Ana Sayfa Blog Sayfa 5318

Gözler tamamen kapalı

Sevgili Kürşad Kahramanoğlu’ndan kulağıma çalınmış, toplumların çoğunluk ve “azınlık”a bakışlarını , yani iktidar ilişkilerini betimleyen bir kavramsal çerçeve var. Bu çerveveye göre, kendisini iktidardaki kimliklere ait ya da yakın gören baskıcı topluluklar, yani “biz” grubunun bazı üyeleri, diğer kimlikleri genellikle şöyle görmek eğilimindedirler: Birinci düzeyde, bu “ötekileştirilmiş” kimlikleri yok sayarlar. Sahte, gerçekdışı, ihlal ve sömürü üreten homojen toplum ideası içinde, “biz” ilüzyonunun resmi anlatısına ve performansına uymayan kimlikler, paradigma dışında bırakılırlar. Politik birer bileşen olarak görmezden gelinip; inkar, asimile veya imha edilirler.

İkinci düzeyde ise “öteki”nin ancak parodileşebildiğini, sığ bir karikatür haline geldiğini, egemen kültüre sadece ridiküle edilmiş temsiller ve modellenmiş yaşantılar ile katılabildiğini fark ederiz. Her insan topluluğu gibi, aslında gayet heterojen ve derinlemesine çeşitlenen özellikler gösteren “azınlık” grubu, egemen kültür tarafından belirlenmiş alana hapsedilir. Dürüstçe söylemek gerekirse, verili koşullardan kaynaklı olarak bu grubun bireyleri de, bu verili sosyokültürel ve böylece ekonomik politik göstergeleri taşıma eğilimini yüklenirler de. Bu paradoksal bir zorundalık anlamına gelir. Durumu Kundera’nın “İktidar sizi nerenizden yaralar ise, orası sizin kimliğiniz olur.” sözü başka bir açıdan da ifade ediyor.

Üçüncü düzey, daha doğrudan bir şiddet içerir. Bu düzeyde; yok sayılmış ya da ancak karikatürize edilerek sınırlı kalıplara damgalanmış kimliğin, hak ve özgürlüğünü talep ettiğini görürüz. “Öteki”, yok sayılmaya veya kendisi hakkındaki monoton parodilere kanmıyor, bunlar ile yetinmiyordur artık. Hatta tam tersine, bir varoluş mücadelesi vermektedir. Böylesine bir durumda “resmi çoğunluk”, azınlıktaki grubu ve her türlü hak talebini tehdit olarak görür ve etiketler. “Öteki”; hiçliğin karanlığından, önyargılı ve genellemeci temsiliyetten bir düşmana dönüşmüştür. O; toplum, ülke, devlet, millet, aileye yönelik bir başbelasıdır artık.

Bu çerçeve aklımızın bir köşesinde kalsın. Onu sadece kimliklere değil, onlar ile birlikte düşüncelere, tabulara uygulayalayım. Bu aralar, Kanuni döneminde geçen bir dizi çok konuşuluyor: Muhteşem Yüzyıl. “Milli” eğitimin üniter ve üniformist tarih, edebiyat, vatandaşlık bilgisi mitolojileri üzerinden politik savunu yapabilen “eğitimli” insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Çoğumuz fanatiğiz! Malum dizide de Süleyman adında bir proto-Türk büyüğü yakışıksız şeyler yaparken resmedilmiş ya; ultra-duyarlı para-halk örgütleri 500 sene önce ölmüş bu kişinin karizmasını korumak üzere tepkilerini vermişler. Ne aktivizm ama… Benzerini küresel ısınma, soyu tükenen canlılar, bebek ölümleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve emek sömürüsü için filan da bekliyoruz.

Peki ya Başbakan Yardımcısı sıfatı ile Bülent Arınç? Aylar öncesinde bir insana (Kemal Kılıçdaroğlu) “kısacık boyu ile konuşuyor” diyebilmiş biri o. Bu kez ise karşımıza, dizideki Süleyman portresinden utanmış; kızmış, üzülmüş ve yine dilinin bağı çözülmüş heyecanlı biri olarak çıkıyor. Ancak bu defa ahlaklı ve sorumlu davranıp da, söyleyemediği bir söz var Arınç’ın: Eşcinsel ilişki. “Eşcinsel” ya da “ilişki” diyemiyor Arınç. Bundan utanıyor. Ağzına bile alamıyor. Osmanlıseverin daimi korkusu eşcinsellik, ya da oğlancılık mevzusu, bu sefer Arınç’ın ar damarına basmış. Kızıyor, üzülüyor,uyarıyor; ama “eşcinsel” diyemiyor.

Kavramsal çerçevemizi anımsayalım. Arınç’a göre eşcinsellik burada nerede duruyor? Bu kimliği, aile ve nesile bir “tehdit” olarak gören Aliye Kavaf’a kıyasla, “yok sayma” aşamasında değil mi?

Eşcinsellik, insan hakları, kimlikler, Başbakan Yardımcısı’nın tüm yurttaşlara yönelik görev ve sorumluluklarını bir yana bırakalım. Dünyanın en büyük bilmem kaçıncı ekonomisi, bölgesel süper güç filan olmak ile övünen bir ülkenin, bazı sözcüklerden utanıp söyleyemeyen bir başbakan yardımcısı olması, diplomatik açıdan da ne vahim değil mi? Ben bir yurttaş olarak rahatsız oldum açıkçası.

Gözler tamamen kapalı; ve bu AKP’lilere, Osmanlıcılara, muhafazakar etiketli topluluklara özgü değil. Kiminin ağa, kiminin ata, kiminin de data babası var. Bakınız, bazı Kemalistler Ata’ya, bazı sosyalistler devrim büyüklerine, Filozof’a, laf söyletmiyorlar bu ülkede. Kimlikler gibi, eleştiriler ve sorular da yok sayılıyor. Yanıtlar; yumurta, boya, tuvalet kağıdı ile ridüküle ediliyor, ya da tehdit sayılıyor. Eleştirirseniz, bazı sorulara, yorumlara varlık tanırsanız, başınıza aktivizmi alırsınız. Firavun bekçisi bir mahkeme, Sultanperestler, ya da devrim yumurtaları yaşamınızı zehir edebilir.

Peki böylesine bir toplumun üniversitesi nasıl olur? Bunu öğrenmek için, birkaç tabu ile uğraşırsınız ve Ermeni, Kürt, LGBTT derken, sonunda porno duvarına gelip toslarsınız. Bilgi Üniversitesi’nden bahsediyorum, anladınız. Olayları yeniden tartışmaya gerek yok, şu azınlık-çoğunluk şablonunu uygulayalım ve ötekileştirilmiş bir kimlik yerine, sözde dışlanmış bir kültürel öğe olan pornoyu koyalım.

Porno yaşamın her yerinde. Sevgililer, tek gecelik ilişkiler, meraklılar, anne babalar, ve hatta diğer aile bireyleri arasında: Yuvamızda, okulda, askerde, dini kurumlarda, düşlemimizde, bar tuvaletinde, çağın buluşu internetin içeriğinin %70’inde porno var. Espiri, şiddet, meslek, merak ya da tutkulu aşk boyutunda. İnsan türü olarak denemekten vazgeçmiyoruz. Porno bizim karakterimiz, bir parçamız.

Yine aklımızda kavramsal çerçevemizi tutarak, pornoyu deşifre etmek pek çok şeye yarayabilir: Bin yıllar boyunca pekişmiş erkek egemen sistemi deşifre ediyor porno. Toplumsal cinsiyet rollerini, eşitsizliği, maskulen, feminen, queer olanı, üstünü asla örtemeyeceğimiz yaramazlıklarımızı açığa çıkartıyor. Porno bunu yaparken, küreselleşmiş kapitalizmin gerçek – sanal izdüşümlerini bu perdelenmiş karmaşanın üzerine de yansıtabilir. Peki bu izdüşümleri ele avuca dile sığmaz karmaşadan daha nesnel ve belirgin bir yoruma dönüştürecek toplumsal odaklardan birisi neresi olmalı? Akademi değil mi? Ancak, en radikal dönüşüm yanlılarının bile kutsallık, gelenek ve eleştiri ile ilgili sorunlu olduğu bir coğrafyanın üniversitesinin pornoya gözlerini kapaması ne yazık ki sürpriz olmuyor. Bu olumsuz tabloya öğrencilerin müşteri, öğretim görevlilerinin sendikasız ve her an işerinden kovulabilen birer emekçi, bilimsel rekabetin de sektörel bir savaşa dönüştüğü gerçeğini eklemek gerekiyor.

Çoğunluk – azınlık mücadelesinin umut veren son düzeyinden bahsetmemek olmaz. Evet, öykümüzün dördüncü düzeyinde ise, kimliğin/olgunun normalleştiğini, “azınlık” vurgusunun ortadan kalktığı görüyoruz. Kimliğin artık toplumsal bir bileşen, “doğal” bir parça, haklı ve özgür bir taraf olarak tanındığı, iktidar gücünün çoğunluktaki katmanlar ile benzeşik özellikler gösterdiğini söyleyebiliriz. Tüm hak ve özgürlük mücadelelerinin barış ile sonlanması dileğiyle.

Murat KÖYLÜ

Benzine gece yarısı zammı

Akaryakıtta indirim bekleyen tüketiciye yeni bir zam haberi daha geldi. Yılın ilk zammına gerekçe olarak, ham petrol ve döviz kurlarındaki artış gösterildi.

Akaryakıt dağıtım şirketlerinden POAŞ’da 95 oktan kurşunsuz benzinin satış fiyatı Ankara’da litrede 3,87 liradan 3,95 liraya, İstanbul ve İzmir’de 3,86 liradan 3,94 liraya, Van’da ise 3,98 liradan 4,06 liraya yükseldi.

BP bayilerinde 95 oktan kurşunsuz benzinin litre fiyatı Ankara, İstanbul ve İzmir’de 3,88 liradan 3,96 liraya, Van’da 3,98 liradan 4,06’ya yükseldi. 95 oktan benzin OPET bayilerinde ise Ankara ve İstanbul’da 3,88 liradan 3,96 liraya yükselirken, İzmir’de 3,87 liradan 3,95 liraya, Van’da da 4 liradan 4,08 liraya çıktı.

97 oktan kurşunsuz benzin ise yeni zammın ardından POAŞ bayilerinde litrede Ankara’da 3,96 lira, İstanbul ve İzmir’de 3,98 lira, Van’da ise 4,06 liradan satılmaya başladı.

BP bayilerinde Ankara, İstanbul ve İzmir’de 3,99 liradan satılan 97 oktan kurşunsuz benzin, Van’da 4,09 lira, OPET bayilerinde de Ankara ve İstanbul’da 3,99 lira, İzmir’de 3,98 lira, Van’da ise 4,11 liradan satılıyor.

BEŞ YILDA YARI YARIYA ARTTI
Son 5 yıl içinde benzinin litre fiyatı yüzde 48 arttı. Aynı dönemde motorine de yüzde 60 zam gelmesine rağmen, bu akaryakıt türü hâlâ benzine göre fiyat avantajını koruyor. 45 litre hacme sahip benzinli bir otomobilin deposu yaklaşık 175 liraya doldurulurken, araç şehir içinde bu yakıtla 620 kilometre yol yapabiliyor. Dizel yakıt kullanan otomobil ise 150 liraya doldurduğu deposuyla 920 kilometre gidebiliyor.

2006’DA 2,61 LİRAYDI
2006 yılının Ocak ayında benzinin litre fiyatı 2,61 liradan satılıyordu. Fiyat şimdi 4 lira sınırına yaklaştı. Motorin ise 2006 yılının ilk ayında 2,07 liradan satılırken son zamlarla 3,31 liraya çıktı. 2006 yılı başında 45 litre yakıt hacmine sahip bir otomobilin deposu yaklaşık 120 liraya dolarken bugün rakam 175 lirayı buldu.

Dizel araçlarda ise 95 liraya doldurulabilen depo, bugün ancak 150 liraya doldurulabiliyor. Hesaplamalara göre bin kilometre yapabilmek için benzinli motorlu araç 280 lira, dizel motorlu araç ise 163 lira harcıyor. Böylece dizel motorlar avantaj sağlıyor. (Ntv)

Sri Lanka’da seller yüzünden 1 milyon kişi evsiz

0

Sri Lanka’da yaşanan aşırı yağışlar sellere neden oluyor.

Şu ana kadar 21 kişinin öldüğünü açıklayan Sri Lanka yönetimi, sel felaketinin adanın orta ve doğu kesimlerinde etkili olduğu bilgisini verdi. Sri Lanka Afet Bürosu sözcüsü başkent Colombo’da yaptığı açıklamada, 2009’da şiddetli iç savaşın yaşandığı Batticaloa bölgesinin çok büyük zarar gördüğünü söyledi. Sözcü, “Sadece Batticaloa’da yaklaşık 533 bin kişi evlerinden oldu. Şehirde 225 geçici kamp kurduk. Bugün itibarıyla 1 milyon 66 bin insan selden etkilendi” dedi.

Afet bölgesine 3 bin askerin sevkedildiği adada, vatandaşlarını ve bölgeyi ziyaret etmek isteyen Sri Lanka Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapaksa’nın helikopter gezisi aşırı yağışlardan iptal edildi.

Yağışların yol açtığı sel başta pirinç tarlaları olmak üzere geniş tarım alanlarını sular altında bıraktı.

Selin en çok etkili olduğu doğu bölgelerinde tren yollarının bir metre kadar yükselen suların altında kaldığı bildirildi.

Ampara şehrinde yetkililer cumartesi gününden bu yana yaşanan yağışların kısa sürede gözlenen en yoğun yağış olduğunu açıkladılar.

Bölgedeki sele, yağışların etkisiyle yükselen ve bentlerini aşan rezerv su alanlarının yol açtığı tahmin ediliyor.

Bu arada sellerden etkilenen bölgelerde yaşayanlar, hükümetin ve yardım kuruluşlarının herhangi bir faliyeti olmamasından şikayetçiler.

Yaşadıkları bölgeleri tahliye eden binlerce Sri Lanka’lıların kurdukları kamp bölgelerinin de sular altında kaldığı haberleri ulaşıyor.

Sri Lanka hükümetinden yapılan açıklamada felaketten etkilenen bölgelere kuru giysi, içecek su ve yardım malzemesi yollanması için çalışmalarda bulunulduğu bildirildi.

(Yeşil Gazete)

BBC ve ANF’den derlenerek 1301.2011, saat 16:40’da güncellenmiştir.

Frankfurt da sele hazırlanıyor

0

Dünyanın dört bir yanında aynı anda yaşanan seller çok sayıda can kaybına yol açarken, Almanya’da da Frankfurt sel tehdidi altında. Almanya’nın beşinci büyük kenti olan Frankfurt’ta aşırı yağışlar ve karların erimesi nedeniyle Main nehrinin su seviyesinin giderek yükseliyor.

Yüksekliği 4,76 metreye ulaşan suların kenti sellerden koruyan duvarların üst hizasına geldiği söyleniyor. 2003’de yaşanan son sellerde su seviyesinin 5,19 metreye ulaştığını söyleyen yetkililer son yılların en büyük sel felaketinin beklendiğini bildiriyorlar.

Su seviyesinin Cuma günü 7 metreye ulaşması beknirken çevre kasabalarda bazı yolların şimdiden sular altında kaldığı bildiriliyor.

Baden-Wurtenberg eyaletinin kuzeyindeki Wertheim’de ise durumun düzelmeye başladığı bildirildi. Tarihi kentin merkezi Salı sabahı sular altında kalmıştı.

Almanya’da geçen hafta sonundan bu yana en az 4 kişi hayatını kaybetti veya sulara kapılarak kayboldu.

(Yeşil Gazete)

hr.online.de ve ANF’den derlenmiştir.

‘Ucube’ye Karşıyaka talip oldu

Recep Tayyip Erdoğan’ın ’ucube’ dediği Kars’taki ’İnsanlık Anıtı’na Karşıyaka Belediye Başkanı CHP’li Cevat Durak, sahip çıktı.

Durak, Mustafa Kemal Mahallesi Çevre Yolu ile Bülent Ecevit Bulvarı arasındaki alana bu büyüklükte bir heykel dikmeyi düşündüklerini, Kars Belediye Başkanı’na resmi bir yazıyla heykeli istediklerini söyledi.

DHA’nın haberine göre, “Özgürlük Anıtı” için çevreyolu üzerinde hazırladıkları bir nokta olduğunu belirten Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak, “Karşıyaka’da daha önce yapılmış heykeller ve anıtlar var. Burayı sanat ve kültür merkezi olarak düşünüyorduk. Kars’ta SİT bölgesine yapılmış olan bu heykeli belediye ve sanatçının izin vermesi üzerine taşınma şansı varsa belediyemiz tarafından Meclis Kararıyla buraya getirmeyi düşündük. Kararı aldık ve bildirdik. Kars Belediye Başkanı teklifimize sıcak baktı. Sanatçının kararı da çok önemli. TIR’larla buraya taşınarak, yeniden monte edilebileceğini düşündük. Böyle bir olayın için girdik. Kişilerle ve kimselerle işimiz yok. Sanat ve sanatçıya önem veriyoruz” dedi.

Sanatçı Mehmet Aksoy’un heykeli tamamlamak istediğini, teklif için teşekkür ettiğini belirten Durak, “Aksoy, heykelin taşınmasının çok zor olduğunu söyledi. Türkiye’nin en doğusundaki, batı noktasına bu heykeli getirebiliriz kardeşliği vurgulayabiliriz. Heykeli tartışmıyoruz. Ben heykeli bilmem. Herkesin görüşü, düşüncesi farklıdır. Ordaki bir eserin sahiplenmesidir. Heykelin yıkılması değil, korunmasıdır. Üç ay önce heykel sempozyumu yaptık. Yurt dışı ve içinden sanatçıları ağırladık. Yaptıkları 12 eseri Karşıyaka’da sergiliyoruz. Heykelin karşısında duranlar olacaktır, bu da doğaldır. Kars’taki heykelin buraya gelmesi belediye başkanı ve sanatçının kararıdır. Taşınacaksa hazırız. Mehmet Aksoy gibi bir sanatçının heykelini gururla sergileyebiliriz. Bir heykel arayışımız vardı. Bunla ilgili 5-6 örnek maket geldi. Kararı bekliyoruz” dedi.

Başbakan Tayyip Erdoğan ‘ucube’ dediği anıtın yıkılmasını istemişti. (Ntv)

“45 santimetre” slogan oldu

0

Nevit Kodallı Anadolu Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi ne gelen polis, kimliği belirsiz kişilerce yazılan yazıların görüntüsünü alıp yükseklik ve genişliğini ölçtü, çevredeki güvenlik kameralarını inceledi.

Mersin Nevit Kodallı Anadolu Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi’nin bahçe duvarlarına önceki gece ’Bedenimize, bilincimize dokunma müdür’, ’Cinsiyetçi eğitim sistemine son’, ’Cinsiyet eğitimine son Dev-Lis’ sloganları yazıldı. ‘45 santim yasağı’ iddiasıyla ilgili olarak valilik tarafından başlatılan inceleme sürerken polis dün okulda incelemeler yaptı.

Veliler ısrarlı: Yasak var
Veliler ise okul müdürü ve il Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yalanlanan ‘45 santim yasağı’ konusunda ısrarlı. 30 veli, dün Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde iddialarını yineledi. Milli Eğitim Müdürlüğü Basın Bürosu’nun da izlediği toplantıda veliler adına konuşan Ali Güneş, “Okul Müdürü, kız ve erkek öğrencilerin aynı masalarda oturmalarının, yan yana yürümelerinin ahlaki olmadığını çocuklarımıza söylemiştir. Birbirlerine 45 santimetreden fazla yaklaşmamaları fikrini de beyan etmiştir. Ayrıca öğrencilerimize, ‘Yetkili kurumlar arkamda. Ben sizi adam etmeye geldim’ demiştir” dedi. Gülten Çavuş adlı veli “Olayların gerçeklik payı vardır” derken Güray Özdemir de bir yöneticinin öğrencilere, yarı şakayla ‘Bundan sonra haremlik-selamlık nasıl olur göreceksiniz’ dediğini ileri sürdü.

AKP Mersin Milletvekili Kürşad Tüzmen ise lisede harem selamlık iddialarının provokasyon olduğunu savundu. (Radikal)

Başbakan: Heykele ucube dedim

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uzun süredir devam eden “Ucube” tartışmasında, ucube kelimesinin neye yönelik olarak söylendiği karmaşasını bitirdi. Bilindiği gibi Başbakan, Mehmet Aksoy’un Kars’ta yaptığı ve yapımı devam eden İnsanlık Heykel’ine “Ucube” demiş, daha sonra açıklama yapan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise Başbakan’ın heykele ucube demediğini söylemişti. Son gelinen noktada durumun ne olduğunu ortaya çıkmış durumda.

Hürriyet Gazetesi’nden Enis Berberoğlu’na Katar Gezisi sırasnda yaptığı açıklamada Başbakan şunları söyledi:

– Ucube ifadesini heykel için mi çevresindeki gecekondular için mi kullandınız?
Heykel için kullandım. Oradaki olayı değerlendirenler, TV’lere çıkanlar, o heykeli ve yeri gidip görmemişler. Belediye Başkanı sıfatıyla söylüyorum. Heykelin olduğu yerde tarihi eserler var. Heykelin içeriği ile ilgilenmiyorum. Heykelin ne olduğunu az çok bilirim. Heykel ile ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil. Şarkı türkü için yoldan geçen vatandaşa ‘Beğendin mi?’ diye soruyorlar. Konservatuar mezunu musun diye sormuyorlar. O arkadaş (Kars AKP eski Belediye Başkanı) neden yeniden aday yapılmadı? Çünkü aradığımız vasıflar o arkadaşta yoktu. Muhafazakâr demokrat anlayışımıza uymadığı için bir daha aday gösterilmedi.

O heykelin bulunduğu yeri biz iktidara geldiğimizde temizlemeye başladık. Kamulaştırmalarla Seyyid Hasan el Harakani türbesi ve camisi ortaya çıkarıldı. Caminin kubbesi ile heykelin bulunduğu tepenin yüksekliği adeta eşit. Üzerine bir de 48 metrelik heykel var. Tarihi eseri gölgeleyecek bir inşaata izin veremezsiniz. O heykel yapılmaya başlandığında Belediye Başkanı’nı uyardım. Nitekim Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu ‘Yıkılsın’ kararı verdi. Belediye Başkanı uygulamakla sorumlu.

Bugün konuşanların tarihe, sanata saygıları yok. Bize sanat dersi vermeye kalkıyorlar. Ama ben belediye başkanıyken Karacaahmet’te 106 tarihi mezar ve mezar taşı söküldü. Ben yapılmak istenen cemevi için 46 ayrı yer gösterdim. Ama dediler ki, ‘Bizi mezara gömersiniz, ama engelleyemezsiniz.’ İnşaatı dozerlerle yıkmaya başladık. O dönemin başbakanı, İstanbul Valisi’ni aradı ve durdurdu. Allah’tan resimleri çekmiştik. Başkanlıktan sonra cezaevindeyken, tarihi eserleri yıktırmaktan hakkımda dava açıldı. Avukatım resimleri dosyaya koydu, beraat ettim.

(Yeşil Gazete)

Ayvalık Adaları Tabiat Parkı RES tehdidi altında

0

Ayvalık Adaları Tabiat Parkı içinde Rüzgar Enerji santrali (RES) kurulması girişimleri sürerken 6094 sayılı yasada yapılan değişiklikle doğal sit alanlarında “yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı” tesis kurulmasına olanak verilmesi yöre halkının protestosuyla karşılandı.

Ayvalık Adaları Tabiat Parkını Koruma Platformu üyesi Halil Coşkun bu yasanın Tabiat Parkına Çevre ve Orman Bakanlığı’nın “2009 Revizyon Planı”nının ardından yöneltilen “ikinci bir darbe” olduğunu söyledi.

29 Aralık 2010’da kabul edilen6094 sayılı yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun“un 5. Maddesi şöyle:

“Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir.”

Tabiat Parkı için mücadele

Coşkun, Ayvalıklıların Cunda Adasında, tabiat parkı sınırları içinde kurulmak istenen RES’le mücadelesinin 2006’da başladığını söylüyor:

“Balıkesir Rüzgâr Enerjisinden Elektrik Üretimi Santrali Limited Şirketi Cunda adasında 30 MW enerji üretmek üzere, 24 adet rüzgâr tribünü kurmak için 11.09.2006 tarih ve EÜ/207-3/352 lisans numarasıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’ndan lisansını aldı.”

Ancak şirketin Derviş Tepe, Alibey Tepe, Çim Tepe, Deveboynu Tepe ve Ak Tepe bölgelerinde tesis ve rüzgar türbini kurmak için Çanakkale Anıtlar Kurulu’na bir hafta sonra yaptığı başvuru söz konusu alanların “1.Derecede Sit Alanı” ve “Mutlak Koruma Alanı” sınırları içinde olmasından dolayı reddedilmiş.

Halil Coşkun, “umduğunu bulamayan şirket”in bu defa, aynı bölgelerde 1/25 binlik imar planında değişiklik yapılması talebiyle Bayındırlık İmar ve İskân Bakanlığı’na müracaat ettiğini söylüyor.

“Bakanlık Ayvalık Belediyesi’nden görüş isteyince konu Ayvalık gündemine taşınmış oldu. Ayvalık Belediye Meclisi’nin  02.03.2009 /35 tarih ve sayılı kararı ile bu talep  reddedildi. Alibey (Cunda) Adasını Kalkındırma ve Koruma Derneği de imza kampanyasında topladığı bin imza ile birlikte ‘Bilgilendirme Yasası’ çerçevesinde İmar ve İskân Bakanlığı ile  Kültür Bakanlığı’na başvuruda bulundu.

Bayındırlık ve İmar İskân Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü 3 Haziran 2009’da Ayvalık Belediyesi’ne şu yanıtı vermiş:

“Çevre ve Orman Bakanlığı’nın doğal koruma alanında bulunan söz konusu bölgenin, mutlak koruma alanı ve askeri stratejik bölge sınırı içinde olduğu; bu nedenle ve Rüzgâr Enerji Santralı Amaçlı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni plan değişikliği teklifinin Bakanlıkça incelenemeden reddedildiği…”

Ancak Halil Coşkun’un verdiği bilgiye göre, “2009 sonunda, Çevre ve Orman Bakanlığınca hazırlanan 1/25.000’lik plan tadilatıyla endemik bitkinin bulunduğu Ayvalık Adaları Tabiat Parkı’nda mutlak koruma  alanları, sınırlı korumaya dönüştürülerek  yapılaşmaya açılmak istendi; tescilli sivil mimarlık örneklerine ‘fonksiyon yüklenebilir’ vb. ifadeleriyle güç sahiplerine yeni olanaklar hazırlanmaya çalışıldı.”

Nitekim, “pes etmeyen şirket” bu gelişmeleri fırsat bilerek Aralık 2009’da yeniden lisans başvurusu yapmış.

Coşkun, Ayvalık’ın doğal ekosistemine yönelik bu tahribat girişimine karşı çevre dernekleri, meslek örgütleri ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin  bir araya gelerek oluşturdukları Ayvalık Adaları Tabiat Parkını Koruma Platformu’nun 2009 revizyon planının durdurulması için konuyu Danıştay’a götürdüklerini aktardı.

Coşkun, Ayvalık’taki yaşam savunucularının bu yasaya karşı da gerekli mücadeleyi vereceğini söyledi. (Bia)

Brezilya’daki sellerde ölü sayısı 237′ye çıktı

Brezilya’nın Rio de Janeiro kenti yakınlarındaki dağlık bölgede şiddetli yağışlar sonrası meydana gelen sel felaketinde ölenlerin sayısı 237’ye çıktı.

GloboNews televizyon kanalının haberine göre, Rio de Janeiro’ya yaklaşık 100 km uzaklıktaki dağlık bölgede meydana gelen seller ve toprak kaymasında ölü sayısı 237’ye ulaştı.

Teresopolis’te sel sularının araçları ve ağaçları süreklediği, heyelanlar yüzünden evlerin üzerinin kızıl toprakla örtüldüğü, insanların alabildikleri kişisel eşyalarıyla yüksek yerlere ulaşmaya çalıştığı belirtiliyor.

Çok sayıda kişinin de kaybolduğu sel felaketinde ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

Brezilya’nın en büyük kenti olan 19 milyon nüfuslu Sao Paulo’da da sel suları, kentin bazı bölgelerinde ciddi biçimde trafiği aksattı. (Zaman)

Brisbane’de kayıp sayısı 74

0

Küresel ısınmadan kaynaklanan sellerle boğuşan Avustralya’da ülkenin en büyük kentlerinden Brisbane’de kayıp sayısı 74’e çıktı. Şu ana kadar 12 kişinin öldüğü sellerde bu sabah su seviyesinin 4,5 metreye indiği, tahliyelerin sürdüğü bildiriliyor.

Kurtarma ekiplerinin binlerce çağrı aldığı bildirilirken polis yetkilileri sular altında kalan Lockyer vadisinin savaş alanından farksız olduğu yorumları yapıyorlar. Başbakan Anna Bligh ise seller çekildikten sonra ülkeyi savaş sonrası yeniden yapılanma sürecine benzer bir dönemin beklediğini belirtiyor.

Felakette sadece insanlar değil, hayvanlar da büyük zarar görüyor. The Telegraph’ın yayınladığı görüntülerde evlerin çatılarını aşan sel sularına kapılan atları kurtarmaya çalışan ekipler görülüyor.

Avustralya’daki seller küresel ısınmaya bağlı olarak şiddetlenen La Nina akıntıları nedeniyle oluşan aşırı yağışlar sonucu üç hafta önce başlamıştı.

(Yeşil Gazete)

* Sydney Morning Herald ve The Telegraph gazetelerinden derlenmiştir.