Ana Sayfa Blog Sayfa 5319

Hizbullah kitlesel eylem çağrısı yaptı

“Devlet, PKK ve Müslüman Kürtler” başlıklı yazıda kitlesel eylemler çağrısı yaparak şöyle denildi: “Laik güçlerin projelerine halel getirmeyecek bir tutum sergileme yerine doğrudan meydanlara inip Müslüman halkın geniş şekilde katılacağı kitlesel eylemlerle alternatif olarak ortaya çıkılmalıdır. Aksi takdirde ister özerklikle ister başka bir şeyle olsun Müslüman Kürtlerin içinde bulunmadığı, Müslüman Kürt halkının iradesinin yansımadığı her oluşum Kemalizm ve Saddamizm gibi Müslümanların geçmişte yaşadıkları zulmün bir benzerini yaşatacak. Henüz bir örgütken Müslüman Kürt halkına tahammül edemeyen Marksist örgüt, resmi bir güce ulaştığı zaman daha büyük zorbalıklara başvuracak. Zaten bu, PKK’nin mayasında ve tabiatında var olan bir özelliktir.”

Örgütün askeri kanat sorumlusu olduğu iddiasıyla tutukluyken tahliye edilen Hacı İnan da hakkında verilen tahliye kararını almak üzere Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gitti. Çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtlayan İnan, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Bunların bu şekilde bırakılması tesadüf değildir, bazı şeylerin hazırlığı yapılıyor olabilir. Solu bitirmek için milliyetçileri Kürtleri bitirmek için ise siyasal İslamı kullanıyorlar” sözleriyle ilgili sorulara da İnan, “Onu bak devlete söylüyor. Onu gidip devlete sorun” yanıtını verdi.

‘Halkın üzerinde terör estiriyor’

Hizbullah sanıklarının serbest bırakılmasına sert tepki gösteren BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, “Hukuk tam anlamıyla halkın üzerinde terör estiren bir aygıta dönüştü” diye konuştu.

(Cumhuriyet)

8.4 milyon engelli eve hapis

Türkiye’de yaşayan 8,5 milyon engelliden ancak 100 bininin sokağa çıkabildiği açıklandı. İstanbul’da bulunan 40 bin görme engelliden 38 bini eve hapis.

Altınokta Körler Derneği İstanbul Şube Başkanı Murat Demirok, Türkiye’de yaklaşık 8 milyon 500 engellinin bulunduğunu, bunun 700 bininin görme engelli olduğunu kaydetti.

Derneğin şu anda binin üzerinde üyesinin bulunduğunu anlatan Demirok, ulaşamadıkları binlerce görme engelli insanın büyük acılar ve sorunlar içinde hayatlarını sürdürmeye çalıştıklarını bildirdi.

Engelli insanlara fırsat verildiğinde başaramayacakları şeyin olmadığını vurgulayan Demirok, üyelerinin aralarında avukat, mühendis, öğretmenlerin de bulunduğunu dile getirdi.

Engellilerin en büyük sorunun eğitim ve istihdam olduğunu ifade eden Demirok, şunları söyledi: ”Artık bizleri fark edemeyenler, fark etmeliler. Bizler sokağa çıkmak, yollarda rahat yürümek istiyoruz. Mimari yapılar düzenlenirken bizlerden de fikir alınmasını talep ediyoruz. Bu ülkenin vatandaşları olarak söz sahibi olmalıyız. Eğitimdeki, istihdamdaki oranımız yüzde 1 civarında. Yüzde 90’lara çıkması için büyük desteklerin verilmesi gerekiyor. Bu oranları görmemezlikten gelemeyiz. Toplumun her kesiminin hakkı olduğu kadar engellilerin de insan olarak yaşama hakkı var. Yaşama hakkımızı, var olan haklarımızı geri istiyoruz.”

ENGELLİYE ELİNİ UZATANA OY
Murat Demirok, Haziran ayında yapılacak seçimlerde, engellilerin sorunlarına gerçekten eğilen ve çözmek isteyen siyasi partilere destek vereceklerini, ülke bütçesinin yüzde 1’inin engellilere ayrılmasını istediklerini dile getirdi.

Türkiye’deki 8,5 milyon engellinin 100 bininin sokağa çıkabildiğini savunan Demirok, ”8 milyon 400 bin engelli evde hapis. Bu rakam küçümsenebilir mi? Bu kabul edilebilir bir rakam değil. Bunlar da zor şartlarda çalışıyor. Bu insanlara eğitim, istihdam, yaşam olanakları verilmeli” dedi.

‘CAMBAZLIK YAPIYORUZ’
İstanbul’daki belediyelerin de engeli insanlara destek vermeleri ve duyarlı olmaları gerektiğini aktaran Demirok, şunları söyledi:

”Engelliler, İstanbul’da dışarı çıkamıyorlar. Artık belediyeler imar yasalarında yaptıkları düzenlemelerde, kaldırımları, yolları ve binaları engellilere göre de düşünmesi gerekiyor. İstanbul’da engelliler hiçbir imar planında, düzenlemede söz hakkına sahip değil. Biz İstanbul’da cambazlık yaparak yaşıyoruz. Sokağa çıktığımız anda, düşmeyeceğimizin garantisi yok. Ulaşımda birçok engel var. Çünkü ne yollar ne otobüsler ne de metrolar bize göre düzenlenmiş. Biz çok şey istemiyoruz. Yatırımlar yapılırken, bizleri de düşünsünler. İstanbul’da 40 bin civarında görme engelli insan yaşıyor. Sokağa çıkabilen görme engelli sayısı ise 2 bin civarında. 38 bini evinden dışarı çıkamıyor. Devlet kurumları tarafından yapılan araştırmalarda bu rakamlar var. Ama bu 38 bin engelli insanın neden evden çıkamadığını kimse sorgulamıyor.”

Engelli yakınlarının da büyük acılar yaşadığını, çaresizlikten çocuklarını evden çıkaramadıklarını vurgulayan Demirok, ”Aileler korumacılıkla yaklaşıyor. İstanbul’da yapılar düzgün olmadığı için aileler tedirgin oluyor ve bu yüzden çocuklarını dışarı çıkartamıyorlar. Ailelere gereken bilgi ve eğitim verilmiyor. Düzenlemelerden haberdar olmayan aileler var. Kısaca engelsiz bir ülke yaratmak gerekir. Ailelerden sorunların çözülmesi için sivil toplum örgütlerine katılmalarını ve var olan haklarımız için doğru siyasi tercih yapmalarını istiyoruz” diye konuştu. (aa)

Bedrettin Dalan’a kırmızı bülten

‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’la ilgili kırmızı bülten kararı aldı.

Mahkeme, firari sanık Yeditepe Üniversitesi kurucusu Dalan hakkında kırmızı bülten ile arama kararı çıkarılmasına karar verdi.

Dava açıldığı sırada yurt dışında olan Bedrettin Dalan Türkiye’ye dönmemişti.

‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ iddialarıyla ilgili haklarında dava açılan Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan ile Albay Dursun Çiçek’in de aralarında bulunduğu 7 sanıklı davanın 15. duruşması bugün yapıldı.

Bir sonraki duruşma 28 Şubat’a ertelenirken, bugünkü duruşmada, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin alınan ara kararlar açıklandı.

Buna göre, mahkeme heyeti, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 27 Aralık 2010 tarihli yazılarını dikkate alarak, Bedrettin Dalan hakkında ”silahlı terör örgütü kurma ve yönetme”, ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlarından dava açıldığını hatırlattı.

Mahkeme heyeti, üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyetini, mevcut delil durumunu ve Dalan’ın yurt dışında kaçak konumunda olmasını göz önüne alarak, dosya kapsamına göre yokluğunda tutuklama müzekkeresi çıkarılmasını kararlaştırdı.

Mahkeme, yakalama kararı bulunan Dalan hakkında kırmızı bülten ile arama kararı çıkarılmasına da hükmetti. (Ntv)

En küçük gezegen keşfedildi

Kepler-10b adı verilen gezegenin kayalık yapısı ve büyüklüğü dünyaya çok benziyor.

Gezegenin çapının dünyanın çapının 1.4 katı olduğu ölçüldü.

Kepler-10b’nin kütlesi ise dünyanın 4.6 katı.

Ancak, Kepler-10b’de yaşam olduğu düşünülmüyor.

Gezegenin yörüngesi güneşe çok yakın, dolayısıyla gündüz sıcaklığının 10 bin derecenin üstüne çıktığı tahmin ediliyor.

Ancak bilim insanları, keşfin dünyaya benzer gezegenler arayışında önemli bir adım olduğunu söylüyor.

Keşfi yapan araştırmacılardan Profesör Natalie Bataltha, “gezegende yalnız olup olmadığımızı bilmek istiyoruz ve bu keşif de bizi amacımıza bir adım daha yaklaştırıyor.”

Keşif, “insanlık tarihinin en anlamlılarından” olarak nitelendi. (BBC)

‘Denetim artmazsa, benzer felaketler beklenebilir’

Geçen yıl Meksika Körfezi’ndeki çevre felaketini soruşturan Beyaz Saray komisyonu, yaşanan petrol kuyusundaki patlamayla ilgili raporu açıklandı.

Komisyonun nihai raporunda, petrol sektörüne yönelik denetimlerde köklü değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Raporda ayrıca, benzer bir kazanın önlenmesi için bağımsızlık bir güvenlik denetim kurumu oluşturulması önerildi.

Komsiyonun başkanlarından Willian Reilly, açık denizde petrol arama sektöründeki güvenlik unsurlarının, sektörün gelişim hızının gerisinde kaldığını belirtti.

Suçlu şirketler

Raporda kazaya, sözkonusu petrol kuyusunu işleten BP, Trans-ocean ve Halliburton şirketlerinin, zaman ve paradan tasaruf etmek amacıyla ortaya çıkan sistematik yanlışlarının yol açtığı belirtildi.

Rapor sonuçlarından bir diğeri ise açık denizlerde petrol arama faliyetlerine dair gerekli düzenlemeler yapılmazsa benzer bir felaketin yeniden yaşanması ihtimalinin yüksek olduğu.

İnceleme komisyonu raporu, sözkonusu şirketlere karşı yürütülecek yasal süreçte bağlıyıcı olacak resmi bir belge.

Başta Amerikan hükümeti olmak üzere kazadan zarar görenlerin açacakları davaların sözkonusu petrol şirketlerini milyarlarca dolarlık tazminat ödemek zorunda bırakabileceği tahmin ediliyor.

Bu arada BP’den yapılan açıklamada, şirketin Meksika körfezinde yaşananlardan ders çıkarmaya çalıştığı söylendi.

Petrol istasyonunda çalışan 11 kişinin hayatını kaybettiği kazada milyonlarca varil petrol denize yayılmıştı. (BBC)

Lübnan’da Hizbullah çekildi, hükümet düştü

Lübnan’da Hizbullah’ın hükümetten çekilmesi sonucu, iktidarda olan koalisyon çöktü.

Hizbullah, kararının ardında Kral Süleyman’dan yeni hükümeti kurmasını istedi.

Lübnan’da Hizbullah ve yandaşları, ülkenin eski başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesine dair Birleşmiş Milletler soruşturmasının taleplerini karşılamaması sebebiyle hükümetten çekildiler.

Hizbullah, 2005 yılında gerçekleşen Hariri suikastında rol oynadığına dair tüm iddiaları reddetmişti.

Hizbullah ayrıca, hükümetten mahkemeye sağladığı fonları geri çekmesini, mahkemeyle işbirliği yapmamasını istemişti.

Günü erken saatlerinde Sağlık Bakanı Muhammed Jawad Halifeh tarafından, AFP haber ajansına yapılan açıklamada, “eğer kabine toplanamazsa, bu hükümet yok anlamına gelir ve bu durumda 11 bakan bugün istifasını verecektir” demişti. (BBC)

‘Haberal maddesi’ yasalaştı

Ergenekon sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın 9 hakimi tazminata mahkum ettirmesinin ardından, hakimlere tazminat zırhı getiren düzenleme torba yasaya girmiş ancak tepkiler üzerine çıkartılmıştı.

Bu düzenleme Hukuk Muhamekeleri Kanunu’yla hayata geçirildi.

Böylece hakimlere tazminat davasının yolu kapanırken, davalar doğrudan devlete açılabilecek.

Türk Borçlar Kanunu’nun ardından yine hızlı bir mesaiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu da Meclis Genel Kurulu’ndan geçti.

Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın 9 hakimi tazminata mahkum ettirmesinin ardından hakimlere tazminat zırhı getiren düzenleme eleştiriler üzerine torba yasadan çıkarılmıştı.

Bu düzenleme, Hukuk Muhamekeleri Kanunu’yla hayata geçirildi. Böylece hakimlere tazminat davasının yolu kapanırken, tazminat davaları bundan sonra hakimler değil devlet aleyhine açılacak.

Devlet, ödediği tazminatı sorumlu hakimden 1 yıl içinde talep edebilecek. Bu davalar Yargıtay’da görülürken, hakim için ceza ya da mahkumiyet şartı olmayacak.

Düzenlemeye göre, hakim hakkında açılacak dava reddedilirse davacı 500 liradan 5 bin liraya kadar para cezasına mahkum edilecek. (Ntv)

Tunus’un başkentinde sokağa çıkma yasağı

0

Tunus’un başkenti Tunus’un batısında, polisle protestocular arasındaki çatışmalar gün boyu devam ederken, hükümet gece 20 ile sabah 6 arasında sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Bugün başkentin farklı mahallelerinde yaşanan çatışmaların gece saatlerinde azaldığı bildirildi.

Gündüz saatlerinde, şehrin kenar mahallelerinden Ettadamen’de polisin taşlı saldırıya uğradı.

Devlet televizyonunun merkez binası önünde ve önemli kavşaklarda da zırhlı araçlar görüldü.

İçişleri bakanı görevden alındı

Bu arada Tunus Başbakanı Muhammed Gannuşi, İçişleri Bakanı Refik Belhac Kacem’in azledildiğini duyurdu.

Kacem’in yerine eski bir akademisyen olan devlet bakanı Ahmed Friaa atandı.

Başbakan, ayrıca olaylar sırasında gözaltına alınanların tamamının serbest bırakılacağının da altını çizdi.

Başbakan, yolsuzluklarla ilgili bir soruşturma komisyonu kurulacağını da ekledi.

Protesto hazırlıkları

Öte yandan yakınlardaki ve huzursuzlukların odağında bulunan Kasserine kentinde büyük bir gösterinin planlandığı bildirildi.

Yetkililer, Aralık ayı ortasında başlayan protestolardan bu yana en az 23 kişinin öldürüldüğünü söylüyor, insan hakları örgütleri ve sendikalar ise en az 50 kişinin öldürüldüğüne inanıyor.

Dün başkentte çıkan bazı olaylarda keskin nişancı polislerin bazı göstericileri vurdukları iddia edilmişti.

Polis ise sadece uyarı ateşi açtıklarını savunuyor.

Hükümet adına açıklama yapan İletişim Bakanı Samir Laabidi, “40-50 gibi rakamları telaffuz edenler, hayatını kaybedenlerin isimlerini açıklamalı” dedi.

Bakan aynı zamanda, hükümetin gösterilerin arkasında “aşırı dinci ve aşırı solcu hareketler” olduğu iddiasını da tekrarladı.

Muhalefeti önlemeye yönelik sıkı kontrollerin geçerli olduğu Tunus’ta protesto gösterileri ender gerçekleşiyor.

Hafta başında, devam eden gösteriler dolayısıyla tüm okul ve üniversitelerin kapatılması kararı alınmıştı.

Ancak hükümetin yaklaşımı Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından eleştirildi ve hükümete ifade özgürlüğüne saygı duyma çağrısı yapıldı. (BBC)

İki dilli yaşam ve Kürtçe savunmanın anlamı – Hüseyin Güngör

Bugün Diyarbakır’da KCK davası görüşülecek mi, yine mi ertelenecek bilmiyoruz ama, iki yıldır tutuklu bulunan Kürt siyasetçi ve aktivistlere isnat edilen zorlama suçlamalarla hukukun hiçe sayıldığı bizim için apaçık.

Tutuklular davanın siyasi olduğunu, kendi nazarlarında Kürt halkının yargılanmak istendiğini söylüyor, bu nedenle kararlı biçimde savunmalarını Kürtçe yapmakta direterek siyasi bir duruş sergiliyorlar. Kürt siyasetçilerin bu tutumlarından vazgeçmesi durumunda serbest bırakılacakları yönünde duyumlar da yavaş yavaş etrafa yayılmaya başladı.

Kürt hareketinin bu güne kadarki mücadelesinde yeni bir eşiğe işaret eden ‘’iki dilli yaşam’’ ve Kürtçe savunma talebi neden önemlidir?

Geçen ay Dersim’deydim ve burada konuşulan dille ilgili dramatik bir durum dikkatimi çekti. Dersim’in az sayıdaki köyünde yaşayan yaşlılar dışında artık anadil pek kullanılmıyor. Dersim’de konuşulan Kürtçe ikinci dil pozisyonuna düşmekle kalmamış, giderek unutulmaya yüz tutmuş. İl ve ilçe merkezlerindeki yaşlılar, evlerdeki kadınlar dahil kimse anadilde konuşmuyor, kent merkezinde doğan çocuklar ise dili hiç öğrenemiyorlar doğal olarak. Oysa, bilinir ki madun durumunda olan diller, başta kadınlar olmak üzere, daha çok yaşlılarca konuşulur ve yaşatılır.

Şu anki durumun oluşmasında başlıca etken asimilasyonun en büyük unsuru olarak dilin işlevsizleştirilmiş olmasıdır. Devletin Kürt sorununda çözüm olarak dili sadece konuşmayla sınırlamaya çalışması, süreç içerisinde kendiliğinden gelişen asimilasyondan başka bir anlam taşımamaktadır. Eğer dil, başta eğitim olmak üzere, hem kamusal hem de ekonomik, sosyal, siyasal alanlarda kullanılmaz ise mutlak ölümcül bir hastalığa yakalanmış demektir. KCK duruşmalarında savunmaların Kürtçe yapılması ve iki dilli yaşamın önemi bu bağlamda daha da iyi anlanır.

Dil ile kültürel kimlik arasındaki ilişki, dil olmadan bir halkın varlığından söz edilemeyeceği gerçeğini ortaya koyuyor. Kürtçe’nin ve diğer dillerin sadece günlük konuşmada kullanılıyor olması, onların sürekliliğini sağlamakta yetersizdir. Dersim örneği ve pek çok unutulmaya yüz tutmuş dille ilgili gözlemler bunun olamayacağını net olarak gösterebilir.

Emile Zola’nın dediği gibi bir dil bir mantıktır. Dil, var olduğu kültürü yaşatan ve onunla yaşayan bir şeydir; değişimle ortaya çıkan ihtiyaçları kendi doğallığı içinde karşılayacak şekilde gelişmelidir. Her açıdan işlevsiz bırakılır ve de baskı altında tutulursa sadece kendisi ölmeye mahkûm olmakla kalmaz biçimlendirdiği kültürü ve kimliği de ölüme götürür.

Devlet, Türkçe’yi korumak ve geliştirmek için haklı gerekçelerle uluslararası dil olimpiyatları düzenleyip bunun için on milyonlarca liralık kaynak ayırırken daha fazlasını Kürtçe ve diğer dilleri baskı altında tutmak için harcıyor. Dil üzerinden asimile edilmeye çalışılan sadece etnik bir grup değil, bütün tarihsel birikimiyle kültürel bir varoluştur. Hatırlanacağı üzere, Başbakan’ın iki yıl önce söylediği ‘’asimilasyon insanlık suçudur’’ sözü Almanya’da Türkçe’yi korumak için başvurulan haklı bir argümandı. Ancak çelişkili bir biçmde, Türkiye’de Kürtçe ve diğer dillerin uğradığı acımasız baskı ve asimilasyon politikasına son sürat devam edilmektedir. Hatta, kültürel soykırım kavramı bu durumu açıklamakta kullanılması gereken daha gerçekçi bir tanımlama.

Coğrafi konumu gereği, doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerinde göçeden toplumlardan izler taşıyan, uygarlıkların içiçe geçtiği, çok kültürlü, çok etnisiteli, çok dinli, çok dilli zengin bir coğrafi alanı ulus-devlet formunun kötü bir kopyası olarak tektipleştirmeye karşı, iki dilli yaşam ve Kürtçe savunma önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. İletişim ve en önemli kültür aracı olarak dil dediğimiz şeyin, bütün halklar gibi, Kürtler’in varlığı anlamında da ne kadar temel bir gereklilik olduğu ortada. Devletin, aşırı merkeziyetçi ve yönetime odaklı paradigma ve alışkanlıklarla, toplumu dizayn edemediğini göstermesi açısından iki dilli yaşama geçiş ve KCK duruşmaları önemli. Bu süreçlerin demokratik kişi ve kurumlarca izlenmesi ve desteklenmesi gerekir.

Küresel ısınma ve seller magazin haberi mi?

Radikal’in dünkü sayısından, “Hayat” ekinden bir haber: “Karada tsunami”. BBC kaynaklı haberde şöyle deniyor:

“Sel felaketiyle sarsılan Avustralya’nın üçüncü büyük kenti tahliye edildi. Son yılların en şiddetli sel felaketine karşı mücadele veren Avustralya’da dokuz kişi öldü, 72 kayıp var. Ülkenin üçüncü büyük kenti Brisbane’de ise 6 bin 500 hane ve işyeri de tahliye edildi. Görgü tanıkları kenti yoğun bir paniğin kapladığını söyledi; görgü tanıklarına göre süpermarketlerde raflar tahliyenin ilk saatlerinde boşaldı.

Brisbane Eyalet Başbakanı Anna Bligh, ölenlerden ikisinin çocuk olduğunu açıkladı. Seli küresel ekonomik krizden bu yana gördükleri en büyük felaket olarak tanımlayan Bligh, suların tehtidi altındaki Brisbane’de kum torbalarının dağıtıldığını söyledi. Başbakan Julia Gillard ise sellerin devam edeceğini, hatta başka bölgelere de yayılacağını belirterek ölü sayısının artabileceği yönünde uyardı. Avustralya’da sele neden olan tropik yağmurlar kasımda başladı. Onyıllardır görülmeyen oranda yağmurun neden olduğu seller yaklaşık 200 bin kişiyi evlerini terke zorladı. Bugün ve perşembe yeni yağmur dalgalarıyla sellerin şiddetleneceği belirtiliyor.Felaketin ekonomiye maliyetinin milyarlarca doları bulacak.”

Bu haberin yer aldığı Hayat eki, gazetenin aktüalite ve magazin haberlerinin yer aldığı “hafif” sayfalarından oluşuyor. Haberin yayınladığı 5. sayfanın başlığı “Sıcak”. Ne demekse… Sayfadaki diğer haberin başlıkları şöyle: “Şarap Ermenistan’da yıllanır”, “Sıfır kalorili gofret yolda” ve ” (Shakira) 11 yıllık aşkından ayrıldı”.

Avustralya, tarihinin en büyük felaketlerinden birini yaşıyor. Türkiye’nin iki katından geniş bir alan kaplayan 1 milyon 800 bin kilometrekarelik Queensland eyaletinin ciddi bir bölümü tarihin gördüğü en büyük sellerden biri nedeniyle 21 gündür sular altında. Eyaletin 2 milyon nüfuslu başkenti Brisbane’de 20 binden fazla ev tahliye ediliyor. Ölü sayısı dün sabah 22 idi, kayıp sayısı değişiyor, ama resmi olarak en son rakam 74. Bremer nehrinin 12 metre yükseldiği, sel seviyesinin 6 metreye yaklaştığı haberleri geliyor. Şehrin iş merkezlerinin bulunduğu merkez kısmında 116 bin ev ve işyerinde elektrikler kesik. Yollar ve köprüler sular altında. Şehirde ancak kurtarma botları dolaşabiliyor.

Felaketin nedeni bugüne dek görülmüş en şiddetli La Nina okyanus akıntısı. Yani küresel ısınma. Avustralya’nın batı kıyılarında okyanus sularının aşırı ısınması sonucu başlayan ve haftalardır durmayan aşırı yağışlar nehirlerin taşmasına, sel dalgalarının Brisbane gibi bir metropolü bile yutmasına neden olmuş durumda.

Aynı anda Brezilya’da, Filipinler’de ve Sri Lanka’da da sel felaketleri yaşanıyor.

En ciddi gazetelerimizden Radikal ise, vazgeçtim baş sayfasından, Dünya haberlerine bile layık görmediği bu haberi bir tür “hoşluk” olarak görmüş olsa gerek ki, magazin sayfalarında değerlendirmiş. Diğer ülkelerde yaşanan sel felaketleri ise haber değeri taşımıyor.

Küresel ısınmanın sonuçları, sel felaketleri, ölen insanlar, hayvanlar, sular altında kalan kentler, 21 gündür devam eden bir felaket, gazetecilerimiz için ciddi haber değil. Bir de “sıcak” sayfa diye dalgalarını geçiyorlar.

Radikal’i ciddiye aldığım için Radikal’den söz ediyorum. Yoksa dünkü gazetelerimizi hiçbirinin birinci sayfasında Avustralya’nın en büyük kentlerinden birinin tahliye edilmesine neden olan bu sel felaketi yer almıyordu. Kaç tanesi magazin haberi olarak görmüş sayamadım ama, umarım ciddi haber olarak değerlendiren de olmuştur.

Ne yazık ki bizim gazetecilerimizin yaşadığı dünyada Cumhurbaşkanının Yemen türküsünde gözlerinin yaşarması veya içki satış kuralları veya televizyon dizileri ciddi haberler olarak takip ediliyor. Onların yaşadığı dünyada küresel ısınmaya ve uzak ülkelerin iklim felaketlerine yer yok. Dünyanın her türlü olayını çözmüş köşe yazarlarımızın yaşadığı dünyada da küresel ısınmaya veya böyle felaketlere yer yok. Onlar da bu tür haberleri her zaman yaşanan doğal afetlerden sanıyorlar herhalde.

Belki de küresel ısınmayı nasıl durduracağımız kadar önemli bir soru daha sormamız gerekiyor: Küresel ısınmanın magazin haberi olduğunu düşünen bu gazeteleri nasıl durduracağız?