Ana Sayfa Blog Sayfa 438

Sıcak dalgaları dünyayı kavurmaya devam ediyor: On milyonlarca insanın yaşamı tehlikede

Birçok çalışma küresel ortalama sıcaklıkların endişe verici bir oranda arttığına dikkat çekerken, dünyanın birçok bölgesi sıcak dalgalarının etkileriyle boğuşuyor.

İklim bilimciler, yıllardır küresel ısınmanın aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artıracağı konusunda uyarıda bulunuyor. Meteorologlar tarafından sıkça ‘sessiz katil’ olarak nitelenen sıcak dalgaları, dünyanın birçok yerinde hâlâ en fazla ölüme yol açan afet.

Yüksek sıcaklıklara katlanmak insanların doğrudan ölümüne sebep olabildiği gibi, günlük hayatı ve çalışmayı çok daha zorlaştıran bir etkiye de sahip. Aynı zamanda tarım ve çiftçiliğin gelişimi açısından yıkıcı olabilirken orman yangını riskini artıran zincirleme etkilerde de bulunuyor.

Birçok ülkede, henüz aşırı sıcaklarla baş etme konusunda yeterli tedbir bulunmadığı ve meydana gelen ölümlerde ısının etkisi gözardı edilebildiği için sıcak dalgalarının bilançosunun gerçeğin çok altında yansıtıldığı düşünülüyor.

Bugünlerde dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan‘ın büyük bir bölümü sıcak dalgalarıyla mücadele ederken milyonlarca kişinin risk altında olduğu belirtiliyor. ABD‘nin Teksas eyaletinde ise sıcak dalgalarının 45 milyon kişiyi etkilediği bildiriliyor. İspanya ve Fas‘ta da sıcak dalgalarına karşı uyarılar yapılıyor.

‣ El Niño zamanı geliyor: Benzeri görülmemiş sıcak dalgaları görülebilir

İspanya

İspanya’da dün (26 Haziran) yılın ilk sıcak dalgasının başladığı resmi olarak açıklandı.

Devlet Meteoroloji Ajansı, 29 Haziran’a kadar devam etmesi beklenen sıcak dalgası sırasında sıcaklıkların ülkenin güneyinde 44°C’ye ulaşacağının tahmin edildiğini belirtti. Ajans, sıcak dalgalarının son 12 yılda haziran ayında daha yaygın görüldüğünü de ekledi.

Ekolojik Geçiş Bakanı Teresa Ribera, İspanya’nın artan sıcaklıklarının savunmasız nüfusu riske attığını ve daha uzun ve daha sıcak yazlara nasıl hazırlanılması gerektiğini anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Ülkede, bu tür çalışmalara hız vermek için Sağlık ve İklim Değişikliği Gözlemevi olarak adlandırılan yeni bir departmanı oluşturma önerisi görüşülmeye başlandı. Öneri, gelecek ay, 23 Temmuz’da yapılacak erken genel seçimlerden önce İspanya Kabinesine sunulacak.

Ribera, “Sağlığımız üzerindeki etkilerini hafifletmek için iklim değişikliğinin etkilerine yanıt olarak vücudumuza ne olduğunu araştırmalıyız” dedi.

İspanya, geçen yaz başkent Madrid‘de bir belediye çalışanının hayatını kaybetmesinin ardından aşırı sıcak dönemlerde açık havada çalışmayı yasaklamış ve işyerleri için yasal maksimum ve minimum sıcaklıklar belirlemişti.

Öte yandan İnsan Hakları İzleme Örgütü, ülkenin engelli insanları aşırı sıcaklıklardan korumak için yeterince çaba göstermedini dile getirdi.

‣ Aşırı sıcak dalgaları, hava kirliliğiyle birleştiğinde ölüm riski önemli ölçüde artıyor

Fas

Fas Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bugün (27 Haziran) ülkenin bazı illerinde 45 ila 47°C arasında değişen şiddetli bir sıcak hava dalgasının kaydedilmesinin beklendiğini bildirdi.

Müdürlük, Atlas Okyanusu‘na kıyısı olan Larache, Wazzan, Kenitra ve Sidi Kacem gibi birçok il için kırmızı alarm seviyesinde uyarı bir uyarı bülteni yayımladı.

Aynı zamanda Tanca-Asilah, Taounate, Moulay Yacoub, Fez ve Meknes vilayetlerinde 42 ila 45 derece arasında sıcaklıkların kaydedilmesi beklenirken, Başkent Rabat ile Kazablanka, Muhammediye ve El Cedide gibi bazı büyük şehirlerde de sıcaklıkların 36 ile 39 derece olacağı tahmin ediliyor.

‣ Araştırma: Hayal dahi edemeyeceğimiz sıcak dalgalarına karşı hazırlık yapmalıyız

Hindistan

 

Fotoğraf: Reuters

Hafta sonu kuzey Hindistan’da etkili olan şiddetli sağanak yağışların, ülkede nisan ayından bu yana devam eden sıcak dalgasının neden olduğu bunaltıcı sıcaklıklara bir nebze iyi geldiği belirtiliyor. Ancak diğer bölgelerde aşırı sıcakların devam edeceği öngörülüyor.

Yüksek sıcaklıklar, dünyanın en kalabalık ülkesindeki milyonlarca insanın iklim krizinin etkilerine karşı en savunmasız ülkeler arasında olduğunu gözler önüne seriyor.

Geçen hafta Uttar Pradesh’in bazı bölgelerinde sıcaklıkların 47°C’ye çıkarak yüzlerce kişide ısıya bağlı hastalıklara neden oldu. Yağışlı geçen hafta sonu, eyalete bir süre soluk alma imkanı sağladı.

Uttar Pradesh’teki yağmurun bu hafta devam etmesi ve bölgede sıcaklıkların düşmesine neden olması bekleniyor. Öte yandan komşu eyalet Bihar‘da amansız sıcaklar sürerken eğitime birkaç gün ara verildi.

Son haftalarda eyalet genelinde en az 44 kişinin ısıya bağlı hastalıklardan öldüğü, ancak yetkililerin kaç kişinin sıcak çarpmasından öldüğünü doğru bir şekilde değerlendirmekte zorlandığından sayının çok daha yüksek olabileceği kaydedildi.

Hindistan Meteoroloji Departmanına (IMD) göre sıcaklıkların önümüzdeki günlerde biraz düşmesi bekleniyor. Ancak uzmanlar iklim krizinin gelecekte daha sık ve daha uzun süreli sıcak dalgalarına neden olacağı ve Hindistan’ın uyum sağlama yetisinin sınırlarının zorlanacağı konusunda uyarıyor.

‣ Hindistan’da sıcak dalgasıyla termometreler 49’u gördü: Ne anlama geliyor?

ABD / Texas

ABD’nin Teksas eyaletinde ise rekor kıran bir sıcak hava dalgası üçüncü haftasında devam ediyor. Sıcaklıklar ülkenin güneyindeki geniş kesimlerde 45°C’nin üzerinde seyrederken birçok eyaletteki on binlerce insan elektriksiz ve klimasız şekilde sıcaklarla mücadele ediyor.

ABD’de genelinde 45 milyondan fazla insanın aşırı sıcaklık uyarısı altında olduğu belirtiliyor.

Teksas’taki kentler, sıcaklık ve nemin bir araya gelmesiyle benzeri görülmemiş bir ısı endeksine ulaştı. Corpus Christi’de sıcaklıklar 51°C’ye ulaşırken, Rio Grande Village 47°C’yi ve Del Rio 46C°C’yi gördü. New Mexico, Louisiana, Arkansas, Kansas ve Missouri gibi eyaletler de kavurucu sıcaklar yaşıyor ve Ulusal Hava Servisi sıcaklıkların 4 Temmuz haftasına kadar artmaya devam edeceğini tahmin ediyor.

Aşırı sıcaklar, yüzbinlerce insanı elektriksiz bırakan yıkıcı fırtınalarla geçen bir hafta sonunun ardından etkili oldu.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin verilerine göre ABD’de her yıl ortalama 702 kişi sıcağa bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor. 2021 yılında 69 kişinin ölümüne neden olan bir sıcak dalgasının yaşandığı Oregon’daki bir yerel mahkeme 22 Haziran’da sıcak dalgasından petrol ve gaz şirketlerinin sorumlu olduğu gerekçesiyle fosil yakıt şirketlerine karşı dava açtı.

Bilim insanları, Teksas’ta yaşanan sıcak dalgasının iklim krizi nedeniyle beş kat daha olası hale getirildiğini belirtiyor.

‣ Şahin: Sıcak hava dalgaları bu yıl iklim krizi sebebiyle erken geliyor
Aşırı sıcaklar iklim kriziyle mi ilgili?

‘Türkiye, Onur Yürüyüşlerine yönelik yasak, gözaltı ve yargılamalara son vermeli’

İnsan haklarına yönelik araştırmalar yapan uluslararası bir hükümet dışı organizasyon olan İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün (27 Haziran) yaptığı açıklamada, Türkiye‘deki Onur Yürüyüşleri ve Onur Haftası etkinliklerine karşı yürütülen tutumun hukuksuz olduğuna dikkati çekerek yasaklamalara, gözaltılara ve yargılamalara son verilmesi çağrısı yaptı.

Örgüt tarafından yapılan açıklamada, 25 Haziran’da İstanbul‘da düzenlenen yürüyüşe değinilerek “Göstericiler İstanbul Onur Yürüyüşü’nü düzenlemek için kararlı ve yaratıcı çabalar gösterdiyse de İstanbul polisi 25 Haziran 2023’te şiddet kullanarak 113 kişiye müdahale etti bu kişileri gözaltına aldı. İstanbul valisinin sosyal medyada ‘aile kurumunu tehdit eden’ olaylara izin verilmeyeceğini açıklamasıyla, kentteki diğer tüm onur etkinliklerinde olduğu gibi, yürüyüş bu yıl dokuzuncu kez yasaklandı” ifadeleri kullanıldı.

Aynı gün İzmir‘de en az 52 kişinin gözaltına alındığını hatırlatan açıklamada her iki şehirde de gözaltına alınanların, beş yabancı uyruklu kişi dışında birkaç saat sonra serbest bırakıldığı belirtildi.

Örgüt “Yasaklar, Mayıs 2023 seçimleri sırasında yetkililerin lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel (LGBTİ+) karşıtı nefret söylemlerinin yoğunlaşmasının ardından yaşanıyor” diye ekledi.

Fotoğraf: Mert Can Bükülmez

‘Göstericileri gözaltına almaya ve yargılamaya son verilmeli’

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson, “Onur kutlamalarını yasaklamak ve insanları yürüyüş yapma girişiminde bulundukları için gözaltına almak, barışçıl toplanma ve ifade hakkının alenen ihlalidir ve Türkiye hükümetinin LGBT’lere yönelik aşağılayıcı kampanyasının kanıtlarından yalnızca biridir” diye konuştu.

Williamson, göstericilerin gözaltına alınması ve yargılanmasına son verilerek hakların güvence altına alınması çağrısında bulundu ve şunları söyledi:

Türkiye, Onur Yürüyüşü göstericilerini gözaltına almayı ve yargılamayı bırakmalı ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri ve kendi yasaları doğrultusunda barışçıl protestoya yönelik temel haklarını yeniden güvence altına almalıdır.

Fotoğraf: Cansu Acar

‘Yasaklamalar hukuka aykırı’

Türkiye’deki resmi makamlar, Onur yürüyüşleri ve Onur Haftası etkinlikleri için ülke genelinde kapsamlı bir yasak getirirken, son yargı kararlarında bu yasak kararlarının hukuka aykırı olduğu görüldü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, son üç yılda İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Adana‘daki sekiz mahkemenin, Onur Yürüyüşleri ve Onur Haftası etkinliklerinin açık, somut ve mutlak tehlikenin varlığının kanıtı ve gerekçelendirmesi olmaksızın kamu makamlarınca yasaklamasının Türkiye Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ihlal teşkil ettiğine hükmettiğini belirtti.

‣ Lubunyalar tüm baskılara rağmen onurla yürüdü: 93 gözaltıdan bazıları serbest bırakıldı

‘Yetkililer, mahkeme kararlarını görmezden geliyor’

Açıklamada, söz konusu mahkeme kararlarının etkinliklerin yasaklanmasına yönelik kararlardan uzun bir süre sonra verilmesi nedeniyle “[Mahkmee kararları] LGBT’lerin toplanma haklarını yerine getirebilmelerinin sağlanması için çok geç kalmıştır” diye belirtildi.

Örgüt, “Üstelik, kamu yetkilileri, mahkemelerin kararlarını görmezden gelmektedir” diye vurguladı ve haziran ayında, yaklaşık iki yıl süren bir davanın ardından bölge temyiz mahkemesinin, 2021’deki İstanbul Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu‘na aykırı olarak izinsiz toplantı yapmak suçundan yargılanan 19 kişinin beraatini onadığını kaydetti.

Akbelen Ormanı’nı savunan aktivistlere 6 ay 20 gün hapis cezası verildi

Muğla‘nın Milas ilçesinde bulunan İkizköy‘de 700’ü aşkın gündür nöbet tutarak Limak Holding ve IC Holding ortak iştiraki YK Enerji’nin kömür maden sahasının genişletmek için ağaç kesimine karşı çıkan aktivistler Gülören Demir ve Füsun Ergün‘e hapis cezası verildi.

8 Ağustos 2021 tarihinde izinsiz şekilde ormanda ağaç keserek maden sahasını genişletmek istemesine karşı direnen köylülerden Gülören Demir ile aktivist Füsun Ergün, jandarmaya mukavemet ettikleri gerekçesi ile 6 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Cezalar, 200 gün adli para cezasına çevrildi. Demir’e jandarmaya hakaret gerekçesiyle 551 gün adli para cezası verildi.

Duruşma sonrası adliye önünde yapılan basın açıklamasında ise karara itiraz ederek istinafa başvurulacağı bildirildi.

Milas 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen yedinci duruşmada Demir, Ergün ve avukatları Arif Ali Cangı ve Nehir Bilece hazır bulundu.

Mahkeme, Gülören Demir ve Fusün Ergün’e jandarmaya mukavemet ettikleri gerekçesiyle 6 ay 20 gün hapis cezası verdi. Cezalar 200 gün adli para cezasına çevrildi. ‘hakaret’ suçundan 445 gün adli para cezasında arttırıma giderek 551 gün adli para cezası verilmesine, bu cezanın 11 bin 20 liraya çevrilmesine karar verdi.

‘Savunma hakları yok sayıldı’

Demir’in Avukatı Arif Alı Cangı, yaptığı açıklamada jandarmanın dava konusu olayda orantısız güç kullandığını, bu nedenle mağdur olan aktivistlerin yargılanmasının hukuka ve vicdana aykırılı olduğuna, üstelik duruşmada aktivistlerin savunma hakkının yok sayıldığını ifade etti.

Cangı, şunları kaydetti:

“Müvekkillerimiz yaşam alanlarını, Akbelen Ormanı’nı korumak için hiçbir şiddete başvurmadan, demokratik haklarını kullanarak vatandaşlık görevini yaptıkları için on kişiye karşı iki yüz jandarmayla gözaltına alındılar, yaralandılar, üstüne üstlük şimdi yargılandılar. Yargılamanın başlangıcı zaten hukuka ve vicdana aykırıdır. Yargılamada ise bütün yasal haklarımız yok sayıldı. Savurma hakkının bu kadar yok sayıldığı bir yargılamayı bir daha da göremeyiz.”

Av. Arif Ali Cangı, karara itiraz edilerek istinafa başvurulacağını açıkladı.

‘İnadına, Akbelen Ormanı’nı yaşatacağız’

İkizköylülerden ekoloji aktivisti Nejla Işık açıklamasında ağaçları savunanların cezalandırılırken ağaçları katledenlerin ekolojik yıkıma yol açmaya devam ettiğini belirtti.

Işık, şöyle konuştu:

Yangın zamanında yangını fırsata çevirip 105 ağacı katledenler elini kolunu sallayarak her yeri maden altında yok etmeye, cehennem çukuruna döndürmeye devam ediyorlar. Ormanların canı pahasına koruyanlar o yangın zamanında, sabahlara kadar nöbet tutanlar; yanmasın diye, kesilmesin diye iki yıldır burada nöbet tutanlar, bugün burada bu cezayla karşı karşıya kaldılar. Bundar bizim sesimizi kesemeyecek. Akbelen Ormanı’nın sesini kesmeye yetmeyecek bu cezalar, bu bu davalar. Biz toprağımızı savunduk, savunuyoruz. Köyümüz maden çukuruna dönmesin diye dört yıldır mücadele ediyoruz. Davamızdan da mücadelemizden de ne olursa olsun vazgeçmeyeceğiz, pes etmeyeceğiz. Daha dirençliyiz bugün, daha dirençliyiz. İnadına yaşayacağız, inadına Akbelen Ormanı’nı yaşatacağız ve yaşatmaya devam edeceğiz.”

Van’ın Zilan Vadisi’ndeki mermer ocağına mahkemeden ‘dur’ kararı

Van’ın Erciş ilçesinde bulunan Zilan Vadisi‘nde yapımı planlanan mermer ocağına yönelik verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararına raporuna karşı açılan davada, mahkeme doğadan yana bir karar alarak yürütmeyi durdurma kararı aldı.

Özgürlük için Hukukçular Derneği Van ve Ankara şubeleri, Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma Geliştirme Derneği (Çev-Der) adına işlemin iptali için Van 4’üncü İdare Mahkemesi‘ne başvuru yaptı. Kararını veren mahkeme, “ÇED gerekli değildir” kararının bilimsel ve teknik esaslara dayanmadığına dikkat çekerek işlemin iptaline karar verdi.

Zilan çamur akıyor: HES ve altın madeninden sonra şimdi de mermer ocağı açılıyor
[Yeşil Gazete Doğu’da-5] Zilan’ın gösterdikleri: Hukuk, doğaya hep geç kalıyor

Alanda keşif ve inceleme yapıldı

Mezopotamya Ajansı‘nın aktardığına göre, dava dosyasında bulunan tüm bilgi ve belgeler ile keşif incelemesi sonrasında kararın alındığına dikkat çeken mahkeme, şunları kaydetti:

“Her ne kadar davaya konu alanda yürütülen projenin mevzuat uyarınca çevresel etki değerlendirmesi gerekli olmayan projeler kapsamında kaldığı anlaşılmış ise de; çevresel etki değerlendirmesine yönelik sürecin, projenin tanıtımı aşamasında düzenlenen raporda (Proje Tanıtım Dosyası) belirtilen hususlar bakımından belgeler üzerinden yapılan değerlendirmeler neticesinde projenin çevreye etkisine yönelik bir sonuca varılarak karar alındığı dikkate alındığında, proje tanıtım dosyasının doğru, objektif ve çevresel etki bakımından her ihtimali ortaya koyan ve bu anlamda çözüm üreten taahhütleri içermesi gerektiği izahtan varestedir.”

Karar, bilimsel ve teknik esaslara, hukuka uygun değildi

Mahkeme, dava konusu “ÇED Gerekli Değildir” kararının dayanağını oluşturan proje tanıtım dosyasının gereğinin yerine getirip getirilmediğine ilişkin inceleme yaparak şunları aktardı:

“Yapılan incelemede; projeye ilişkin olarak çevre izni için alınması gereken hava emisyon raporunun olmadığı, tesisin çevre izninin bulunmadığı, proje tanıtım dosyasında bahsi geçen atık havuzunun proje alanında olmadığı, proje uygulandığı vakitte akarsuya partikül karışımı muhtemel olmasına rağmen bu konuya ilişkin olarak proje tanıtım dosyasında herhangi bir taahhüt bulunmadığı, proje tanıtım dosyasında endemik türler ile ilgili gerekli tedbirlerden bahsedilmediği görülmektedir. Bu durumda; eksik değerlendirmeye dayalı ve alınması gerekli bir kısım tedbir ve önlemleri içermeyen proje tanıtım dosyasına dayanılarak düzenlenen dava konusu ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararında, bilimsel ve teknik esaslara, yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış, söz konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.”

Kuraklık akarsuları kuruttu, Hevsel ‘kuş vahası’ haline geldi

Küresel ısınmanın yarattığı kuraklık nedeniyle çevresindeki dere ve akarsuların kuruduğu Dicle Nehri‘nin içinden geçtiği Diyarbakır‘daki Hevsel Bahçeleri’nde, kuş popülasyonda gözle görülür artış yaşanıyor. Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı ve Kuş Bilimci Prof. Dr. Ahmet Kılıç, yıl boyu burada kalan bazı türlerin artık “yerli” tür sayıldığını kaydetti.

MA‘nın aktardığına göre, Basra Körfezi‘ne dökülen 553 kilometre uzunluğundaki Dicle Nehri, kuraklık nedeniyle çevresindeki dere, akarsu, gölet ve sulak alanların kurumasıyla son yıllarda kuşlar için adeta bir vaha konumuna geldi. En az 280 tür kuşun Hevsel Bahçeleri ve çevresinde yaşadığı tespit edilirken, Dicle Üniversitesi tarafından 150 farklı tür kayıt altına alındı. Bazı kuş türleri geçici konaklama ya da göç rotasının uğrak yerleri olarak kullanırken, bazı kuş türleri de burada kalıcı hale geldi.

Yıl boyu burada kalan ve burayı üreme alanları olarak seçen bazı kuşların popülasyonunda gözle görülür artış dikkat çekiyor. Özellikle balıkçıl kuşunun türlerindeki artış gözlerden kaçmıyor. Balıkçılların burayı yıl boyu mesken tutması ve üreme alanı olarak burayı seçmesi, Dicle Nehri’nin balık yönünden zenginleştiğine de işaret ediyor. Hevsel Bahçeleri’nde sayılarının fazlalığıyla dikkat çeken balıkçıl türlerinin başında küçük ak balıkçıl (ekretta garzetta) geliyor.

Küresel ısınma Hevsel’i 'kuş vahası’ haline getirdi - Sayfa 4

 

Dicle Nehri’nin Hevsel’den geçen kıyılarında sık sık tanık olabileceğiniz başka bir balıkçıl türü, gece balıkçılı (nycticorax nycticorax). Küçük balıkçıl ve gece balıkçılını popülasyonun artışını, alacabalıkçıl (ardeola ralloides) takip ediyor.

Küresel ısınma Hevsel’i 'kuş vahası’ haline getirdi - Sayfa 5

 

Hevsel Bahçeleri’nde kalıcı hale gelmesi nedeniyle nüfusunda kayda değer bir artış yaşayan başka bir tür ise alaca yalıçapkını (ceryle rudis). Yalıçapkınları aynı zamanda avlandığı suların temizliğinin işareti olarak görülüyor.

Küresel ısınma Hevsel’i 'kuş vahası’ haline getirdi - Sayfa 6

 

Deniz göl ve nehir kıyılarında koloniler halinde yaşayıp Hevsel’i üreme alanı olarak seçen ve burada artık “yerli” bir tür haline gelen kuş türlerinden biri de karabatak (phalacrocorax carbo).

Küresel ısınma Hevsel’i 'kuş vahası’ haline getirdi - Sayfa 7

 

Türkiye’nin tamamında görülen ve sulak alanlarda sürüler halinde böcekler, böcek larvaları, küçük balıklar, amfibiler ile beslenen çeltik kuşu da (plegadis falcinellus), Hevsel’i son zamanlarda mesken tutan kuşlardan.

Küresel ısınma Hevsel’i 'kuş vahası’ haline getirdi - Sayfa 8

 

Hevsel’de sazlık alanları mesken tutanlardan biri de hemen hemen her bölgede yaşayan sarı ayaklı ya da saz tavuğu (gallinula chloropus) olarak bilinen tavuk.

Küresel ısınma Hevsel’i 'kuş vahası’ haline getirdi - Sayfa 9

 

Her bölgede yaşayan ağaçkakan da son zamanlar da Hevsel’in daimi misafiri olurken, kırlangıçların da uğrak mekanı ve üreme alanı haline geldi.

Küresel ısınma Hevsel’i 'kuş vahası’ haline getirdi - Sayfa 10

 

Prof. Ahmet Kılıç, Hevsel’deki çeşitliliğin artmasının nedeni olarak küresel ısınmaya işaret ediyor: “Dicle Vadisi, aslında Hevsel Bahçeleri ya da Diyarbakır’daki kısmıyla bir kuş cenneti özelliği atfediliyor. Bu yıllardan beridir öyle. Kuşların yuvadan ayrılması, onun dışında bölgede ciddi bir kuraklık var. Bazı dereler, çaylar, göletler kurudu. Dicle Nehri, deyim yerindeyse bir vaha özeliği arz ediyor. Kuşlar bu nedenlerden dolayı buraya özelikle yoğunlaşıyorlar”

Ciddi bir kuraklık olduğunu ve bölgedeki barajların sürekli su bırakmasının Dicle Nehri’nin su yoğunluğunu arttırdığını ifade eden Kılıç, “Eğer o barajlar olmasaydı, siz bugün Dicle Nehri’nde yürümüş olurdunuz. Durum o kadar vahim. Kuşlar burayı, avcı baskısı ve insan faktörüne rağmen nisbeten korunaklı alanlar ve su varlığı nedeniyle tercih ediyor” diyor.

İzmirliler iki gün boyunca kanser soludu

Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki organize sanayi bölgesinde kurulu bulanan bir geri dönüşüm tesisinin bahçesinde depo olarak kullanılan bölümde, geçtiğimiz hafta çıkan ve iki gün süren yangında depodaki plastik ve kimyasal atıklar yandı. Bir süre sonra tesise de sıçrayan yangında tesisten yükselen siyah dumanlar, doğu-batı yönünde esen şiddetli rüzgârın da etkisi ile İzmir kent merkezinin üzerine de ulaştı. İzmirliler iki gün süre ile bu yangının neden olduğu siyah dumanı soludu.

Aslında bir süredir ülkemizde atık plastik ithali ve atık yangınları neredeyse sıradanlaştı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İzmir Şubesi’nin bu yangın nedeniyle yaptığı açıklamadan sadece 2021 yılında 122 geri dönüşüm tesisinde yangın çıktığını öğreniyoruz. ÇMO İzmir Şubesi’nin yaptığı açıklamaya göre 2022 yılı ocak-ağustos döneminde ise kamuoyunda şüphelere yol açan yangın sayısı 79 olmuş. ÇMO’nun açıklamasında da altı çizildiği gibi kamuoyunda geri dönüşüme uygun olmayan ve ithal edilen veya toplanan atık plastiklerin bu tesislerin bahçesinde bilinçli olarak yakıldığı izlenimi bulunuyor. Bu yangınların büyük çoğunluğunun hafta sonu veya tatil günlerinde meydana gelmesi de bu şüpheleri artırıyor.

Türkiye özellikle 2018 yılından itibaren başta İngiltere olmak üzere, Avrupa ülkelerinden her yıl artan miktarda atık plastik ithal ediyor. Özellikle Çin’in 2017’den atık plastik ithalini yasaklaması üzerine; geri dönüşümü pahalı ve zor olan atık plastiklerini gelişmiş ülkeler, bu konuda mevzuatı da yetersiz olan Türkiye’nin üzerine attılar. Greenpeace Türkiye’nin rakamlarına göre Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların miktarı 2004 yılından bu yana tam 196 kat arttı. Avrupa Birliği‘nin istatistik kurumu olan Eurostat verilerine göre Avrupa’nın plastik çöpünü en çok alan ülke Türkiye. Türkiye, yalnızca Avrupa’dan 2020’de 660 bin tonu aşkın plastik atık ithal etti. Bu plastik atığın yüzde 70’inden fazlası da polietilen içeriyordu.

İzmir’de hava kirliliği ölçümleri alarm verici

Manisa’da iki gün boyunca süren yangına geri dönecek olursak; bizzat Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanının kamuoyunda yer alan ifadesi ile tesisin bahçesinde üç katlı bir bina yüksekliğinde 1,5 yıldır yığılmış plastik atık bulunuyordu.

Bu atıklar tutuştu ve iki gün boyunca yandı. Yangının alevleri İzmir kent merkezinden bile görülürken, iki gün süre ile İzmir’de gökyüzünü siyah duman kapladı.

23 Haziran itibarı ile İzmir’de ölçüm yapan hava kalitesi ölçüm cihazlarından alınan PM10 seviyeleri Alsancak’ta101 µg/m³, Bayraklı’da 76µg/m³, Çiğli’de 49 µg/m³, Bornova’da ise 44 µg/m³’e yükseldi.

PM2,5 ölçümü yapılan İzmir merkezindeki tek istasyon olan Konak istasyonunda ise PM2,5 seviyesi ise 43 µg/m³’ olarak belirlendi.

Türkiye’de geçerli Hava Kalitesi Değerlendirme ve Kalitesi Yönetmeliğine göre PM10 için insan sağlığı açısından 24 saatlik değerin 20 µg/m³’ü aşmaması gerekiyor.

PM2,5 seviyesi için ise yönetmeliğimizde bir sınır değer olmadığı gibi, İzmir merkezinde bu ölçüm sadece bir cihazda yapılabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün PM2,5 seviyesi için belirlediği sınır değer ise sadece 5 µg/m³.

İzmir açıklarında körfezden çekilen bir fotoğraf, Manisa’daki yangının boyutunu ve dumanların geniş bir çevrede yayıldığını gözler önüne seriyor.

Bu yangınlar neden tehlikeli?

Peki, atık plastikler yandığı zaman havaya neler karışıyor? Plastik yanması sonucu havaya karbon monoksit (CO), karbondioksit (CO2), azot oksit (NOx) ve sülfür oksit (SOx) türevi gazlar ve bu gazlara ek olarak plastiğin özelliklerine göre poliklorlu bifeniller (PCB), poliaromatik hidrokarbonlar gibi son derece zehirli ve kanserojen etki yaratan, doğada da kalıcı özellik gösteren kirleticiler ortaya çıkıyor.

Bunun yanı sıra PVC gibi klorlu ya da benzeri özellikteki plastiklerin yanması halinde dioksin ve furan denilen son derece tehlikeli gazlar da atmosfere yayılıyor.

Üstelik bu gaz ve partikül maddeler meteorolojik koşullara bağlı olarak çok kısa sürede çevreye yayılıyor. Son olayda da olduğu gibi Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki atık tesisinde başlayan yangının yarattığı hava kirliliği dakikalar içinde 40-45 km mesafedeki İzmir’in merkez ilçelerini etkiledi.

Sağlıklı bir çevrede yaşam hakkının pazarlığından vazgeçilmeli

Bu yangın bize bir kez daha zengin merkez kapitalist ülkelerin, plastik çöplerinin çevre kapitalist ülkelerdeki çevre ve insan sağlığı açısından yaratacağı sorunları görmezlikten gelerek uluslararası antlaşmaları da hiçe sayarak bu ülkelere göndermelerinin ürkütücü sonuçlarını gösterdi. İzmirliler iki gün süre ile plastik atıkların yanmasından ortaya çıkan kanserojen gazları solumuş, 2,5 µg ve altındaki kanserojen partikül maddeler akciğerlerinden kan dolaşımlarına geçmiştir.

Sonuç olarak artık ülkemize yapılan atık plastik ithali bir an önce durdurulmalıdır. Kendi atık plastiklerimizin geri kazanım ve bertaraf yönetimi için ise ÇMO İzmir Şubesinin açıklamasında da belirttiği gibi ‘ilgili kurumlar tarafından kamusal denetimin etkin bir şekilde yürütülmesi gerektiği’ hatırlanmalıdır.

Ülkemiz insanın anayasal bir hakkı olan ‘sağlıklı bir çevrede yaşam’ hakkı para uğruna uluslararası atık lobilerine pazarlanmaktan bir an önce vazgeçilmelidir.

Aktivistler uyardı: Sinpaş, Marmaris Limanı’nı foseptik çukuruna çevirecek, durdurun!

Muğla’nın Marmaris ilçesinde yer alan Kızılbük’te Sinpaş GYO’nun denizler için ciddi kirlilik tehlikesi taşıyan bir foseptik boru hattı döşediği belirtildi.

Ekoloji aktivistleri, söz konusu boru hattı yoluyla kanalizasyonun deniz içine deşarj edilmesinin planlandığını aktararak deniz ekosisteminin yanı sıra insan ve çevre sağlığı için büyük tehlike arz eden duruma tepki gösterdi.

Daha önce Muğla Büyükşehir Belediyesi, Sinpaş GYO tarafından yapılan inşaata yönelik “su ve kanalizasyon alt yapısı yoktur, sağlamamız da mümkün değildir” raporu vermiş, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı raporu görmezden gelerek proje için “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu” kararı vermişti.

‘Marmaris Limanı foseptik çukuruna dönüşecek’

Marmaris Kent Konseyi, konuya ilişkin yaptığı basın bildirisinde boru hattının döşenmesiyle Marmaris Limanı’nın bir foseptik çukuruna dönüşeceği uyarısı yapılarak kararın iptali çağrısı yaptıldı.

Konsey, “Hangi siyasi partiden olursa olsun, tüm belediye yönetimlerine bir sorumuz var” diyerek “46 bin metrekare inşaat hakkı olan ve mevzi imar planına göre verilmiş bir ruhsata, tadilat ruhsatı ile 122 bin metrekare inşaat hakkı verilmesi hukuka uygun mudur?” sorusunu yöneltti.

“İşte ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, hukuki ve ahlaki çöküntünün temel nedeni tam da bu kanunsuzluk örneği ile anlaşılır hale geliyor” diyen ekoloji savunucuları, Marmaris Belediyesi‘nin Sinpaş inşaatına kanunsuz ve usulsüz olarak ruhsatlar verdiğini belirterek, şirketin ne yangın ne Milli Park, ne inşaat yasağı ne de ekosistem tanıdığına işaret etti.

Daha önce birçok kez projenin Marmaris’e ve Marmarislilere vereceği zararları belgeleri ile ortaya koyduğunu ve gereken şikayetleri yaptığını açıklayan Konsey, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlığa verdiği, “Sinpaş inşaatının su ve kanalizasyon alt yapısı yoktur, sağlamamız da mümkün değildir” şeklindeki itiraz raporuna rağmen bakanlığın gerçeği görmezden geldiğine dikkati çekti.

Aktivistler, bakanlığın Sinpaş’a “ÇED olumlu” kararı vererek Marmaris’i büyük bir kirlilik gerçeği ile baş başa bıraktığını aktararak şunları söyledi:

Bugün geldiğimiz nokta Sinpaş tüm bu usulsüzlüklere sırtını dayayarak kanalizasyonunu ve kirli atık sularını denize vermek için denizin içine boru döşemektedir. Milli parkı talan ettiği yetmezmiş gibi Marmaris denizini bir foseptik çukuruna çevirmeye karalı. Denizciler biliyor ki lodoslu havalarda, Marmaris Limanı atık havuzuna dönüşecek. Geçen yaz İçmeler’de yaşanan deniz kirliliğinden kaynaklı rahatsızlıklar yüzünden hem turistlerden hem de otelcilerden yüzlerce şikayet almıştık. Bunun daha başlangıç olduğunu o zaman da söylemiştik.

‘Ormanlarımız yok oldu, sıra denizimizde’

Marmaris Kent Konseyi, bildiride “Marmaris’imizin ormanları yandı, yanmaya da devam ediyor. Bu kayıp yetmezmiş gibi şimdi denizimiz büyük bir kirlilik gerçeğiyle karşı karşıya” ifadelerine yer verdi.

Yetkililerden söz konusu boru hattı döşemesini durdurarak ekosistem talanı projelerine son verme çağrısı yapan aktivistler, şunları kaydetti:

“Başta Belediye Meclis Üyeleri olmak üzere bu kentten ekmek yiyenlerin, bu kentin ismini kullanıp kariyer ve itibar kazananların şimdi kente borcunu ödeme ve koltuklarının hakkını verme zamanıdır. Belediye bu işin müsebbibi olabilir. Ama unutulmamalı ki; atananlar ve kamu yöneticileri de onlar kadar mesuldürler.

Halkı bilgilendirmeyerek ya da yandaşlıkla hareket etmesi için baskılayarak kötü ve kanunsuz olanda gerçekleşen ittifak Marmaris’imizin doğasını mahvedecek ve halkını pislik içinde bir denize mahkûm edecektir.”

Turizm gerekçesiyle Balıkesir’den çıkarılan balık çiftlikleri Mersin kıyılarına geliyor

Haber: Abidin YAĞMUR

*

Balıkesir Valiliği, Edremit Körfezi‘nin turizm potansiyeline dikkat çekerek körfezdeki balık çiftliklerinin başka yere taşınması için yazışmalara başladı. Balıkesir’den çıkarılan balık çiftliği şirketlerinin ilk adresi Mersin’in Aydıncık kıyıları oldu. “Bizim turizmde geleceğimiz yok mu” diyen Aydıncıklılar, balık çiftçiliklerinin yöreye taşınmasına tepkili.

2010’lu yıllarda Muğla’daki balık çiftliklerinin turizme zarar verdikleri ve denizi kirlettikleri gerekçesiyle açık alanlara taşınması gündeme gelmiş, o tarihlerde Tarım Bakanlığı Mersin kıyılarını potansiyel üretim alanı ilan edince çok sayıda şirket Mersin’de balık çiftliği kurmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu almıştı.

Benzer bir durum şimdilerde Balıkesir ile Mersin arasında yaşanıyor. Balıkesir Edremit Körfezi’nin turizm öncelikli yöre olduğunu belirten valilik balık çiftliklerinin Edremit Körfezi’nden çıkması için resmi yazışmaları başlattı. Bu kapsamda Edremit Körfezini terk eden şirketlerin ilk adresi ise yine Mersin kıyıları oldu.

Mersin Aydıncık kıyılarında halihazırda 2 adet çiftliği bulunan AGROMEY Gıda ve Yem San. Tic. A.Ş., şu an Balıkesir’de bulunan iki adet çiftliğini de Aydıncık’a taşımak için bakanlığa “mecburi yer değişikliği projesi” için ÇED dosyasını sundu.

balık

Şirket Balıkesir’den kovulduğu ÇED dosyasında belgeledi

AGROMEY Gıda ve Yem San. Tic. A.Ş. ÇED dosyasında Balıkesir Valiliği’nin yazdığı yazıya da yer vererek Balıkesir’den kovulduğunu belgeledi.

Balıkesir Valiliği’nin “Ülkemiz turizm öncelikleri göz önüne alınarak Edremit Körfezi sınırlarında ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği Bakanlığımız politikaları arasında yer almadığından” şeklinde ifadeler kullandığı ve şirkete ait 2 tesisin Edremit Körfezi dışına taşınmasını istediği yazıya ÇED dosyasında yer verildi.

“Bu doğrultuda, Edremit Körfezi sınırlarında ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği yapılamayacağından dolayı yatırımcı firma tarafından taşınma talebi ile ilgili olarak Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’ne başvuru yapılmıştır” ifadelerine yer verilen ÇED dosyasında ayrıca Mersin Valiliği ve Bakanlığın tesisin Aydıncık’a taşınmasını uygun gördüğü, Mersin’de potansiyel üretim alanı olarak belirlenen yerler arasında Aydıncık kıyılarının da yer aldığı ve halihazırda Aydıncık’ta 10 adet tesisin olduğu bilgisine de yer verildi.

Mersin Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ÇED süreci ile ilgili 11 Temmuz tarihinde Aydıncık Müftülüğü toplantı salonunda halkın bilgilendirilmesi toplantısı yapılacağını duyurdu.

balık

‘Aydıncık’a gönderilmesine kim karar verdi?’

Aydıncık Kent Gelişimi Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (AGİK-DER) Başkanı Mustafa Şimşek, şunları kaydetti:

“Aydıncık İlçesi, Yenikaş Mahallesi, Soğuksu Mevkisinden batıya doğru çok geniş bir sahada su ürünleri yetiştiriciliğine yönelik birçok firmaya 10 adet tesis kurulması kararı verilmiş, bunların ÇED raporlarının da onaylanmış olduğu anlaşılıyor. Günde en az 20 bin 460 kg, yılda 7 milyon 467 bin 900 kilo pisliği ve atığı olacağı bilimsel olarak sabitken, kendi raporlarında da bu durum gösterilmişken, Aydıncık İlçemizi balık çiftlikleri sahası yapılmasına kimler karar vermiştir?”

balık

‘Aydıncık’ın turizmde geleceği yok mu?’

Balıkesir Valiliği’nin yazısını paylaşan Şimşek, şunları ekledi:

“Bölgedeki bazı tesislerin, sahipsiz kent Aydıncık’a taşınıp söz konusu sahanın içine ilave olarak taşınması konusunda halkın görüşüne başvuracaklar. Balık çiftlikleri sayısının 12’ye çıkacak. Bu tesislerin turizm faaliyetlerine olumsuz etkileri biliniyor ve turizm bölgeleri dışına çıkarılmasına devlet eliyle karar veriliyorken, burada bizim denizlerimizde bu balık çiftliklerinin kurulmaya başlanılmasından anlaşılan; Aydıncık sahillerinin kirlenmesi ve artık bir turizm geleceği olmaması kararını, kimler nerede ne zaman ve ne hakla vermiştir? Ancak hep birlikte mücadele edilirse Aydıncık sahilleri korunabilir, başarılı olunabilir.”

[26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü] Türkiye’de sistematik işkence varlığını koruyor

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu, 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla ortak açıklama yayımladı. Açıklamada işkencenin sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını koruduğu kaydedildi.

Kurumlar, Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’nin ilk maddelerine değinerek “Hiçbir istisnai durum, ne harp hali ne de bir harp tehdidi, dahili siyasi istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hal, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez. Bir üst görevlinin veya bir kamu merciinin emri, işkencenin haklılığına gerekçe kabul edilemez” ifadelerine yer verdi.

İnsanın onuruna ve kişiliğine karşı en ağır saldırı olarak kabul edilen işkence ve diğer kötü muamelenin yasaklanmasının uluslararası hukuk açısından buyruk emir (jus cogens) niteliğinde olduğunun hatırlatıldığı açıklamada, işkenceyi önleme yükümlülüğünün devletlere ait olduğu vurgulandı.

Açıklamada işkenceyi ortadan kaldırmak için bir an önce cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısı yapıldı.

Verilerle Türkiye’de işkence

Açıklamada son yıllarda Türkiye‘de yaşanan işkence vakalarının sayılarına, işkencenin yapıldığı durum ve ortama ve uygulayan kişilere dair veriler de paylaşıldı. Buna göre;

  • 2022 yılında TİHV’e işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle toplam 1201 kişi başvurdu. Bu kişilerden bir kısmı işkence görenlerin yakını iken, bir kısmı ise Türkiye dışında işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarına maruz kaldı.
  • Türkiye’de doğrudan işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı için TİHV’e başvuran 1,079 kişiden 547’si (yüzde 50,7) emniyet müdürlükleri, 61’i (yüzde 5,7) polis karakolu, 69’u (yüzde 6,4) ise jandarma birimleri gibi resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldıklarını ifade etti.
  • Ayrıca 331 (yüzde 30,7) kişi de kolluk güçlerinin gözaltı ve nakil araçlarında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığını belirtti.
  • 2023 yılı ilk beş ayında ise TİHV’e işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle 270 kişi başvurdu.
  • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin tespitlerine göre 2022 yılında bir kişi gözaltında şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. 2023 yılının ilk beş ayında ise en az altı kişi gözaltında şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.
  • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre ise 2022 yılında resmi gözaltı yerlerinde en az 1,347 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı.

Güvenlik görevlileri tarafından uygulanan işkencedeki artış ‘kaygı verici’

Kurumlar, kolluk güçlerinin barışçıl toplantı ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda veya ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ya da gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında da kaygı verici bir artış yaşandığını vurguladı.

Toplanma ve gösteri yapma hakkının ifade özgürlüğü ile birlikte, demokratik bir toplumun temelini oluşturduğu belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

Maalesef son yıllarda ülkemizde bu hakkın kullanımı bir istisna, müdahale ve yasaklamalar ise kural haline gelmiştir. Barışçıl toplanma ve gösteri yapma hakkını kullanan kişilere yönelik işkence ve diğer kötü muamele uygulaması düzeyine ulaşan kolluk şiddeti adeta normalleştirilmiştir.

Konuya ilişkin olarak şu verilere yer verildi:

  • 2022 yılında TİHV’e başvuranlardan 546’sı (yüzde 50,6) açık alan ve gösteri sırasında, 177’si (yüzde 16,4) ise ev ve iş yeri gibi mekânlarda işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldıklarını beyan etti.
  • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre 2022 yılında kolluk güçlerinin toplanma ve gösteri özgürlüğü kapsamında yapılan barışçıl eylem ve etkinliklere müdahalesi sonucu 144’ü çocuk olmak üzere en az 5,434 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı, 42 kişi ise yaralandı. 2023 yılının ilk beş ayında ise kolluk güçlerinin barışçıl eylem ve etkinliklere müdahalesi sonucu 49’u çocuk olmak üzere en az 1,557 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı, sekiz kişi ise yaralandı.
  • Yine TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre 2022 yılında sokakta ve açık alanda en az 230 kişi, ev baskınları sırasında en az 29 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı. 2023 yılının ilk beş ayında ise sokakta ve açık alanda en az 76 kişi, ev baskınları sırasında en az dört kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı.
  • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre ise 2022 yılında resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki yerlerde işkence ve diğer kötü muameleye uğradığını iddia eden kişi sayısı 42’si çocuk olmak üzere 2,928 kişi idi. Toplantı ve gösterilere kolluk güçlerinin müdahalesi sonucu en az 4,553 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı.

Kurumlar, işkenceye son verilmesi çağrısı yaptı

Raporda, işkence ve kötü muamelelere son verilmesinin sağlanabilmesi için şu çağrılar yapıldı:

  • İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni, işkence yasağının mutlak niteliğiyle bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce, sıradan bir kural haline getirilmeye çalışılan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
  • Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.
  • Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.
  • Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.
  • İşlevini yerine getiremeyen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.
  • Kolluk Gözetim Komisyonu tarafsız ve bağımsız hale getirilmelidir.
  • İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.
  • İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.
  • Hapishaneler insan hakları ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.
  • CPT raporlarının tümü açıklanmalı ve tüm tavsiyelere uyulmalıdır.

İzmir Onur Yürüyüşü’nde polis saldırdı, lubunyalar her şeye rağmen direndi

11. İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü öncesinde polis Kıbrıs Şehitleri caddesini abluka altına aldı. İzmir Valiliği’nin ayrımcı yasağını gerekçe gösteren polis, İzmir sokaklarını şiddete buladı.

Kaos GL‘nin aktardığına göre; yürüyüş öncesinde İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu’ndan avukatları dahi caddeye sokmayan polis, itirazlar üzerine kimlik kontrolüyle caddeye aldı.

Sokak ortasında işkence

18.00’da başlayacak yürüyüş öncesi sokakta duran bir grup lubunyaya polisler saldırdı. Polis, LGTBİ+’ları ablukaya aldı, gazetecilerin görüntü almasını engelledi. Avukatları da engelleyen polis, eylemcileri döverek gözaltına aldı.

Ters kelepçeyle gözaltına alınanlar polis araçlarına götürüldü. Gözaltına alınanlar havasız araçta ters kelepçeyle bekletildi. Polis şiddetinden geriye, ayağından ayakkabısı çıkan bir aktivistin sokakta bekleyen ayakkabısı kaldı. Polis, tek ayakkabıyla zorla araca bindirdi.

Polis, KaosGL.org muhabirine de saldırdı: Defol git buradan

Şiddeti görüntülemek isteyen gazeteciler de polis şiddetinden nasibini aldı. KaosGL.org muhabiri Aslı Alpar, haber takibi sırasında darp edildi.

Gazeteci olduğunu söylediğinde polisin tepkisi, “Aralara girmeyi biliyorsun ama, defol git buradan” diyerek Alpar’ı kolundan tutarak itmek oldu.

Lubunyalar Kordon’da bir araya geldi

Polisin Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki şiddetini aşan lubunyalar, Kordon’da bir araya gelerek basın açıklamasını okuyabildi. Polis, burada da LGBTİ+ aktivistlerini gözaltına aldı. Eylem boyunca en az 47 LGBTİ+ aktivisti gözaltına alındı.

Yürüyüşe Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk da katıldı. Polis, Çubuk’un LGBTİ+’lara işkenceyi belgelemesini engellemeye çalıştı.