Başbakan, Recep Tayyip Erdoğan, bir beyanat verdi. Hem de yerel bir kanala da değil; BBC gibi uluslararası bir kanala. Verdiği beyanat da tüm Dünya’nın gözünün üstünde olduğu bir konu ile ilgili olunca, her türlü etmen bir araya gelmiş oldu ve edilen söz, her yanda yankılandı. Bu açıklamalar bir beyanat olarak alınabileceğini, okunabileceğini gibi, bir itiraf olarak da alınabilir, okunabilir.
Tehlike Altında Bir Dil: Süryanice
Şlomo rohme dilan
Bşayno u başlomo
U yawmo da leşone debritho howe brikho!
(merhaba dostlar, hepiniz hoşgeldiniz, dünya dil bayramınız kutlu olsun.)
Pitchfork Disney / Korku Tüneli – Pınar Çekirge
Yazar Philip Ridley’in yazdığı “PITCHFORK DISNEY/KORKU TÜNELİ”, hiç kuşkusuz sezonun en ilginç oyunların biri.Yazarın gözlem gücünü, sınırsız ayrıntı zenginliğini, bizi çocukluğumuzun gizli dehlizlerine götüren kanlı, derin kazıları yaşamak ve özellikle Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun o başdöndürücü oyun virtüözlüğünü yeniden izlemek için bu oyunu mutlaka görün, derim.Tüm kadro insan ruhunun inanılmaz cinnetini, doruk ve düşüşünü sahnede yaşar kıldığından mıdır ne, oyun bittiğinde ter içindeydim.Gerçekle kurmacanın sınırında kaybolmuş olmalıydım.Korkuyordum..sanırım bütün salon korkuyor, ve bizler, tiyatro izleyicileri, efsunlanmışcasına bu olağanüstü eseri alkışlıyorduk.
Freud “Inhibitions – Symptoms and Anxiety” (1926) adlı kitabında anksiyete konusunda yeni bir sav ortaya atmıştı.Freud’a göre, reel dış kaynaklı anksiyete ve nörotik iç kaynaklı anksiyetenin her ikisi de tehlikeli durumlara bir tepki olarak ortaya çıkmaktaydı.İşte bu noktada, Freud anksiyeteyi oluşturan durumların iki ayrı tipini belirledi. Bunlardan biri doğum olayı ile ilk prototipini yaşayan, içgüdüsel uyaranın karşı konulmaz etkisiydi ve kuşkusuz travmatik bir durumdu.İkinci ve daha yaygın olanı ise, tehlikenin oluşturduğu durumlardan ziyade, tehlike beklentisi içinde gelişen anksiyetenin meydana çıkışıydı.Presley ve Haley Stray kardeşler işte bu duyguların tesirindeydiler.
Herşey Londra’da bir evde yaşayan ikiz kardeşler Presley ve Haley Stray’in korkuları, kâbusları ve ufunetli geçmişleriyle ilgili problemler etrafında gelişiyor.Kaygı o kadar yoğun biçimde sunulmuş ki sahnede, adeta dokunabiliyorsunuz.Dokunduğunuz, pek farkında olmasanız da, kendi korkunuz aslında, kendi kaygınız.Gerçekle hayal arasındaki çizgi o kadar belirsiz, o kadar silik soluk ki zaten.Neyle, neden yüzleştiğinizi bile ayrımsayamıyorsunuz ilkin..ama sonra..birdenbire…!
“Bir daha kimsenin onları örselemeyeceği bir dünya”ya sığınmıştı Presley ve Haley Stray kardeşler.Dış dünya soğuk, karanlıktı çünkü.Tehlikelerle, bilinmezliklerle, pusuda bekleyen dehşetle doluydu.Onları ayakta tutan ” bilinçaltında yaşanan, bir gün anne karnına dönme, dönebilme isteği…rahim-içi varoluşun o uçsuz bucaksız güç ve huzur ortamını özleyiş”ti aslında. Tümüyle narsistik bir canlı olarak fetus konumunu özlüyorlardı.
Duyumsanan şiddetli doğum travmasıyla başa çıkmak adına daha çok çikolata..daha çok uyku hapı.Düş ve hayallerin içiçe geçtiği bir hayat.Yüzleşilen, yüzleşmekten kaçınılan hakikatler..hep bir kuytuluğu arayış..hep bir sığınağın izini sürüş.O kadar kırılgan, o kadar çaresiz..o kadar kimsesiz ve kimliksizdiler ki.Benliklerinin rahim içi duruma yönelik regresyonu bundandı belki de.
Presley umutsuzca soruyordu : “….senden alındıktan sonra kim başka kollar, bacaklar ve kalpler ister ki, sana dokunmak istemedikten sonra kim dokunacak parmaklar ister seni görmek istemedikten sonra kim görecek gözler ister, ve doğru şeyler söylemek istemedikten sonra kim konuşacak başka sesler ister ki….”
Bazen tek bir replik ne kadar çok şeyi birden anlatabilir.Nem vurgunu camın soğukluğuyla ürperdim o an.Maziye, çocukluğumun öncesiz sonrasız korkularına, endişelerine dönüverdim.Nasıl desem, bir prehistorya kazıcısıydım.Presley ve Haley’e eşlik ediyordum.
Korkunun tutsak aldığı gün ve geceler, bilinçaltının kuyuya atılan taşlar gibi öfke duvarlarına çarpan hayallerle savaşma(ma) zamanıydı.Geçmişin silinemeyen izleriydi onları uykusuz bırakan.( Bu kaçıncı, hep aynı kabus ! ) Presley ve Haley o derece yetkin ve nüanslı bir performansla yansıtılmış ki, Banu Çiçek Barutçugil, Murat Mahmutyazıcıoğlu, Ushan Çakır, Eyüp Emre Uçaray herkes muhteşem.Ucuzluğa, kolaylığa kaçılmamış.Gerçeküstü, inanılmaz, vahşi bir öyküde unutulmaz ‘ insan manzaraları’ billinçaltı gelgitleri, kan bulaşığı hınçlar sergilenmiş.Tiyatro Sıfırnoktaiki’yi, bir uzun mesafe tiyatrosu oldukları için kutluyorum. Şablonlu, şematik tipolojinin içinde hapsolmadıkları için de.
Ve son söz: Sam’in ardından Presley kimliğiyle de ilginç karakterleri başarıyla yaşar kılmaya devam eden Murat Mahmutyazıcıoğlu daha sahneye ilk adımını attığı, ilk repliğini söylediği anda bir esintiyle dolduruyor salonu, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmadan ‘ dorukta ‘ oynuyor.Rolünü yine iliklerinde duymuş, başka ne diyebilirim ki ? Onu düşündüğümde, nedense, aklıma ilk gelen ” A Streetcat Named Desire” de Stanley oluyor hala.Blanche DuBois’i öfkeyle süzen Stanley Kowalski.
PITCHFORK DISNEY/KORKU TÜNELİ ‘ ni izleyip, cadde boyunca yürümeye başladığımda Yannis Kavafis kuşatıverdi beni: “Vakit geç Ölüm geri çeviriyor Hayat istemiyor.. Ben şimdi nereye giderim.. ? “
-Pınar Çekirge-
Kuzey Ege Bölgesi'nde Uçakla İlaçlama
-Ve Sorunla İlgili Olası Yeşil Duruş-
Kuzey Ege bölgesinde en büyük hata, tüm bölgenin monokültür zeytincilik yapıyor olmasıdır. Bugün zeytin sineği, yarın dal yanıklığı hastalığı olacaktır. Bu kadar büyük monokültür tarım yapılan her alan doğa tarafından tahrip edilir. Tarihte de bunun örnekleri çoktur. Kalıcı çözüm, bu sahada ürün çeşitlemesi sağlamak ve bölgede vahşi yaşamın sürdüğü alanlar-parseller oluşturmaktır. Böylece hangi zararlı olursa olsun onun predatörü (zararlı böceğin avcısı) bu farklı alanlarda konaklayabilecek ve zararlının çok zarar vermesini önlemek amacı ile faaliyette bulunacaktır.
Organik bile olsa ilaç kullanımında biz insanlık olarak şunu deriz:” Hey böcek, sen benim bizzat sahibi olduğum bitkilere zararlısın. Buradan git ve öl! Ben para kazanacağım ve seni bir daha buralarda görmeyeyim.” Ayrıca bir ilacın organik olup olmadığına karar verebilecek bir otorite olduğunu düşünmüyorum. Bugünkü bilgi ile organik olan bir ilaç 4 yıl sonra “aaa, meğer organik değilmiş!” denerek yasaklanabilir.
Mantık olarak bir bölgedeki zararlıları bir ilaçla öldürmek uygun değil. Uygun olanı predatörleri (yani zararlıyı avlayan canlıları) güçlendirmek ve zararlının yaşayacağı koşulları zayıflatmak.
Sivrisinek sorun ise yaşam alanlarını bataklık yanına kurmazsınız, illa kuracaksanız ve alanı insanlık olarak işgal edecekseniz bataklıkları ve sivrisinek yuvalama alanları yok edersiniz. Yarasa yuvalarına, mağaralara dokunmaz hatta onları geliştirirsiniz. Böylece sivrisinek doğal olarak kontrol altına alınır.
Tarımda ise predatörlerin yuvalanacağı “beetle bank” (böcek bankası) olarak görev yapacak alanlar oluşturur; monokültür tarımı polikültüre çevirmek için çalışmalar yaparsınız.
Her şeyin ötesinde böceğin kafasına ilaç sıkmak, bitki koruma faaliyetlerinin en ilkelidir. Entegre mücadele tekniklerine göre şu aşamalarda zararlı ile mücadele edersiniz:
Kanuni Mücadele
Kültürel Önlemler
Fiziksel Mücadele
Mekaniksel Mücadele
Biyoteknolojik Mücadele
Biyolojik Mücadele
Kimyasal Mücadele
Yukarıda 7 madde ile sıra ile bir zararlı ile mücadelenin yöntemleri var. İlk 6 maddeyi uygulamadan 7. maddeye geçerseniz bunun adı insanlık, akılcılık, doğaseverlik değil; ilkellik ve katliam olur. (Ayrıca uçakla ilaçlamanın zararları ile ilgili bilgi http://www.yesiller.org/V1/index.php?option=com_docman&task=doc_download&gid=170&Itemid=36 adresinde mevcuttur.)
Bence yapılması gerekenler şunlar:
| 1- Kampanyayı etkin şekilde yürütmek
2- Uçakla ilaçlamanın yasak olduğuna dair bir yasa-yönetmelik çıkartmak (çünkü şu anda sadece bakan talimatı mevcut. Yarın biri uçağı alıp DDT atsa ne yapılacağı belirsiz) 3- En son yapılacak şey de eğer burada sorun zeytindeki bir zararlının bölgede yaptığı ekonomik tahribat ise Koruma kontrol genel müdürlüğünün (KKGM) “zeytinde entegre mücadele” isimli oluşturduğu en son talimatı alıp uygulamak ve uygulatmak için faaliyette bulunmak olur. Entegre mücadelenin tarihi ve yapılan çalışmalarla ilgili bir haber konuyla ilgili bilgi açısından faydalı olacaktır: http://www.resmi-gazete.org/gundem/duyurular/tagem/entegre–mucadele-kitaplarinin-revizyonu-toplantisi————-.html 4- Ayrıca bu çalışmaların hepsinden de iyi ve sürdürülebilir olanı, bölgeyi 50 yıllık bir planlama ve havza yönetim planı ile monokültür tarımdan uzaklaştırarak bölgede predatörlerin konaklayabileceği insan eli değmeyen alanlar oluşturmak amaçlı girişimlerde bulunmak olacaktır. |
Örnek “zeytinde entegre mücadele” kitabının resmi:
|
Gerçek çözüm (zor ve anlatması imkânsıza yakın da olsa) dördüncü maddedir.
Bu sorunun net olarak çözülmesi için oradaki halkın desteği ile uygun planlamalar yapılır ve bunlara uyulursa, 15 yıl sonra o bölgede hiç ilaç istemeyen tam ekolojik zeytin üretimi (ve yanında üzüm, nar, hünnap, böğürtlen, keçiboynuzu, sakız, bal vs. vs.) yapılabilir. Ve toplam gelir (hatta verim) bugünden çok olur.
HAKAN OZAN ERZİNCANLI
Dün Halepçe, Bugün Kelepçe Ya Yarın?
16 Mart 1988’de 5000 den fazla insanın ölümüne neden olan Halepçe katliamı; dünyanın gözü önünde kimyasal gaz ve zehirli gazlar atılarak, Kürt köylerindeki evler dozerlerle yıkılarak köyler boşaltılırken, dünya kamuoyu sadece seyretti bu katliamı. Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin yönetimindeki Baas rejimi, 1980 yılından beri sürmekte olan İran Irak savaşında Iraklı Kürtlerin İran’a yardım etiğini bahane ederek, Kürtlere karşı topyekun bir imha hareketi başlattı.
Komünist Manifesto ve Yeşil – 3
2. ENTERNASYONEL DELEGELERİ TARIM BAKANLIĞINI MI BASTI?
AKP denildiğinde tüyleri diken diken olan dostlarla sohbetteyiz. Hoş insanların tüylerini diken AKP’nin oyu %47’ye vardığında, o sıra Anadolunun bir ilçesinde bulunan bir gazetecinin yansıttığı kahve sohbeti, bunun altında yatan derin nedeni eğlenceli bir şekilde açıklamaya yetiyordu ama yine de ben onlara inanıyorum; “AKP’yi dürüst bulmadıklarından” sevmiyorlardı.
16'sında Mart'ın:Öfkeliler Tamam…
Gidenle gidilmez…Ölenle de ölünmez… Biliriz… En çok da biz.
Ama ölümlere ne kadar alışkın olsalar da o gençler, şimdinin kır saçlıları; gün gelip çattığında, şafak açtığında Mart’ın 16’sına…
İçinlerindeki öfke dönüşmüş bulunur, duygu silsilesine…
Tüyleri durur haz’rola.
Nükleer saldırı – Özgür Gürbüz
Türkiye’ye yönelik nükleer saldırı planı ortaya çıktı. Güneyden Ruslar, kuzeyden Koreliler taarruza geçtiler. Arkalarında destek aldıkları, çok bilinmeyenli nükleer anlaşmalarla geliyorlar. Memleket, 1986 yılında meydana gelen tarihin en büyük endüstriyel kazası Çernobil’den sonra bir kez daha radyasyon kuşatması altında.
Yarasaların Öcü
F.Baykurt, 1954 yılında yayınladığı yapıtında bize, insanların ve yılanların yaşadıkları çevreye müdahale edildiğinde, köy ortamında ortaya çıkan toplumsal ve fiziksel çatışmayı, yerel dille anlatır.
Yuva canlılar için önemlidir. Yaşama eyleminin başladığı, gerektiğinde sığınıldığı, üreme işlevinin yerine getirildiği, türün sürekliliğinin sağlandığı yataktır. Yuva canlı varlıkların var oldukları ilk çevredir.
Sendikalı Düşmanı Kocaoğlu
Gün geçmiyor ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun bir açıklaması yayınlanmasın. Bu açıklamaların muhatapları ve şekilleri farklı olsa da, içeriği hiç değişmiyor. Her açıklamanın altında yatan cümle, İzmir’de iş yapamıyorsak, şehir yönetilemiyorsa, bu benim suçum değil.
