Ana Sayfa Blog Sayfa 4530

Arılı Vadisi SİT alanı olarak tescillendi

Danıştay Ondördüncü Dairesi, HES şirketlerinin tlebi ile Rize İdare Mahkemesinin verdiği daha önce verdiği “Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca Rize’nin Fındıklı ilçesi Arılı Vadisi’nin sit alanı ilan edilmesi kararının yürütmesini durdurma kararı”nı iptal etti. Bölge halkının başvurusu sonucu alınan bu sın karar ile Arılı Vadisi’nin SİT alanı olması durumu tescillendi.

Fındıklı’da, bazı yöre sakinlerinin Arılı Vadisi’nin doğal sit alanı olarak tescil edilmesi için Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna yaptığı başvuru sonucunda vadi, 18 Şubat 2010 tarihinde 1. ve 3. derece doğal sit alanı olarak tescil edilmişti. Vadide hidroelektrik santrali (HES) yapmak isteyen şirketler, kararın kaldırılması için Rize İdare Mahkemesine dava açmışlardı. Dava sonucunda 6 Aralık 2011 tarihinde mahkeme, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca Arılı Vadisi’nin sit alanı ilan edilmesi kararını iptal etti.

Bunun üzerine Fındıklı Derelerini Koruma Platformu üyeleri, Rize İdare Mahkemesinin verdiği iptal kararının iptali için Danıştay Ondördüncü Dairesi başvurdu. Danıştay Ondördüncü Dairesi de vadinin sit alanı kararını iptal eden Rize İdare Mahkemesinin, iptal kararının yürütmesini durdurdu.

Böylece Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun verdiği karar doğrultusunda, Arılı Vadisi’nin sit alanı olma özelliği korunmuş oldu.

Fındıklı Dereleri Koruma Platformu Sözcüsü Hüseyin Acar, gazetecilere yaptığı açıklamada, Arılı Vadisinde HES yapmak isteyen şirketler, vadinin SİT alanından çıkarılması veya alanının daraltılarak Çatak HES bölgesinin SİT alanı dışına alınması amacıyla Rize İdare mahkemesine dava açtıklarını ifade ederek, “SİT’in bozulmasını istemelerine rağmen bu kararı Danıştaya taşımamız sonucu bilim adamları raporları ve hukukçuların duyarlılığıyla 10 Temmuz 2012 tarihinde SİT ‘ten çıkarılma talepleri oybirliğiyle reddedilmiştir.”dedi

Halkın tekrar kazanmış olduğunu ve Arlı vadisinin SİT alanı olarak kalmış olduğunu kaydeden Acar, şunları aktardı:

“Önce enerji gerekiyor, ihtiyaç var, size hizmet edeceğiz dediler. Sonra ihtiyaç olmadığını, yurt dışına bile enerji verdiğimizi, alternatiflerin ve tasarruf tedbirleri uygulanmaları, iletim hatları, baraj kapasiteleri, kayıp kaçaklarla kat kat daha fazla enerji üretebileceğini kabul etmek zorunda kaldılar. Daha sonra bitki, böcek, orman, yayla , maden , yol bahaneleri ile vadilerimize saldırdılar. Yine bu halkı kandıramadılar. Şimdi ise yayla yolları projeleri ile su ve maden kaynaklarına ulaşmanın yollarını arıyorlar. Ayni zamanda akarsuların kullanım hakkını ellerine geçiren şirketler bu sefer dere ıslah çalışmaları yoluyla dereleri işgal etmeye başladılar. Beş metrelik duvarlarla suyu hapsetmeye çalıştılar. Taşkınları önleme bahanesi ile 500 yıllık projelerle karşımıza çıktılar. Bütün derelerin her iki tarafına duvarlarla suları kontrol altına almak istediler.”

Yüzyıllardır vadilerden akan bu derelerden hiçbir zarar görmememize karşın gece gündüz demeden ve hiçbir denetim yapılmadan dayatılıp yapılan duvarlar beş yüz sene değil ilk yağmurda yerle bir olduğunu iddia eden Acar, “Dere yatağının daraltılması sonucu duvarları aşan sular ilçemize daha fazla zarara uğratmıştır. Yaptığımız hukuki mücadeleler sonucu DSİ müdür ve yardımcıları başka taraflara gönderilmişlerdir. Yetkililerin bu yanlışlıkları ile hem halk, hem de devlet büyük zarara uğratılmıştır. Bu zarar ve ziyanların yetkililer tarafından ödenmesi gerekiyor. Bir yandan vadileri imara açarlarken bir yandan da koruma diye dalga geçiliyor. Sonunda kazanan ise ne devlet, ne halk kazanan şirketler olmaktadır.Tünellere veya duvarlara alınarak işgal edilen sulardan ne ekosistem , ne canlılar ne de halk yararlanamamaktadır. Sucul yaşam yok edilmektedir. Dünyanın korunması gereken 200. Bölgesi olması, bozulmamış bir eko sistemin olması, tarihi ve kültürü ile bir turizm bölgesi olması, ürettiği organik çay, fındık, kivi ve likapasıyla, organik arıcılık ve balıkçılığıyla dünyaya adını duyuran bu bölgenin halkı yok sayılmaktadır.” şeklinde konuştu.

(Fındıklı Haber.com)

 

Tohumun var mı? – Nilgül Ertekin

Dikkat, Dikkat, ALARM!..    İmdat, sesimizi duyun! Nefes alamıyoruz ve farkında olmadan yavaş yavaş ölüyoruz.

Kentleşme, modernleşme uğruna ekim alanları, bostanlar, bahçeler tek tek değil birdenbire yok olmuş, ormanlarımız sinsice katledilerek dört bir yanımız beton yığını olmuş durumda. Güneşi bol, toprağı verimli ülkemizde ormanlarımız, bitki bilimcilerin gözbebeği onbirbin bitki türümüzden iki bini, hiçbir yerde bulunmayan endemik türden bitkilerimiz ve hayvan çeşitliliğimizle, yer altı kaynaklarımızın yanı sıra tarihin derinliklerine sahibiz; ne kadar zengin ve değerli olduğumuzun biz farkında değiliz ama eller, gizli düşmanlar çok iyi farkındalar.

Anlamsız yapılaşma ile kaybettiğimiz ekim alanlarına paralel bizi yok etmeyi hedeflemiş sağlıksız kalitesiz GDO’lu ürünlerin yarattığı tehlikeyi hala kavramış ve bilincine varmış değiliz maalesef. GDO: Genetiği değiştirilmiş organizmalar; kısacası başımızdaki kara bela..

GDO’lu tarımla yetişen ürünlerle ne damak tadımız kaldı ne de keyfimiz. Hastaneler dolup taşıyor, isteksiz, huzursuz, mutsuzuz Bir yandan toprağımız zehirlenirken, atadan miras kalan tohumlarımızın genetiği farklılaşıyor ve en önemlisi farkında olmadan içten içe metabolizmamız bozuluyor. Haberimiz yok yavaş yavaş ölüyoruz.

İstanbul Tuzladaki köfteci dükkanları arasında bakliyat, yumurta, kendi eli ile yaptığı tarhana, salça, erişteyi eski tahta evinin önündeki küçük tezgahta yaz kış satış yapan Bingül Ablayı, yirmi seneden fazladır tanır ve Tuzlaya her gittiğimde ondan alış veriş yaparım. İki gün önce “ Eskiden sebze satardın neden artık getirmiyorsun” diye sordum.”Ah ah eskiden tarla, bahçe vardı, sebze de vardı. Çok özlüyorum tarlamı, bahçemi. Şimdi hiçbir şeyin tadı tuzu yok” dedi. Yüzü bir hoş, hüzünlü özlem dolu nemli bakışlarla…

Büyük şehirde doğmuş büyümüş biri olarak geçen gün bir arkadaşım sordu “Tohumun var mı ?” Aklıma ilk gelen üreme, doğum ve çocuk oldu. Sebze ve meyveyi market tezgahlarında görmeye öylesine alışmışım ki nereden gelir, nerede nasıl yetişir aklıma gelmediği gibi sorulan soruda, sebzenin meyvenin tohumu olabileceği aklıma zerre kadar gelmedi. Öylesine unutmuşum ki pencere kenarında yetiştirdiğim bana büyük huzur veren domates ve biberlerimi saksıda fideyle aldığımdan “tohum” kavramı hafızamdan silinmek üzere iken; Can dost arkadaşım, doğa sevdalısı Zeynep Şebnem Çağlayan’ın daveti üzerine gittiğim Şile-Ovacık Tohum Takas şenliğinde yalnız benim hafızam değil, birçok insanın hafızası tekrar canlandı.

2010 yılında tohum takas şenliklerinin ilkini Torbalı’da Karaot Tohum Derneği ile Ekolojik Üreticiler Derneği birlikte gerçekleştirmişler. Ege köy ve şehirlerinde başlayan tohum takas şenlikleri, İstanbul’da ilk defa Şile Belediyesi desteğinde 4 Kasım 2012 tarihinde Ovacık köyünde Karaot Tohum Derneği ve Ekolojik Üreticiler Derneği birlikteliğiyle gerçekleştirildi. Şenlikte; Tohum takası, Köylü pazarı,Müzik dinletisi, Ekmek yapımı, Geleneksel yemekler, Ebru sanatı, Sergiler ve söyleşiler yapıldı. Karaot köylüleri misafir olarak katılırken İstanbul ve Kocaeli’nden gelen yüzlerce katılımcı ile muhteşem bir şenlik gerçekleştirildi.

Ekolojik Üreticiler Derneği Başkanı Levent Gürsel Alev ile yaptığımız söyleşide;

-Neden Tohum takas şenliğini Şile Ovacık köyünde yapıyorsunuz?

-Şile’de bulunan 57 köyde tarım unutulmak üzere, Ekolojik üretim yapıldığı takdirde Şilenin tamamını ve İstanbul’un büyük bir nüfusunu besleyebilirler. Toprağın sadık bekçilerinin, emeklerinin karşılığını almalarını istiyoruz. Tohum Takas Şenlikleri ile geleneksel tohumlarını korumuş kişileri birbiri ile tanıştırıp, sebze ve meyve çeşitlerinin tohumlarını korumak çoğaltmak yaygınlaştırmak, tüketiciye sağlıklı gıdaları ulaştırmak ve bu konuda farkındalık yaratmak istiyoruz. İstanbul’da Şişli, Topkapı Merkezefendi, Zeytinburnu, Kadıköy Özgürlük Parkı, Maltepe  Altayçeşme, Kartal’da organik halk pazarları kurulmakta, her geçen gün talep artmakta ve halkımız bu konuda bilinçlenmektedir.

– Tohum nedir ?

-Tohum yaşamın kaynağıdır. Yaşamın kendini ifadesidir. Kendini yenilemesi ve özgürce çoğaltmasıdır.  Tohum özgürlüğü gıda özgürlüğünün temeli olduğu gibi insanın insanca yaşaması için sağlıklı ve gerçek gıdanın başlangıcı ve özü tohumdur.

Geleceğe miras bırakacağımız  tohumlara özgürlük diyerek, tohum takas şenliğinden sebze ve meyve tohumlarımız, tohum yerine takas yaptığımız çocuk kitaplarımız ve yeni dostlarla tanışmanın mutluluğuyla, Ovacık köylülerinin ‘her zaman gelin’ sıcak sevecen daveti ile arabamızda çıtır çıtır biberler, kıvırcıklar, domatesler, kabaklar, tarhana, eriştelerle birlikte Şile’den bilinçli, mutlu, huzurlu, hoş bir keyifle ayrıldık.

Ekolojik Üreticiler Derneği ve Karaot Tohum Derneği, ülke geleceği ve bizim sağlığımız için en önemli tohumu attılar. Pendik, Tuzla ve diğer belediyelerimizden Organik Halk pazarlarını açmalarını, Tohum Takas Şenlikleri düzenlemelerini bekliyoruz.  Bizim ise birey olarak yapabileceğimiz iki şey var. Birincisi; en yakın organik pazara giderek alışverişlerimizi oradan yapmak. İkincisi; Sağlıklı gerçek tohumu sakla.  Tohumunu getir ve  paylaş. Yüreğini getir ve yaşat. Bilincini getir ve çoğalt.

Derneklere internet sayfaları üzerinden ulaşabilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.

Bu yazı ilk olarak pendikgazetesi.com/ da yayınlanmıştır.

 

 

Nilgül Ertekin

 

Ali Ağaoğlu: “3, 4 ağacı kesmedik, söktük”

İşadamı Ali Ağaoğlu, Maslak 1453 Projesinde yer alan Fatih Ormanı’nda mesire yeri ile ilgili bakanlığın iptal kararını basın toplantısıyla değerlendirdi. Usul hatası yaptıklarını belirten Ağaoğlu, Bakanlığın fesih kararını saygıyla karşıladıklarını kaydetti.

Orman ve Su işleri Bakanlığı’nın Fatih Ormanı’nın devrine ilişkin sözleşmeyi feshetmesi sonrasında Maslak 1453 Projesi’nin sahibi Ağaoğlu Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ağaoğlu basın toplantısı düzenledi.

“Bakanlığın iptal kararını saygıyla karşılıyorum. 2 yıl sonra devir için Bakanlık izni gerekiyordu, usul hatası yaptık. Biz maalesef burada işlerimizin yoğunluğundan hata yaptık. Bakanlığın tasarrufuna saygı duyarız.” diyen Ali Ağaoğlu, Bugüne kadar ilgili alana 3.5 milyon TL yatırım yaptıklarını belirterek  “Orman Bakanlığı’na seve seve yeri iade etmeye hazırım” dedi.

15 Ekim’den bu yana satışa çıkan 2 bin 700 dairenin 2 bin 100’ü satıldığını ve Emlak Konut’un hesabına yattığını kaydeden Ağaoğlu. 1.2 milyar liralık satış geliri elde ettiklerini de belirtti.

3-4 AĞACI SÖKTÜK, KESMEDİK

Yeşilst tarafından başlatılan imza kampanyasındaki ağaçların kesildiği iddiası ile ilgili,”Projenin yapıldığı arazideki gecekondudaki 3-4 tane ağacı makinelerle söktük. Satış ofisinin önüne yerleştirdik, kesmedik.” diyen Ali Ağaoğlu, Maslak 1453 Projesi reklamlarındaki Fatih Ormanı’nda kendisini at üstünde gösteren çekimle ilgili olarakta, “Reklam biraz kibirli oldu, kabul ediyorum. Orman olduğu için atla gezdim deniz olsa kayıkla gezerdim” diye konuştu

Tüketicileri yanılttığı iddialarını da yanıtlayan Ağaoğlu, “Hemen evinizin yakında böyle bir orman olsun istemez misiniz dedik. Satışımızda olumsuz bir durum yok. Doğaya insanların sahip çıkması beni mutlu eder. Ama bunu art niyetli insanların başka amaçlı kullanıp yönlendirmesini kınıyorum. Aleyhime kampanyayı art niyet olarak görüyorum. Yasal hakkımızı arayacağız” şeklinde konuştu.

(Ntvmsnbc, Yeşil Gazete)

 

 

Trafik Mağdurlarını Anma Günü 18 Kasım’da

Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü bu sene 18 Kasım Pazar günü gerçekleştiriliyor. Trafik Mağdurları için Mecidiyeköy’de bulunan Cevahir AVM önünde 12:00 – 12:30 saatleri arasında bir tören düzenleniyor.

Suat Ayöz Trafik Mağdurları Derneği’nin organize ettiği törende Dernek Başkanı Yeşim Ayöz, trafik çarpışmalarında gelinen son durumu, türkiye ve dünyada bu konuda atılması gereken adımları bir basın açıklaması ile kamuoyuyla paylaşacak.

Açık Radyo’da Çarşamba günleri her onbeş günde bir saat 14:00 – 14:30 saatleri arasında “Traji Trafikten Beşeri Trafiğe” programını hazırlayıp sunan Yeşim Ayöz bugün yayınlanacak programda “Dünya Trafik Mağdurları Günü” ile ilgili bilgiler paylaşacak.

FEVR (Avrupa Trafik Mağdurları Federasyonu – Federation Europenne des victimes de la Route) tarafından alınan bir karar ile trafikte meydana gelen ve çoğunlukla ölüm ya da kalıcı sakatlıkla son bulan araçların birbirlerine ya da insanlara çarpması durumunda “kaza” (accident) yerine “çarpışma” (crash) kelimesi kullanılıyor.

FEVR, her yıl resmi verilere göre dünya çapında 1,3 milyon insanın hayatına mal olan trafik çarpışmalarına “kaza” denmesinin kabul edilemez olduğunu açıklıyor. “Kaza” gibi gerçek durumun gözardı edilmesine yol açan bir kelimenin hem insanların bu durumu kaçınılmaz bir kader olarak görmesine hem de yetkililerin bu konuya gerekli önemi vermemesine yol açtığı belirtiliyor.

(Yeşil Gazete)

Kitapseverler haftasonu Tüyap’ta buluşuyor

31. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı haftasonu başlıyor. 17-25 Kasım 2012 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 31. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarına bu sene 600 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu,  200 etkinlik ile katılıyor.  İstanbul Kitap Fuarı’na yurt dışından 40 ülkeden yayınevleri, telif ajansları ve konuk yazarlarda her sene olduğu gibi katılacak.

Kitap Fuarına giriş ücreti geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 5 TL olarak belirlenmiş durumda.  Öğrenci, öğretmen ve emeklilerden ise giriş ücreti alınmayacak.

Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu

Onur yazarının Gülten Dayıoğlu olduğu ve ana temanın “Çocukluğum Yurdumdur-Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” olarak belirlendiği kitap fuarı birbirinden renkli çocuk etkinliğine de ev sahipliği yapacak.

Fuar süresince Gülten Dayıoğlu’nun katılımıyla çocuk edebiyatı üzerine panel ve söyleşiler düzenlenecek.

Konuk Ülke: Hollanda

Bu sene fuarın ilk dört günü, 17-20 Kasım 2012, açık kalacak Uluslararası Salon kapsamında Hollanda Onur Konuğu olarak yer alacak. Hollanda’dan yayınevlerinin katılımıyla düzenlenecek konuk ülke etkinlikleri kapsamında modern Hollanda edebiyatının önemli isimleri fuarın konuğu olacak. Bunlar arasında Kader Abdollah 17 Kasım Cumartesi, Henk Boom 18 Kasım Pazar günüAhmet Ümit ile birlikte bir söyleşiye katılacak.

Modern Türkiye’nin kuruluşu üzerinde yaptığı araştırmalarıyla tanınan akademisyen-tarihçi Erik Jan Zürcher 18 Kasım Pazar günü Mete Tunçay, Mehmet Ö. Alkan ve Ahmet Demirel’in katılacakları panelde konuşmacı olarak yer alacak.

Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollandalı illüstratör Marit Törnqvist dört gün süresince çocuklara yönelik illüstrasyon atölyeleri gerçekleştirecek. İlköğretim yaş grubuna yönelik düzenlenecek olan atölyelere katılım ücretsiz.

Uluslararası Salon ve Telif Ajansları Özel Bölümü

Yurt dışından çok sayıda yayınevi fuarın ilk dört günü 17-25 Kasım 2012 tarihleri arasında 10 nolu salonda yer alacak. Bu sene 40 ülkeden yayıncıların katılacağı uluslararası salonda: Almanya, Azerbaycan, Hollanda, Hindistan, İngiltere, İran, İtalya, İspanya, Romanya, Rusya, Suudi Arabistan ve Macaristan’dan yayınevleri bulunuyor. Ayrıca bağımsız edebiyat topluluğu LAF (Literature Across Frontiers)  bünyesinde ise 24 ülkeden bağımsız yayıncı, edebiyat topluluğu ve kültür merkezi yer alıyor.

Telif Ajansları özel bölümünde ise Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, İngiltere, İran, İrlanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, İsrail ve Lübnan’nın önde gelen telif ajanları katılacak.  Ajanslar dört gün süresince yayıncılarla bir araya gelerek profesyonel buluşmalar gerçekleştirecek.

Fuarın Konuk Yazarları

İstanbul Kitap Fuarı bu yıl özellikle çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen isimlerini ağırlayacak.  Fuarın çocuk ve gençlik edebiyatı alanında konukları arasında Erika Bartos, çocukların sevdiği yazarlardan Korky Paul,  gençlik ve gotik edebiyatın önemli ismi Jasper Kent, farklı kuşakların sevdiği kahraman Red Kit sergisinin küratörü Didier Pasomonik, Hollanda’lı yazar Joke Van Leewuen fuarın konukları arasında.

Fuarın diğer konukları ise modern İspanyolca edebiyatın önemli isimlerinden Javier Sierra, Macaristan’ın önemli yazarlarından Tibor F. Toht fuarın yazar konuklarından. 32. Uluslar arası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl Uluslararası PEN Başkanı John Ralston Saul ve Hapisteki yazarlar Komitesi Direktörü Sara Whyatt’ı “İfade Özgürlüğü” ile ilgili panele katılmak üzere konuk edecek.

Kitap Fuarı’nın Sergileri

Kitap fuarı bu yıl da önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. TÜYAP tarafından düzenlenen Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu’nun yaşamından kesitlerin olduğu “Bir Yaşamış, Bir Yazmış Gülten Dayıoğlu” sergisi üç kuşağın okurlarını Gülten Dayıoğlu’nun 50 yıllık yazın hayatına tanıklık etmeye çağırıyor.

Fuarın öne çıkan bir diğer sergisi ise bu yıl Çocuk ve Gençlik Edebiyatı olarak belirlenen tema çerçevesinde Türkiye Yayıncılar Birliği ile gerçekleştirilen Türkiye’nin değerli illüstratörlerinin resimlediği “Kitap Resimleri” İllüstrasyon Sergisi. İllüstratörlerin renkli dünyası TÜYAP’ta ilk kez okurlarla buluşmaya hazırlanıyor.

Tema çerçevesinde okurlarla buluşmaya hazırlanan bir diğer sergi ise çocuk ve gençlik kitapları kapaklarından oluşan “Kapaklar Ormanı” sergisi.  Sergi TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Sadık Karamustafa danışmanlığında hazırlandı.

TÜYAP, birkaç ay önce Yapı Kredi Yayınları tarafından düzenlenen Red Kit Sergisi’ni kitap fuarına taşıyor. Birkaç kuşağın çizgi romanlarını okuyarak, çizgi filmlerini izleyerek büyüdüğü Yalnız Kovboy fuar süresince kitapseverlerle buluşacak.

Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollanda’nın önde gelen 24 illüstratörünün çalışmalarından oluşan “Fil Gelmiş-Hollanda İllüstrasyon Sergisi” fuar süresince okurlarla buluşacak.

Kitap Fuarını Sosyal Medya’dan Takip Edin

Kitap fuarıyla ilgili en güncel haberleri, konuk yazarları, katılımcı yayınevlerini, imza günleri ve etkinlik programıyla ilgili her türlü güncel haberi facebook.com/istanbulkitapfuari ve twitter.com/kitapfuari üzerinden takip etmek mümkün.

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

 

 

 

Kahramanmaraş’ta deprem

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nden alınan bilgiye göre, 4,7 ve 4,4 büyüklüğündeki deprem sonrasında bölgede 11 sarsıntı daha kaydedildi

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde, 4,7 ve 4,4 büyüklüğündeki depremlerin ardından kısa süreli tedirginlik yaşandığı bildirildi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, depremin merkez üssü olan Çöçelli ve Hanobası köyü ile Pazarcık ilçesindeki vatandaşlar, kısa süreli panik yaşadı ve evlerinden dışarı çıktı. Bir süre dışarda kalan vatandaşlar, daha sonra evlerine dönmeye başladı.

Bu arada, güvenlik güçlerine deprem dolayısıyla herhangi bir olumsuz ihbar ulaşmadığı öğrenildi.

(T’24)

Nijerya’da selin bilançosu çok ağır

Nijerya’da Temmuz ve Ekim ayları içerisinde 2.1 milyon insanı yerlerinden eden, 363 kişinin de ölümüne sebep olan sellerin yıkıcı etkisinin büyüklüğü yeni yeni ortaya çıkıyor. Daha fazla insani yardıma ihtiyaç duyulduğunu açıklayan Oxfam adlı yardım kuruluşu yaşanan felaketin ‘benzeri görülmemiş ölçü ve büyüklükte’ olduğunu belirtiyor.

İklim değişikliğinin bir etkisi olarak ortaya çıkan aşırı hava olayları Nijerya’yı tarihinin en büyük felaketlerinden birine sebep oldu. Devlet başkanı Jonathan Goodluck eleştiriler sonrasında geç de olsa ülkede olağanüstü hal ilan etmişti. The Guardian gazetesi ile birlikte çalışan IRIN adlı haber ağı vaadedilen uluslararası yardımların ya ertelendiğini ya da oldukça geç ulaştığını bildiriyor.

Buna rağmen yardım kuruluşlarının bölge genelinde kısıtlı imkanlara rağmen çalıştıkları, ama acil olarak daha fazla insani yardıma ihtiyaç duyulduğu, hayatın normale dönmesi için en altı aya ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

Oxfam’dan yardım görevlisi Dierdre McArdle “Değerlendirmeler gecikiyor olsa da, yaşanan felaketin büyük boyutlarda olduğu görülüyor” şeklinde konuştu. “Bilgi eksikliğimiz vardı, şu ana kadar ne kadar insanın bu felaketten etkilendiğini bilmiyorduk” diyerek geç haber alınmış bir insani kriz durumuna işaret ediyor.

Unicef’in Nijerya yetkilerinden Olusoji Adebowale Adeniyi ise yardım gruplarının felaketin boyutları ile karşılaştığında büyük bir şaşkınlık geçirdiklrini belirtiyor. Adeniyi’ye göre, bu şaşkınlığın nedeni ise, felaketin ilk günlerinde farkına varılamayan büyüklüğü. Mevcut durumda Nijerya hükümetinin 2.1 milyon insandan sadece  beşyüz binine yardımda bulunabileceğini dair bir planı bulunmakta.

Oxfam, Nema, ve BM bir gıda krizi hakkında kaygılarını dile getirirken, bu kriz içerisinde başka bir kriz niteliğini taşıyan bu durumun ölçeğinin de zarar gören bölgelerin %82’si olduğunu belirtiyorlar. Dünyanın Dostları (Friends of Earth) adlı çevre örgütü yaptığı açıklamasında, gıda fiyatlarında %30 ile %70 arasında bir artışın yaşandığını söyledi. Felaket öncesinde varolan mahsülün ne kadarının zarar gördüğü ise bilinmiyor. Dünyanın Dostları durumu ‘tarımsal bir felaket’ olarak nitelendiriyor.

Evlerinden olmuş yüzbinlerce insan geçici olarak kurulmuş kamplarda, çadırlarda ve okul gibi geçici olarak barınak haline getirilmiş kamu binalarında hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Kamplarda, özellikle kadınlara karşı şiddet olaylarının arttığı bildirilmekte.

Temmuz ve Eylül ayları arasında, son 40 yılın en fazla yağışına maruz kalan bölgede temiz su sıkıntısı çekilirken, kolera ve sıtma salgınlarından korkuluyor.

(Yeşil Gazete, The Guardian)

 

14 Kasım Avrupa Eylem ve Dayanışma Günü

14 Kasım Avrupa Eylem ve Dayanışma Günü'nde İspanya'daki Mali Kesinti (Austerity) karşıtı gösteriler dün akşam başladı.

Avrupa’da mali krizin etkilediği ülkelerde genel grev var. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun çağrısıyla ”Avrupa Eylem ve Dayanışma Günü” adı altında İtalya, Yunanistan, Malta ve Kıbrıs Rum kesimi de dahil olmak üzere 23 ülkede protesto gösterileri düzenlenecek.

Temmuz ayında 65 milyar euro’luk tasarruf paketi açıklayan, işsizliğin yüzde 25’lere çıktığı İspanya’da eylemler dün akşam itibariyle başladı. Sendikaların çağrısıyla başkent Madrid’de işçiler akşam saatlerinde sokaklarda olacak. Bu toplu grevle beraber, İspanya’da tarihinde ilk defa 1 yıl içinde ikinci kez genel greve gidilmiş olunacak.

Belçika’nın başkenti Brüksel’de 4 gün önce iş bırakan toplu taşıma çalışanları grevlerini 2 gün daha uzatacaklarını açıkladılar.

Maaşların düşürüldüğü, vergilerin artırıldığı ve ulaşım, sağlık, gaz ve elektriğe zam yapıldığı Portekiz’de ise 16 ay içinde üçüncü kez genel greve gidilecek.  Ülkenin ulusal hava yolları şirketi (TAP) tarafından 160’dan fazla uçuşun iptal edildiğini açıkladı.

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri Bernadette Segol, 23 ülkede yapılacak gösterilerle ilgili ”Kemer sıkma politikalarının etkisiyle ekonomi küçülüyor, fakirlik ve sosyal kaygı artıyor. Kemer sıkma politikalarıyla ekonominin nefesini kesmek yerine acil olarak ekonomiyi canlandıracak önlemler almak gerekiyor. Avrupalı yöneticiler, sokakta gösteri yapanların seslerini dinlememekle hata yapıyorlar. Aciliyeti olan konular, istihdam ve sosyal adalettir. Maaşlara saldırılara son verilmelidir. Biz, Avrupa ülkeleri arasında ekonomik dayanışmanın olduğu, kaliteli istihdamın desteklendiği ekonomi politikalarının üretildiği, gerçek sosyal diyaloğun olduğu bir ’Avrupa için Sosyal Kontrat’ öneriyoruz” dedi.

Türkiye’den ise Devrimci İşçi Konferasyonu (DİSK), yarın tüm Avrupa ülkelerinde çeşitli protestolara sahne olacak “Avrupa Eylem ve Dayanışma Günü”nde, Ankara ve İstanbul’da yapacağı kitlesel basın açıklamaları ile destek vereceği açıkladı.

(Yeşil Gazete)

 

Yeşiller Almanya’da Genel Kongre zamanı

Alman Yeşiller Partisi’nde yapılan ‘Urwahl’ (seçiciler seçimi) sonrasında sıra genel kongrede. Sandığa gidilecek olan genel kongrede adaylığını açıklayan ilk isim partinin eş başkanlığını yürütmekte olan Claudia Roth oldu.

Eş başkan Roth, başbakan adayı olarak seçilmemesi konusunda yaptığı değerlendirmede, kendisinin hayal kırıklığına uğramasının bir önemi olmadığını, önümüzdeki genel seçimlerde mevcut koalisyon hükümetini devirmek için güçlü bir sonuç almanın daha önemli olduğunu söyledi.

Dört yıldır Alman Yeşiller Partisi (Bundnis 90) eş başkanlığını yürüten Cem Özdemir, hafta sonu gerçekleştirilecek kongrede tekrar aday olduğunu açıkladı. 2013 genel seçimde Stuttgart bölgesinden doğrudan Federal Parlamento’ya seçilen ilk Türk kökenli milletvekili olmak istediğini ifade eden Özdemir, Federal Parlamento liste başı adaylığına neden talip olmadığının sorulması üzerine, “Hedefim parti başkanı olarak görevime devam etmek ve doğuran milletvekili seçilmek.” dedi.

Eşbaşkan Claudia Roth’un parti tabanı tarafından liste başı aday gösterilmemesiyle Roth’un siyasi geleceğinin tehlikeye girdiği yorumlarına katılmayan Özdemir, “Roth, parti başkanı olarak çalışmalarına devam ediyor. Hafta sonu kongrede eş başkanlık seçiminde delegelerin desteğini alacaktır. Roth, Roth olduğu için önemli. Liste başı adaylığına seçilen Trittin ve Göring-Eckardt seçimlerde şansımızı artıracaktır. Umuyorum biz de parti başkanları olarak Roth ile birlikte partiyi 2013 seçimine taşıyacağız.” açıklamasını yaptı.

Liste başı adayların kim olacağını üyelerine soran ilk parti olduklarını hatırlatan Yeşiller Eşbaşkanı Özdemir, üyelerin Trittin ve Göring- Eckardt’i seçtiğini vurguladı.

SOSYAL ADALET VURGUSU

Alman hükümetinin sosyal devlet anlayışından uzaklaştığını kaydeden Özdemir, belediyelerin ve anaokullarının bütçe sorunu yaşadığını, ülkede sosyal adaletin zarar gördüğünü ifade etti. Özdemir, “Yeşiller olarak ülkede sosyal adaleti sağlamak istiyoruz. Öğrenciler geldikleri sosyal sınıfa ve etnik kökene bağlı olmadan başarılı olabilmeli. Adaletli bir toplum istiyoruz. Yeşillerin de ekonomi, sosyal ve Avrupa politikalarında söyleyecekleri var.” ifadelerini kullandı.

Hristiyan Birlik partileri seçmenlerinin oylarına da talip olduklarını ifade eden Özdemir, bu partilerle koalisyonun ise gündemlerinde olmadığını bir kez daha tekrarladı. Özdemir, Sosyal Demokratların yüzde 30, Yeşiller’in de yüzde 15 oranında oy alması halinde hedeflerine ulaşmış olacaklarını dile getirdi.

SPD’nin Peer Steinbrück’ün başbakan adaylığı sonrası yaşanan yan gelir tartışmalarıyla iyi bir seçim kampanyası başlangıcı yapamadığını belirten Özdemir, hükümeti bu konuda çifte standartla suçladı. Özdemir, “Milletvekilleri arasında en çok kazanlardan ilk on kişiden dokuzu Hıristiyan Demokrat ve Hür Demokratlar’dan. Bunu dile getirmiyorlar. Biz yan gelirle ilgili yönetmeliğin sertleştirilmesini istiyoruz.”dedi.

Claudia Roth’un siyasi geleceği için önemli bir karar aşaması olacak olan parti kongresi hafta sonu Hannover’de gerçekleştirilecek.

(Yeşil Gazete, Dünya Bülteni)

 

AB: “‘İdam cezası bulunan bir ülkeyi AB üyeliğine kabul etmemiz mümkün değil”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın idam cezasını yeniden gündeme getirmesinin ardından Avrupa Birliği’nden gelen tepkiler sürüyor. Avrupa Komisyonu’ndan yapılan açıklamada ‘idam cezasının bulunduğu bir ülkeyi AB’ye kabul etmenin mümkün olmadığı’ belirtilirken, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Ria Oomen-Ruijten ‘Türkiye, AB’ye üyelik sürecinde bunun neye mal olacağını çok iyi biliyor’ dedi.

Avrupa Parlamentosu’nun Turkiye raportörü Ria Oomen-Ruijten, Turkiye’nin idam cezasını yeniden gündeme getireceğini sanmadığını, belirterek, ‘Türkiye, AB’ye üyelik sürecinde bunun neye mal olacağını çok iyi biliyor’ dedi.

Türkiye’de idam cezasının yeniden gündeme getirilmesine yonelik en sert tepki ise Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubundan geldi.

Grup adına NTV’den Güldener Sonumut’a açıklamada bulunan Ali Yurttagül, ‘Yeşiller Grubu olarak bu tür bir kararı, Türkiye’nin AB üyeliğini terk etme iradesinin bir göstergesi olarak yorumluyoruz. Türkiye AB treninden inip, Moskova-Pekin trenine binmiş olur. İdam cezası artık Türkiye’de tarihe karıştı. Bunu yeniden gündeme getirmek bir çılgınlıktır’ dedi.

Avrupa Komisyonu da, Türkiye’nin AB’ye üyelik yolundaki en büyük reform çalışmasının idam cezasını kaldırmış olması olduğunu belirtti. AB, idam cezasının tüm dünyada kalkması yönünde bir politika izlediklerini de hatırlattı.

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın sözcüsü Maja Kocijancic de İHA’nın aktardığına göre ‘İdam cezası bulunan bir ülkeyi AB üyeliğine kabul etmemiz mümkün değil’ diyerek idam cezasının kaldırılmasının Türkiye’nin AB entegrasyon sürecinde atttığı en başarılı adımlardan biri olduğunu belirtti.

(Euractiv.com)