Ana Sayfa Blog Sayfa 465

Prof. Kurnaz: Gelecek beş yıl içinde 2016’nın sıcaklık rekoru kırılacak

Dünya Meteoroloji Örgütü‘nün (WMO) yayımladığı ve artan sera gazlarıyla Pasifik Okyanusu sularını ısıtan El Nino olayının küresel ısınmayı rekor seviyeye ulaştıracağına vurgu yapan raporu değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, kömür, petrol ve doğal gaz yoluyla atmosfere salınan karbondioksit ve diğer sera gazları nedeniyle küresel ortalama sıcaklıkların her geçen sene biraz daha arttığına dikkat çekti.

BM: 2023 ile 2027 arası dünyada rekor hava sıcaklıkları yaşanabilir

Son yıllarda Pasifik Okyanusu’nda yaşanan La Nina etkisiyle küresel ortalama sıcaklıkların rekor seviyeye ulaşmadığına dikkati çeken Kurnaz, şunları söyledi:

“Üç yıl süren uzun bir La Nina’dan sonra gelmekte olan şiddetli El Nino, yakın gelecekte sıcaklık rekorlarının kırılmasını neredeyse kesin hale getirdi. Bu rekorlar ülkemiz için olduğu kadar şu an için sıcaklığın tehlikeli boyutlara ulaştığı Güney Asya için de büyük sorun yaratabilir. WMO, 2023 ile 2027 arasında yıllık küresel ortalama yüzey sıcaklığının, 1850-1900 ortalamasından 1,1 ila 1,8 santigrat derece daha yüksek olacağını tahmin ediyor. Bu tahminin uç değeri olan 1,8 derece artış özellikle tarım sektörü açısından ciddi riskleri de beraberinde getiriyor olacaktır.”

Küresel ortalama sıcaklığın 1850-1900 ortalamasının 1,29 santigrat derece üzerinde olduğu 2016’nın, şimdiye kadar insanlığın yaşadığı en sıcak yıl olarak kayıtlara geçtiğini hatırlatan Kurnaz, bunun en önemli nedenlerinden birinin Pasifik Okyanusu sularının normalden oldukça sıcak olmasını sağlayan El Nino olayının şiddetli yaşanması olduğunu anlattı.

2023 ile 2027 arasında bir yıl, 2016’nın rekorunu kıracak

2022’deki küresel ortalama sıcaklığın bu ortalamanın 1,15 santigrat derece üzerinde olduğunu aktaran Kurnaz, 2016’daki şiddetli El Nino olayından sonra Pasifik Okyanusu sularının serinlediğini, bu durumun, küresel ortalama sıcaklıkların iklim değişikliğine karşın 2016 yılı seviyesine ulaşmasını engellediğini ifade etti:

“WMO’nun değerlendirmesinde 2023-2027 arasındaki bir senenin, en sıcak yıl olan 2016’dan da sıcak olmasına neredeyse kesin gözüyle bakıyor. Bu da son yıllarda fazla artmayan sıcaklıkların, artışını sürdüreceği anlamına geliyor.”

‘Kuzey Kutbu üç kat fazla ısınacak’

Paris Anlaşması‘nın bu yüzyılda küresel sıcaklık artışının 2 santigrat derecenin oldukça altında ve mümkünse 1,5 santigrat derece ile sınırlandırılmasını sağlamak için uzun vadeli hedefler koyduğunu vurgulayan Kurnaz, “WMO’nun değerlendirmesi, 1,5 santigrat derecelik sıcaklık artışı hedefinin büyük ihtimalle 2023-2027 aralığında aşılacağını ortaya koyuyor.” dedi.

Kuzey Kutbu’ndaki ısınma, yeryüzünün geri kalanına oranla oldukça yüksek. Kurnaz, bu bölgede önümüzdeki beş yılda ölçülecek sıcaklıkların, yeryüzünün geri kalanındaki sıcaklık artışından üç kat daha büyük olmasının beklendiğini kaydetti.

Önümüzdeki 5 yıldaki yağış değişimi tahminlerine de değinen Kurnaz, 1991-2020 ortalamasına kıyasla mayıs-eylül ayları arasında, Sahel, Kuzey Avrupa, Alaska ve Kuzey Sibirya’da yağışların artacağını; Amazon ve Avustralya‘nın bazı bölgelerinde azalacağını, kış yağışlarında ise Akdeniz Havzası’nın batısında ortalama yağışların azalmasının, ülkemizi de içine alan doğusunda ise ortalamalarda kalmasının beklendiğini bildirdi.

Kurnaz, iklim değişikliğinin kontrolden çıkmaması için devletlerin çok daha sıkı çaba göstermesi gerektiğini dile getirdi.

 

RTÜK’ten seçim sonrası altı muhalif kanala inceleme

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 28 Mayıs 2023 Seçimi sırasında yaptıkları seçim yayını gerekçesiyle aralarında Halk TV, Tele 1, KRT, TV 5, Flaş Haber ve Sözcü TV‘nin de bulunduğu kanallar hakkında inceleme başlattı. İncelemeyle ilişkili olarak FOX TV için Çiğdem Toker‘in sözlerine işaret edilirken diğer kanallar için ise “hakaret”, “saldırı” ve “halkı aşağılayan” konuşmalara yer verdiği ifade edildi.

RTÜK’ten yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Milli iradenin tecelli ettiği seçim günü akşamı FOX TV’de programcılardan Çiğdem Toker’in ‘Demokrasi sandıktan ibaret değildir’ şeklindeki açıklamaları ve yayının tamamı uzmanlarımız tarafından raporlaştırılmaya başlanmıştır. Raporun tekemmül etmesine müteakip ilk Üst Kurul toplantısında dosya karara bağlanmak üzere gündeme alınacaktır. Yine izleyicilerden gelen yoğun şikayetler üzerine sandıkların açıklaması ve sonuçların belli olmasıyla birlikte halkı aşağılayan, hakaret ve saldırılarla necip milletimizi küçük düşürmeye çalışan konuşmalara yer verilen HALK TV, TELE 1, KRT, TV 5, FLASH HABER ve SZC TV ilgili de incelemeler yapılmaktadır.”

Uganda’da devlet başkanı çağ dışı yasayı imzaladı: Eşcinsellere ölüm cezası verilebilecek

Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni, Meclis’te 389 milletvekilinden ikisi hariç tümünün onayladığı Eşcinsellik Karşıtı Yasa Tasarısı’nı imzaladı.

Birleşmiş Milletler (BM) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Museveni’nin eşcinsellik karşıtı yeni yasayı onaylamasının ardından Uganda‘nın HIV ile mücadeledeki ilerlemesinin “ağır tehlikede” olduğu konusunda uyarıda bulundu. Saldırıya uğramak ve ceza almak korkusuyla insanların sağlık hizmetlerine başvuramadığı da belirtildi.

Ömür boyu hapis ve ölüm cezası verilebilecek…

Uganda’da geçen yasa hala dünyadaki en sert LGBTQ+ karşıtı yasalar arasında yer alıyor.

Eşcinsel eylemler Uganda’da zaten yasa dışı sayılıyordu ancak şimdi mahkum edilen herkes ömür boyu hapis cezasına çarptırılabilir.

Yasa, 18 yaşın altındaki biriyle eşcinsel ilişkiye girmek veya birinin HIV dahil ömür boyu sürecek bir hastalığa yakalanması gibi ağırlaştırılmış vakalar için ölüm cezası veriyor.

Dünyanın önde gelen sağlık kampanyası gruplarından üçü –ABD Başkanlığı’nın Aids Yardımı Acil Durum Planı (Pepfar), UNAids ve Küresel Fon– tarafından yapılan ortak açıklamada, mevzuatın “olumsuz etkisinden” derin endişe duydukları bildirildi.

‘HIV ile mücadelede kaydettiği ilerleme ciddi tehlike altında’

Ayrıca açıklamada, “Uganda’nın HIV ile mücadelede kaydettiği ilerleme şu anda ciddi bir tehlike altında” denildi ve şunlar kaydedildi:

“Yasanın çıkarılmasıyla ile birlikte damgalama ve ayrımcılık, önleme ve tedavi hizmetlerine erişimin azalmasına yol açtı.”

Biden: Evrensel insan haklarının trajik bir ihlali

ABD Başkanı Joe Biden, Pazartesi günü (29 Mayıs) yaptığı açıklamada, yasanın kabul edilmesini “evrensel insan haklarının trajik bir ihlali” olarak nitelendirerek Uganda’yı yasayı derhal yürürlükten kaldırmaya çağırdı.

Biden ayrıca, Washington‘un “ciddi insan hakları ihlalleri veya yolsuzluğa karışan herkese karşı yaptırımların uygulanması ve ABD’ye girişin kısıtlanması da dahil olmak üzere ek adımlar atmayı” düşündüğünü söyledi.

Tasarı, ayrımcı olduğu ve LGBTQ+’ların haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle yasayı iptal etmek için mahkemeye başvuran Ugandalı kampanya grupları tarafından da kınanmıştı.

Benzer bir yasa 2014’te Uganda Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti.

Reuters haber ajansının bildirdiğine göre Ugandalı insan hakları aktivisti Clare Byarugaba yasanın imzalanmasını değerlendirerek LGBTQ+ topluluğu ve tüm Ugandalılar için “çok karanlık ve üzücü bir gün” olduğunu söyledi.

‘Devlet destekli homofobi ve transfobiyi meşru kıldı’

Aktivist ayrıca “Uganda Cumhurbaşkanı bugün devlet destekli homofobi ve transfobiyi meşru kıldı” dedi.

Meclis Sözcüsü Anita Among, Museveni’nin “ailenin kutsallığını koruyacağını” söyleyerek yasa tasarısını imzalama kararını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Among sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Halkımızın kültürünü, değerlerini ve arzularını savunmak için güçlü durduk” ifadelerini kullandı.

Eşcinsellik Karşıtı Yasa Tasarısı’nın sponsoru Ugandalı milletvekili Asman Basal Irwa ise BBC‘nin Newshour programında şunları söyledi:

“İki yetişkinin özel olarak gey seks yapması kimseyi rahatsız etmez. Ve o zaman bile, işlerini gizli yapanları aramıyor. Ama bunu toplum içinde yapmaya çalıştığınızda ve ardından işleri kendi yönteminizle yapmaları için başkalarını işe katmaya başladığınızda, sorun buradadır.”

Milletvekili ayrıca gazetecilere, ABD’nin konuşmacıya verilen vizeyi iptal ettiğini ve bu kararın kendisini yeni yasa nedeniyle cezai işlemle karşı karşıya kalan ilk yetkili yaptığını söyledi.

BBC’nin aktardığına göre; Uganda’daki ABD Büyükelçiliği konuya ilişkin henüz yorum yapmadı.

Tasarı bu ayın başlarında mecliste kabul edilmiş ve sadece bir milletvekili ona karşı çıkmıştı.

ABD, Uganda’nın önemli bir ticaret ortağı. Doğu Afrika ülkesi, kazançlı ABD pazarlarına daha kolay erişim sağlayan Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası‘ndan yararlanıyor.

Yasanın yeniden gözden geçirilmesi çağrısı

ABD, UNAids ve Küresel Fon (The Global Fund), Uganda’nın HIV/AIDS’e karşı mücadeleye yönelik uzun süredir devam eden çabalarının desteklenmesinde de önemli bir rol oynadı.

Açıklamada, 2021’e kadar Uganda’da HIV ile yaşayan insanların yüzde 89’unun durumlarını bildiği, yüzde 92’sinden fazlasının antiretroviral tedavi aldığı ve tedavi görenlerin yüzde 95’inin viral olarak baskılandığı belirtildi.

Açıklamada, “Hep birlikte, Uganda’nın sağlık hizmetlerine eşit erişimi sağlama yolunda devam edebilmesi ve 2030’a kadar bir halk sağlığı tehdidi olan AIDS’i sona erdirebilmesi için Yasanın yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyoruz” denildi.

Analiz: Yenilenebilir enerjideki büyüme AB’nin enerji güvenliğini artırdı

HELSİNKİ– Yenilenebilir elektrik üretimindeki artışlar, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin yeraltı gaz depolama seviyelerini Ocak 2022’nin başından Mart 2023’e kadar yüzde 14 artırmasına yardımcı oldu ve Belçika‘nın toplam yıllık kullanımına eşit gaz tüketimini yerinden etti.

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi‘nin (CREA) yeni analizine göre, yenilenebilir enerjideki büyüme birliğin enerji güvenliğini arttırdı ve Rusya‘nın enerji sektöründe Avrupa üzerindeki etkisini azalttı.

Güneş ve rüzgâr sayesinde 2022/2023 yıllarında yapılan tasarruflar, önümüzdeki kış ısıtma sezonuna gaz stoklarının şimdiden yüzde 57’ye ulaşmış olarak başlanacağı anlamına geliyor ki bu oran güneş ve rüzgâr desteği olmaksızın olması gerekenden yüzde 15 daha fazladır.

2022 yılında güneş ve rüzgâr Avrupa’nın elektriğinin yüzde 22’sini üretirken gaz yüzde 20’sini üretti. 2023 yılı da olumlu bir trendle başladı. 2023’ün ilk çeyreğinde AB’de güneş ve rüzgâr, doğalgaza kıyasla yüzde 32 daha fazla elektrik üretti.

‣ AB, enerji ihtiyacında yenilenebilir kaynakların payını 2030’a kadar yüzde 42,5’e çıkarmayı hedefliyor
‣ Rüzgar ve güneş 2022’de küresel elektriğin yüzde 12’sine ulaşarak rekor kırdı

‘Putin ve müttefikleri, enerji şantajına karşı koruma sağlıyor’

Rüzgâr 141 TWh, kış mevsimine rağmen güneş de aynı dönemde 34 TWh olmak üzere toplam 175 TWh elektrik üretirken gaz 119 TWh elektrik üretti. Yenilenebilir enerji üretimindeki yıllık artış, 2022’de toplam yeraltı gaz depolama (UGS) kapasitesinin yüzde 12’sine karşılık gelen 14 milyar metreküp fosil gaz ihtiyacını ve Ocak-Mart 2023’te yüzde 2 veya 2,25 milyar metreküp daha fosil gaz ihtiyacını önledi.

Avrupa’da yenilenebilir enerji kaynaklarındaki artış, AB’nin Rus gazına olan bağımlılığını etkiliyor ve enerji güvenliğinin önünü açıyor. Rusya’nın enerji şantajı, ihracatı yüzde 46 oranında azaltmasına rağmen gaz gelirlerini 2021’den 2022’ye yüzde 42 oranında arttırmasını sağladı ve AB’nin 2022’de Rusya’ya boru hattı gazı ve LNG için yaptığı ödemelerin toplamı 75 milyar euroya ulaştı.

AB’nin Rus gazı ithalatının değeri 2022’deki yüksek seviyelerden düşmüş olsa da AB, gazın sadece dörtte birini almasına rağmen, 2023’ün ilk çeyreğinde Rusya’ya 2021’in aynı dönemindeki miktarda ödeme yaptı.

enerji

‣ Oxford: Yeşil enerji 2028 yılına kadar AB’de Rus gazının yerini alabilir
‣ Rapor: Avrupa’nın kömür kullanımı düşüyor

Enerji analisti ve raporun yazarı Petras Katinas, “Yazı duvarda asılı, rüzgar ve güneş enerjisinin enerji güvenliği ve son birkaç yıldır Putin ve müttefiklerinin elinde yıkıcı sonuçlarına hepimizin tanık olduğu enerji şantajına karşı koruma sağladığına şüphe yok” dedi.

Bu analizdeki bulgular göz önüne alındığında, CREA politika önerileri aşağıdakileri içeriyor:

● AB hükümetleri, fosil yakıtlara ve bunların üçüncü ülkelerden ithalatına olan bağımlılığı azaltmak için temiz enerji ve temiz ısıtmaya daha fazla yatırım yapmalıdır. Bu sadece diğer bölgelere olan bağımlılığı azaltmaya ve AB’nin enerji güvenliğini arttırmaya yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda net sıfır sera gazı emisyonlarına daha hızlı ulaşılmasına da yardımcı olur.

● 2022’de yüksek fosil gaz fiyatlarından etkilenen sanayi sektörü, elektrifikasyon ve temiz enerji kaynaklarına geçiş yoluyla endüstriyel süreçlerde fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltmalıdır.

● AB hükümetleri Rusya’dan gelen boru hattı gazı ve LNG için fiyat sınırlamaları ve/veya ithalat kısıtlamaları getirmelidir.

70 öğrenci gözaltına alınmıştı: 9. Boğaziçi Onur Yürüyüşü yargılanıyor

Dokuzuncu Boğaziçi Onur Yürüyüşü‘ne katılan 70 öğrenci “kanuna aykırı yürüyüşe katılarak ihtara rağmen dağılmamak”la suçlanıyor. Öğrencilerden ikisine “görevi yaptırmamak için direnme” suçu da yöneltiliyor. Fakat 20 Mayıs’ta gerçekleştirilen yürüyüşün öncesinde polis, uyarı dahi yapmamıştı.

‣BÜ’deki Onur Yürüyüşü’ne polis engeli 

Onur Yürüyüşü’nde işkence ile gözaltına alınanlara İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle kamu davası açılmıştı. İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde açılan davanın ilk duruşması bugün görülüyor. Duruşma 29-30 Mayıs ve 1 Haziran tarihlerinde üç gün sürecek.

Bugün (29 Mayıs) 9.30’da başlayacak duruşmalar, Çağlayan’daki İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonunda görülüyor.

Fotoğraf: Ünikuir

Ünikuir duruşmayı takip eden derneklerden biri ve Ünikuir’den yapılan açıklamaya göre; duruşma başlamadan önce duruşmayı takip etmek için gelen hak savunucularının tamamının girmesine “salon küçük olduğu” gerekçesiyle  önce izin verilmezken ardından salona girişlere izin verildi.

Duruşmayı LGBTİ+ aktivistler ve dernekleri, Ankara Barosu LGBTİQ+ Hakları Merkezi‘nden avukatlar, Boğaziçi Üniversiteli akademisyenler, hak savunucusu örgütler, konsolosluk temsilcileri takip ediyor.

Öğrenciler savunmalarına başladı

Yürüyüşe katılan A.İ., yaptığı savunmada o güne ilişkin olarak “Festival için kampüsteydim. O gün polis, ihtar bile yapmadı. Ablukanın içerisinde olmama rağmen poliselerden birisi ablukanın içerisine attı. Ters kelepçeyle üç saat boyunca beklettiler” ifadelerini kullandı. A.İ. savunmasının devamında şunları dile getirdi:

“Gözaltı sırasında ters kelepçeden bileğimin zarar gördüğünü söylememe rağmen açmadılar. Otobüste kesici aletle açmaya çalıştılar. Rapor alma imkanım ilk aşamada olmadı. Doktorun önündeyken polis yanımda olduğu için konuşamadım.”

‘İlacımı vermediler’

Ayrıca A.İ., “Düzenli olarak kullandığım bir ilacım vardı, doktora onu söyledim. Gözaltındayken talep etmeme rağmen polis dikkate almadı. İlacımı vermediler” dedi.

‣Polisten 1,5 kilometre uzunluğunda korku barikatı
Fotoğraf: Ünikuir

‘Polise o gün, ihtar yapmaları halinde dağılacağımızı söylediğimiz halde ihtar yapmadılar’

9. Boğaziçi Onur Yürüyüşüne katıldığı için gözaltına alınan bir diğer öğrenci E.Z.U. ise savunmasında şunları dile getirdi:

“Boğaziçi’nde her yıl düzenlenen yürüyüşe katıldım, ifade özgürlüğümü kullandım. Polise o gün, ihtar yapmaları halinde dağılacağımızı söylediğimiz halde ihtar yapmadılar, ablukaya alındık.”

E.Z.U., “İhtar yapınca dağılacağımızı söylediğimizde, polislerden biri ‘Her türlü gözaltına alınacaksınız’ dedi” ifadelerini kullandı.

‘Hiç kimse direnmiyordu ama bizi ters kelepçe ile gözaltına aldılar’

B.Y. ise polis ablukası içinde olmayan kişilerin yaka paça ablukaya alındığını belirterek “Hiç kimse direnmiyordu ama bizi ters kelepçe ile gözaltına aldılar” dedi ve ekledi:

“İfademiz alınması için yedi saat, ters kelepçe ile gözaltı aracında bekletildik. Bu süre boyunca aç ve susuz bırakıldık, tuvalete gitmemize izin verilmedi.”

Sabah 4.00 sularında hastaneden salındığını ifade eden B.Y., iki sağlık muayenesinde de kanunsuz olmasına rağmen odada polislerin bulunduğunu ifade etti.

Üniversitede aynı gün Taşoda Müzik Festivali olduğunu hatırlatan E.N.K. de kampüse geldiğinde yürüyüşün başladığını ve gördükleri karşısında şaşkınlığa uğradığını anlatıyor:

“Bir öğrenci uzaktan ablukayı videoya alıyordu. Polisler fark edince çocuğu tartaklamaya başladı.

Olaylar çok hızlı gelişti, ben sadece izliyordum. Emniyet Amiri Hanifi Zengin yanına gelip ‘Sen kimsin!’ diye bağırmaya başladı.

Ben ne cevap vereceğimi bilemeyince ‘Ya seve seve ya zorla alacağız sizi’ dedi.”

Boğaziçili öğrenci E.Ç. ise  “Ablukaya açtıkları koridor direkt gözaltına aracına doğruydu. Araçlar, 3 saat boyunca kampüste bekledi. Biz de içeride bu süre boyunca ters kelepçeyle bekletildik” dedi.

‘Öğrencilerin saç renklerine, cinsel yönelimine mi karışalım? ‘

16 yıl boyunca Boğaziçi Üniversitesi‘nde ders verdiğini aktaran İ.S. de kampüste önceki yıllarda hakim olan barış ortamını anlattı. İ.S. “Peki ya şimdi her yere takılan güvenlik kameraları kimin için, neden bir üniversiteye polis çağrılır? Öğrencilerin sürüklenerek gözaltına alınmasına seyirci mi kalsaydım? Yaşananlar, akademisyenlerin sessiz eylemini engellemek isteyen atanmış bir rektörün kampüse polis çağırması olarak açıklanabilir.”

Akademisyen savunmasında ayrıca “Öğrencilerin saç renklerine, cinsel yönelimine mi karışalım? Yedikleri lokmaları mı sayalım? Bu nasıl bir yönetim ki bize bunu reva görüyor? Hiçbir yönetim bana ve öğrencilerimize işkence yapma hakkına sahip değil” dedi.

Yargılananın bütün öğrencileri olduğunu aktaran akademisyen “Akademi ve hukuk tek bir grubun tekelinde olamaz. Yönetimler gelir geçer” ifadelerini kullandı. Savunmanın ardından duruşma salonunda alkışlar yükseldi.

‘Polisin, araçta bir arkadaşımın kafasına vurduğunu gördüm’

Savunma veren öğrencilerden S.B.Ö. ise “Ne olduğunu bile anlamadan okulun kuytu bir köşesinde ablukaya alındık. Kesinlikle ablukadan çıkış imkanı verilmedi. Polisin, araçta bir arkadaşımın kafasına vurduğunu gördüm” dedi.

Kendilerine yemek ve su verilmediğini belirten S.B.Ö. “Tuvalete giderken polis ‘Kelepçeni çıkarmama gerek var mı?’ diye sordu!” ifadelerini kullandı.

Duruşmaya verilen bir saatlik aranın ardından öğrenciler savunmalarına devam etti. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi B.S. “Polis yürüyüştekilere herhangi bir ihtarda bulunmadan ve dağılma isteğimize rağmen yaka paça gözaltı yaptı. Ablukadan çıkabilmemiz için tahliye koridoru da açmadı” dedi.

‘Aşkını aldık, artık sıra sende diyerek üstüme yürüdü’

İşkence ile gözaltına alınan öğrencilerden Y.O.A. beraatını talep ederek Emniyet Amiri Hanifi Zengin’in kendisine psikolojik ve fiziksel şiddette bulunduğunu söyledi:

“Aşkını aldık, artık sıra sende diyerek üstüme yürüdü. Zengin’den ve emrindeki polislerinden şikayetçiyim.”

Y.O.A şu ifadeleri kullandı:

“Yıllarca Onur Yürüyüşleri hiçbir şekilde suç sayılmazken 2015’ten sonra hem yürüyüşler hem yürüyüşe katılanlar kriminalize edilip hedef gösterilerek terörist diye yaftalanarak işkencelere maruz kalıyor. Gökkuşağı bayrağı bu coğrafyada yaşayan milyonlarca yurttaşın sahiplendiği bir bayrakken suç sayılıp bizi de suçlu konuma düşürüp yargılamalarını kabul etmiyorum!”

Devletin ayrıştırıcı politikalarına maruz kalan LGBTİ+’ların alanlarının sistematik bir şekilde daraltılmasının, kampüslere girmemesi gereken polislerin şiddet uygulamasının suç sayılmazken kendisinin yargılanmasının aslında LGBTİ+’lara karşı nefretin boyutunu gösterdiğini belirten Y.O.A., şunları ifade etti:

“Bileğimde beş tanesiyle, ters kelepçe yapılmışken bunun insanlık suçu olduğunu söyledim. Bir polis memuru ‘Siz böyle şeyleri sevmiyor musunuz?’ diye şiddeti sürdürdü. Hastanede kelepçemin açılmasını ve muayeneye polisin girmemesini istediğimde polis, ‘Buna sen değil, biz karar veririz’ dedi. 15 dakikalık arbede sonucu ters kelepçeli muayene odasına gönderildim. O polislerin yüzünü hatırlıyorum. Şikayetçiyim.”

‘Arkadaşım dövüldü’

Savunma için söz alan öğrenci B.Ö. ise şunları söyledi:

“Ablukaya alındığımın bile farkında değildim. Eğer direnmezseniz hastane kontrolünden sonra salınırsınız dendi. O sırada arkadaşımın dövüldüğüne tanık oldum. Ne yapıyorsunuz diye bağırdım. Ardından gözaltı aracına yönlendirildim, direnmedim.”

70 kişinin yargılandığı davada, yarın (30 Mayıs) ve 1 Haziran’da sanıkların savunmalarını tamamlanması öngörülüyor. Savunmaların verileceği celselerin ardından, dava 2-3 Kasım 2023 tarihinde görülmeye devam edecek.

Ne olmuştu?

Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum atanan rektör tarafından kapatılan Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Araştırmaları Kulübü’nün (BÜLGBTİA+) Onur Haftası etkinliklerinin son gününde kampüsün sekiz yıllık geleneğinin sürmesi için Onur Yürüyüşü planlandı.

20 Mayıs 2022’de düzenlenmesi planlanan 9. Boğaziçi Onur Yürüyüşü’nden bir gün önce kampüsün Etiler kapısına, Taşoda Müzik Festivali gerekçe gösterilerek X-Ray cihazı yerleştirildi.

20 Mayıs sabah saatlerinden itibaren ise kampüsün etrafı polis ve gözaltı araçları ile çevrildi.

Ana kapı dışında Güney Kampüs’ün girişleri kapatıldı.

17.00’da başlaması planlanan yürüyüş için öğrenciler, Güney Meydanı’ndan kapatılan kulüp odasından doğru yöneldiklerinde uyarıda bile bulunmadan çevik kuvvetin saldırısı başladı.

Ablukaya alınan öğrenciler, alandan çıkış yapmaları için açılması gereken koridorla gözaltı araçlarına sokuldu. Abluka dışında kalabilen öğrencilerin “Dağılıyoruz” itirazına rağmen polis saldırısı kampüste bir süre devam etti.

Kampüsteki bir öğrenci o gün yaşananları şöyle anlatmıştı:

“Polisler ve güvenlikler iki taraftan bizi sıkıştırdı ve çember içine aldılar. Herhangi bir dağılın uyarısı yapmadan ters kelepçe ve işkenceyle arkadaşlarımızı gözaltına aldılar.”

20 Mayıs’ta polis, barışçıl biçimde anayasal hakkını kullanmak isteyen 70 katılımcıyı ters kelepçe ve işkence ile gözaltına aldı.

Bu yazı karakteri, hayvanların nesli tükendikçe siliniyor

Daha önce vahşi doğada yalnızca bin 864 panda kaldığına dikkat çekmek amacıyla Japonya’da Panda fontunu yaratan Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (WWF), bu kez kaybolan yazı tipiyle, nesli tükenmekte olan hayvanlara dikkat çekiyor.

WWF Portekiz ve Lizbon Hayvanat Bahçesi tarafından  Bar Ogilvy  iş birliğiyle hayata geçirilen ‘ The Endangered Typeface ‘ (Nesli Tükenmekte Olan Yazı Tipi) adlı kampanya, altıncı yok oluşun tabiri caizse kırmızı bülteni sayılabilir.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Bar Ogilvy (@barogilvy)

Dünya tarihinde yer alan ve çok sayıda canlı türünün aynı anda veya sınırlı bir zaman dilimi içerisinde yok olduğu dönemler ‘kitlesel yok oluş’ olarak adlandırılıyor.Bilim insanlarına göre, daha önce beş kitlesel yok oluşa maruz kalan dünya, hali hazırda 6’ncı kitlesel yok oluş sürecinin içinde bulunuyor. WWF Portekiz, tıpkı hayvanlar gibi nesli tükenen yazı karakteri ile dünyanın karşı karşıya olduğu tehlikeyi basit ama etkili bir şekilde ortaya koyuyor. Her harfin bir hayvana karşılık geldiği yazı karakterinde, hayvan sayısı azaldıkça ilgili harf de kaybolmaya başlıyor.bigumigu.com‘un aktardığna göre, tam anlamıyla yaşayan bir yazı karakteri olan ‘The Endangered Typeface’, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi’nden alınan verilerle düzenli olarak güncelleniyor. 22 Mayıs Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü’nde lansmanı yapılan kampanyanın sloganı da, “Tüm hayvanları korumak için doğmuş, yaşayan bir yazı tipi”.IUCN’nin verilerine göre 42 binden fazla türün nesli tükenme tehlikesi altında bulunuyor.

Kampanyanın tanıtım filmini aşağıda izleyebilir; Nesli Tükenmekte Olan Yazı Tipi’ni bu bağlantıdan indirebilir veya aynı web sitesi üzerinden bağışta bulunabilirsiniz.

 

 

View this post on Instagram

 

A post shared by ANP|WWF (@wwfportugal)

Venedik’teki Büyük Kanal ‘yeşerdi’: Uzmanlar nedenini arıyor

İtalya‘nın Venedik kentindeki kanalların en büyüğü olan Büyük Kanal,  yeşile dönüştü. Venedik polisi, cumartesi günü kanalda ortaya çıkan fosforlu yeşil sıvının kaynağını araştırıyor.

Turistler, Rialto Köprüsü‘nden yukarı ve kanalın bir kısmı boyunca uzanan yeşil alanın fotoğraflarını çekerken, gondolcular da fosforlu sularda kayıkla gezmeyi sürdürdü.

Yerel makamlar ise su örnekleri topladı ve acil bir soruşturma başlattı.

Veneto bölgesinin valisi Luca Zaia da kemerli Rialto Köprüsü yakınında suya yayılan yeşil sıvının fotoğraflarını yayımladı.

İtalyan itfaiye teşkilatı da bölgesel çevre koruma dairesinin test için numune almasına yardım ettiğini söyledi.

Yerel günlük La Nuova Venezia gazetesinin haberine göre polis yeşil boyanın iklim aktivistlerinin protesto için kanala dökülüp dökülmediğini de araştırıyor.

Bölgesel Çevre Koruma Ajansı‘ndan Maurizio Vesco, La Repubblica gazetesine verdiği bir röportajda, erken analizlerin yeşil yamanın büyük olasılıkla su akışını izlemek için yaygın olarak kullanılan zararsız bir boya olan flüoresin salınımından kaynaklandığını gösterdiğini söyledi.

 Bu madde nadir olmamakla birlikte, Vesco, normal dozajın bir kaşık boya tozu olduğunu, ancak boyanın yayıldığı alanın boyutunun suya en az 1 kg. boya atıldığını gösterdiğini kaydetti.

Pek çok sosyal medya kullanıcısı ise Venedik’ten gelen görüntülerin, ekolojik sorunlara dikkat çekmek için Büyük Kanal’ın sularını yeşile boyayan Arjantinli sanatçı Nicolás García Uriburu‘nun 1968’deki gösterisini hatırlattığını söyledi.

İngiltere’de Just Stop Oil aktivistlerinden ragbi sahasında fosil yakıt protestosu

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizine dikkat çekmeye yönelik gösteriler yapan Just Stop Oil (Petrolü Durdurun) grubuna bağlı iki aktivist, cumartesi günü İngiltere Ragbi Premier Ligi‘nin Twickenham‘da oynanan final maçında sahaya girerek kısa süreli bir eylem gerçekleştirdi.

Just Stop Oil tişörtleri giyen protestocular, Saracens ve Sale maçı sırasında seyirci tribünlerinden sahaya koşarak girdi.

Orta saha çizgisine ulaşan göstericiler, turuncu bir toz salarak maçta yaklaşık iki dakikalık bir aksamaya yol açtı.

Protestocuların sahadan çıkarılarak gözaltına alınmasının ardından maç devam etti.

Sale oyuncuları Jono Ross ve İngiltere Milli Takımı‘nda da yer alan Tom Curry, protestocuları çıkaran görevlilere yardım etti.

‣ İspanya’da iklim aktivistlerinden meclise kırmızı boyalı mesaj: Elinizi kana bulamayın

‘Fosil yakıt projelerinin durdurulmasını talep ediyorlar’

Just Stop Oil tarafından yapılan açıklamada, “Just Stop Oil’ın iki destekçisi Gallagher Premier Ligi‘nin final maçını kesintiye uğrattı. Birleşik Krallık’taki petrol, doğalgaz ve kömür projelerine verilecek yeni ruhsatların durdurulmasını talep ediyorlar” ifadeleri yer aldı.

Eylemi gerçekleştiren aktivistlerden Bristol‘de yaşayan 37 yaşındaki pratisyen hekim Dr. Patrick Hart, şunları kaydetti:

“Bunu, bir doktor olarak görevim olduğu için yapıyorum. İklim kriz, insanlığın tarih boyunca karşı karşıya kaldığı en büyük sağlık krizi. Şu anda insanlar ölüyor ve yeni petrol, gaz ve kömürleri durdurmadığımız takdirde her gün daha fazlası ölmeye devam edecek.

Tıpkı tütün şirketlerinin bize sigaranın zararsız olduğunu söyleyerek yalan söyledikleri gibi, fosil yakıt şirketlerinin tamamı ve yozlaşmış politikacılar da bizlere yalan söylüyor. Bizi öldürdüklerini bile bile fosil yakıtlara bağımlılığımızı devam ettiriyorlar. Toplu katliamdan paçayı sıyırmalarına müsaade etmeye hazır değilim. Bizler sıradan insanlarız. Bizler hasta olduğunuzda sizlere bakan doktorlar ve hemşireleriz. Herkesi gelip sokaklarda bize katılmaya ve tarihin doğru tarafında olmaya çağırıyorum.”

Hart’la birlikte eylemi gerçekleştiren diğer aktivist Essex‘te inşaat işçiliği yapan 40 yaşındaki Sam Johnson, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün eyleme geçtim zira vaktimiz tükendi. Bununla şimdi baş etmek zorundayız. Fosil yakıtları yakmaya devam ettiğimiz sürece neler olacağı daha ben doğmadan önce biliniyordu ve şimdi felaketin gerçekleştiğine gerçek zamanlı olarak tanık oluyoruz. Bütün dünya biliyor ki 2023’te yeni fosil yakıt projelerinin ruhsatlandırılması milyonlarca insanın ölümüne yol açacak.

İnsanlığın şimdiye kadar karşı karşıya kaldığı en önemli yol ayrımındayız ve şimdi harekete geçmezsek şimdiye dek sevdiğimiz her şeyimizi kaybedeceğiz.

Yedi yaşında çok sevdiğim bir yeğenim var ve nefes aldığım sürece onun geleceğini korumak için mücadele edeceğim.”

‣ İklim aktivistlerinden Hamburg Filarmoni Orkestrası’nın konseri sırasında eylem

Bu eylemler ne anlama geliyor?

Just Stop Oil’ın imzası niteliğindeki turuncu rengi, grubun boya ve gaz içeren protesto eylemlerinde sıkça kullanılıyor.

Bu eylemlerde gazlar, iklim krizine neden olan fosil yakıt emisyonlarını sembolize ederken, sıvı boyalar daha çok petrol ile bağlaştırılıyor.

Aktivist grupları; sanat müzeleri, spor müsabakaları, konserler gibi etkinliklerde gerçekleştirdikleri sembolik eylemlerle iklim krizi gerçeğini kitlelere hatırlatmayı, farkındalık uyandırmayı, iklim değişikliğinin medyadaki görünürlüğüne katkıda bulunmayı ve böylelikle şirketlerin ve hükümetlerin fosil yakıtlardan çıkışını hızlandıracak etki oluşturmayı hedefliyor.

 İklim aktivistlerinin elleri bu kez ‘Son Akşam Yemeği’ tablosunda

Bu tür eylemlerde sık sık kullanılan boya ve tozlar, genellikle bitkisel bazlı ve sağlığa zarar vermeyen maddelerle yapılıyor. Aktivistler genellikle bu tür boya ve gazların kullanılacağı eylemleri, kalıcı veya zararlı bir etki bırakmayacak şekilde organize ediyor.

İklim aktivistlerinin provokatif eylemleri işe yarıyor mu?

İHD: Seçimde fırsat eşitliği olmadı ve demokratik koşullar oluşturulmadı

“Siyasi partiler ve seçmenler arasında fırsat eşitliğinin olmadığı ve demokratik koşulların oluşturulmadığı bir ortamda yapılan seçim sonucunda, Recep Tayyip Erdoğan tekrar Cumhurbaşkanı seçildi.”

İnsan Hakları Derneği (İHD) seçimleri böyle değerlendirdi. İHD seçimlerle ilgili gözlemlerini ve tespitlerini paylaştı. İHD’ye göre seçimin en önemli çıkarımı; “yurttaşların yarısının, otoriter yönetimin ağır baskısına rağmen başka bir düşünceyi benimsediği şeklinde” oldu.

Muhalefetteki her siyasal partinin farklı görüşü olsa da bir demokratik itirazın ortaklaştığının görüldüğünün vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Biz insan hakları savunucuları; bu denli demokratik itirazın varlığının ve demokratikleşme isteğinin iktidarın kabullenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu itiraz gerçekliğinin göz önünde bulundurulması ile hak ve özgürlüklerden yana siyasi bir programın öncelemesi gerekmektedir.”

‘İnsan hakları savunucuları ve gazeteciler derhal serbest bırakılmalı’

Evrensel haklar temelinde iç hukuka ve uluslararası hukuka uygun bir pratiğin sergilenmesi gerektiğinin altının çizildiği açıklamada “İfade özgürlüğü önündeki engellerin ve cezalandırılmaların kaldırılması, hapishanelerde politik saiklerle tutulan siyasetçiler, insan hakları savunucuları ve gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır” denildi. Açıklamada şu önerilerde bulunuldu:

  • “Yine Türkiye nüfusunun yarı oranındaki kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin geri gelmesi mücadelesi içerisindedir, derhal bu talep kabul edilmelidir. Özellikle kadına yönelik şiddet konusunda, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve bugüne kadar hazırlanmış en yeterli sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanması gerektiğini düşünüyoruz.
  • İktidarın muhaliflere yönelik kullandığı ayrımcı, ötekileştirici ve bazen de nefret dili olarak tanımlayabileceğimiz söylem mutlaka değişmelidir. Tüm kimliklerin özgür ve güven içinde yaşamaya ihtiyaçları vardır.
  • Hapishanelerdeki hasta mahpusların; sağlık ve yaşam hakları korunmalı, onları ölüme sürükleyen yasal dayanaklar, Adli Tıp Kurumu raporu kıstası ve güvenlik öncelikli uygulamalar terk edilmelidir. Bu konuda insancıl hukuku temel alan yeni yaklaşımlar beklemekteyiz.
  • Özellikle LGBTİ+‘lara yönelik nefret dilinin değişmesi ve bu konuda Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesinde tanımlanan ayrımcılık yasağına uygun davranması, haklarını tanıması gerektiğini düşünüyoruz.
  • Bu seçimin sonuçlarından en önemlisi de Kürt halkının güvenlikçi ve şiddet politikalarına karşı ne kadar büyük bir tavır içinde olduğudur. Tercihten de bir defa görüldüğü üzere Kürt halkı demokratik yöntemlerle müzakere edilecek bir barış istemektedir. Artık savaşın tüm yorgunluğunu üzerinden atmak ve çocuklarını güvenli ve barışçıl ortamda yetiştirmek istemektedirler. İktidarın Kürt meselesi konusundaki tavrından bir an önce vazgeçmesi, demokratik adımlar atması gerektiğini belirtiyoruz.
  • Türkiye’nin içinde bulunduğu çok yönlü baskıcı ortamın yarattığı ağır kötü ekonomik durumu toplumun tüm kesimlerince bilinmektedir. İşçi ve emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarının güvence altına alınması, daha güvenli bir çalışma ortamı içinde yaşamalarının sağlanması gerekmektedir. Bu durumdan Türkiye’nin altına imza attığı sözleşmelerin gereği unutulmamalıdır, bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
  • Sonuç olarak; coğrafyada yaşayan insanların yarısı iktidarın politik uygulamalarından ve yönetiminden memnun olmadıklarını açıkça dile getirmişler, bu yönde oy kullanmışlardır.
  • Bizler insan hakları savunucuları olarak, siyasal iktidarın bu somut gerçeği dikkate alarak; demokratik koşulları sağlamaya, hakları koruyan bir siyaset sistemi ve anlayışı için bir an önce hareket etmesi gerektiğini savunuyoruz.”

Kaliforniya sahillerinin yüzde 70’i yüzyılın sonuna kadar yok olabilir

Altın rengi kumları ve sonsuz dalgalarıyla tanınan ABD‘nin Kaliforniya eyaletindeki kıyı şeridinin büyük kısmı yakın gelecekte yok olabilir.