Ana Sayfa Blog Sayfa 5441

Ufuk URAS’a Sorular ve Yüksek Sesle Düşünceler

Kendi kendime sorup yanıtını bulamadığımdan sormak istiyorum ama kimse arkasında siyasi kimliğimi aramasın, içimdeki merak, gazeteci merakı bilenler bilir son 10 yıldır mühendisliğimin önüne geçmiştir neyse, kendisini görme şansım uzun vadede olmadığından buradan sormak istiyorum.

8 Mart: Dükkanlarda Bugün İndirim Var

Mağazaların tabelalarında bugün indirim var. Kadınlara özel ! Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ya da “sosyalist jargonu” eleştirenlerin deyimiyle bugün “Dünya Kadınlar Günü”…  Veyahut  Duygu Asena’nın ironisiyle “365 Günün Sultanı” bugün.

Peki, Gökçek’in Hiç Mi Suçu Yok?

LiveImages_Foto Haber_676_Melih Gökçek balon patlattı_A19123346AKP’nin yargı kararlarından kendisine karşı olanlarıyla mücadelesinde yeni bir kulvar açılmış görülüyor. İbretlik bir kulvar. Bir belediye ne iş yapar? Bir başbakan halka hizmete nasıl bakar? Belediye başkanı bir şehri kilitliyorsa ona arka mı çıkar, yoksa uyarır mı?

Gerçek oyuncu aslına en uygun biçimde “gibi” yapandır – Pınar Çekirge

Altan Erbulak söylemiş: ” Gerçek oyuncu aslına en uygun biçimde ‘gibi’ yapandır, diye.” Ve oyuncu ile gerçek oyuncu arasındaki fark, mukavva bir kemanla Stadivarius bir keman arasındaki farka benzer..” diye devam etmiş.

Ne kadar doğru bir benzetme.

"Göle Su Gelene Kadar, Kurbağanın Gözü Çıkar"

Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemelerinin 2008 Temmuz ayından bu yana benim gibi milyonlarca emekçinin mağdur edilmesi tepki gösterilmeyecek gibi değil. KEY hesaplarında biriken paraların sahiplerine yani bizlere gerçek faizi ile birlikte ödenmesi, uzatmalardan kaynaklı gecikme faizlerinin de hesaba katılması ve öyle ödenmesi gerekirken, yapılan son açıklamalar 1555 Tl. Ödeneceği yönünde. O da 108 ay tam kesinti yapılan emekçilere.

Köyde mi Yaşamalı Şehirde mi?

Türkiye’de 1927 yılında insan nüfusunun yüzde 75,8’i köy ve beldelerde yaşarken 2009 yılına gelindiğinde bu oran, yüzde 24,5’e gerilemiş. İl ve ilçe merkezinde ikamet edenlerin oranı da 82 yılda yüzde 24,2’den yüzde 75,5’e çıkmış.

Bu konuyu açmak gerekirse, 1927 yılında aynı coğrafyada yaşıyormuşuz ve nüfusumuz 13.648.000 kişi imiş.

Bunların 10.345.184� ü (% 75,8) köy ve beldelerde; 3.302.816� sı şehirlerde yaşıyormuş.

2009 yılına gelindiğinde ise nüfus 72.561.312 kişi olmuş.

Komünist Manifesto ve Yeşil 2

COPY-PASTE BİR 8 MART KUTLAMASI

İki yeşil var. “Park ve bahçe” yeşili ve “orman, kır, vadi, dağ” yeşili. Uyaracaklar olabilir ama unutmadım; bir de cennet yeşili.

İzafiyet teorisi, bir şeyin yerini tanımlayabilmek için bir başka noktayı başlangıç almanız gerektiğini söylüyor. Elbette “şey”i “şey”le tanımlamak anlamsız gelebilir. “Böyle bir anlamsızlığın içine düşeceğine bırak dağınık kalsın” demek de mümkün. Fakat bir de şeyi, şey bile olmayana göre tanımlayanlar var. Bu izafiyet teorisine uymuyor. Bu dünyadayız ama dünyadaki yerimizi öte dünyaya göre tanımlıyorlar.

Ne demeli?

İzafiyet teorisinin de içinde bulunduğu pozitivist külte tapınanlar için bu görüş bilim dışı ve dikkate alınamaz. Fakat onlara göre “şey, şey olmayana göre tanımlanamaz” olsa da, tanımlandığına da şahitler. Belki kalpleriyle değil ama gözleri ve kulaklarıyla. Demek -onlar mümkün görmese de- olabiliyor.

Bense olur mu olmaz mı diye tartışmak yerine bunu bir fırsat olarak görme taraftarıyım. Evet, aşırı fırsatçılığım sırıtabilir ama umudum fırsatçılığımın salt kişisel bir beklentisi olmamasında. Kusurum varsa nasılsa açığa çıkar ve içimdeki hesaplı şahısla böylece yüzleşmiş olurum merak edenler, merak buyurmasın.

Özetle diyeceğim şu; dünyadaki yeşilin cennet yeşiline izafe edilerek tanımlanmasından memnun olurum. Düşünsenize cennetin mümkün olabilen mütevazı bir kopyası yeryüzünde olsun. İçinden bal akan ırmaklar, orada serinleyen huriler…

Bal gibi ırmaklara kimsenin itirazı olacağını sanmam fakat iş huri’lere gelince bu laiklere batabilir. Bir de cinsiyetçilik karşıtları ile ataerkilliğe itirazı olanlara. Türkiye’ye baktığınız da -batıdaki gibi- laikler ve cinsiyetçilik ve ataerkil zihniyet karşıtlarının aynı grubu oluşturduğu söylenemez. Bu nedenle ayırmak zorundayız. Fakat bu bir fırsat daha yaratıyor; Türkiye koşullarında “copy-paste edilecek cennet” söylemini ataerkil ve cinsiyetçi bulanlarla daha kolay anlaşabilirim. Çünkü sadece bu dünyaya yönelik bir kopya cennet fikrine pek bir sıcak baktığımı söylediğimde cinsiyetçilik karşıtlarıyla da aynı cenneti paylaşmaya şiddetle eğilimli olduğumu söylemiş oluyorum ve laiklere değil ama onlara -biraz burun kıvırsalar da- daha anlamlı gelebilir. Bir de onların da ötekileştirilmekten canı yananlardan olduğunu bilerek örtüye de pek takılmayacaklarını sanıyorum. Laikler ise yaklaşık 80 yıl sonra ve daha yeni yeni ötekileştirilmenin ucundan tadına bakıyor. Çünkü “laikler” dediğimiz laikler değil. Laiklikten ekmek yiyenler. Bu sözlere sonra gerekirse tekrar dönebiliriz.

Dönebiliriz çünkü Türkiye’ye özgü bir modernite projesi olarak laik olanlarla itişme olasılığımızdan söz ediyorum. “Neden öfkelendiğinizi hiç anlamıyorum, bu cennette huriler olacak da örtülü olanlar olmayacak mı?” gibi “vurdumduymaz” bir söz alıp, “Hem huri fikrine hem de örtünme fikrine aynı anda nasıl itiraz edeceksiniz?” gibi, oldukça sinir bozucu bir soruyu sadece onlara sormayı inatla isteyebilirim. “Tanrı öte dünyanın cennetinde huri’lere yol vermişse orada örtünmek isteyenleri önleyecek değil ya” diyecek kadar üzerlerine de gidebilirim.

Ama bu aşamada tekrar hatırlatmak gerekir mi, ben “o vaktin / kıyametin” çan sesinin (çan deyince bazı ötekileştirilmiş Müslümanlar bir kırılma yaşayabilir onlar için de ezan diyelim) verdiği “ilhamla” konuşuyorum, zorda olsa yeryüzünde kopya bir cenneti öte dünyadan, bu dünyaya paste edebilir miyiz, bunu anlamaya çalışıyorum.

Bu nedenle örtünme veya açılma oranlarıyla bir zorum yok. Bu sorunlar -içinde bize özgü laiklerin de olduğu- copy anının sorunu, paste anının olmayacağına kalıbımı basarım.

Şiddetli çatışma içerecek yaklaşımları bir kenara bırakmaya ve bu tür farklı düşünceler nedeniyle farklı bir toplumdan söz ettiğimizi zannetme pozisyonunu terk etmeye bir o kadar “şiddetle” eğilimliyim. Müslümanlar için Medine kriterleri uygunsa laik-modernistler için de Kopenhag kriterleri uygun olsun. Aralarında uçurum göremiyorum. Daha çok nitelikle ilgiliyim ve zorbalıktan vazgeçmiş bir insan topluluğundan ve onların “doğaya nasıl döneceğinden” söz etmeye eğilimliyim. Kime ne “kim ne giymiş neden giymiş nice giymiş”… Zarfa değil mazrufa odaklıyım da diyemem; şahsın mazrufu da insanın gündelik yargısına terk edilecek gibi değil, bu da öte tarafta tanrının, bu tarafta hukukun sorunu. Ama sistemin, bu dünyadaki sistemin, mazrufuyla ilgili olduğumuza şüphe yok.

Ama açıkçası cennetteki hurilerin cinsel bir objeye dönüştürülmüş olmasına içerlemiyor da değilim.  Fakat bu böyle anlatılıyor diye bütün bir cenneti erkek cenneti olarak görmek de içimden gelmiyor. Böyle bir cennetin eşek cennetinden de pek farkı olmaz bana göre. Oysa ben mekansal cennette insan için çok gerçekçi bir zemin buluyorum. Çünkü bu dünyadaki körlüğümün bir parçası olarak, hurileri “ben” öne çıkarıyor olabilirim. Gılman’dan söz etmeye cesaret bulamayan yeryüzündeki kadınları da anlıyorum ama! Fakat tanrının onlara eşit davranmadığı fikri de, erkeklerin fikri. Ama unutmayalım “egemen erkeklerin” fikri… ve “bu kültürün oluşmasında kadınların payı yoktur” denemez.

Cennetle ilgili bunca söz etmiş olmam bir önyargı oluşturabilir. Ama yemin ederim bir tanrıtanımazım ve bu yüzden yemin bulsam yemin, rakı bulsam rakı içerim. Doğru anlaşılmak için yemin etsem boş olacak bu yüzden. Üstelik tanrının içtiğim rakının değil, sarhoşluğumda yaptığım densizliğin hesabını soracağını zannedecek kadar “iyi niyetli bir pozitivistim” de.

Daha geçen yazının hesabına yatırdığım cümleye dokunamadım.

Olsun…

Bu yazı da 8 Mart için, emekçi kadınları kutlama niyetiyle olsun. Aslında emekçi olmayan kadın nasıl oluyor onu da bilmiyorum. Daha doğrusu emekçi olmayan insan nasıl oluyor… bu tür insan nerede “ürüyor, kim üretiyor?”

Levent Arslan   [email protected]

8 Mart Yazısı: Hayatımdaki Beni Ben Yapan Adamlara Teşekkürlerimle

Hiç sevmem özel günleri, hep bir sahtelik var gibi gelir, anneler günü de dahil buna.

Samimiyetsiz çoğu zaman, hem tüketime araçtır, hem de kısmen ruhsuzdur, açıkcası daha da radikal olarak 8 martları üniversiteyi yeni bitirmiş, Adanada genç bir mühendisken tertip komitesi olarak düzenlediğimiz ve üstüne cop yediğimiz günlerin üzerinden yirmi yıl geçmiş, anılar geliyor on yol önce aksaraya ilk geldiğimiz da yaptığımız ilk 8 mart.

Demokrasiye Değil Kadınlara Balans Ayarı

Bu yıl 8 mart’a acı, gözyaşı ve gölge düştü. Her şeye rağmen Kürt kadınları, anadilde eğitim taleplerine, kimliğine ve özgürlük değerlerine sahip çıkma anlayışı ile alanlardaki yerini alacaktır. 15 Ağustos’ta başlayan demokratik açılım kadınların barış umutlarını  devletin iki yüzlü ve imha politikalarından dolayı bir başka bahara ertelendi. Türkiye’de Demokrasiye 23 kasım 2009 da AKP eliyle ilk darbe girişimi Ege’de İzmir pilot bölge seçilerek yapıldı.

Romanlar Ve 5366

DSC_56845366 ne bir ritm , ne bir müzik ölçünün ismi ,Ne de hepimizin bildiği  9/8 in alt kolu, 5366 AKP İktidarının 16.06.2005 Tarihinde Kanunlaştırdığı , Romanların Kabusu olan,evlerini yıkan,yerlerinden eden, acı veren bir yasadır.

Hepimizin yakından bildiği Sulukule’nin yıkılmasına,bir kültürün yok olmasına neden olan kanundur.Sulukuleliler seslerini tüm dünyaya duyurdular ama maalesef kanunu çıkaranlara duyuramadılar.