Ana Sayfa Blog Sayfa 5442

2010 Kültür Başkentinde Tarih ve Kültür Katliamı Yapılıyor

Bizler İstanbul ili Fatih ilçesi ,Fener Balat Sakinleriyiz,

2010 yılında Fatih belediyesi , Yenileme Projesi ile biz bölge halkına sıkıntılı günler yaşatıyor.Yapmak istedikleri Proje Tamamen Tarih ve Kültür Katliamıdır.Tarih olarak ,Tarihi Müstakil evlerimizi içerden yıkarak , ada bazında bloklar yaparak, dairelere çevirmek istiyor.O güzelim evlerimizin Tarihi ahşap merdivenlerini, Nakışlı Tavanlarını ,güzel nakışlı duvarlarını yıkarak , Tarihi ev özelliklerini bozarak modern bloklar yapacak.Bu evler bizim tapulu mülkümüz.Anıtlar tarafından koruma altında ama.

Güneşe Akın

Şaka maka 2010 bisiklet sezonu bu hafta başlıyor:

“Ocakta başlamamış mıydı?” diyenlere cevabımız “İstanbul’a kar yağmadıkça Türkiye’ye kış gelmez” biçiminde olacak.

Bisiklette de durum farklı değildir, Avrupa’da yarış koşulmadıkça, sezon başlamış sayılmaz.

Sinema Salonları AVM'lere Taşınırken…

tsilla cheltonMahalle köşelerinde bir boy kadar duvarı olan, mahallenin Fatma Teyzesi’nin yemeğini yapıp, Ali Ustası’nın iş kıyafeti, oğullarının mahalle tozlarıyla gittiği yazlık sinemalar çoktan tarihe karıştı. Annem gösterirdi bizim mahlledeki sinemayı. Az ağlamadık filmlere derdi. Şimdilerde çoğu yazlık sinemanın yerine, boş buldukları yere abanan  bir iş merkezi yapılmıştır.

4C Kimin Tekelinde

Tekel İşçileri Ankaradan çekiliyor ama  4C’ye karşı direnişleri devam ediyor.İşçilerin kararlılığını gören herkes 4c’yi bu gücün kaldıracağını hatta ülkenin her derdine işçilerin deva olacbileceğini bir kez daha hatırladı ama bunu hatırlamanın gereğini yeterince yerine getirebildi mi?

Komünist Manifesto ve Yeşil-01

Trrrrum trrrrum trak tiki tak! Şehirleşmek İstiyorum!

George Orwell’ın 1984’ü “proleterya diktatörlüğü”ne en büyük darbeyi vuran edebi eserlerden biridir.  Kim derdi ki 2000li yıllarda, üstelik Türkiye’de, işçi sınıfını emperyalist sömürüden kurtarmaya canı gönülden hevesli bir grup asker-sivil bürokrat, siyasetçi, işveren ve işçi önderi  Orwell’ın proleterya diktatörlüğüne izafe ettiği  “amansız takiplere takılarak” işçi sınıfına da hizmet etmekten alıkonacak? Tarihin tahminden değil, tekerrürden ibaret olduğunu bilenler için zor bir tahmin konusu olurdu. Oysa dünyanın hergün yeniden kurulduğunu düşünenler için bu bir tahmin veya tekerrür değil analiz konusu olabilir.

Marx ve Engels Avrupa’da dolaşan komünizm hayaletini ete kemiğe büründürmek için manifestoyu yayınlamaya karar verdiğinde, ellerinde Fransız, Alman, İngiliz istatistik kurumu verileri de yoktu, İngiltere Almanya arası ışık hızında haberleşme ağıyla kuşatılmış da değildi. Fakat Paris komünü kapıyı gürültülü birşekilde çalıyordu.

Fransızlar, Almanlar birşeye veri diyorsa aksini iddia etmenin mümkün olmayacağını bilecek denli Türkiyeliyiz ve Tuik (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerinin sağlıklı olup olmadığı buna rağmen ciddiyetle tartışabiliriz. Fakat bu farklı bir konu… Türkiye’ye ilişkin bir yaklaşımda bulunulacaksa tuik verilerinin sağlıklı olup olmadığı sorununu, yer darlığı sorunu olmayan kahve tartışmalarına bırakalım.

Fakat kahve sohbeti korkutmasın, verilerin sağlıksız olduğunu söyleyenler tümden haksız çıkacak da değil. Belki içlerinden Türkiye gibi (beş yıllık periyotta) göç oranının %10 civarında dolaştığı bir ülkede daha gerçekçi bilgi kaynakları olabileceğini söyleyen de çıkabilir.

Tuik’in referans aldığı bilgiler sonuç itibarıyla, çocuğumuzu “iyi” bir okula yazdırmak için, okulun komşusu olmamızı zorunlu kılan bir devlet ve bu ikameti kolayca temin eden bir muhtarlık anlayışına dayalı kaldı.

Tuik verilerine böyle bakınca iletişim ve haberleşme araçlarının verileri de ciddiye alınabilir veriler oluyor. Elbette onları yorumlayacak güçte bir altyapıya sahip olmak kaydıyla. Ancak bu altyapı işçi sınıfının “önderlerinin” elinde yok diye oturup beklenemez. Zaten burjuvazinin hizmetindeki kurumlar da heryıl bu verileri periyodik olarak yayınlıyor. Temel bilgilerin gizlisi saklısı yok. Bu verilerin ilkel yorumlanışı da, durumu algılamak için bir sonuç verebilir. Örneğin TV izlenme verileri. 55 milyona varan cep telefonunun statik, istatistik bilgileri.

Fakat boşverelim biz bunları. En kaba bilgilerin bile bazı sözleri destekleyeceği bir yerdeyiz. Öte tarafını burjuva profesyonellerine bırakalım. Nasılsa günlerinin önemli bir kısmı esneyerek geçmiyor.

Aslında “modernizm ve komünist manifesto arasındaki sıcak dostluğu” saptayarak başlamalıydım çünkü oraya gelecektim, yine lafı uzattım. Buradan sonra devam edersem, yine uzatmış olacağımdan daha ciddi bir vurgu aramaya ihtiyaç olmadığını belirterek geçeyim.

Modernizm ve komünist manifesto arasında modernizmi besleyen dosdoğru bir bağlantı olduğuna şüphe duyacak olanlar herhalde manifestonun yılmaz savunucusu komünistler değil, anti-kapitalistlerdir.

Bu doğrusal ilişki komünizmi kapitalizmin karşıtı-alternatifi olmaktan çıkarır ama diyelim böyle algılayan biri, romantik (veya anti-ütopik) bir hevesle manifestoya yöneldi… Bu görüş kendine manifestoda ucundan ilişebileceği bir yer bile bulamaz.

Sanıyorum bu yüzden komünist olmayan anti-kapitalistlerle komünistler arasında -Avrupa’da- bir yakınlaşma görülmektedir. Ancak Türkiye’de anti-kapitalizmi komünist olduklarını söyleyenler tesis ettiği için -bazen hiç gereği yokken- anti-kapitalistler kendilerini  komünist olmak zorunda hissetmektedir.

Oysa şimdi ne Avrupa’da ne Türkiye’de anti-kapitalistlerin komünist olmak mecburiyeti yok. Üstelik komünist olmamaları tercih sebebi bile olabilir. Çünkü komünistler anti-kapitalist olamazlar.

Anti-kapitalist oluşumun içinde bulunamazlar demiyorum. Komünist hareketin anti-kapitalist bir hareket olduğunu söyleyemezler. En fazla anti-kapitalistlerin komünist hareketin vektörü olmasını dileyebilir veya olabileceğini ifade edebilirler ki, anti-kapitalist hareket önünde sonunda modernizmin pratik eleştirisine dayalı bir küçük burjuva hareketi olduğu için düş kırıklıklarına da hazır olmalılar.

Sözümde durmadan devam etmeme rağmen, en az “anti-kapitalist” sözcüğü kadar genel bir ifade kurabildim. Ama öyle sanıyorum ki, komünizm bir diktatörlük projesi de içerebileceği için nasıl anti-komünistim denilmesi mantıksız olursa, bir komünist de, kapitalizm vahşi birçok modernist proje içerebildiği için anti-kapitalist olamaz.

Bu nedenle komünistlerin anti-kapitalistlerin yakınmaları ile daha mesafeli bir ilişki kurması gerekebilir çünkü onları “anti” yapan en kudretli etkinin kapitalizme değil, kapitalizmin modernite pratiğine yönelik olduğundan –sınıfsal pozisyonları nedeniyle- şüphe duyulmamalıdır. Zaten daha “doğru” bir yol seçip anti-modernist olamıyor olmaları da kültürlerinin eseridir.

Lafı bunca dolaştırdıktan sonra tuik’in 2009 yılına dair şehirleşmeye ilişkin verilerinden bir bölümü, iki cümleyi gelecek yazının hesabına yatıralım;

Ülke nüfusunun % 75,5’i il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır.
Toplam nüfusun  % 75,5’i  (54.807.219 kişi) il  ve  ilçe  merkezlerinde  ikamet  ederken,  % 24,5’i (17.754.093 kişi) belde ve köylerde ikamet etmektedir.”

(devam edecek)

Levent Arslan [email protected]

Başbakanlık Nerede Biter, Diktatörlük Nerede Başlar

Gerçekten mükemmel bir ülke burası… Her şeyiyle. Bir önceki yazımda biraz değinmeye çalıştığım gibi, her tartışma programında aynı kavramlar var. Demokrasi! Özgürlük! Eşitlik! Birlik! Kardeşlik! Herkes birbirini daha az demokrat olmakla suçluyor. Gören duyan da birbirlerini ileri itiyorlar sanacak. Daha iyiye, daha iyiye…

Liberaller, Muhafazakarlar, Ulusalcılar, Kavramlar

Gündemin yoğunluğu arttıkça ( ki çok uzun süredir hiç azalmadı sanki. İki günde bir sürekli yeni ve büyük bir gündemin ortaya çıkması, bu gündemlerin bir bölümünün de “fos” çıkması çok önemli ama sesi az duyulan olayların da silinip gitmesine yol açıyor. Tekel İşçileri bile şu anda haber kanallarında kendisine ne kadar az yer bulabiliyor.) tartışmalar artıyor.

Ali ile Ramazan

Ali İle Ramazan

“Devrim ve sınıf mücadelesi üstüne konuşurken açık açık gündelik hayattan söz etmeyenler, aşkın yıkıcı gücünü ve sınırları reddetmenin olumlu yanını anlamayanlar; o insanları ağzında bir ceset var” *

Raoul Vaneigem

Fetva Verildi, GDO'lu Ürünleri Yiyebilirsiniz

5 Şubat 2010 tarihli Milliyet Gazetesi’nde ilginç bir haber çıktı. İstanbul Ticaret Odası’nın düzenlediği Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Semineri’nde konuşan “Başbakan Baş Müşaviri Dr. Yıldırım M. Ramazanoğlu, GDO’ların üretimi konusunda Kuran-ı Kerim’de 100’e yakın ayetin varlığına işaret etmiş ve GDO’ların insanlık için gerekli olduğunu” buyurmuş.

Benim Adım Berivan

berivanresBugün uyandığımda yatağımda olmadığımı fark ettim. Etrafımda insanlar var ama ailem yok. Annem uyanıp gelmedi yanıma. Ellerimi avucuna alıp kızım demedi. Babamı zaten beklemiyorum. O erkenden işe gidecek. Emeği ekmek olacak. Emeğini yiyeceğiz ki yaşayabilelim. O durdu mu hayat durur. Kim tutar ve bir lokma ekmek verir o olmazsa. Annem çalışır elbette ama o da artık çalışmasa daha iyi.