Ana Sayfa Blog Sayfa 568

Günlerce görülmemişti: İşte Erdoğan’ın helallik istediği Adıyaman’ın gerçekleri

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından enkaza dönen illerde Türk Tabipleri Birliğince (TTB) yapılan raporlamalar, enkazdan kalkmanın oldukça zaman alacağını gösteriyor.

“Adıyaman en büyük yıkımın olduğu kentlerden biri. Şehrin nüfusu üçte bire düşmüş. Hayalet şehir gibi görünüyor. Şehrin çeperlerindeki çok az sayıda bina dışında hiçbir bina kullanılabilir değil; ya yıkılmış ya orta veya ağır hasarlı. Hafif hasarlı olanlar da var ama onlara girilmiyor tabi. Dolayısıyla insanların büyük bir çoğunluğu kenti terk etmiş. Son derece depresif bir hava var.”

Bu sözler 19 Şubat’tan itibaren Adıyaman’da TTB adına gözlemlerde bulunan Dr. Ümit Şahin‘in.

Kalemkaş Köyü, Adıyaman
Kalemkaş Köyü (Adıyaman, Gölbaşı)

Erdoğan helallik istemişti

Adıyaman’da bugün incelemelerde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İlk birkaç gün Adıyaman’da istediğimiz çalışmayı yürütemedik bu nedenle sizden helallik istiyorum” dedi.

Erdoğan’ın açıklamasına göre kentte 6 bin 13 can kaybı yaşandı. 17 bin 499 kişi ise yaralandı. 62 bin 500 Adıyamanlı vatandaşın yarısı İstanbul’a, kalanı ise diğer illere tahliye edildi. Erdoğan’ın açıklamasına göre; Adıyaman’da 24 bin 497 binadaki 64 bin 349 bağımsız bölümün yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu tespit edildi. Erdoğan Adıyaman’da 16 bine yakın konteyner kurmayı planladıklarını aktardı. Şimdi Adıyaman’ın bugününün gerçeklerinden devam edelim:

‘Adıyaman’ın bir geleceği kalmadı’

Depremin en ağır şekilde etkilediği illerden biri olan Adıyaman’da ortaya koyulan son hızlı değerlendirme raporu da sağlıktan gıdaya kadar birçok sorun olduğunu ve buralarda hizmet veren sağlık çalışanlarının ne kadar zor şartlarda çalışmaya devam ettiğini gösteriyor. Kentteki duruma dair şunları söylüyor Şahin:

“İnsanlar tabii artık cenazelerini defnetmişler ama yaşanabilir bir yer olmaktan çıktığı için genellikle son derece zor şartlar var. Genellikle Adıyamanlı olmayan ve oraya kamu görevine gelmiş olanlar ağırlıklı olmak üzere ‘Adıyaman’ın bir geleceği kalmadı. Burada yaşanmaz’ diyorlar. “

‘Bir de çalışarak ayakta kalmaya çalışanlar var’

Adıyaman ilk günlerde en az sesin duyulduğu kentlerden biriydi. Köylerden ise haber alabilmek neredeyse mümkün olmamıştı.  Dr. Ümit Şahin, birçok unutulmaz an yaşadığını anlatıyor. Yakınları için yas dahi tutamadan bir başkasının yardımına koşmak durumunda kalan insanlara işaret ediyor Şahin ve 28 yakınını kaybeden Kahtalı gönüllü elektrikçinin çadır kentte yardıma koştuğunu anlatıyor. Bölgede ortaya koyulan fedakarlıklara ise şöyle ışık tutuyor:

“Bir de çalışarak ayakta kalmaya çalışanlar var. Çok sayıda yakınını kaybetmesine, büyük bir yıkım yaşamasına rağmen gönüllü bir şekilde çalışan, elinden geleni yapan fedakarca çalışan çok sayıda insan gördüm. Özellikle hekimler arasında da evi yıkılmış, veya hasarlı, evine giremiyor ama büyük bir fedakarlıkla depremin ilk gününde itibaren acil servislerde, hastanelerde çalışmaya devam eden hekimler gördüm. Pek çok gönüllü çadır kentlerde çalışan teknik elemanlar, AFAD gönüllüleri de aynı durumdaydı.”

Adıyaman’a ilişkin Ümit Şahin tarafından kaleme alınan TTB raporu ‘Merkez, Gölbaşı, Çelikhan ve Doğanşehir Hızlı Değerlendirme Raporu’nda oldukça dikkat çeken ve özellikle sağlık sorunlarına işaret eden değerlendirmelere yer veriliyor.

  • Sadece 50 ila 100 bin kişinin kaldığı şehir merkezinde özellikle Adana, Mersin ve yakın illere çok fazla göç var. Birçok insan da köylere gitmiş durumda. Artan nüfusuyla köyler için de çadır gereksinimi bulunuyor.
  • 52 bin merkez nüfusuyla Gölbaşı’nda çarşı içinde neredeyse sağlam bina bulunmuyor. Demiryolu kullanılamaz bir halde. Merkezde yalnızca beş bin kişi kalmış ve kalanların arasında göçmenlerin çok sayıda olduğu belirtiliyor.

Ümit Şahin kentte enkazlarda tek tük çalışmalara şahit olduğunu ancak daha çok çadır kentteki vatandaşlar ve sağlık çalışanları ile konuştuğunu aktarıyor. Adıyaman’daki tek hastanenin Adıyaman Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi olduğunu belirten Ümit Şahin, aslında hastanenin daha önce iki farklı hastaneden birleştirildiğini belirtiyor. Burada Tıp Fakültesi’ndeki akademik kadro ve asistanlarla Sağlık Bakanlığı’na bağlı uzman ekipler birlikte çalışıyor.

Raporda sağlık hizmetlerine ilişkin veriler bulunuyor:

  • Listede 16 ayrı sağlık kurumu listeleniyor. 16 sağlık kurumundan dokuzu ya ağır, ya da hafif olmak üzere hasarlı.
  • Hasar almayanlar arasında Çelikhan Sahra Hastanesi (3 revir), Adıyaman Diş Fakültesi, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Gölbaşı Merkezi Aile Sağlığı Merkezi (ASM- 3’ü), Gölbaşı Sahra Hastanesi (Fransa), Besni 1 nolu ASM, Gözde Hastanesi yakınında bulunan sahra hastanesi (bir revir), Eğricayı sahra hastanesi (İran – 3 revir çadırı) hasar almayan, kullanılan sağlık kurumları arasında bulunuyor. Bunlar da görüldüğü üzere çoğunlukla sahra hastaneleri.
  • Sağlık kurumlarından bazıları hasarlı olmasına rağmen kullanılıyor.
Sahra Hastanesi, Adıyaman
Sahra Hastanesi, Adıyaman

‘Sağlıkçılarda çok ciddi bir yıpranma ve stres yükü var’

Dr. Ümit Şahin bölgedeki sağlık çalışanlarının sorunlarını üstlerindeki stres ve yıpranmayı vurgulayarak ayrıca dile getiriyor:

“Pek çok sağlıkçı kendileri de depremzede oldukları halde depremin ilk gününden itibaren ameliyatlarda, acil servislerde çalışmışlar. Benim gördüğüm bazı hekimler depremden sonra 10-11 gün aralıksız çalıştıklarını söyledi. Kendileri de enkazda çıkan ya da evleri hasarlı insanlar…

Geçici görevlendirmeyle gelen insanlar da var. Onlar geçici oldukları için daha az etkileniyor olabilirler. Nasıl olsa sonunda dönecekler ama bir yere gitme, dönme şansı olmayan, evlerini kaybetmiş, kalacak bir yeri olmayan, çoluğunu çocuğunu bir yere bırakıp çalışmaya dönmüş insanların çok ciddi bir stres yükü olduğunu ve büyük bir gelecek belirsizliği içerisinde yaşadıklarını söylemek lazım. Tabi bu kadar hayati bir iş yaparken şartlarının daha iyi olması gerekir. En azından belli koşulların sağlanması gerekir.”

TTB’nin sağlık hizmetlerinin yeterliliğine ilişkin de ayrıca bir değerlendirmenin bulunduğu raporunda şunlara yer veriliyor:

  • Hekim, hemşire, ebe, sağın memuru, çevre sağlığı teknisyeni, eczacı yetersiz.
    Su klorlaması, bağışıklama (özellikle Kızamık), doğu yaptırılabilirliği, acil sağlık hizmetleri (hastane), acil ameliyatlar, kamuda ve özelde yataklı tedavi yetersiz.
  • Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Beni Acil Servis yetersiz, diyaliz merkezi yok/yetersiz.
  • Yeterli olanlar ise şöyle: Kan bankası, hastane öncesi acil sağlık hizmetleri, eczane.

‘Kentlerdeki yıkımı gördükleri için kendilerini pek ön plana almak istemiyorlar’

Ümit Şahin özellike köylerde birçok insanın çadıra ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Raporda da buna dikkat çeker nitelikte “Çadır ve çadır kent sayısı hızla artıyor. Ancak ihtiyaç tespiti yapılarak mı çadırlar kuruluyor belli değil. Bu kadar çok çadır kurulduğunda il dışına göç edenler geri döner mi? Bazı çadır kentlerde altyapı yetersizliğine de bağlı olarak çadırların bir kısmı boştu. Evlerinin yakınında ayrılmayan insan çok. Konteyner kentlerin daha hızlı kurulması gerekiyor” ifadeleri kullanılıyor.

Harmanlı Köyü , Adıyaman
Harmanlı Köyü (Adıyaman, Gölbaşı)

Medyada köylerde yaşanan yıkımın çok iyi görünmediğini aktaran Şahin, Adıyaman, Gölbaşı’na bağlı Harmanlı ve Kalemkaş köylerine gitmiş, köylerdeki yıkımı en yakından gözlemleyebilmiş isimlerden biri:

“Onlarca insan ölmüş, yüzlerce bina yıkılmış, büyük bir kısmı neredeyse tamamen yıkılmış. İnsanlar bulabildikleri çadırlarda kalıyorlar. Ama oralara herhangi bir arama kurtarma da gitmemiş. Çok ciddi bir çadır temini de yok. Kalıcı bir sağlık hizmeti de yok.

Köylerde insanlar çadırda, açık havada kalmaktan çok şikayetçi gibi görünmüyorlar. Muhtemelen kentlerdeki yıkımı gördükleri için kendilerini pek ön plana almak istemiyorlar ama kolay değil durumlar. Üstelik de kentlerdeki gibi çadır kentlerin orada oluşması da zor. İnsanlar kendi evlerinin yanlarında, boşluklarda, açık alanlarda çadırlarını kuruyorlar. Bunun için tek tek çadır ihtiyaçları var. Bir de çok fazla tuvalet, banyo oralara pek gelmemiş. Köylere de daha fazla çadır gönderilmesi, tuvalet, banyo gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Sık sık gezici sağlık ekiplerinin çıkması gerekir köylere.”

Çadırlar toprak zemin üzerine kurulu

Şahin birçok noktada kurulan çadırın çadır düzenine dahil olmadan kurulduğunu bazı bölgelerde birkaç çadır olurken bazı bölgelerde ise çadırların toprak zemin üzerine kurulduğunu belirterek bu durumda yağmur yağmamış olmasının bir şans olduğunu aktarıyor. Şahin yaptıkları gözlemlerden yola çıkarak çadır kentlerin büyük ölçüde kurallara uygun kurulmadığını aktarıyor. Raporda ise “Öncelik çadır bulup kurmaya verilmiş. Düzenli çadır kentlere ihtiyaç var” deniyor. Raporda konuya ilişkin şu değerlendirmelere yer veriliyor:

“Çadırların çoğu sert zemin üzerine değil toprak veya çim zemin üzerine kurulmuş ve hemen hiçbiri yerden yüksek değil. Bazı yerlerde tahta palet yığınları gördük, ama palet kullanılan çadır çok az. Bazılarında strafor var, çoğu direkt toprak üzerine branda ve veya döşek. Şu anda büyük bir sorun yaşanmasa da ciddi bir yağmur yağarsa çadır kentlerin çoğunun çamur içinde kalması, hayatın zorlaşması ve, hijyen koşullarının iyice bozulması tehlikesi var.”

Uygun olmayan bir çadır yerleşimine Adıyaman'dan bir örnek...
Uygun olmayan çadır yerleşimine Adıyaman’dan bir örnek…

‘Doğru soba yakılması konusunda eğitim verilmesi gerekiyor’

Kömür yakılan bir çadır görmediklerini aktaran Şahin, çadır içlerine kurulan sobalardan kaynaklı bir sağlık sorunu oluşmaması için bacaların dikkatli bir şekilde boyutu ve yönü de dikkate alınarak koyulması gerektiğini aktarıyor. TTB’nin raporunda buna dair şunlara yer veriliyor:

“Kömür yakılan bir çadır gözlenmedi, ya hiç ısınma yok ya da odun sobası yakılıyor. Gölbaşı Devlet Hastanesi’ne ve Çelikhan’daki Sahra Hastanesi’ne gelen karbon monoksit zehirlenmesi vakalarından söz edildi.”

Dr. Ümit Şahin ise karbonmonoksit zehirlenmesi riskine ilişkin şu uyarılarda bulunuyor:

“Karbonmonoksit zehirlenmeleri için en önemli şey doğru soba kurulması, sobaların doğru yakılması. Eğer bu konuda bir eğitim verirlerse çadır kentlerde karbonmonoksit zehirlenmeleri azalır. Bir de çok çok fazla kömür yakılmadığını gördüm. En azından Adıyaman için böyle. Kömür yakılmadığı zaman da karbonmonoksit zehirlenmesi riski azalır. Ama mutlaka doğru soba yakılması konusunda eğitim verilmesi gerekiyor.”

 Atık kontrolü

Deprem bölgelerine sevk edilen ihtiyaçlar ve ayrıca 22 günlük süreçte ortaya çıkan atıkların kontrolüne ilişkin ise bertarafın uygun olmadığı belirtiliyor. Atıkların toplanması ve yok edimine ilişkin olarak “Adıyaman Belediyesi pek çalışamıyor. Çeşitli illerden gelen belediyeler destek veriyor çöp toplama vb. için. Çöplerin bir kısmını yaktırıyorlar. Geri dönüşüm ve depolama alanı çalışmıyor” deniyor.

Tuvalet kullanımı

Depremzedeler yakınlarını kaybetmenin derin üzüntüsüne ek olarak birden yaşam mücadelesine atılmak zorunda kaldı. Ve buna tuvalet, banyo gibi ihtiyaçlar da ne yazık ki dahil edildi. Çünkü ilk günden itibaren bölgedeki tuvalet ve banyo ihtiyacına karşılık gelecek kapsamlı bir çalışma yapılmadı. TTB’nin raporunda konuya dair şunlar söylendi:

“(Kanalizasyon) Çadırlarda yaşayanlar ya evlerinde girip çıkıyorlar, ya da yakındaki bir tekil tuvaletten vb. ve çevredeki aş evlerinden yararlanıyorlar.”

‘Hekimler her gün bir başka yerde kalıyor’

Sağlık çalışanlarının gereksinimleri içerisinde ise yok yok. Barınma konusunda 2-3 kişi hariç şehirdeki bütün hekimlerin evleri ya yıkılmış ya da hasarlı. TTB’nin raporunda barınma başlığı altında hekimlerin yaşadıkları zorlu koşullar şöyle anlatılıyor:

“Hekimlerin çoğu kalıcı bir barınma yerleri olmadığını, her gün başka bir yerde kaldıklarını, bazıları çadır kentlerde, bazıları konteynerlerde, bazıları da hastane servislerinde kaldıklarını, hatta başka şehirde kalıp, gidip gelenler olduğunu söylediler. (Depremden nispeten az etkilenen, binalarda kalınabilen en yakın ilçe olan Kahta’da tutacak ev vb. kalmamış.) Çadır veya konteyner imkanı verilse bile buralarda uzun süre yaşamanın sürdürülebilir olmadığını, fiziksel imkanların kötü, tuvaletlerin ve hijyen şartlarının çok kötü olduğunu, giysilerini değiştiremediklerini ve günlerdir banyo yapamadıklarını söylüyorlar. Bu şartlarda uzun süre yaşayıp görev yapmalarını beklemenin kabul edilebilir olmadığını belirtiyorlar.”

Depremzede sayılmamak…

Depremzede olmak için evinin yıkılmış olması, enkazdan yaralı kurtulmak ya da birinci derecede yakınının depremde ölmüş olması gerekiyor.

Depremzede kriterlerine uymayan hekimlerin Adıyaman’da görevli olsalar ve evleri hasarlı olsa bile depremzede olarak kabul edilmediği belirtiliyor. Hekimler bu koşullarda görev yapmaya çalışan herkesin depremzede sayılması gerektiğini söylüyor.

adıyaman Kalemkaş Köyü
Kalemkaş Köyü

Gelecek kaygısı: İstifa…

Ve son olarak gelecek kaygısı… TTB’nin raporladığı bir diğer başlık da bu ve gündeme istifayı getirebilecek türden bir başlık. Kentte birçok kişide gelecek kaygısı bulunuyor. Bu etki aslında tüm Türkiye’de hissediliyor. Enkazda kalsın ya da kalmasın toplumun birçok kesiminden gelecek kaygısı yoğun bir şekilde yükseliyor. TTB’nin raporunda ise sağlık çalışanlarının gelecek kaygılarına dair şunlar söyleniyor:

“Özellikle Adıyamanlı olmayan, uzmanlık eğitimi veya mecburi hizmet için gelmiş ve/veya kalmış hekimler, burayı çok sevseler de artık kendilerini Adıyaman’a bağlayan hiçbir şey kalmadığını, burada bir gelecek görmediklerini söylüyorlar. Burada zorunlu oldukları için kalmaya devam ediyorlar. Sorunları çözülmezse istifaların gündeme gelebileceğini söylüyorlar.”

‘Sağlıkçılar tayin hakkı istiyor’

Dr. Ümit Şahin ise sağlıkçıların en azından belirli bir süre için bile olsa tayin hakkı istediklerini aktarıyor ve ekliyor:

“Dışarıdan geçici görevlendirmeyle gelen kişi 15 gün- 1 ay bir konteynerde yaşayabilir ama bir ailenin bir konteynerde belki bir yıldan fazla yaşarken aynı anda sağlık hizmeti vermesi gerçekçi değil. Bütün hekimler de aynı şeyi söylüyor zaten. Konteyner olsa bile -ki yok şuan- konteynerler o kadar yaşanabilecek yerler değil. Çok küçük ve çok sağlıklı olmayan ortamlar aslında. ”

TTB’nin Adıyaman’da yapmış olduğu incelemeler ışığında ortaya çıkan öncelikli sorunlar ve yapılması gerekenler ise şöyle listeleniyor:

  • Ambalajlı su ve aş evlerinden yemek dağıtımı en iyi organize edilmiş iş sayılabilir. Suyla bulaşan hastalık sorunu duymadık. Astım krizi, ÜSYE ve kaşıntı en çok söylenen hastalıklar. Uyuz vakası duymadık. Herhangi bir salgın, bulaşıcı hastalığa rastlanmadı.
  • Sağlık hizmeti olmayan büyük çadır kentler var.
  • UMKE çadırlarında ve çalışır durumdaki hastanelerde görev yapan sağlık personelinin daha iyi koşullara ihtiyacı var. Özellikle barınma, hijyen, tuvalet, banyo koşulları çoğunlukla kötü veya yetersiz.
  • Bazı çadır kentlerde (ESKİ OTOGAR, 32 NOLU) ambalajlı su ihtiyacı var.
  • ESKİ OTOGAR çadır kentinde gıda ihtiyacı var.
  • Genel olarak yeterli döşek yok. Özellikle 32 NOLU çadır kentte döşek ihtiyacı var.
  • Bütün çadır yerleşimlerinde temiz tuvalet, yeterli sayıda ve temiz banyo ve çamaşırhane ihtiyacı var.
  • Adıyaman ve Gölbaşı merkezlerde kalan nüfus ve ihtiyaç saptaması sorunu sürüyor. Genel bir sayım ve tespit yapılması iyi olur.
  • Sağlık Bakanlığı’nın diğer illerden hekim ve sağlık personeli görevlendirmeleri düzene girmeye başlamış. Sağlık çalışanlarının kalacak yerle ve temizlikle ilgili sorunlar olsa da tedavi edici hekimlik hizmeti veriliyor. Ayrıca ayrı bir ekip tarafından halk sağlığı hizmeti (aşılama taramaları vb.) başlamış. Köylere periyodik olarak (haftada 1 veya 2) gezici sağlık hizmeti göndermekte fayda var. Ayrıca özel ihtiyaçlara dair taramalar yapılabilir.
  • Fransız Sahra Hastanesi’nin 8. gün hizmete başlaması nedeniyle bu kadar donanımlı bir hastanenin kapasitesi ve uzmanları yeterince kullanılamıyor. Hastanede herhangi majör bir müdahale yapılmadığı aktarıldı. Daha erken çalışmaya başlayabilseydi hem travma cerrahisi uzmanlığından hem de yatak kapasitesinden yararlanılabilirdi.

Deprem Diyarbakır’da tarihi yapılara da zarar verdi: Acil müdahale edilmeli

Video haber: Şirvan Oktay GÖRER
*

Kahramanmaraş merkezli depremin etkilediği Diyarbakır’da tarihi yerler de zarar gördü. Mevcut durumda zarar görmüş olan binlerce yıllık surlarda, burçlar ve sur duvarlarında ciddi anlamda açıklar oluştu. Ayrıca çökme riskleri de var. Bunların arasında Keçi Burcu’nda ve Çift Kapı ile Urfa Kapı arasında yer yer sur ve burçlarda bazalt taşların dökülmesi de dikkat çekti.

Onarım ihtiyacı olan ve restorasyonu devam eden tarihi yapılarda da hasarlar gerçekleşti. Dört Ayaklı Minare’nin taşıyıcılarında olan çatlak genişledi ve üzerine “Bu yapı tehlike arz etmektedir” yazısı asıldı.

Parlı Safa Cami’nin minaresinde de çatlak oluştu ve caminin her an yıkılma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Söz konusu yapılar emniyet şeridiyle çevrilirken, uyarı levhaları asıldı. Ancak söz konusu uyarılara rağmen bu yapılara yakın insanların yürümesi tehlike arz ediyor.

Sur’da tarihi yapılarda oluşan tahribata dair veriler tutan Mimarlar Odası Diyarbakır Şube Eş Başkanı Ferit Kahraman, kültür varlıklarıyla ilgili acil müdahale kararlarının alınmasını ve oluşabilecek yeni tahribatlarının önüne geçilmesini istedi.

Yürütmesi durdurulmuştu: Yeşiller, İçişleri Bakanlığı’na açtığı ‘engelleme’ davasını kazandı

Ankara 8. İdare Mahkemesi, Yeşiller Partisi’nin İçişleri Bakanlığı‘na açtığı “kuruluş için gerekli evraka alındı belgesi vermeyerek partinin kuruluşunu fiilen engellediği” gerekçesiyle açtığı davada, bakanlığın haksız eylem yaptığına hükmetti.

Geçen yıl eylül ayında, bakanlığın işleminin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmişti. Karar, beş ay sonra geldi.

Yargı, Yeşiller Partisi’nin kurulmasını engelleyen Bakanlığı haksız buldu: İşlem hukuksuz, yürütmesinin durdurulmasına…

Kararda Anayasa’nın parti kurma, partilere girme ve partilerden çıkmayı düzenleyen 68. Maddesi’ndeki “Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler” ifadelerine vurgu yapıldı.

8. İdare Mahkemesi heyeti, partilerin gerekli belgelerin İçişleri Bakanlığı’na verilmesiyle tüzel kişilik kazanacağına  bilgi ve belgelerin alındığı anda bakanlığın bir “alındı” belgesi vermesinin zorunlu olduğuna dikkat çekerek, tüm şartların taşınması halinde  belgenin verilmemesinin idarenin takdirine bağlı olmadığını hatırlattı.

AYM kararlarına atıf

Hukuk devletinin gereklerinden birinin de hukuk güvenliği ilkesini oluşturmak olduğuna değinen heyet, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına da atıf yaptı:

“Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013)…”

Ankara 8. İdare Mahkemesi süreci şöyle özetledi:

“Dava konusu olayda, davacıların bir takım bilgi ve belgelerle birlikte ”Yeşiller Partisi” ismiyle bir parti kurmak amacıyla 13.10.2020 tarihinde davalı idareye başvuru yaptıkları, idarece cevap verilmemesi üzerine, idarenin kaydına 05.01.2021 tarihinde giren 28.12.2020 tarihli dilekçeleri ile kuracakları parti için alındı belgesi verilmesi istemiyle yeniden başvuru yaptıkları, davalı idarece bu başvuruya da cevap verilmemesi üzerine iş bu davayı açmış oldukları, idarenin savunmasında alındı belgesinin verilmemesinin gerekçesinin belirtilmemesi üzerine Mahkememizin 21.04.2022 ve 27.05.2022 tarihli ara kararları ile davalı idareden, davacıların tüm belgelerinin eksiksiz olup olmadığı hususunda bir inceleme yapılıp yapılmadığı, yapıldıysa sonucunun bildirilmesi, yapılmadıysa bunun sebebinin açıklanmasının istenildiği, ancak sorulan hususlara idarece tam olarak cevap verilmediği, bunun üzerine Mahkememizce verilen 15.09.2022 tarihli yürütmenin durdurulmasına yönelik karara karşı yapılan itiraz dilekçesinde davalı idarece 05.01.2021 tarihli başvuru dışında bir kayıt bulunmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır”

‣ ‘İçişleri Bakanlığı Yeşiller Partisi’ne politik blokaj uyguluyor’
‣ Yeşiller Partisi’nin kuruluşunu engelleyen İçişleri Bakanlığı’ndan adaletsizlik sarmalı

‘Hayatın olağan akışına aykırı’

İçişleri Bakanlığı’nın başvuruya cevap vermeyerek zımnen reddettiği belirtilen kararda, şunlar denildi:

“ Bu durumda, temel hak ve hürriyetler arasında yer alan örgütlenme özgürlüğü kapsamında siyasi partilerin kuruluşunun herhangi bir izne tabi olmadığı, siyasi parti kurabilme şartını taşıyanlara yüklenen yükümlülüğün yalnızca Kanun’un 8.maddesinde belirtilen belgelerin eksiksiz olarak idareye sunulması olduğu, dolayısıyla davacılar tarafından olmayan bir başvuru üzerine huzurdaki davayı açmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, başvurularının akıbetini sormak için yaptıkları idarenin kaydına 05.01.2021 tarihinde giren 28.12.2020 tarihli dava konusu başvuru ile artık davacıların parti kuruluş başvurusu bulunmadığı veya parti kurma iradelerinin olmadığından söz edilemeyeceği, dolayısıyla dava konusu başvurunun davacıların siyasi parti kurulmasına yönelik iradelerinin olduğuna karine teşkil ettiği kanaatine varılmakla, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri doğrultusunda dava konusu başvuru sonrası davalı idarece parti kurulması gereken süreç işletilerek bilgi ve belgelerin eksik olduğu, yasal şartların gerçekleşip gerçekleşmediği ya da sunulması gereken belgelerin davacılara bildirilmesi gerekirken, parti kuruluşuna ilişkin başvuruları ve bu yönde hiç bir iradeleri de bulunmadığından bahisle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmamıştır”

‣ Yeşiller Partisi’nin kurulamayışının tarihsel anekdotları
‣ Yeşiller Partisi’nin kuruluşunun engellenmesi Meclis gündeminde

Duruşma sonunda, dava konusunu işlemin iptaline, avukatlık ücretinin bakanlık tarafından ödenmesine istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Eş Sözcü Urbarlı: Mahkeme, bakanlığa ‘Anayasaya uy’ dedi

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı, Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin, siyasallaşmadığında Türkiye’de hukukun hala var olduğuna dair bir duruş sergilediğini söyledi.

Kararın 6 Şubat Depremleri sebebiyle geç gelse bekledikleri doğrultuda olduğunu kaydeden Urbarlı, “Kararın gerekçesi en temel demokratik gereklilikler için örnek niteliğinde. 2023 yılında halen bir gerekçede ‘kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem’ sözlerinin geçmesine sevinmememiz gerekli ama ne yazık ki Türkiye’nin AKP tarafından getirildiği bu noktada sevinir haldeyiz” dedi.

Urbarlı kararla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kararın teknik hukuki dilinin bir kenara bırakılması halinde mahkeme heyeti, İçişleri Bakanlığına  ‘Anayasa’ya uy’ demiş oldu. ‘Örgütlenme özgürlüğünü kısıtlama’ demiş oldu. ‘Gösterdiğin gerekçeler yanlış gerekçeler’ demiş oldu. ‘Yaptığın işlem ne hukuka ne de mevzuata uymuyor’ demiş oldu. Yeşiller Partisi’nin ve Türkiye’nin bu davalarla karşı karşıya kalması adına üzgünüz. Fakat siyasallaşmamış hukuk önünde her zaman haklı çıkacağımızı biliyorduk. Bundan sonra tek isteğimiz İçişleri Bakanlığı’nın hukuka ve mahkeme kararına uymasıdır.”

Ne olmuştu?

Yeşiller Partisi, 22 Mart’ta partinin kuruluş sürecini tamamlamalarını, “alındı belgesi” vermeyerek engelleyen İçişleri Bakanlığı’na  dava açmıştı.

Ankara 8. İdari Mahkemesi, belgeyi vermeyerek partinin tüzel kişilik kazanmasını sekteye uğratan Bakanlıktan gerekçeli yanıt ve savunma istemiş, ancak herhangi bir cevap alamamış; bunun üzerine Yeşiller Partisi’nden “parti kurmaya ilişkin başvuru dosyasının bir örneğinin kendilerine gönderilmesini” istemişti.

Dosyanın mahkemeye ulaştırılması üzerine, geçen eylül ayında bakanlığın işleminin hukuka aykırı olduğu ve yürütmesinin durdurulması kararı alınmıştı. Bugün ise (27 şubat 2023) Ankara 8. İdare Mahkemesi kararını açıkladı ve İçişleri Bakanlığı’nın partinin kurulmasını engellemesinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti.

 

Tarım örgütleri: Tarım ve hayvancılığın enkazdan kurtarılması için devlet desteği şart

Tarım Platformu Bileşenleri, depremden 4 bin 900’ü aşkın köyde yaşayan 2,5 milyon kırsal nüfusun, 2,14 milyon büyükbaş, 9,37 milyon küçükbaş hayvanın olumsuz etkilendiğini bildirerek, hızla önlem alınmasını istedi.

Çiftçilerin üretimi terk etmesinin gıda maddeleri üretiminin azalmasına ve buna bağlı olarak fiyatların artmasına yol açacağı uyarısında bulunuldu.

30 tarım örgütü adına bir basın toplantısı düzenleyen dönem sözcüsü ve Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, depremin can kaybına yol açmakla kalmadığı, ülke ekonomisine, kırsal alana ve hayvancılığa da büyük bir darbe vurduğunu bildirdi.

Depremden büyük zarar gören 11 ilin, bitkisel üretimin ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı alanlar üzerinde yer aldığı belirtilerek, şunlara dikkat çekildi:

  • Türkiye’deki hayvan varlığının yüzde 15’i depremin vurduğu 10 ilde yer almaktadır. Bölgede halen elektrik, su, yem ve gıda sağlanmasında aksaklıklar yaşanmaktadır. Bölgedeki hayvan yetiştiricileri barınma, su ve yem sıkıntısı çekmekte, süt sağımı yapılamamakta, sağılan sütler yeterince değerlendirilememektedir.
  • Yıkılan ve ağır hasar gören büyükbaş ve küçükbaş işletmelerinin sayısının 2 bin 800’ün üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Kanatlılar ve arıcılık zararları da henüz tam olarak belirlenememiştir.
  • Bölgedeki bazı barajların depremde zarar gördüğü için boşaltılmak zorunda kalınması hem bölgedeki su sıkıntısının artmasına hem de barajlarda yapılan balıkçılık faaliyetlerinin durmasına yol açmıştır. Örneğin Sultansuyu barajının bentlerinde çatlaklar oluşması ve boşaltılması nedeniyle 100 tonun üzerinde yetişmiş balığın yanı sıra 14 milyon yavru balık telef olmuştur.
  • Bölgede yetiştirilen pamuğun, baklagillerin ve sebzelerin ekim zamanı yaklaşmaktadır. Kayısı, Antep fıstığı, zeytin, narenciye bahçelerinde gerekli bakımların yapılması gerekmektedir. Şu an narenciye hasadında iş gücü sorunu da yaşanmaktadır.
  • Deprem sırasında çiftçinin yalnızca evi ve besihaneleri yıkılmakla kalmamış traktör, alet ve edevatının büyük bir bölümü de enkaz altında kalmıştır. Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yeniden başlayabilmesi için acilen üretimin korunması ve canlandırılması gerekmektedir. Aksi takdirde üretim araçlarından mahrum kalan ya da bunları elinden çıkaran çiftçiler köylerini ve üretimi terk etmek zorunda kalacaktır.

tarım

Yapılaşma için yer seçimleri tarım arazilerinin dışında yürütülmeli

Depremin, gevşek zeminlerden oluşan tarım arazilerinin imara açılmasının can ve mal kaybını arttıracağını da gösterdiği belirtilen açıklamada, “Amik Ovası gibi gevşek zeminli alüvyal toprakların imara açılmayıp tarımsal üretimde kullanılması sağlansaydı bugün felaketin etkileri bu boyuta çıkmazdı” denildi. Yeniden inşa sürecinde yer seçimi arayışlarının tarım arazilerinin dışında yürütülmesi istendi.

Çiftçilere kolaylık sunulmalı

Tarım Platformu Bileşenleri, üretimin kesintisiz olarak devamı için tarımsal destek bütçesinin arttırılmasını, çiftçilerin kredi borçlarının faizsiz yapılandırılmasını, BAĞ-KUR ve SSK prim ve ödemelerinin ertelenmesini, sulama sisteminin yeniden çalıştırılmasını ve kırsalda yaşamın cazip hale getirilmesini talep etti.

Bir foto-muhabirin gözünden deprem -1: Keşke Süpermen olsaydım

Haber ve Fotoğraflar: Gürcan ÖZTÜRK

Drone: Cevat EZGİN

*

İlk gün

Depremi sabah haberlerinde öğrendim ve ilk düşüncem orada olmak, tanık olmak, fotoğraf çekmek ve insanlara yardım etmek oldu… Birlikte gitmek için, drone pilotu arkadaşım Cevat Ezgin’i aradım. Tereddütsüz “Tamam” dedi ve yönetmen arkadaşımız Ulaş Beşoklar’ı da aramıza almamızı önerdi. Haklıydı, aradım: “Hemen çıkalım” dedi.

Hazırlıklarımızı ve alışverişimizi yaptıktan sonra akşam Cevat’ın evinde buluştuk. İstanbul’da ve bölgede kar vardı. Nurdağı’nda araçların yolda kaldığı haberleri geliyordu. Cevat’ın arabasıyla deprem bölgesine gidecektik. 4X4 bir jeepti ve kar lastikleri vardı. Ayrıca, çadırlarımız, uyku tulumlarımız, kamp malzemelerimiz, yedek yakıt depolarımız, teknik malzememiz ve gıda ile su için en uygun bagaja sahip arabaydı… Zorda kalırsak içinde de uyuyabilirdik.

Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktık. Bolu’da çok kar vardı ve yollar çok kalabalıktı… Ailelerine yardıma gidenler, yardım tırları, ambülanslar, itfaiye araçları, cenaze araçları… İlk hedefimiz akşam Adana’da olmak ve dinlenip sabahın ilk ışıklarıyla Hatay’a geçmekti… Akşam, Adana’ya vardık ve Acıbadem Hastanesi’nde misafir olduk… Hastanenin bahçesi, avlusu ve odalar depremzedelerle doluydu.

İSKENDERUN

Sabah.. İskenderun’dayız.. Gökyüzünü siyah/gri bir bulut kaplamış durumda ve liman yanıyor.   Ortalık toz duman, kimyasal kokuları insan kokularına karışmış. Şehre ilk girdiğimizde karşılaştığımız manzara gerçeküstü. Şehrin, sokakların, binaların, eşyaların, arabaların, insanların tabiatı alt üst olmuş…Film setine bırakılmış figüran gibiyim. Yardım çığlıkları, ambülans sesleri, yangın uçaklarının sesleri, iş makinelerinin sesleri, hayvanların sesleri… Sesler, birbirine karışıyor, karlı Amonos dağlarından sekiyor ve yüzüme tokat gibi vuruyor.  Art arda…Henüz kendimde değilim, yalnız, çaresiz ve olanı biteni anlamaya çalışıyorum. İçimde yükselen tek duygu; keşke Süpermen olsam.

Cevat’ın öğrencisi Paul’un babası, profesyonel bir Fransız arama kurtarma ekibinden yardım istemiş. Villardry Patrick liderliğinde toplam 8 kişiden ve 4 köpekten oluşan bir ekip. Ekibe, İskenderun’da yaşayan Alperen rehberlik yapıyor. Telefonlar çekmiyor, sokakların ve caddelerin silüeti değişmiş, yollar kapalı… İskenderun’daki ekibi bulmamız ve buluşmamız üç saatimizi alıyor… Tanışıyoruz, telsizlerimizden birini Alperen’e veriyoruz ve kendimizi toparlayıp çalışmaya başlıyoruz.

Ulaş, Fransızca bildiği için, ekibe tercümanlık yapıyor, Cevat da uçup şehrin havadan görüntülerini fotoğraf ve film olarak kaydediyor. Ben de fırsat buldukça fotoğraf çekiyorum. Şehirde tam bir kaos ve panik havası var. Organizasyon yetersiz ve planlı bir şekilde arama ve kurtarma çalışmaları yapılmıyor. Hatta henüz insanlar enkaz altındayken inşaat makineleri enkazların üzerinde çalışmaya başlamış bile. Her enkazdan, her sokaktan yardım çığlıkları geliyor.

Yakınlarını arayanlara bu ekip enkazdan sadece canlı insan çıkarıyor, demek çok zor. Acılı, çaresiz insanların yüzüne bakamadan bunu söylerken, çok utanıyor, çok üzülüyoruz.

Bir enkazın altında canlı olduğu, ses geldiği ihbarını alır almaz, ekiple birlikte bildirilen sokağa gidiyoruz. Sekiz katlı olduğunu öğrendiğimiz binanın yüksekliği sadece üç metre kalmış, gerisi toprağın altında. Beton ve eşyalar bütünleşmiş, kitaplar ve fotoğraflar etrafa saçılmış: Düğün fotoğrafları, bebek fotoğrafları, tatil fotoğrafları… Patrick, küçük deliklere bile girebilen bir kamera ile görüntü taraması ve ses dinleme cihazıyla ses dinlemesi yapmaya başlıyor. Kulaklıklar takıldı; ortamda mutlak sessizlik ve hem endişeli hem umutlu bir bekleyiş.. Sigaralar yeniyormuşçasına içiliyor, dualar ediliyor… Uzaklardan ambülansların siren sesleri.

Artık üzerime battaniye örtmek istemiyorum

Ekip, enkazın altında zamanla yarışarak yaklaşık bir saat boyunca çalışıyor ve maalesef 14-15 yaşlarında, upuzun saçları olan gencecik bir kız çocuğunun  cansız bedenini çıkarıyor. Saatlerdir enkaz başında, sesini duyarak bekleyen ailesi, şokta… Çığlıklar, acılar ve öfke göğe yükseliyor.

Bedenini battaniyeye sarıyorlar. Sokaklar, kaldırımlar, battaniyeye sarılmış ve toprağa kavuşmayı bekleyen bedenlerle dolu…  Kimilerinin başında bekleyeni var, kimileri kimsesiz. Artık üzerime battaniye örtmek istemiyorum!

Enkazın hemen karşısında, 50 metre ilerisinde başka bir enkazda, bebek sesleri duyulduğu ihbarı alıyoruz. Hızlıca o tarafa geçiyoruz… Enkazda AKUT gönüllüleri çalışıyor, biz de yardıma girişiyoruz. Patrick, AKUT takım lideriyle hızlıca bir durum muhakemesi ve çalışma planı yapıyor. 17 deprem görmüş, inanılmaz tecrübeli, işbirlikçi ve insan psikolojisini çok iyi okuyan biri Patrick ve yönetimi ele alıyor. Herkes o kadar gergin, yorgun ve öfkeli ki, onun bu sakin ve yatıştırıcı  tavrı çalışmaları kolaylaştırıyor. Birlikte dinleme yapıyorlar… Ve o enkazdan sadece bir canlı kedi çıkarıyoruz. Moralimiz biraz düzeliyor…

Zaman koşarak ilerliyor… Yeni bir enkazın başındayız… Patrick, binada yaşayanlara merdiven ve apartman kapısının yerini soruyor. İnsanların  merdiven boşluğunda olabileceğini düşünüyor. Kimi kuzeyi gösteriyor kimi güneyi… Bina yerle bir; çevresinde nirengi alınacak binalar da öyle. İnsanlar yön duygusunu kaybetmiş. Nasıl kaybetmesinler ki? 10 katlı binanın çatısındaki çanak antenle, zemin kattaki kağıt gibi ezilmiş araba kaportası yan yana…  Merdiven kalıntılarının olduğunu tahmin ettikleri  bölümde çalışmalara başlıyoruz… Patrick kulaklıklarını taktı… Ben de kulaklıklarımı taktığımı hayal ediyorum, The Doors’tan Love Street dinliyorum ve içimden ritm tutuyorum… Tekrar, tekrar, tekrar… Çığlıklarla ve seslerle baş edebilmek istiyorum…

Depremden bu yana yaklaşık 60 saat geçti.

Enkazın üzerindeki biri, bir kadın sesi duyduğunu bağırarak duyuruyor. Biraz önce orada bir kepçe çalışıyordu… Sessizliiikkkkk!…

Herkes, enkazın o bölümüne kulak kesiliyor: Evet gerçekten bir ses, ince bir ses. Hepimizin kalbi hızla artmaya başlıyor, hep birlikte hızlıca ellerimizle enkazdaki betonu açmaya çalışıyoruz. Ses giderek yükseliyor; sanki bir inleme gibi.

Ve…. Molozların arasından küçük bir köpek bize bakıyor… Evet, evet yaşıyor… Hemen isim koydum, Pambuk. Ekipte ve insanlarda bir mutluluk, bir umut… Çıkma anını cep telefonumla ölümsüzleştiriyorum ve Yeşil Gazete ile paylaşıyorum.

Güneşin batması yakın, her anlamda çok yorgunuz. Bir arabanın bagajında çorba dağıtıyorlar. Mercimek çorbası, sıcacık… Ekip gece Fransa’dan geldi ve artık dinlenmek istiyorlar. Köpekler dahil herkes perişan halde. Arsuz’daki Deniz Kızı pansiyonun yolunu tutuyoruz… Bize üç oda ayırmışlar. İkisinde Fransız ekip, birinde biz kalacağız. Sezon olmadığı için açık değilmiş, bizim için açıyorlar. Geceleri çok soğuk ve denizden gelen nem ayrı bir üşütüyor. Şükür elektrik var, makine ve drone için şarj problemimiz olmayacak. Pansiyonda su var ama sıcak değil. Sadece elimizi yüzümüzü yıkayabiliyoruz. Kamp tüpünde yaptığımız pratik noodle enfes bir şefin elinden çıkmış gibi.

Ulaş ve Cevat ile bir kısa toplantı yapıp, Fransızların yaptıkları işin çok önemli olduğu ve bize ihtiyaçları olduğunu görüp onlarla yola devam etme kararı alıyoruz. Cevat’ın bir öğrencisi bizim Pambuk’un videosunu atmış Tik Tok’tan… Meğerse viral olmuş video. Yapılan yorumlar hüzün ve yorgunluğumuza bir nebze de olsa yardımcı oluyor.

Başta devlet, insanlar, hayvanlar, araçlar, eşya… Hepsi enkazın altında. Sadece tek bir şey var depreme yenilmeyen: İnsanların dayanışma ve yardımlaşma ruhu…

Bayılır gibi uyku tulumlarına girip uykuya dalıyoruz.

Devam edecek…

 

 

 

 

 

 

 

 

Erdoğan Adıyaman’da helallik istedi

Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerde incelemelerde bulunmak üzere, beraberinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve bakanlarla birlikte Adıyaman‘a giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adıyaman merkez ile Gölbaşı ilçesini ziyaret ederek depremzedelerle bir araya geldi.

Burada yaptığı konuşmada “Sarsıntıların yıkıcı etkisi, olumsuz hava nedeniyle ilk birkaç gün Adıyaman’da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik” diyen Erdoğan, vatandaşlardan helallik istedi.

Erdoğan, şunları söyledi:

“Depremin 22. günündeyiz. Ülkemizin 6 Şubat sabahı 04.17’de yaşamış olduğu o büyük felaketten bu yana gerçekten 10 bin artçı deprem yaşadık. Tüm Adıyaman’a tüm bölgeye, tüm milletimize geçmiş olsun derken hep birlikte vefat etmiş olanlar için birer fatiha okuyalım. Depremden birkaç gün sonra 10 Şubat Cuma günü Adıyaman’a gelmiş, çadır kentimizdeki depremzede vatandaşlarımızla yaşadığımız felaketin acısını paylaşmaya çalışmıştık. O günden bugüne Adıyaman çok değişti. Dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde üst üste yaşadığımız güçlü depremlerin ve artçıların yol açtığı yıkımların en çok etkilediği şehirlerimizden biri de Adıyaman’dır. Sarsıntıların yıkıcı etkisi, olumsuz hava şartları, hasar gören alt yapının getirdiği zorluklar gibi sebeplerle maalesef ilk birkaç gün Adıyaman’da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik. Bunun için sizden helallik istiyorum.”

Hayatını kaybedenlerin resmi sayısı 44 bin 374’e yükseldi

Cumhurbaşkanı, deprem bölgesinin tamamında 44 bin 374 kişinin vefat ettiğini, 115 bini aşkın kişinin yaralı olarak enkazdan kurtarıldığını açıkladı. Adıyaman’da çoğunluğu şehir merkezinde olmak üzere milletvekili Yakup Taş‘ın da aralarında bulunduğu 6 bin 13 kişinin hayatını kaybettiğini belirten Erdoğan, şehir genelinde 17 bin 499 kişinin yaralandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremin ardından 62 bin 500 Adıyamanlının yarısı İstanbul‘a olmak üzere hava ve kara yolu ile diğer şehirlere tahliye edildiğini bildirdi ve şunları ekledi:

“Depremin bölgesinin tamamında 185 bin 345 binadaki 553 bin 415 bağımsız bölümün yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu görüldü. Adıyaman’da ise 24 bin 497 binadaki 64 bin 349 bağımsız bölümün yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu tespit edildi. Arama kurtarma çalışmalarının bitmesiyle birlikte enkaz kaldırma işleri hızlandı. Aynı şekilde zarar tespit işlemleri de tamamlanmak üzeredir.”

Yeni ‘müjdeler’

Adıyaman’da 16 bine yakın konteyner kurmayı planladıklarını anlatan Cumhurbaşkanı,  bundan sonra yapmayı planladıklarını da şöyle anlattı:

“Deprem bölgesi genelinde zemin etütleri tamamlanarak inşa aşamasına gelinen konut sayısı 309 bini buldu. Adıyaman’da yaklaşık 50 bin konut yapacağız. Mikro bölgeleme ve jeolojik etüt çalışması biten yerlerde hemen kazmayı vuruyor, inşaata başlıyoruz. Kentsel dönüşüm projelerini hızlandırmak başta olmak üzere tüm şehirlerimizi en kısa sürede afetlere hazırlıklı hale getirmek için ne gerekiyorsa yapacağız. Binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapan, bin yıldır kardeşçe yaşadığımız şehirlerimizin yapısal değişime uğramasına göz yumamayız. Şehrinize sahip çıkın, ata yurdunuzu asla kalıcı olarak terk etmeyin. Yıkılan her konutun daha iyisini, güzelini, güvenlisini, yenisini yapıp vereceğiz”

Deprem nedeniyle OHAL ilan edilen illerdeki kooperatifler için sarmalı kıyılmış tütün satışında yüzde 55 olan ÖTV’yi yarıya indirdiklerini de “müjdeleyen” Cumhurbaşkanı, “Fay hattına yakın, zemin sıvılaşması olan bölgelerde yapılaşmaya, eski yerleşim yerlerindeki ihya çalışmalarında ise yüksek binaya izin vermeyeceğiz. Depremin yaralarını bir yıl içinde büyük ölçüde saracağımızın sözünü milletime veriyorum” dedi.

 

Prens Adalarından Yeşil Gazete okuruna buruk bir merhaba

[email protected]

Daha güzel günlere denk gelmesini isterdim bu ilk yazımın. Yaşanan bu büyük acının yanında çaresiz bir varlık olarak bazen her şey boş geliyor. Yazmak bile…

Lakin boşlamamamız gerektiğini her yeni gelen haber ile hemen anlıyoruz.  Bugün tek adam ve liyakatsız görevlendirmeler sonucunda yaşadığımız bu travmaya şimdi de OHAL yasası ile  yeni bir tepeden inme kararname emri geldi. Özetle ,tek adam, depremde çöken 11 kentin yeniden planlanacağını, inşaatların başlayacağını buyurdu. Kararnamenin Resmi Gazete’de yayımlanması henüz bir gün olmasına rağmen kapalı kapılar ardında firmalarla anlaşmalar bile yapıldığını, hatta firmaların reklamlarını instagramda paylaştıklarını gördük: Firma “bize de iş verdikleri için çok teşekkür ederiz” diyordu.  Böylece eş, dost kayırmalı, kapalı kapılar ardında planlanan, şeffaf olmayan bir kent darbesini daha uygulamaya koyduklarına yine şahit yazıldık.

Adalardan Antakya’ya…

Depremden bir gün önce ilk yazımı hazırlamıştım. Adalar’ın, yirmiden farklı etnik kökenin  halen hep beraber yaşadığı çok dilli, çok dinli, çok kültürlü, çok renkli yapısıyla büyük zenginliğimiz olduğunu, destansı güzelliğini, kesintisiz tarihini, yüzde 60’a yakın alanı ormanlık olan, nispeten bozulmamış ve size yavaş yaşam olanağı sunan huzurlu bir yer olduğunu, belki de “Son İstanbul” olduğunu yazacaktım.

Bu olağanüstü özellikler, Antakya için de geçerliydi: Kadim ve arkeolojik bir kent olarak tarihi süreçte çok kültürlü yapısını korudu, bir çok dini cemaate ev sahipliği yaptı.  Türkler, Kürtler, Nusayriler, Süryaniler, Katolikler, Ortodokslar, Rumlar, Protestan Araplar, Maruniler, Ermeniler, Yahudiler, Gürcüler ve bir çok küçük topluluk yan yana yaşadı. Farklı birçok topluluğa ev sahipliği yapan kent UNESCO  barış kenti adayı olmuş ve ikinci kent seçilmişti.

Ve iki dakika gibi kısa bir sürede yok oldu. Üzerinde yaşadığımız topraklara, doğaya, onun bize anlattıklarına, yerin fısıltısına kulak vermeyip gözlerimizi de kulaklarımızı da kapattığımız ve onu canlı bir varlık olarak görmediğimiz için yok ettik kendimizle birlikte. Oysa ne çok şey anlattı bize yüzlerce sene boyunca. Şimdi ise sorumluluğu bozuk rant düzeninin yerine bir kaç müteahhitin üzerine atma peşindeler.

Hepimizi perişan eden depremin sonrasında, binlerce sene içinde evrilen bu şehrin kaderini doğa ve tarihiyle uyumlu bir şekilde yeniden tahayyül etmek yerine, alelacele çıkarılan kararname ile sıfırdan inşa edilmeye çalışılıyor. Evini kaybeden Antakya ve diğer illerin halkına güvenli, adil ve ferah konutlar sağlamak, tek tek unuttuğumuz zenginliklerimizi, kuruttuğumuz gölümüzü, sulak alanlarımızı, toprağın altında bıraktığımız antik şehirlerimizi gün yüzüne çıkararak, yeniden bir şehir planlamak yerine.. Oysa Orontes Nehri’nin yatağına kurulu, afet risklerine maruz kalan bu merkezi nasıl dayanıklı ama aynı zamanda tarihini hatırlayacak kamu odaklı bir şekilde dönüştürebiliriz, diye düşünmemiz gerekiyordu.

Yeniden inşa, ama nasıl?

Antakya yeniden kurulacak. Peki, Antakya’yı Arkeolojik bir Park Alanı, Eski şehir ve Yeni şehir olarak yeniden doğal yapısına uygun planlayabilir miyiz? Bu kez yerin fısıltısına kulak verecek miyiz?

Eski Antakya’yı bilenlerin, depremden sonra anlattıkları beni hayli şaşırttı. Şehrin son senelerde nasıl kötü bir şehirciliğe maruz kaldığını, bu nedenle çok üzüldüklerini anlatırken; teknik olarak elde veri olmasa da hayli ürkütücü şöyle bir şey de söylendi: Zemin kazıldığında her yerden antik şehir kalıntılarına ulaşılıyor, haliyle de binaların temelleri fazla derine inmeden atılabiliyormuş. Bu kadar çok yıkımın olmasının sebeplerinden biri bu zayıf temeller olabilir mi?

Bu bölgedeki yerleşimi daha güvenli yerlere taşıyarak şehri Roma veya Efes gibi bir arkeolojik park alanına dönüştürebilir miyiz? Örneğin Kurtuluş Caddesi boydan boya kazılsa Müze Otel’de olduğu gibi eski kentin ortaya çıkması mümkün. Otel için yapılan kazılara baktığınızda bunu anlayabiliyoruz. Dolayısı ile dünyanın en önemli destinasyonlarından biri olacak özelliklere sahip.

Aynı şekilde kazılarda çıkan mozaiklerden geçmişteki depremlerin şiddetli etkilerini de görebiliyoruz. Tıpkı depremle adeta bir halı gibi kıvrılan mozaik kütle gibi…

Bildiğiniz üzere Amik Gölü’nün suyu 1968’de açılan dört drenaj kanalı ile Asi Nehri’ne boşaltılmaya başlandı ve bu işlem 1975 yılına kadar devam etti. Altı yıl süren ıslah çalışmaları sonucu, ne yazık ki göl tamamen kurutuldu; Amik Gölü de Amik Ovası’nın bir parçası haline geldi. İklim krizinin artırdığı ve güçlendirdiği aşırı yağışların yol açtığı seller yüzünden bölge her yıl sular altında kaldı. Amik, adeta tekrar göl olmak istiyordu. Bütün itirazlara ve bilimsel raporlara rağmen tam ortasına bir de havaalanı inşa edildi.

Ve şimdi bu zemin üzerine yapılmış binalar, depremde sıvılaşan toprak nedeniyle yıkıldı, canlar yok oldu; depremde en önemli ulaşım yolu olan havaalanındaki pist ikiye ayrıldı.

Dünyanın en büyük mozaiğinin bulunduğu Müze Otel’deki mozaiklerden birinde rengarenk kuşlar resmedilmiş.

Bir zamanlar bu gölde konaklayan kuşlar bunlar. Kuş göç yolunun üzerindeki Amik Ovası’na sular bastıkça kuşlar göl olduğunu düşünerek hala geliyormuş.  Binlerce yıllık göç yolu, halen hafızalarında…

İnsanın hafızası ise kendiyle sınırlı. Doğa ile uyumlu yaşayamadığımız, onun bahşettiği zenginlikleri anlayamadığımız, devamlı insan odaklı düşündüğümüz için kendi felaketlerimizi hazırlıyoruz.

2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’ydü. Dünyada bir çok yer iklim krizine adapte edilmeye çalışılıyor, risk altındaki bölgelerin sakinleri bu alanlardan taşınıp daha güvenli yerlere yerleştiriliyor. Sonrasında bu alanlar restore edilerek yeniden yabanlaştırılıp doğaya geri bırakılıyor. Antakya için de bu yapılabilir mi?

Sadece yap!

Yeşil Gazete’ye yazmamla ilgili teklif ilk geldiğinde, Adalar’ın korunabilmesi için harika bir fırsat olduğunu düşündüm ama bir taraftan buna  cesaret edebilir miydim?

Sonra Açık  Radyo’da Adalar’ın doğal, tarihi ve kültürel çeşitliliğini farklı perspektiflerden konuklarıyla ele alan, “Adalar Hepimizin” diyen bir programı yapmaya başladığım o ilk gün yaşadığım heyecan  geldi aklıma.

O gün de, bu gün gibi Platon’un bir bilgeye sorduğu şu  soruyu düşündüm:  “Sen dünyanın en bilge kişisisin, sen dünyaya dair her şeyi bilirsin. Bana öyle bir anahtar ver ki bütün kapıları açmamı sağlasın. Hayatın bütün kapılarını açan sır nedir?” Bilge’nin cevabı, “SADECE YAP! Soru yok, yorum yok, endişe yok. Yalnızca yap” olmuştu. Sanırım cesareti biraz bu cümleden aldım.

Aynı zamanda, Açık Radyo programında ağırladığımız 350’den fazla konuktan öğrendiğim bilgilerle oluşan değerli bir arşivi paylaşabileceğimi düşündüm. O arşiv o kadar işe yarar bir bilgi yumağına dönüştü ki, bir çok tez, doktora çalışması yapan kişiye kaynak oluşturmaya bile başladı. Jorge Luis Borges’in dediği gibi “Aslında ben var mıyım emin değilim. Ben okuduğum tüm yazarlar, tanıştığım tüm insanlar, sevdiğim tüm kadınlar, gittiğim tüm şehirlerim….” Şehirlerin hızla değiştiği ve kimliğini kaybettiği bu günlerde bu arşivin kollektif dağarcığını kaleme almak, paylaşmak ve genişletmek dileğim.

Son İstanbul’un veçhesi Prens Adalarından gözlemlerimi, konuklar ve röportajlarla derleyip sizlere aktarmaya çalışacağım. Acaba Yeşil gazete okuyucusu Adalarla ilgili ne okumak ister, neyi merak eder?  Benimle iletişime geçerseniz çok mutlu olurum. Gelen teklifi kabul ettim çünkü sizlerden gelen cevaplarla bir denizci kızı olarak yelkenimi doldurur, pusulamı ayarlar, yolumu bulurum dedim, kendime.

Yeşil Gazete de müstesna yazarları, emekçileri, çalışanları ile yaşayan bir varlık, kıymetli bir hazine. Onun bir parçası olmak benim için büyük onur.

Maraş’ta ağır hasarlı metal fabrikası çöktü: Bir işçi öldü, dört işçi yaralandı

Maraş‘ın Dulkadiroğlu ilçesi Karaziyaret Mahallesi‘nde depremlerde ağır hasar alan bir metal fabrikasında, iddiaya göre, iş yeri sahibi, bazı işçileri paket ürünleri içeriden çıkartmak için görevlendirdi.

Tavan ve kolonların çöktüğü fabrikada işçiler, enkaz altında kaldı. Bölgeye giden itfaiye ekipleri, Ali Çam, İdris Nacar, Mehmet Canlı ve İbrahim Burak Öztürk‘ü yaralı kurtardı. Kolonun altında kalan İsmail Alakız ise hayatını kaybetti. Yaralanan işçiler, ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.

Fabrika önüne gelen işçi yakınları ise iş yeri sahibinin mallarını kurtarma derdine düştüğünü, girilmesi yasak fabrikaya işçileri soktuğunu belirterek, tepki gösterdi.

maraş

Öte yandan ağır hasar alan fabrikanın duvarlarında ve girişteki danışma ofisinin kapısındaki iş güvenliğine ilişkin uyarılar dikkat çekti.

Ofis duvarında “İş güvenliği bu noktada başlar” ile fabrika duvarlarında “Önce iş güvenliği” yazısının olduğu görüldü. Olaya ilişkin soruşturma sürüyor.

Deprem riski: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin büyük kısmı kapatıldı, ameliyatlar durduruldu

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa‘nın Fatih ilçesinde bulunan binalarında sağlık ve eğitim hizmeti binalardaki deprem risk durumu sebebiyle durduruldu.

Rektör Prof. Dr. Nuri Aydın, mevcut binaların durumu, olası deprem riski kapsamında devam edilen ve planlanan çalışmalar hakkında açıklamada bulunarak fakülteye ait bazı binaların kapatıldığını, eğitim ve sağlık hizmetinin durdurulduğunu söyledi:

“Yaşanan son depremlerden sonra, betonarme bina stokumuzun değerlendirilmesi amacıyla geçtiğimiz hafta başında Rektörlüğümüzce, Üniversitemiz İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden oluşan bir heyet görevlendirilerek Cerrahpaşa Yerleşkesindeki tüm yapılar değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde, tüm dahili ve cerrahi bilimleri içerisinde barındıran toplam 17 ayrı binadan oluşan Monoblok binalar kompleksi ile Uğur Derman binası, yemekhane binası ve öğrenci yurt binalarının emniyetle hizmeti yerine getirecek güvenlik seviyesine sahip bulunmadığı ve bu binaların risk taşıdığı tespit edilmiştir. Bu nedenle, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi‘nin ana omurga yapısını oluşturan yaklaşık 105 bin metrekarelik kapalı alan hizmete devam edemeyecektir.”

Aydın, Acil ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları birimi haricindeki tüm erişkin ayaktan ve yatan hasta kabulü ile tüm ameliyatların durdurulduğunu açıkladı ve devre dışı kalacak olan birimleri paylaştı:

Dahili ve Cerrahi Bölümlere ait toplam 800 hasta yatağı, 32 ameliyathane, yoğun bakım, kemik iliği ve diyaliz üniteleri, karaciğer ve böbrek nakil merkezi, ayaktan sağlık hizmeti veren 117 birim ve ünite, ileri düzey robotik cerrahi merkezi, endoskopi üniteleri, ileri düzey girişimsel ve tanısal görüntüleme üniteleri ile birlikte tüm erişkin ayaktan ve yatan hasta kabulü ve tüm ameliyatlar durdurulmuştur.”

Söz konusu binalarının durumları, olası bir depreme dayanamayacağı öğrenciler ve çalışanlar tarafından sosyal medyada tartışılmış, bazı binalarda yapısal tahribat gözlemlenmişti.

Kadından kadına: Afet bölgesinde feminist dayanışma kampanyaları büyüyor

6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ardından bölgede kadınların ihtiyaçlarının yeterince karşılanmaması nedeniyle afete karşı feminist dayanışma hareketleri yaygınlaşarak geniş destek buluyor.

Kadın hakları savunucusu birçok topluluk, başta hijyen olmak üzere depremzede kadınların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yardım kampanyaları yürüyor.

Kadın hakları için çalışmalar yapan Ekmek ve Gül topluluğu, başlattığı Kızkardeşlik Köprüsü kampanyası içe afetzede kadınların hayatlarının yeniden kurulmasına destek olmayı amaçlıyor.

Topluluk, kadın ve çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına başta ped, çamaşır ve bebek maması olmak üzere birçok ihtiyaca cevap veren yardımlar ulaştırmayı hedefliyor.

Afetin ilk günlerinde bölgedeki kadın ve LGBTİ+ bireylerin ihtiyaçlarının yeterince karşılanmaması ve ihtiyaçlara erişimde ayrımcılığa uğraması nedeniyle feminist yardım tırı göndereceğini açıklayan Afet için Feminist Dayanışma Grubu, şimdi de Hatay için ihtiyaç malzemeleri toplamaya başladı. Grup, feminist dayanışmanın daha da büyütülmesini hedefliyor.

‣ Afet için Feminist Dayanışma: Mor tır yola çıkıyor

Afet için Feminist Dayanışma, Adıyaman‘da bir kadın çadırı kurulmasını da sağladı.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında kadınlarla dayanışmak için Adıyaman’da olacağını açıklayan Rosa Kadın Derneği, birçok hijyen ürününün toplanmasının amaçlandığı kadın dayanışması kampanyasına destek çağrısında bulundu.

Kadın Zamanı Derneği, “Kadın Dayanışması Yaşatır” diyerek afetten etkilenen kadınların yaralarını sarmak için 8 Mart’ı Maraş’ta kadınlarla karşılayacağını açıkladı. Hijyen ürünlerinin yanı sıra çocuklar için oyuncak, boya ve boyama kitabı da toplamayı amaçlayan dernek, 4 Mart akşamına kadar yardımları kabul ediyor.

Kadın Dayanışma Vakfı da depremden etkilenen kadınlarla dayanışmak için 8 Mart Kadınlar Günü’nde Samandağ‘da olacağını belirtti. Vakıf, kıyafet ve hijyen ürünleri başta olmak üzere birçok malzemeyi depremzede kadınlara ulaştırmayı amaçlıyor.

Mor Dayanışma topluluğu da deprem bölgesine yardım ulaştırma çalışmaları için gönüllüleri bir araya getiriyor. Tüm gönüllüleri dayanışmaya çağıran topluluk, depremin ilk gününden beri yardım toplayarak afet bölgesindeki kadınlarla dayanışma gösteriyor.

Mor Dayanışma gönüllülerine gözaltı

Öte yandan Mor Dayanışma’dan Pelin Songül Çiçek‘in de aralarında olduğu çok sayıda gönüllü, erzak dağıtımı ve halk toplantısı yapmak için gittikleri Hatay’ın Güzelburç köyünde özel harekatçılar tarafından fiili gözaltına alındı.
Dayanışma platformundan yapılan açıklamada, gönüllülerin tutuldukları okuldan çıkışlarına izin verilmediği kaydedildi.

Mor Dayanışma üyesi kadınlar, 6 Şubat’ta Maraş’ta meydana gelen depremler nedeniyle Hatay’da yıkımın en çok hissedildiği köylerden olan Güzelburç’ta yurttaşlara erzak dağıtmak ve kadınlarla bir araya gelmek için köye gitmişti.

Sabahın erken saatlerinden itibaren köyde erzak dağıtan kadınları bir süre sonra, Özel Hareket Polisleri durdurdu. Aralarında Mor Dayanışma Merkezi Koordinasyon üyesi Pelin Songül Çiçek’in de aralarında olduğu çok sayıda gönüllü köydeki okula götürüldü ve oradan çıkışlarına izin verilmedi.

‘Silahla tehdit ettiler’

Bianet’ten Evrim Kepenek‘in aktardığına göre, Mor Dayanışma Sözcüsü Cemile Baklacı, “Arkadaşlarımızı polis engelliyor ve özellikle kadınlarla bir araya gelmesini istemiyor. Silahlarını göstererek, tehdit ederek, kadınların telefonlarına el koydular ve yaptıkları çekimleri silmelerini de istediler” dedi.

Baklacı, şunları ekledi:

Biz dayanışma için oradayız ve sürekli bu tarz engellemelerle karşılaşıyoruz. Feministlerin burada olmasını istemiyorlar. Kadınlarla bir araya gelmemizi istemiyorlar. Ne yaparsalar yapsınlar bize engel olamayacaklar, dayanışmamız sürecek. Arkadaşlarımızı bir an önce serbest bırakın.

Depremin olduğu ilk günlerde Hatay Samandağ’a giden Mor Dayanışma üyesi kadınlar, bölgede hemen kadın çadırı kurmuştu. Kadınlara hijyen kiti ve ped dağıtan Mor Dayanışma gönüllüleri, kadınlara destek olmaya devam ediyordu.