Ana Sayfa Blog Sayfa 4529

Avrupa’da grevler: Kim, neyi, neden protesto ediyor?

İtalya, İspanya, Almanya, Fransa ve Yunanistan’da insanlar genel grev çağrısına yanıt verdi. Kemer sıkma paketlerini prostesto etmek için alanlara  indi.

Peki bu ülkelerde kim, neyi ve neden protesto ediyor. Ülke ülke sorunun temeline doğru bir göz atalım.

İtalya:

İtalya’da CGIL sendikasının öncülüğünde 4 saatlik bir genel grev yapıldı. Protesto gösterilerinin hedefinde Mario Monti hükümetinin, gün geçtikçe artan işsiz sayısının olduğu bir zamanda, işten çıkarmaları kolaylaştıran yeni işgücü reform paketi, bütçe kesintileri ve zaten durgun olan piyasaları derinden etkileyecek olan vergi arttırımları vardı. Sokaklara dökülen öğrenciler de, eğitim bütçelerindeki kesintiyi ve önüne geçilemeyen işsizliği protesto etti. Yeni mezun olan öğrencilere “seçici olmayın” çağrısı yapan çalışma bakanı Elsa Fornero’ya öğrenciler şu pankartla cevap verdiler: “Seçici olmak mı? Mücadeleyi seçin!”  (“Stay Choosy? Choose to fight,”)

İspanya:

İspanya’da sendikalar bu yıl ikinci defa genel greve giderek, kendi deyimleriyle, boğucu bir ekonomik durum içerisinde artan işsizliği, zenginler hariç herkesin canını yakan bütçe kesintilerini protesto ettiler. Eylemciler, geçtiğimiz seçimlerde verdikleri sözü tutmayan muhafazakar Halk Partisi’ni, krizi kullanarak kamu hizmetlerini dağıtmak, özelleştirmelerin hızını arttırmak ve  işçi haklarının altını oymak ile suçluyor. Comisiones Obreras Sendikası lideri Fernández Toxo, “Hükümet uygulamalarını Brüksel’den gelen talimat ve Şansölye Merkel tarafından empoze edilen yol haritası üzerinden gerçekleştiriyor” diyor. Bir Kuzey Pamplona kasabasında memurluk yapmakta olan Fatima Frutos ise, “Bugün grevdeyim çünkü yeni işgücü refomları işsizliğe gidişi hızlandıracaktır” diyor ve ekliyor, “İspanya’nın refah devleti en ucuz fiyat üzerinden tasfiye ediliyor.”

Almanya:

Almanya’da insanların özellikle şikayet edecekleri ortak bir problem olmasa da, krizin yarattığı sosyal eşitsizlik kaygılara neden oluyor. Almanya Sendikalar konfederasyonu (DGB)ülke genelinde binlerce insanı harekete geçirerek  Güney Avrupa’daki işçiler ile dayanışma mesajları verdiler.  “Avrupa’nın toplumsal bölünmesine karşıyız” pankartı altında İspanya, Yunanistan ve Portekiz’deki işçilerin sorumlu olmadıkları bir krizin faturasını ödedikleri açıklandı. Brandenburg Kapısı önünde toplanan işçilere seslenen DGB lideri Doro Zinke, Alman işçilerin öfkesinin büyüdüğünü belirterek; “AB sadace ekonomiye odaklanmış durumda, ancak ekonomi durumun yalnızca bir yüzü. Meselenin sosyal gerçeğine de, kendisine iş sahası arayan gençlerin bu umudunu yeşertecek çözümlere de ihtiyacımız var. Ücretlerdeki bu ani ve yüksek düşüşün önüne geçmek zorundayız” diye konuştu.

Fransa:

Ülkenin 5 büyük sendikasının ülke genelinde organize ettiği 100 kadar gösteride, Yunanistan, İspanya ve Portekiz işçilerinin üzerinde uygulanmak istenen “Şok Tedavisi”  protesto edildi. Fransa’da 17 aydır artmakta olan işsizlik ise bir başka korkunun nedenini oluşturuyor.

Yunanistan:

İnsanların alım gücünde %35’lik oranlarda azalmalar görülen Yunanistan’da, insanlar daha önceden kazanılmış olan hakların ellerinden alınmaması için meydanlardaydı. 2015’e kadar 150,000 kamu çalışanın işine son verileceği ülkede işten çıkarmaların ilk dalgası Aralık ayında başlayacak. Çarşamba günü ellerinde siyah bayraklarla yürüyen içişçileri bakanlığı işçileri sendikası başkanı Nikos Alexopoulos “100 yıldır Yunanistan’da kamu sektöründe işten çıkarılan işçiler olmamıştı” diyerek yaşanan durumu gözler önüne seriyor; “İnsanların hayatta kalmaya çalıştıkları bir dönemde, bakanlığımızda çalışan 600 çalışanın 150 kadarını kovmak istiyorlar”. Ayrıca Yunanlılar, çalışanların ve emeklilerin aylardır ödenmeyen maaşlarını, devasa özelleştirme hareketlerinin önüne geçilmesini talep ediyorlar

(Yeşil Gazete, The Guardian)

 

Açlık grevinde 65. gün. Leyla Zana da açlık grevinde

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana, açlık grevlerinin 64. gününde konuya Meclis’in dikkatini çekmek amacıyla Meclis’te bulunan odasında süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladı.

Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, Zana’nın Meclis’e mesaj vermek amacıyla açlık grevini Meclis’te bulunan odasında sürdüreceğini söyledi.

Yüksekova Haber’in Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) dayandırdığı habere göre, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinin bazılarının 64. gününe giren açlık grevlerinde ortaya konan taleplere destek vermek amacıyla katıldıkları açlık grevi eylemine Leyla Zana da katıldı.

Zana, ilk olarak odasında, BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, BDP Urfa Milletvekili İbrahim Binici ve Ahmet Türk ile biraraya geldi.

Zana’nın açlık grevine ilişkin açıklama yapan DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, Zana’nın bugün (Çarşamba) itibariyle açlık grevine başladığını söyledi. Türk, Zana’nın süreci tıkamak amacıyla açlık grevine başlamadığını belirterek, “Tam tersine sürecin kolaylaşması, diyalog ortamının oluşturulması için bugün açlık grevine gitme kararı almıştır. Sayın Zana, Meclis’e, topluma mesaj vermek için TBMM’deki odasında açlık grevini başlatma kararı aldı. Bizler de arkadaşımızın aldığı bu kararı saygıyla karşılıyoruz” dedi.

Zana’nın açlık grevinin süresiz-dönüşümsüz olduğunun altını çizen Türk, “Sağlığı iyi değil, bu nedenle girmemesini istedik, ısrar da ettik; ama kendisi kararlı, o iradeye de saygılıyız” dedi.

Türk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tahrik edici üslubunun gün geçtikçe çözüm yönündeki umutları azalttığını belirtti ve sözlerine şöyle devam etti:

“Bizlerin rejime ihtiyacı yok, nefsimizi düzeltmeye de ihtiyacımız yok, yıllarca verdiğimiz mücadeleyle kendimizi ispat etmişiz. Bedel ödemekten de çekinmemişiz. Sorunları çözmesi gereken Başbakan böyle konuşmamalıdır.

“Bu ülkede tecrit kaldırılmadan, diyalog ortamı oluşturulmadan, sorunlar diyalogla tartışılmadan bu kör savaşı, bu şiddeti, barışı sağlama ihtimali yok. Bizim taleplerimiz haklı talepler. Başbakan’ın ‘taviz vermeyiz’ mantığı, tamamen yanlıştır. Onun görevi sorunları çözmektir, yurttaşı, halkı ve taleplerini esas alan yaklaşımı göstermektir.

(BianetYeşil Gazete, Yüksekova Haber)

 

Dünyanın en militarist ülkesi İsrail’in Gazze operasyonu devam ediyor

Çarşamba günü başlayan hava saldırısında İsrail'in attığı bir roket Gazze'nin güneyindeki bir mahalleye düşüyor

Dünyanın en militarist ülkesi bayrağını elinden bırakmayan İsrail’in Filistine yönelik saldırıları devam ediyor. Çarşamba günü İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırısında Hamas komutanlarından Ahmed el Cebari öldürüldü. Ahmed el Cebari, Hamas’ın askeri kanadı İzzettin El Kassam Tugayları’nın komutanlığını yapıyordu. Saldırıda Cebari’nin yanı sıra oğlunun da aralarında olduğu 6 Filistinli daha hayatını kaybetti.

İsrail ordu sözcüsü Yarbay Avital Leiboviç “Saldırı, geniş çaplı operasyonun başlangıcı” derken, Hamas’ın askeri kanadı İzzettin Kassam Tugayları’ndan tarafından, “İsrail bu saldırıyla cehennem kapısını araladı” açıklaması yapıldı .

Akşam saatlerinde de, israil Donanması’na ait hücum botların, Gazze sahillerinin birçok farklı bölgesini belli aralıklarla yoğun top atışına tuttuğu bildirildi.

2008–2009 kışı arasında başlayıp 3 ay süren,  1000’e yakın sivil Filistinli’nin ölmesine neden olan yeni bir Dökme Kurşun Operasyonu’nun başlamasından endişe ediliyor.

İsrail, Dünyanın En Militarist Ülkesi

Gazze’ye yönelik saldırıları devam İsrail’in, Bonn Uluslararası Dönüşüm Merkezi’nin (BOCC) Çarşamba günü yayımlanan küresel militarizm endeksinde son 20 yıl olduğu gibi bir kez daha dünyanın en militarize ülkesi olduğu tescillendi.

İsrail’in en büyük hasımı konumundaki İran ise sıralamada, tahminlerin aksinde listenin 34. Sırasından yer alıyor. Yemen(37) ve Katar(43)’ın dışında diğer ortadoğu ülkelerinin de, İran’ın önünde önünde yeraldığı araştırmayı destekleyen Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı.

Singapur’un 2. sırada yeraldığı listede, İlk altı ülke, Suriye, Rusya, Ürdün ve Kıbrıs olarak sıralanıyor. Liste ülkelerin askeri harcamalarının ve sağlık harcamalarının gayri safi yurt içi hasılalarına oranlarının birbiriyle karşılaştırılması ile oluşturulmuş.

Listede ilk on sırayı meydana getiren 6 ülke, İsrail (1), Suriye (4), Ürdün (5), Kuveyt(7), Bahreyn (9) ve Suudi Arabistan (10) Ortadoğu’dan. Listeye 8 numaradan giriş yapan Azerbaycan ise indekse Kafkaslardan katılıyor.

24. sırada yer alan Türkiye ise, komşuları Bulgaristan(25)’ın önünde, Yunanistan(14 )’ın ise, 10 sıra arkasında yer alıyor.

Sağlık ve askeri harcamalar ile GSYİH’na ek olarak, ülkelerin askeri ve paramiliter elemanlarının sayısı,  fizikçilerin  ve ağır silahların genel nüfus üzerine oranı gibi değişkenler endeksi meydana getiren diğer etmenler.

Filistin ve Suriye topraklarını 45 yıldır işgali altında tutan İsrail neredeyse son 20 yıldır listenin en tepesinde yer alıyor.

(Yeşil Gazete, Inter Press Service)

 

Kürtaj Yasak! Farkında mısınız ? – Zozan Özgökçe

Van’da bir kadın istenmeyen bir gebelik yaşıyorsa, ciddi hastalıklar yaşıyor olsa da, 12 çocuğu olsa da, çocuklarının bir kısmı engelli olsa da doğurmak zorunda. Hele bir de kürtaj yaptıracak parası yoksa mecburen doğurmak zorunda. Bugün bu durumda bir kadının kürtaj olamama korkusu ile gözyaşı döktüğüne ve aynı şekilde yanında olan 2 kızının ‘tüm sorunlarımızın üstüne bu sorunun eklenmesi psikolojimi bozdu’ demesine tanık oldum.

Tabii tanık olduğum başka bir durum ise kürtaj yapma yetkisi bulunan Jinekologların bu yetkilerini kullanmamaları idi. Kadın böbrek ve tansiyon hastası. Kimlikte 44 yaşında ama daha büyük olduğunu söyleyen kadın hamile olduğunu böbrekleri için doktora gittiğinde öğreniyor. Büyük bir şok yaşıyor. Bu çocuğun doğması demek 15 nüfuslu evlerinde ağır bir yük daha demek oluyor. Kadının kocası çalışmıyor. O da hasta. Ayakları tutmuyor. Kadın 14 kişi ile bir konteynırda yaşıyor ve evin tüm yükü üzerinde. Sadece bir kızı asgari ücret karşılığı çalışıyor.

Muayene olduğu doktor kendisine böbreklerindeki rahatsızlık sebebi ile hamileliğinin sorunlu olacağını söylüyor ama Jinekologlar kadına ‘git özelde aldırabiliyorsan aldır ama hastanemiz kürtaj yapmıyor’ diyorlar. Kadınla Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine gidiyorum. Doktora “hangi yasal dayanağa göre kürtaj yapmıyorsunuz?” diye soruyorum. Cevap: ‘Yasa falan yok, yapmıyoruz’ oluyor. NOKTA…

YYÜ Eğitim ve Araştırma hastanesine gidiyoruz. Doktordan aldığımız yanıt ‘Kürtaj yapmıyoruz, DOWN sendromlu bile olsa çocuk almıyoruz artık.’ NOKTA…

Başka doktorlarla konuşuyoruz. ‘Bu vicdan meselesi, doktora kürtaj yap denilemez’ diyor.

Peki bu vicdan sahibi doktorların bu kadının doğum yaparken ölmesi durumunda 12 çocuğunun annesiz kalması karşısında vicdanları ne olacak?

Peki bu vicdan sahibi doktorların, bu kentin yoksul sokaklarında çalışan çocuklar karşısında vicdanları ne olacak?

Peki bu vicdan sahibi doktorların, bir deri kemik olmuş çocuklar karşısında vicdanları ne olacak?

Peki bu vicdan sahibi doktorlar, madem Jinokoloji branşını seçmişler ve vicdanlarını AKP hükümeti ile fark etmişler, daha önce kürtaj yaparken vicdanları neredeymiş? Başbakanlarına biat etmek için mi vicdanlarını hatırlamışlar?

Peki bu vicdan sahibi doktorlar, yasalara ve tıbbi bilgilerine göre mi hareket ediyorlar yoksa fetvalara göre mi?

Peki bu vicdan sahibi Jinekologlar, kadının en doğal hakkı olan kürtajı yapmayı bilmelerine rağmen ‘yapmama tercihim var’ diyerek kadınları zor bir yaşama sürüklemelerini nasıl açıklıyorlar?

Şunu da merak ediyorum, kürtaj yapmayan jinekologlar neden bu dalı seçmişler?

Kasap, kabzımal falan olsalarmış keşke…

Zozan Özgökçe – www.demokrathaber.net

 

Google: “İçerik kaldırma talebinde Türkiye ilk sırada”

Google’ın altı ayda bir yayınlanan Şeffaflık Raporuna göre,  devletlerin Google’dan istediği kullanıcı bilgileri ve içerik kaldırma taleplerinde artış olduğu açıklandı. 2012 yılının Ocak ve Haziran ayları içerisinde bir çok devlet kurumu ve mahkemeden Google’a 21 bin ayrı bilgi talebinde bulunuldu.

En fazla kullanıcı bilgisi talebinde bulunan ülke sıralamasında, 7969 başvuru ile ABD birinci sırada yer aldı. ABD’yi 2319 taleple Hindistan, 1566 taleple Brezilya, 1546 taleple Fransa, 1533 taleple Almanya ve 1425 taleple İngiltere takip etti. 112 kullanıcı bilgisi ile listede orta sıralarda bulunan Türkiye’nin taleplerinden hiçbiri Google tarafından olumlu bulunmadı.

İçerik kaldırılması talebinde ise, birinci ülke 501 başvuru ile Türkiye oldu. Google’ın internet sitesinde yer alan açıklamada, Türkiye’den gelen içerik kaldırma taleplerinin sayısının, bir önceki raporlama dönemine göre %1.013 oranında arttığı belirtiliyor.

Türkiye’den gelen  içerik kaldırılması isteğine gerekçe olarak da, çoğunlukla, 5816 sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanunun ihlalinin gösterildiği söyleniyor.

Türkiye’ye dair verilen detaylar şu şekilde;

Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumunun Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından 426 YouTube videosu, Blogger blogu, bir Google dokümanı ve bir arama sonucunun Atatürk’ü, devleti veya ulusal kimlik ve değerleri eleştirdiği iddiasıyla kaldırılması için 148 istek aldık. Türk kullanıcılarının YouTube videolarının %63’üne erişimi kısıtladık. Web Arama ve Blogger bloglarını kaldırma isteklerini veya tek bir Google dokümanını kaldırmaya yönelik bir isteği uygun bulmayarak içeriği kaldırmadık.

Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumunun Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından, azınlıkların bağımsızlığını tartıştığı ve siyasetçilerin özel hayatları hakkında bilgi ifşa ettiği gerekçesiyle blogların kaldırılması için istekler aldık. Bu istekleri uygun bulmayarak içeriği kaldırmadık.

Bir kişi adına yerel bir kolluk kuvveti biriminden söz konusu kişiyle ilgili olduğu gerekçesiyle 242 YouTube videosunun kaldırılması için istek aldık. Bu isteği uygun bulmayarak içeriği kaldırmadık.

(Yeşil Gazete)

 

İHD’lilere gözaltı

Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi önünde 64. gününe giren açlık grevleri ile ilgili basın açıklaması yapmak isteyen İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticileri gözaltına alındı.

İHD’den yapılan yazılı açıklamada, İHD Genel Başkan Yardımcı Rıza Dalkılıç, İHD İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Efe ve İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri Sevim Kalman, Neriman Deniz, Ali Koçyiğit ve Osman Özkan’ın Başbakanlık Çalışma Ofisi’nin önüne doğru ilerlerken kolluk kuvvetleri tarafından zor kullanılarak gözaltına alındığı duyuruldu.

Bianet’in aktardığı üzere, İHD Diyarbakır Şubesi’nden de, açlık grevi eylemlerinde kritik eşiğe gelinmesi nedeniyle Uluslararası Af Örgütü’ne bir kez daha Acil Eylem Çağrısı yapıldı.

Uluslarası Af Örgütü geçtiğimiz geçtiğimiz Cuma günü “Açlık grevindeki mahkumların tıbbi bakıma erişimi engelleniyor” adlı acil durum çağrısında yaşanan hak ihlallerini hatırlatmıştı.

UAÖ’nün websitesinde yayınlanan metninin sonunda, yetkililere, açlık grevlerinin barışçıl bir protesto şekli olduğu ve mahkumların ifade özgürlüğü hakkına saygı duyma yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatılarak, açlık grevindeki mahkumların nitelikli sağlık görevlilerine, tıbbi değerlendirmeye ve gerekli vitaminlere erişiminin sağlanması için herkesin Adalet Bakanlığı’na gönderilecek bir mektup ile yapılan çağrıya katılması istenmişti.

İnternet üzerinde başlatılan imza kampanyası da devam ediyor:

(Bianet, Yeşil Gazete)

 

AB’den hava taşımacılığı kaynaklı emisyonlarda geri adım

Avrupa Birliği havalimanlarına inen veya bu havalimanlarından kalkan uçaklar için havayollarının karbon emisyonu bedeli ödemesine ilişkin düzenlemede AB’den geri adım geldi. 1 Ocak 2012’de yürürlüğe giren düzenleme altında havayolu şirketleri, AB Emisyon Ticareti Sistemi’ne (ETS) dahil ediliyor ve “kirletme izni” satın almak durumunda bırakılıyordu.

Ancak, ABD, Çin ve Hindistan’ın başını çektiği bir grup ülke, düzenlemenin pratikte AB’nin başka ülkelerin topraklarında vergilendirme yapması anlamına geldiğini savunarak düzenlemeye karşı çıkıyordu. Hatta, ilgili düzenlemenin Dünya Ticaret Örgütü kapsamında dava konusu olması bile gündeme gelmişti.

Bu tepkiler üzerine Avrupa Komisyonu, düzenlemenin AB dışına uçuşlara ve AB dışından gelen uçuşlara uygulanmasının bir yıl ertelenmesine karar verdi. Bu bir yıl içinde, havacılık kaynaklı sera gazı emisyonlarına Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) çatısı altında çözüm bulunması beklenecek.

Çevre örgütleri ise AB’nin geri adım attığını; ancak, artık ICAO’nun bu konuda adım atmaması için bahanesi kalmadığını ifade ediyorlar. WWF’den Jason Anderson AB’nin bir yıllık moratoryumunun ICAO için bir fırsat olduğunu dile getirirken, Greenpeace’den yapılan açıklamada AB’nin uygulamayı bir yıl dondurma kararı orantısız olarak nitelendi ve ICAO’nun harekete geçeceğinin garantisi olmadığı ifade edildi.

Öte yandan, ETS dahilindeki sektörler için belirlenen toplam sera gazı emisyon kotaları gerçekte kullanılandan çok yüksek olduğu için havayolu şirketlerine yansıyan ek maliyet en fazla 1-2 avro seviyesinde gerçekleşiyor. Buna rağmen, bir çok havayolu şirketi bilet fiyatlarını bu oranın üzerinde artırarak aslında bu durumdan kazanç sağlıyor.

(Yeşil Gazete, The Guardian, EuObserver, Financial Times, Reuters)

 

Keçiören Belediyesi’nin engelli cinayeti

Ankara’da akülü aracıyla evine dönen cam kemik hastası Nevzat Özyavuzer engeli nedeiyle yüksek kaldırıma çıkamadı. Çöp kamyonu şoförünün karanlıkta akülü aracını göremeyip çarpması sonucu Özyavuzer yaşamını yitirdi.

Ankara, Keçiören’de ikamet eden 28 yaşındaki Nevzat Özyavuzer  önceki akşam arkadaşlarından ayrıldıktan sonra, akülü aracıyla, General Dr. Tevfik Sağlam Caddesi üzerinden evine dönmeye çalıştı.

Özel akülü aracıyla yüksek olan kaldırıma çıkamayan Özyavuzer, yol kenarındaki araçların yanlış şekilde park etmeleri yüzünden kaldırımdan değilde yoldan  gitmek zorunda kaldı. Bu sırada, Ramazan E.’nin kullandığı Keçiören Belediyesi’ne ait çöp kamyonu, Özyavuzer’e çarptı. Özyavuzer olay yerinde hayatını kaybederken, çöp kamyonu sürücüsü Ramazan E. de gözaltına alındı.

CAM KEMİK HASTASI

Annesi ve babasını kaybeden Özyavuzer’in, ablası Selma Uyanık ile birlikte yaşadığı öğrenildi. Özyavuzer’in, 6 aylıkken halk arasında “Cam kemik hastalığı” olarak bilinen kemiklerde kolay ve sık kırılma hastalığına yakalandığı belirtiliyor. Nevzat Özyavuzer’in kullandığı özel akülü aracın 4 yıl önce işadamınca kendisine hediye edildiği öğrenildi.

GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜM

Kardeşinin ölümüyle yıkılan abla Selma Uyanık, “O benim göz bebeğimdi. Elimde büyüdü, canı yanmasın, bir tarafı kırılmasın diye el bebek gül bebek baktım ona” diye gözyaşı döktü. Kardeşinin göz göre göre öldüğünü söyleyen abla Uyanık, “Engelli yolu olsaydı ölmeyecekti. Kardeşim kaldırıma çıkabilseydi, kaldırımda akülü aracını kullanabilseydi bu kaza olmayacaktı. Sorumlulardan bunun hesabını soracağım. Keçiören Belediyesi’nden de şikâyetçi olacağım, hukuki bütün haklarımı sonuna kadar kullanacağım.” diye isyan etti.

Özyavuzer’in diğer ablası Semra Yıldırım ise kardeşinin akülü aracı aldığında çok sevindiğini belirterek, “Dünyalar onun olmuştu. Artık kimseye ihtiyaç duymadan rahat rahat geziyordu. Çok sevdiği akülü aracı ölümü oldu” diyerek gözyaşı döktü.

Yasa ne diyor

7 TEMMUZ 2005 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5378 Sayılı Özürlüler Yasası, “Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmi yapılar, tüm yollar, kaldırımlar, yaya geçitleri, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile umuma açık her türlü özel yapılar özürlülerin erişebileceği uygun duruma getirilmesini; büyükşehir belediyeleri ve belediyeler, şehir içi hizmetleri ile toplu taşım araçlarını özürlülerin erişebilirliğine hazırhale getirilmesini” öngörüyor.

(Hürriyet)

 

İklim değişikliği aya, gelişmiş ülkeler yaya

Ekonomik kriz ve kemer sıkma önlemleri ile boğuşan Avrupa Birliği’nde politika yapma süreci darbe üzerine darbe alıyor. Haftalardır süren bütçe tartışmalarının çıkmaza girmesinin yankıları sürüyor.

26 Kasım – 7 Aralık tarihleri arasında Katar’ın başkenti Doha’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 18. Taraflar Konferansı öncesinde, iklim değişikliğinden etkilenen gelişmekte olan ülkelere yapılacak iklim değişikliği uyum yardımı da bütçe görüşmelerinin karaya oturmasından nasibini aldı.

AB üye devletlerinin maliye bakanları bütçe görüşmelerinde gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyumuna yapılacak yardıma ilişkin açık taahhütler vermekten kaçındı. Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerin mali yardım alabilmesi için iklim değişikliği konusunda “ölçülebilir, raporlanabilir ve doğrulanabilir” adımlar atması gerektiği vurgulandı.

Küresel adil kalkınma kuruluşu Oxfam’ın AB ekonomik adalet politikası danışmanı Lies Craeynest konuya ilişkin yaptığı açıklamada durumu “Maliye bakanları, gelişmekte olan ülkelerin yardım alabilmesi için gerekli koşulları belirlediler ama bu koşulların yerine getirilmesinin karşılığında ne elde edileceğini belirlemeyi unuttular” şeklinde özetledi.

AB 2010-2012 dönemi için gelişmekte olan ülkelere toplam 7.2 milyar avro iklim değişikliği uyum yardımı yapacak. Ancak, 2012’den sonra yapılacak yardım konusu belirsizliğini koruyor. En Az Gelişmiş Ülkeler grubu Başkanı Pa Ousman Jarju, AB’nin içinde olduğu sıkıntılı durumu anladıklarını; ancak, Doha’da 2012 sonrası için bir şeyler olması gerektiğine dikkat çekti.

(Yeşil Gazete, EuObserver, Reuters)

 

Türkiye’de bir ilk: Trans S.K.’ye koruma kararı

Habertürk’ten Mert Neşet MUSLU’nun haberine göre toplam 4 bin 650 kadının şiddet gördüğü gerekçesiyle devletten koruma talebinde bulunduğu İzmir’de, bir ilk yaşandı. Buca’da oturan trans S.K., arkadaşlık teklifini kabul etmediği için kendisine saldıran ve tehdit eden E.G.’ye karşı devletten koruma talebinde bulundu. Devlet, S.K.’ya 2 ay süreyle koruma verdi.

 

İzmir’de, 29 yaşındaki S.K., yaklaşık 1 yıl önce Alsancak’ta arkadaşlarıyla gittiği bir mekânda E.G. isimli kişiyle tanıştı. E.G.’nin arkadaşlık teklifini kabul etmeyen S.K.’nin hayatı bir anda kâbusa döndü. Hemen hemen her gün E.G.’nin “Seni burada barındırmam”, “Bacaklarını kırarım”, “Seni yaşatmam” gibi sözlü saldırılarıyla karşılaşan S.K., dışarı çıkamaz duruma geldi. Sözlü tacizler, yol kesme ve fiziki saldırı durumuna gelince S.K., çareyi İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı‘na başvurmakta buldu. S.K., E.G. hakkında suç duyurusunda bulunarak koruma talep etti. Koruma talebine olumlu yaklaşan Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı Aile Mahkemesi’ne sevk etti. Dosyayı inceleyen Aile Mahkemesi, talebi kabul ederek 20Mart 2012 tarihinde S.K.’yı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” kapsamında verilen tedbir kararı ile 2 ay süreyle koruma altına aldı.

Böylece Türkiye’de ilk kez bir trans kadın devlet tarafından koruma altına alınmış oldu.

S.K.’nın kendisine şiddet uygulayan kişi hakkında davacı olduğu ve davanın da hâlâ devam ettiği öğrenildi. Türkiye’de kendisi gibi birçok kişinin aynı zorlukları yaşadığını söyleyen S.K., “Koruma kararının çıkmasının ardından bu kişinin bana karşı müdahaleleri de son buldu. Bu karar bu açıdan büyük önem taşıyor. Benim mücadelem aynı kaderi paylaştığım arkadaşlarım için de örnek olacaktır. Selçuk Üniversitesi’nde okurken kimlik probleminden dolayı okulumu yarıda bıraktım. Şu an çalışmıyorum. Açıkçası, koruma talebinde bulunurken böyle bir kararı beklemiyordum” dedi. S.K., sözlerine şöyle devam etti: “Haklarımızı sonuna kadar aramamız gerektiğini bir kez daha anladım. Hukuka güvendim ve bu güvenim boşa çıkmadı. Tabii ki bu karar önemli bir adımdır. Ancak isteklerimizin tam anlamıyla karşılandığı anlamına gelmez. Ben LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) olmayan bireylerin sahip olduğu hakların bize de verilmesini istiyorum.”

Trans kimliğinin ailesiyle ilişkisini olumsuz etkilemediğini de anlatan S.K., ailesine ilişkin şöyle konuştu: “Biz 7 kardeşiz. 5 ağabeyim ve 1 de ablam var. Ben ailenin en küçüğüyüm. Ailem ve kardeşlerimle de görüşüyorum. En son Kurban Bayramı’nda beni aradılar. Annem ve babam hâlâ Denizli’de yaşıyor. O açıdan çok bir sorun olduğunu söyleyemem. Şu an için burada mutluyum.

Ayrımcılığa maruz kalan LGBT’lere hukuki destek de veren Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin avukatı Kerem Dikmen, E.G.’ye açtıkları davanın halen devam ettiğini söyledi. Avukat Dikmen, “Bu kararın çıkması tabii ki olumlu. E.G. başka bir suçtan cezaevinde. Biz bu zanlının ceza alması için elimizden geleni yapacağız” dedi.

Koruma kararının ardından S.K., güvenini boşa çıkartmayan hukuki uygulamadan memnuniyetini dile getirdi.

(Kaos GL)