en kötü etkilerinden kaçınmak için limit olarak belirlediği ortalama küresel sıcaklık artışlarını 1,5 derecede sınırlamak için bu yıl daha güçlü iklim hedefleri belirleme konusunda anlaşmıştı.

Ancak yalnızca 30 kadar ülke bu taahhüde uydu ve dünya şimdi küresel bir enerji krizi ve yaklaşan ekonomik gerileme ile karşı karşıya.

Öte yandan birçok delegenin bir gözü de, dünyanın en büyük iki kirleticisinin liderleri olan ABD Başkanı Joe Biden ve  Çin lideri Xi Jinping‘in G20 zirvesi için buluştuğu Bali‘de.

Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyareti ardından bu yılın başlarında duran iklim değişikliğine karşı ABD-Çin işbirliğinin yeniden başlaması, COP27’deki müzakerelerin hızlanmasına yardımcı olabilir.

Bazı müzakereciler, zirvenin kırılgan ülkelerin sel, kuraklık ve diğer iklim etkilerinden kaynaklanan hasarlarla başa çıkmasına yardımcı olmak için finansmanı tartışmayı kabul etme konusundaki erken atılımın ardından, son günlerde anlaşmalara yönelik ilerlemenin durakladığını söylüyor.

Gelişmekte olan ve iklim açısından hassas 130’dan fazla ülkeden biri olan Jamaika‘nın müzakerecisi Omar Alcock, Reuters’a “Kayıp ve hasar konusundaki tartışmalar zayıftı, çok fazla ilerleme kaydedilmedi” dedi ve ülkelerin COP27’de yeni bir kayıp ve hasar fonu başlatma konusunda anlaşmalarını talep ettiğini söyledi.

Bu sorun, müzakereleri ‘tıkama’ ve diğer potansiyel anlaşmalardaki ilerlemeyi yavaşlatma riski taşıyor.

27 ülkeden oluşan Avrupa Birliği, böyle bir fonu tartışmaya açık olduğunu söylese de ABD dahil zengin ülkeler, kendilerini tarihsel sera gazı emisyonlarına dayanarak iklimle ilgili zararları yasal olarak ödemekle yükümlü kılabilecek herhangi bir sonucu reddediyor.

ABD iklim elçisi John Kerry cumartesi günü konferansta yaptığı açıklamada, “ABD ve diğer birçok ülkenin, tazminat veya yükümlülüğe bağlı bir tür yasal yapı oluşturmayacağı iyi bilinen bir gerçek” dedi.

Nairobi merkezli düşünce kuruluşu Power Shift Africa‘nın direktörü ve COP27 müzakerelerinde gözlemci olan Mohamed Adow, şimdiye kadar kaydedilen ilerleme eksikliğinin “savunmasız topluluklara ve ülkelere ihanet” anlamına geldiğini söyledi.

Bazı ülkeler, özellikle geçmişteki COP anlaşmalarının gerçek dünya eylemine dönüşmemesi nedeniyle, resmi görüşmelerin dışında da anlaşmalar yapmayı deniyor. Almanya ve bir grup ülke, iklim felaketlerine savunmasız ülkelerde iyileştirme çalışmaları için bir “Küresel Kalkan” programı başlattı.