Ana Sayfa Blog Sayfa 464

Fatsa’yı zehirleyen altın madeni ÇED alanı dışında çalışmayı sürdürüyor: Sahada bilirkişi incelemesi yapıldı

ORDU- Fatsa’da siyanürle altın işletmeciliği yapan Altıntepe Madencilik’in ÇED taahhütlerine uymadığı, ÇED alanı dışında da çalışma yaptığı gerekçesiyle açılan davanın bilirkişi incelemesi halkın da katılımıyla yapıldı.

Siyanürle altın ayrıştırma çalışması için alınan ÇED süresinin dolmasına karşın işletmeye devam edilmesi üzerine açılan dava Ordu İdare Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

Davacıların Danıştay’a yaptıkları itiraz sonucu Danıştay 6. Dairesi,  İdare Mahkemesi’nin kararını bozarak “bilirkişi incelemesi yapılmasına” karar verdi. Bu karar üzerine Fatsa Doğa ve Çevre Derneği ve yöre halkı Ordu İdare Mahkemesi’ne yeniden dilekçe vererek heyet atanmasını istedi. Atanan bilirkişi heyeti 30 Mayıs 2023 salı günü maden sahasında incelemelerde bulundu.

İncelemeye Fatsa Doğa ve Çevre Derneği, Ordu Çevre Derneği, parti temsilcileri ve davacı köylüler de katıldı.

Fatsa’daki doğa mücadelecilerine yedi yıl sonra gelen adalet
Fatsa’da altın madeni şirketi ikinci maden sahası için başvurdu
Fatsa’da maden alanının genişletilmesini tepki
Ordu’da doğa mücadelesi kazandı: Altın madeninin ÇED süreci iptal edildi

Toprak ağır metale ‘doydu’

Bilirkişi incelemesi istenmesinin gerekçelerinden bazıları şöyle:

“Şirket ÇED taaddütlerine uymamaktadır. 11.02.2013 tarihli ÇED’de hem alan hem de çıkarılacak cevher hakkında yazılanlara uyulmamıştır. Bunlar, kendi belgelerinde ortadadır. ÇED belgesinde 3,4 milyon ton cevher işleme izni olmasına rağmen kendi raporlarında 4,4 milyon ton cevher işledikleri yer almaktadır. Bunu MAPEG de tespit etmiş durumdadır. Buna rağmen şirket çalışmaya devam edebilmektedir. Ayrıca Ordu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın maden sahasının çevresinde, derelerde ve topraklarda yaptığı araştırma sonrasında suda ve toprakta siyanürün etkisiyle ağır metallerin normalin çok üzerinde olduğu görülmüştür.”

Fatsa Doğa ve Çevre Derneği’nden altın madenine karşı 10 itiraz
TEMA’dan Fatsa videosu: Cennetin ortasında bir cehennem…

Şirketten şikayetci olan Yukarıtepe Mahallesi’nden Cevat Atar,
“Şirket arazime müdahale ediyor. Yol genişletme adıyla bahçeme edip zarar veriyorlar. Siyanürlü su veriyorlar. Beni bıktırmak istiyorlar ama boşuna. Toprağıma sahip çıkacağım” dedi.

Fatsa Doğa ve Çevre Derneği Başkanı Zeki Odabaş ise şunları söyledi: “2013 yılındaki ilk ÇED raporuna yapılan itirazımız ret edilmişti. Önceden belirttikleri zarar vermeyecekleri taahhüdünün aksine toprağa, suya zarar verildiği tespit edildiğinden şimdi ÇED raporunun zarar verip vermediğinin tespiti için bilirkişi keşif incelemesi yapılacak. İddiamız kanıtlayacak.”

Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Alaaddin Yılmazer de “İddialarımızı bilimsel verilerle kanıtladık. Burada iddialarımız resmi kayıtlara geçecek. Sellerle yaşanan sıkıntıları gördük. Her ne olursa olsun bu topraklardan vaz gelmeyeceğiz” dedi.

Aktivistler umutlu

Şirketin ÇED dışı çalışmaya devam ettiğini söyleyen Avukat Nur Nihal Gündüz,  ilk dönemden bugüne kadar alanda değişiklik olduğunu belirterek itirazlarının bilirkişi tarafından onaylanması halinde şirketin alanı terk etmesini beklediklerini kaydetti.

Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, ” Yıllardır madene karşı mücadele ediyoruz. Şirketin çalışma süresinin bittiğini bakanlığa yazdığımız yazıya gelen yanıtta belgeledik. Ancak şirket usulsüz çalışmasını sürdürüyor. Bugünkü inceleme usulsüzlüğü yerinde görecek” diye konuştu.

Heyet yaptığı incelemede tarafların görüşlerini alıp alanda yaptıkları incelemeyi raporlaştırıp mahkemeye sunacak ve mahkeme de buna göre karar verecek.

Ne olmuştu?

2013’te Ordu’nun Fatsa ilçesinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreciyle başlayan siyanürle altın işletmeciliğine yönelik halk tepki göstermeye başlamış; panel, basın açıklamaları, miting, çadır nöbeti gibi eylem ve etkinliklerle yaşam alanlarına sahip çıkmıştı.

İşletmenin ÇED kapsamında çalışma süreci 27 Ocak 2021 tarihinde bittiği için üretim süreci de bitmişti.

Rusya’da ‘cinsiyet uyum ameliyatı’nı yasaklamaya yönelik yasa tasarısı

Rusya Parlamentosu‘na doktorların cinsiyet uyum (cinsiyet değiştirme) ameliyatı yapmasını yasaklayan yeni bir yasa tasarısı sunuldu.

Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre yeni yasa tasarısı tıp çalışanlarının “bir kişinin cinsiyetini değiştirmek için tasarlanmış tıbbi müdahaleler yapmasını” yasaklıyor, ancak çocuklarda doğuştan gelen cinsiyet anomalilerini tedavi etmek için yapılacak ameliyatları muaf tutuyor.

Rusya’dan homofobik adım: Çevrimiçi akış sitelerinde LGBTİ+ içerikleri yasaklanıyor
Rusya Meclisi’nden yetişkinler için ‘LGBTİ+ propagandası’ yasağı

TASS, doğuştan gelen anomalileri tedavi etmek için cerrahiye ancak federal bir halk sağlığı kurumundaki bir “tıbbi komisyon” tarafından onaylanması halinde izin verileceğini de yazdı.

Söz konusu tasarının Rus parlamentosunun alt ve üst kanadında onaylanması ardından da Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından imzalanması gerekiyor.

Putin iktidarında, LGBTİ+ topluluğuna yönelik baskılar, Batı tarafından “geleneksel olmayan” yaşam tarzlarının teşvik edildiği savunularak muazzam ölçüde arttı. Geçen yıl Rusya Parlamentosu’nda kabul edilen bir diğer yasayla LGBTİ+’ların kamuda ve medyada temsili yasaklandı.

Akademisyenler geçinemiyor: Bu mesleği devam ettirmek imkânsız hale geldi

Türkiye’de enflasyon, gelir adaletsizliği ve ekonomik kriz nedeniyle geçim sıkıntısı yaşayan insan sayısı günden güne artarken, yüksek öğrenim kurumlarında verilen eğitimlerin kalitesinde belirleyici rol oynayan ve geleceğin aydınlarını yetiştiren akademisyenler, geçinemiyor.

Döviz karşısında eriyen Türk Lirası ve hayat pahalılığının yarattığı geçim sıkıntısı, diğer birçok meslek grubunun ardından, onlarca yıl eğitim alarak alanlarında uzmanlaşmış akademisyenlerin de yaşamlarını ve mesleklerini sürdürmelerini giderek zorlaştırıyor.

Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Ardıç, maaş zamlarına gerekli düzenlemelerin yapılmaması nedeniyle akademisyenlerin yaşadığı başlıca sıkıntıları Yeşil Gazete’ye değerlendirdi.

akademisyen
Öğretim Gör. Dr. Zeynep Ardıç

‘Öğrenci yurdunda yaşayan akademisyenler mevcut’

Yeşil Gazete: Güncel akademisyen maaşları hayatınızı nasıl şekillendiriyor? Geçim konusunda ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Zeynep Ardıç: Şu anda çok ciddi bir ekonomik sıkıntı içerisinde akademisyenler. Kira, faturalar, gıda harcamaları ve diğer yaşam giderlerini karşılamada çok zorlanıyoruz. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan akademisyenler için ev kiraları karşılanamayacak boyuta ulaştı.

Hâlihazırda çoğu akademisyenin devam eden kira sözleşmesi olduğu için bir şekilde idare ediliyor gibi görünüyor ama beş yılını dolduran akademisyenlerin kiraları dava yoluyla rayiç bedele çekildiğinde bu kiralar ödenemez hale gelecek ve pek çok akademisyen evsiz kalma riskiyle karşı karşıya kalacak.

İşe yeni başlayan ya da başka sebeplerle yeni ev tutmaya çalışan akademisyenler ev bulamıyor. Birkaç hafta önce Ankara’daki bir üniversitede işe başlayan bir araştırma görevlisinin yüksek kiralardan dolayı ev tutamayıp öğrenci yurduna yerleştiğini duyduk mesela. Bu gerçekten çalışan yoksulluğunun da ötesinde bir durum. Mevcut maaşlarla büyük şehirlerde sadece oda kiralayabiliyoruz, korkunç bir durum bu.

Onun dışında günlük yaşam giderlerini bile karşılamakta zorlanan akademisyenlerin kitap alması, akademik faaliyetlere katılmaları da imkânsız bir boyuta geldi. Yurt dışındaki konferans ve kongreler bir yana, yurt içindeki bu faaliyetlere katılmak bile lüks oldu bizim için. Zihni sürekli geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısıyla meşgul akademisyenlerden kitap yazmasını, makale çıkarmasını beklemek gerçekçi değil. Bu maaşlarla bu mesleği devam ettirmek imkânsız hale geldi.

akademisyen
Öğretim Gör. Dr. Zeynep Ardıç

Zihni geçim sıkıntısıyla  meşgul akademisyenlerden makale beklemek gerçekçi değil

Y.G.: Akademisyenlerin diğer meslek gruplarından farklı olarak harcama yapması gereken unsurlar var mı? Akademiye yönelik kitap ve yayınların genellikle döviz kurları üzerinden satılıyor olması, bilimsel araştırmalarda kullanılan araç-gereç ve malzemelere erişimleriniz yetersiz zamlar ve enflasyondan nasıl etkilendi?

Z.A.: Tabi, akademisyenler gelirlerinin bir bölümünü yine kendi meslekleri için harcamak zorunda. Zaten işin doğası gereği, sürekli okumak ve araştırmak, kendini geliştirmek akademinin bir zorunluluğu. Bunlar bütçe gerektiren şeyler.

Artık yayın yapmak için dahi ücret ödemeniz gerekiyor. Yurt içinde kitap bastığınızda matbaalar basım ücreti istiyor. Yurt dışındaki pek çok kaliteli dergi de makale yayın sürecinde yapılan emeklerin karşılığı olarak bir ücret talep ediyor. Özellikle döviz kurları üzerinden bu ödemeleri yapmak akademisyenleri çok zorluyor. Yayın yapmak için kredi çeken akademisyenler var.

Üniversitelerin bu konudaki destekleri çok yetersiz. Yurt dışında üniversiteler akademisyenlere akademik faaliyet için bütçe ayırıyor, bizde bu durum olmadığı için mecburen kendi cebimizden karşılıyoruz ve mevcut ekonomik koşullarda bu artık mümkün değil.

akademisyen
Öğretim Gör. Dr. Zeynep Ardıç

‘Başarılı öğrenciler artık akademiyi tercih etmeyecek, eğitim kalitesi tamamen düşecek’

Y.G.: Zam konusunda yaşanan bu sorunlar mesleki gelişiminizi ve motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? Gözlemlerinize dayanarak bu durumun eğitim kalitesi üzerinde bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Z.A.: Mevcut durum çok motivasyon kırıcı. İyi eğitim almış ve toplumda saygın bir mesleğe sahip bireyler olarak kiramızı bile ödeyemeyecek duruma gelmemiz bizi çok olumsuz yönde etkiliyor. “Ya evsiz kalırsam?” diye düşünen bir akademisyenin mesleki gelişimi için motive olması ne kadar mümkün?

Çok severek yaptığım bu mesleği sorgulamaya başladım artık. Özellikle son dönemde kamu ve belediye işçilerinden bile düşük ücret alıyor olmak bütün hevesimizi ve çalışma isteğimizi kaçırıyor. Bunca emeğin karşılığı bu muydu diye sormadan edemiyor insan. Kaldı ki, işçilerin ya da başka çoğu insanın hak ettiğinin çok altında ücretler aldığını düşünüyorum. Ama akademisyen maaşları gerçekten trajikomik bir durumda.

Başarıyı ve eğitimi ödüllendirmeyen bir toplum gelişemez. Bizde ödüllendirmek bir yana cezalandırma yaklaşımı var. “Yaptığın doktoranın bir anlamı yok, şoförden ya da temizlik işçisinden daha düşük ücret alacaksın” demek bilime ve akademiye verilen daha doğrusu verilmeyen değeri gösteriyor.

Bu yaklaşımın yansımaları elbette eğitimde de görülecek. Motivasyonu ve tüm şevki kırılmış akademisyenlerin verimli olmasını ve eğitimin kalitesini arttırmasını beklemek gerçekçi de değil, adil de. Üstelik bu durum daha başlangıç aşamasında diyebiliriz, akademinin çoraklaşması git gide artacak ve başarılı öğrencilerin asla tercih etmeyeceği bir mecra haline gelecek akademi.

akademisyen
Öğretim Gör. Dr. Zeynep Ardıç

‘Aldığımız maaş insanca yaşamı mümkün kılmalı’

Yakında alanlarında yetkin akademisyenler de başka sektörlere ve yurt dışına yönelecek, eğitim kalitesi tamamen düşecek. Zaten bu göç bir süre önce başlamıştı, ivmesi artarak devam edecek. Akademisyenlik karın tokluğuna yapılacak bir iş değil. Gerçekten ciddi bir emek gerektiriyor, mental olarak çok yorucu. Kirayı bile karşılamayan maaşlarla yapılacak bir iş değil maalesef.

Bir de şöyle bir durum söz konusu, akademisyenlerin ek ücretler aldığı yönünde yaygın bir kanı var. Ek ders ücretleri çok düşük ve araştırma görevlisi, öğretim görevlisi gibi kadrolarda çalışanlar bu ücretleri almıyor/alamıyor.

Yine benzer bir yaklaşımla, akademisyenlerin dışardan para kazandığı ya da kazanabileceği kanısı yaygın. Bir akademisyen kendine ek gelir bulmalı, bulamıyorsa bu onun başarısız olduğunu gösterir gibi bir anlayış çok yanlış. Akademisyenlik tam zamanlı bir iş ve normal şartlarda aldığımız maaşların geçimimiz için yeterli olması gerekiyor, akademisyenlerin ek iş yapma gibi bir zorunluluğu olmamalı. Bir hakim, doktor ya da mühendis tam zamanlı işlerde çalışıyorsa kimse onlardan ek iş yapmasını beklemiyor. Akademisyenler için de durum böyle olmalı. Aldığımız maaş insanca yaşamı mümkün kılmalı.

akademisyen
Öğretim Gör. Dr. Zeynep Ardıç

‘Mevcut durum toplumsal bir sorundur’

Y.G.: Yeni kurulacak hükümetten beklentileriniz nedir?

Z.A.: Akademisyenlerin maaşlarında ciddi bir iyileştirilme yapılması gerekiyor. Aslında akademinin liyakatsizlik, işe alım ve yükseltmelerde şeffaf olmayan süreçler, mobbing vs. gibi çok ciddi başka sorunları var. Ama maaşlar o kadar iç acısı bir durumda ki, biz diğer yapısal sorunları düşünemez ve konuşamaz hale geldik.

Toplumu ileri taşımak için bilim ve kalkınma çok önemlidir. Akademisyen maaşlarında düzeltme yapılmazsa bu sadece bizi değil tüm toplumun geleceğini negatif yönde etkileyecektir. Türkiye kendi kaynaklarıyla yetiştirmiş olduğu insan kaynağını başka ülkelere gönderiyor neticede.

Ücretsiz olarak akademisyen, mühendis, doktor vs. ihraç ediyoruz. Bu çok vahim bir durum. Mevcut durum aslında akademisyenlerin de ötesinde toplumsal bir sorundur. Bu sorunu çözmemek ise toplumun geleceğini tehlikeye atmak anlamına gelir. Bu perspektiften konunun ele alınması ve sorunların çözülmesi gerekmektedir.

YSK milletvekili seçim sonuçlarını Resmi Gazete’ye gönderdi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener, 14 Mayıs’ta gerçekleştirilen 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin kesin sonuçlarını açıkladı.

Seçimlere yüzde 87.85 oranında katılım sağlandığını açıklayan Yener, kesin sonuçların ilan edilmek üzere Resmi Gazete’ye gönderildiğini bildirdi.

Sonuçların siyasi partilere hayırlı olmasını dileyen Ahmet Yener’in açıklamasına göre Meclis’teki sandalye dağılımı şu şekilde oluştu:

AKP: 268
CHP: 169
Yeşil Sol Parti: 61
MHP: 50
İYİ Parti: 43
Yeniden Refah Partisi: 5
TİP: 4

TBMM’ye CHP listesinden 15 DEVA Partili, 10 Gelecek Partili, 10 Saadet Partili ve 3 Demokrat Partili girerken, Hüda Par’dan dört  isim de AKP listelerinden vekil oldu.

 

 

 

Venedik’teki Büyük Kanal’ın suyu ‘floresin’ yüzünden yeşile dönmüş

İtalya‘nın Venedik kentinde bulunan Büyük Kanal‘ın sularının neden yeşile döndüğü belli oldu. Yerel yetkililer, bunun ‘floresin’ isimli maddeden kaynaklandığını açıkladı.

Floresin, atık su ağlarını test etmek için kullanılan, zehirli olmayan bir madde.

Venedik’teki Büyük Kanal ‘yeşerdi’: Uzmanlar nedenini arıyor

Guardian‘ın aktardığına göre, suyunun parlak bir yeşil renk almasının ardından bunun çevrecilerin bir protestosu olma ihtimali de göz önüne alınarak konuyla ilgili soruşturma başlatılmıştı. 28 Mayıs Pazar günü yaşanan ve polisin soruşturduğu olayın ardından yapılan analizde, alınan su örneklerinde floresine rastlandı.

Daha önce de yeşile boyanmıştı

Venedik Çevre Koruma ve Önleme Kurumu‘nun (Arpav) açıklamasına göre, olayın ardından analiz edilen su örneklerinde herhangi toksik bir madde tespit edilmedi. Arpav, suda bulunan floresin maddesinin kaynağını ise  açıklamadı.

Bu, kanalın ilk defa yeşil renk alışı değil. Arjantinli sanatçı Nicolás García Uriburu, 1968 yılında 34’üncü Venedik Bienali sırasında ekolojik farkındalık yaratmak amacıyla kanalın suyunu parlak yeşil renge boyamıştı.

Asbest nedir, nasıl zehirler, hangi yöntemle ayrıştırılmalı?

Animasyon: Defne SARIÖZ

*

6 şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş depremlerinin ardından yıkılan binalarda bulunan asbest parçalanarak havaya dağıldı.

Doğal bir mineral olan asbest, düşük maliyeti, kolay tutuşmaması ve yüksek yalıtım özelliği nedeniyle 1980’lere kadar başta çimento ve inşaat malzemeleri endüstrisinde olmak üzere 3000 farklı iş kolunda kullanıldı.

Ancak bugün kanserojen niteliği ve sağlığa zararları biliniyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünyada 125 milyon kişi çalışma ortamlarında asbeste maruz kalıyor ve her yıl 100 bin kişi bu maruziyetlerden kaynaklanan hastalıklar nedeniyle ölüyor.

Bugün 55 ülkede kullanımı yasak olan asbestin üretimi ve kullanımı, 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren yönetmeliğin ardından Türkiye’de de yasaklandı. Asbest yataklarının yakınında olan yerleşim alanlarının da çoğu boşaltıldı.

‣Hatay moloz altında: Yüzde 90 oranda asbeste rastlandı 

Aslında her insan günlük yaşamında asbestle su ve hava yoluyla temas ediyor. Ancak bu temasın süresinin ve yoğunluğunun artması, akciğerdeki asbest yükünü dolayısıyla da bundan kaynaklı hastalık riskini de artırıyor. Bu nedenle yüksek risk içeren durumlarda temasın süre ve yoğunluğunun sınırlandırılması şart. 25 Ocak 2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’, bunun nasıl yapılacağına dair düzenlemeler içeriyor:

  • Binaların bakım onarım ya da yıkımından önce, içeriğinde asbest olup olmadığının önceden tespit edilmesi.
  • Asbestli binalarda çalışacak olanların, koruyucu kıyafetler giymesi ve çalışma sürelerinin buna göre ayarlanması.
  • Asbest söküm uzmanları gözetiminde yıkılması.

Ne var ki deprem dolayısıyla bu yönetmelik uygulanamıyor ve enkazın kaldırılması sırasında ayrıştırılması gereken asbest, molozlara karışıyor.

Çadır kentlerin yanındaki alanlara boşaltılan molozlar, bölgedeki insanların sağlığı için risk teşkil ediyor. Asbest, akciğer kanseri riskini beş kat arttırıyor. Yol açtığı sağlık sorunları bununla sınırlı değil.

İSİG Meclisi, bölgedeki enkazın kaldırılması sırasında dikkat edilmesi gerekenleri sıralayarak uyarıyor:

  • Enkazın planlı biçimde kaldırılması, rastgele hafriyat dökülmesi engellenmesi.
  • Uygunsuz ve aşırı toz çıkmasına yol açacak biçimde yapılan enkaz kaldırma çalışmalarının engellenmesi.
  • Enkaz çalışmalarıyla eş zamanlı sulama yapılması.
  • Çalışmalara katılanların kullanması için “FFP2” veya “FFP3” tipi yüksek koruyucu maskelerin bölgeye ulaştırılması.

Yavaş’tan Ankara’ya uyarı: Afet düzeyinde yağış bekliyoruz

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bugün başkentte afet düzeyinde yağış beklendiği uyarısı yaptı.

Yavaş, paylaşımında belediyenin ilgili ekiplerinde görevli tüm personelin izinlerinin kaldırıldığını, tüm birimlerin teyakkuz halinde olduğunu kaydetti.

“Ekiplerimizin çalışma konumlarını https://youtube.com/live/1YEBTpnwoUc?feature=share… adresinden canlı yayında takip edebilirsiniz.” denilen açıklamada, beklenen kuvvetli yağış nedeniyle 1252 araç ve 3 bin 392 personelle teyakkuz halinde olduklarını bildirildi.

Özgür Özel: Hiçbir şey olmamış gibi davranmayacağız

Recep Tayyip Erdoğan‘ın kazandığı Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Meclis‘te açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Hiçbir şey olmamış gibi siyaset yapacağımızı kimse düşünmesin” dedi.

Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

‘Altay ve ben grup başkanvekilliğine talip değiliz’

“Seçim sonuçları değerlendirilecek. Bu parlamentodan Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı olacağı inancıyla ayrılmıştık ama seçim sonuçları bunu yansıtmadı. Cuma günü yemin törenini yapacağız. Cumartesi günü kapalı grup toplantısında bir araya gelecek, bir grup başkanı 3 grup başkanvekili seçeceğiz. Engin Özkoç milletvekili değil, Engin Altay ve ben grup başkanvekilliği görevine talip değilim. Sekiz arkadaşımız bu göreve talip oldu. Cumartesi seçimimizi yapacağız.

HÜDA-Par göndermesi

Hiçbir şey olmamış gibi siyaset yapacağımızı hiç kimse düşünmesin. 25,5 milyonun sorumluluğuyla hareket edeceğiz. Bu seçimde Meclis’e taşınan bazı isimler ve partiler üzerinden kadınların çok endişeli olduğunu biliyoruz. Kimse korkmasın. Hiçbir şey olmamış gibi davranmıyoruz. Üzerimize düşenin fazlasını yapacağız.

‘Yeni yol haritamızı belirleyip paylaşacağız’

“Sayın Genel Başkan bu süreci olması gerektiği gibi yönetti. Kılıçdaroğlu’na oy veren kimsenin kendisine kızgın olmadığını biliyoruz. Yaşananların hiçbirini mazeret olarak yöneltmiyoruz. Sayın genel başkanın cumhurbaşkanı adaylığı sürecinden sonra seçmenle kurduğu ilişki hepimizi gururlandırıyor. Sayın genel başkanın, MYK‘nin seçim değerlendirmesinin ardından yol haritasını belirleyip paylaşacağız.”

Ekoloji aktivistlerinden Pakistan’da ‘Yeryüzü Konferansı’ çağrısı

BM iklim zirvelerinin iklim krizine karşı çözüm oluşturmadığını düşünen iklim aktivistleri, Pakistan‘da 2023 Aralık ayı başında bir “Yeryüzü Sosyal Konferansı” düzenlenmesi için çağrı yayımladı.

Çağrıcılar arasında Türkiye’den Polen Ekoloji Kolektifi de bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres‘in geçen yıl (2022) Mısır‘da düzenlenen İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27. Taraflar Konferansı’nda (COP27) delegelere hitaben “Ayaklarımız hâlâ gaz pedalında, cehenneme giden bir otoyoldayız” sözlerine atıfta bulunan aktivistler, COP’u boykot çağrısını da yineledi.

Çağrı şöyle:

“Mesele kendimize karşı dürüst olup olmadığımızda düğümleniyor.

BM iklim zirveleri, saçmalığın sınırlarını zorlamaya devam eden bir şaka. 2020’de zirveyi tamamen iptal ettiler – çünkü acil bir durumda olduğumuzu söylediler. İklim adaleti hareketindeki pek çok kişi bu ironiyi sineye çekti ve yoluna devam etti. Ardından 2022’de zirveyi askeri bir diktatörlük altında düzenlediler. Yerel aktivistler, rejim tarafından işkence görmekle meşgul oldukları için “sivil toplum alanına” katılmadılar. Bu yıl zirve bir petrol devletinde, yarı anayasal bir monarşi altında ve bir petrol milyonerinin başkanlığında gerçekleşecek.

Ya bu yılki iklim zirvesi, bir su savunucusunu komaya sokan Macron’unki gibi ya da sadece sokakta yürüdükleri için insanları tutuklayan Sunak’ınki gibi neşeli bir demokraside olsaydı? Ya bu zirve tüm aktivistlerin kovuşturmaya uğramadığı bir ülkede gerçekleşseydi? Bu iklim krizi açısından neyi değiştirirdi? 28. İklim Zirvesi bize ne sunardı?

‘İklim gerçekçileriyiz’

Unutmayın: Gezegenin çöküşünü önlemek için şu anda yıllık %10 emisyon kesintisine ihtiyacımız var.

Dünyanın yarısı 28 yaşından küçük. Çoğumuz iklim krizinin ve iklim zirvelerinin içine doğduk. İklim zirveleri ile dünya emisyonlarının birbiriyle ilişkisiz olduğunu anlamak için çok fazla istatistik bilgisine ihtiyacımız yok.

Mesele sadece kendimize karşı dürüst olup olmadığımızda düğümleniyor.

Dünya, insanları ve gezegeni sömürmek üzere tasarlanmış kapitalist bir sistem altında kapitalistler tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla, onlarca yıllık BM “iklim” zirvelerine iklimin çöküşünün eşlik etmesi tesadüf değildir. Kendilerine karşı dürüstler ve son zamanlarda bize karşı da giderek daha dürüst olmaya başladılar. Perspektifleri, kendilerinin acil bir durumda olmadıkları ve sıradan insanların gidip başlarının çaresine bakmaları yönünde. Onların beklentisi bizim de buna rıza göstermemiz. Bu rızayı elde etmek için finansman, basın toplantıları, raporlar, kamuoyu açıklamaları – temelde gerçek siyasi eylem dışında her şeyi ayarlıyorlar. Bazıları “gerçekçi” olduklarını iddia edecek ve kendilerine atılan kırıntıları kabul edeceklerdir. Hükümet yetkilileri ve şirket CEO’ları gibi onlar da rahat uyuyacaklardır. Gerçekten de, 4.3ºC ısınma 4.4ºC ısınmadan daha iyidir, bu da 4.5ºC’den daha iyidir ve bu böyle devam eder.

Öte yandan biz iklim gerçekçileriyiz.

Biz cehenneme giden bir otoyoldayız, onların ayakları ise hala gaz pedalında.

‘Dubai’de kaybedecek tek saniyemiz bile yok’

Yazıldıkları mürekkepten daha az değere sahip olan kelimelerin müzakere edildiği bir sürece katılmayı reddediyoruz. Dubai’de kaybedecek tek bir saniyemiz bile yok.

Devam etmekte olan berbat gösteriye karşı uygulanabilir, iklim-gerçekçi, adalet odaklı bir alternatif inşa etmek bizim sorumluluğumuzdur. Herkesi ve her şeyi meta olarak ve birbirinden ayrı gören sistemlerini değiştirmeliyiz. Doğa ve insanlar arasındaki uyumu yeniden tesis edecek yeni bir sistem kurmamız şarttır.

Bu amaçla, 2023 Aralık ayı başında Pakistan’da bir Yeryüzü Sosyal Konferansı düzenlenmesi için çağrıda bulunuyoruz. Acil durum molasını vermek için ihtiyaç duyduğumuz kolektif gücü inşa etmek üzere bize katılın.”

İlk imzacılar şöyle:

  • Aasim Sajjad Akhatar (Fisherfolk Forum Pakistan; Pakistan)
  • Ahsan Kamal (ACJCE; Pakistan)
  • Alice Gato (Climáximo; Portugal)
  • Anabela Lemos (JA; Mozambique)
  • Anam Rathor (Climate Action Now; Pakistan)
  • Aunil Muntazir (Alliance for Urban Rights; Pakistan)
  • Bakshal Thallo (Save River Indus; Pakistan)
  • Fatima Shehzad (All Pakistan Alliance for Kachi Abadis; Pakistan)
  • Hardwork Mkwada (Zimbabwe Disaster Relief Agency – ZIDRA; Zimbabwe)
  • Irfan Ullah Afridi (Sustainability Week Pakistan; Pakistan)
  • Karim Dillhöfer (Letzte Generation; Germany)
  • Lissah Kanyezi (Zimbabwe Disaster Relief Agency – ZIDRA; Zimbabwe)
  • Melissa Kowara (XR Indonesia; Indonesia)
  • Minhaj ul Arifeen (Alliance for Urban Rights, EFO, Progressive Students Federation, Climate
  • Action Now; Pakistan)
  • Pervez Aly (FFF Pakistan; Pakistan)
  • Sinan Eden (Climáximo; Portugal)
  • Sumeyye Elis Yildizli (Polen Ekoloji; Turkey)
  • Tooba Syed (Women Democratic Front; Pakistan)

COP’u boykot çağrısını imzalamak ve iklim realist konferansını örgütlemeye katılmak isteyenler [email protected] adresinden grupla iletişime geçebilirler. 

 

Paris’te plastik zirvesi: Plastik kirliliği tüm dünya için ‘saatli bomba’

Dünyadan 175 ülkenin temsilcileri, plastiğin tüm yaşam döngüsünü kapsayan tarihi öneme sahip bir anlaşmayı imzalamak üzere Fransa’nın başkenti Paris’teki UNESCO genel merkezinde bir araya geldi.

Dün (29 Mayıs) başlayan ve beş gün sürmesi planlanan oturumların ikincisinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ulusları günümüzün “küreselleşmiş ve sürdürülemez” üretim modeline son vermeye çağırdı.

Emmanuel Macron, daha zengin ülkelerin daha fakir ülkelere plastik atık ihraç ettiği sisteme son verilmesi çağrısında bulunduğu bir video mesajında, “Plastik kirliliği bir saatli bomba ve aynı zamanda halihazırda günümüzün de felaketi” dedi.

Macron, müzakerelerin başlıca öncelikliğinin fosil yakıta dayalı plastik üretiminin azaltılması ve tek kullanımlık plastikler gibi çevreyi en çok kirleten ürünlerin “bir an önce” yasaklanması olması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Fotoğraf: Stephanie Lecocq / Reuters
‣ İnsan organlarında plastik, çöplerin deniz aşırı yolculuğu, sanayi kirliliği ve dahası…
İnsanlık ve doğa son derece kritik bir sorunla karşı karşıya

Ekoloji savunucularının beklentilerinin aksine, müzakerelere sivil toplum kuruluşları, plastik şirketlerinin temsilcileri ve lobiciler de katılıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, sosyal medya platformu Twitter üzerinde yaptığı paylaşımda “Plastik kirliliği, bir atık yönetimi mevzusundan çok daha fazlasıdır. Bu bir iklim mevzusudur. Bu bir doğa mevzusudur. Bu bir sağlık mevzusudur. İnsanları ve gezegeni korumak için plastik kirliliğinin üstesinden gelmek zorundayız” ifadelerini kullandı.

Ülkeler Şubat 2022’de, dünya çapında plastik kirliliğini sona erdirmek için yasal olarak bağlayıcı bir BM anlaşmasının gerekliliği konusunda prensipte anlaşarak, anlaşmayı en geç 2024’te ortaya koyma kararı aldı.

Ev sahibi ülke Fransa, müzakerelerin canlı bir şekilde başlaması için cumartesi günü 60 ülkenin katılımıyla bir bakanlar zirvesi düzenledi.

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, “Şimdi harekete geçmezsek 2050’de okyanuslarda balıktan fazla plastik olacak” diye belirtti.

Yıllık plastik üretiminin 20 yılda iki kattan fazla artarak 460 milyon tona ulaştığı ve 40 yıl içerisinde üç katına çıkacağının tahmin edildiği göz önüne alındığında, insanların ve doğanın son derece kritik bir durumla karşı karşıya olduğu görülüyor.

‣ ‘Balinalar her gün milyonlarca mikroplastik yutuyor’

Yeni düzenlemeler hedefleniyor

Bir veya birkaç kullanımdan sonra atılan ve çöpe dönüşen plastikler, plastiklerin üçte ikisini oluşturuyor. Bunların beşte birinden fazlası yasadışı olarak bertaraf ediliyor ve yakılıyor ve yalnızca yüzden 10’dan azı geri dönüştürülüyor.

Görüşmeler sırasında tartışılacak politika eylemleri arasında tek kullanımlık plastik ürünlerin küresel olarak yasaklanması, “kirleten öder” planları ve yeni plastik üretiminin vergilendirilmesi yer alıyor.

Çevre grupları, küresel plastik kirliliğinin nihayet ele alınıyor olmasından memnun olsa da, anlaşmanın genel plastik üretimini azaltma hedefleri içermeyebileceğinden endişe duyuyor.