Ana Sayfa Blog Sayfa 4067

27 Ocak 2014

Esenyurt MHP seçim bürosuna saldırıda 1 ölü 7 yaralı

Esenyurt’ta Milliyetçi Hareket Partisi’nin dün açılışı yapılan seçim irtibat bürosuna düzenlenen silahlı saldırıda, basın danışmanı Cengiz Akyıldız kalbine isabet eden kurşunla hayatını kaybetti. Biri ağır olmak üzere 7 partilinin de yaralandığı olay sonrası geniş güvenlik önlemleri alan polis 6 kişiyi gözaltına aldı.

Ankara’da translari sopalarla dövüp araçlarını parçalayan ‘sahte polisler’ serbest bırakıldı.

Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz’ın haberine göre Ankara ’da, kendilerini polis olarak tanıtan Seyit Şahin ve Ömer Durkan adlı iki saldırgan, 20 Ocak’ta ilkin Ç.D. ve Ş.E. adlı iki transseksüelin zorla paralarını gasp edip sopalarla aracını parçaladı. Yarım saat sonra aynı bölgede seks işçisi G.A.’ya biber gazı sıkıp demir sopalarla vurdu ve çantasını gasp etti. G.A.’nın kolu kırılırken, yardıma gelen G.I.’nın da zorla parası alındı. Bunun üzerine iki mağdur hastaneye gitmek için arkadaşları E.B.’nin arabasına bindi. Fakat iki saldırgan bu kez de sopalarla arabayı parçaladı. Mağdurlar günün sonunda şikâyet için Anafartalar Polis Merkezi Amirliği’ne gitti. Polis tarafından ifadesi alınmakla yetinilen iki saldırgan, savcılığa dahi gönderilmeden serbest bırakıldı.

Souncloud’dan sonra Vagus.tv’ye de sansür

Gazeteci Serdar Akinan’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı Vagus.tv internet sitesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla TİB tarafından kapatıldı. TİB’in internet sitesinde erişim engellerinin sorgulandığı sayfada vagus.tv için “Bu İnternet sitesi (vagus.tv) hakkında İstanbul CBS’nin 16/01/2014 tarih ve 2012/656 sayılı kararına istinaden Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından KORUMA TEDBİRİ uygulanmaktadır.” denildi.

Davutoğlu: “30 sene sonra ne Gezi ne Yolsuzluk Operasyonu hatırlanır.”

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: “17 Aralık bizim için sadece ve sadece Şeb-i Arus’tur. Başka hiç bir şey değildir. Dünyevi var oluştun, uhrevi var oluşa geçişin olduğu düğün gecesidir. 2013 yılı, bundan emin olunuz ki, birilerinin yapmak istediği, ne Gezi olaylarıyla ne de 17 Aralık operasyonuyla alakalandırılacaktır, bunların hepsi geçicidir.” dedi.

Sarıgül: “Kara propaganda kaybedenlerin oyunudur.”

CHP İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Mustafa Sarıgül Başbakan Erdoğan’ın hakkındaki yolsuzluk iddiaları karşısında Twitter üzerinden “Kara propoganda kaybedenlerin oyunudur. İftira ve karalamalar ile büyük yürüyüşümüzü durduramayacaksınız” dedi.

Caretta caretta’ların yuvasına imar çıktı

İztuzu Plajı
İztuzu Plajı

Dalyan İztuzu Plajı Caretta caretta’ların (deniz kaplumbağası) dünyadaki sayılı üreme alanlarından birisi. Fakat 22 dönümlük bu arazi deniz kaplumbağaları için rehabilitasyon merkezi yapılacağı gerekçesiyle imara açıldı.

İmar değişikliğinde ise Çevre ve Şehircilik eski bakanı Erdoğan Bayraktar’ın imzası yer alıyor. Buna karşı İztuzu Kumsalı Koruma Platform’u plajın imara açılmasına karşı 20 bin imzayı bakanlığa göndereceklerini açıkladı.

Platform temsilcisi TEMA temsilcisi Oktay Tirli “Bu karar cinayettir. Üstelik yine carettalar adına, onların sayılı üreme alanlarından birinin yok edilmesi zaten olsa olsa Türkiye’de olurdu. Bu karardan bir an önce vazgeçilmeli. Dünyayı ayağa kaldırırız” dedi.

İmarı kabul etmeyen Oktay Tirli “22 dönümlük orman arazisine kaplumbağa hastanesi yapılması maksadıyla bedelsiz olarak ön izin onayı verilmiş. Bu konuda biz platform olarak daha önce dava açmıştık. Bütün dünyanın gözünün üzerinde olduğu bu yerde böyle bir girişim resmen imar talanıdır. Sonuna kadar direneceğiz. Halkın sahillerine plajlarına buradan yararlanan carettalara ve doğal hayata sahip çıkacağız” şeklinde demeç verdi.

Doğa,canlılar ve ortak yaşam alanları üç adım ötesini göremeyen lüzumsuzluklara kurban edilemez diyen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eşsözcüleri Sevil Turan ve Naci Sönmez bir açıklama yaparak Yeşiller/Sol olarak kumsala, ormana, ekosisteme, doğal ve çevresel bütünlüğe verilecek tahribata işaret eden uyarıların dikkate alınmasını ve projenin böyle bir bölgeye yapılmasından vaz geçilmesini istediklerini belirttiler.

Akdeniz’e yayılmış olan Caretta caretta’ların diğer önemli yumurtlama bölgeleri Adananın Yumurtalık ilçesi ve Belek, Anamur, Köyceğiz sahili. Belek kıyıları Yunanistan’ın Zakintos adasının ardından Caretta caretta’ların Akdeniz’deki ikinci ve Türkiye’nin en büyük yumurtlama alanı. 2006 yılı içinde Belek’te ise 1000 civarında, Anamur’da 2007 yılında 1040 adet yuva tespit edilmiş ve koruma altına alınmıştı.

Ormanları izlemek için insansız hava araçları

Yağmur ormanlarını izlemek, ormanları ve içinde yaşayan canlıları korumaya çalışmak büyük bir mücadele. Çoğunlukla yüksek miktarlarda para ve zamana ihtiyaç duyulduğu gibi tehlikeler de barındıran bir uğraş. Fakat artık bu amaçla kullanılabilecek yeni bir araç var. İnsansız hava araçları.

Orangutan yuvalarını gösteren fotoğraflardan bir kolaj
Orangutan yuvalarını gösteren fotoğraflardan bir kolaj

Lian Pin Koh ConservationDrones.org isimli insansız hava araçları (İHA) sağlayan kar amacı taşımayan kuruluşun kurucularından. Şimdiden birçok ülkede devletler ve örgütler tarafından ormanların gözlenmesi, yasadışı avcılık ve keresteciliğe karşı korunması, bilimsel veri toplanması amaçlarıyla bu insansız hava araçları kullanılıyor.

2013 TED konuşmalarında Koh belirttiği üzere “Gerçek şu ki, koruma amaçlı bir İHA iyi bir dizüstü bilgisayar ya da dürbünden çok daha fazla para etmiyor”. Koh Adelaide Üniversitesi’nde (Avustralya) doçent ve birçok bilimsel makaleye imza atmış birisi. Birçok profesyonel taktir ve ödül kazanmış durumda.

Doğa koruma amaçlı kullanılan İHA
Doğa koruma amaçlı kullanılan İHA

Mongabay.com’un Koh ile yaptığı röportaj geçtiğimiz cuma günü yayınlandı.

Lian Pih Koh bir İHA'yı uçuşa hazırlıyor
Lian Pih Koh bir İHA’yı uçuşa hazırlıyor

İşte o röportaj

Mongabay.com: Arka planınızda ne yer alıyor?

Lian Pin Koh: Ben doğa korumacı bir ekolojistim. Doktoramı Princeton Üniversitesi’nde ekoloji ve evrimsel biyoloji bölümünde yaptım.

Mongabay.com: Ne zamandır tropik ormanların korunmasında çalışıyorsunuz ve nerelerde? Çalışmalarınızın odak noktası nedir?

Lian Pin Koh: Tropik ormanların korunması ve araştırılması üzerine geçtiğimiz 10 yıldır çalışıyorum. Çalışmamın büyük bir bölümü Güneydoğu Asya’ya odaklanmış durumda fakat Sahara altı Afrika ve Latin Amerika’ya da uzanıyor. Çalışmaların ekonomik gelişmelere ayak uydurmasına yardımcı olmak ve tropiklerde çevre koruması için yeni araştırmalar ve araçlar geliştirmekle uğraşıyorum. Çalışmamın özel bir alanı gelişen hurma yağı endüstrisinin çevresel ve sosyal etkilerini anlamak üzerine.

Mongabay.com: Orman korumacığılığında sizce bir sonraki atılım ya da gelişme nedir? Ve neden?

Lian Pin Koh: Orman korumacılığındaki gelişme bence İHA’lar ve orman içerisine yerleştirilen entegre ağ alıcıları gibi diğer sahalardan teknolojilerin kullanımıdır.

Mongabay.com: Bu icatlardan şu an kullanılmakta olan herhangi birine dair örnekleriniz var mı?

Lian Pin Koh: ConservationDrones.org‘nin sağladığı İHA’ların dünyanın birçok bölgesinde test uçuşlarını yapıyor olmaları buna bir örnek olabilir. Doğa koruma amaçlı bu İHA’lar şu an Bardia ve Chitwan Ulusal Park’larında (Nepal) kaçak avcıları tespit etmek amacıyla test uçuşları gerçekleştiriyorlar. Bu İHA’lar aynı zamanda Hindistan’daki Panna Kaplan Koruma Bölgesi’nde yalnızca kaçak avcıları tespit etmek için değil aynı zamanda kaplan nüfusunu izlemek için de kullanılmaya başlandı.

Mongabay.com: Bu fikri yaygınlaştırmak önünde engeller nelerdir?

Lian Pin Koh: Bu teknolojinin yaygın olarak kullanımı önündeki en büyük engel kamuoyunun İHA’lar hakkındaki olumsuz bakış açısı. Bu araçların bahsinin geçmesi birkaç ulusun kullandığı casus ya da askeri amaçlı İHA’ları akıllara getiriyor. Gerçek şu ki doğa koruma amaçlı olan bu İHA’lar doğa koruma işinde çalışan insanlar için gökyüzünde bir göz olmaları amacıyla yerleştirilmiş kameralar ve otopilot sistemiyle donatılmış model uçaklar. ConservationDrones.org‘un ana görevlerinden biri bu teknolojinin ne kadar faydalı olduğu konusunda farkındalık yaratmak ve kamuoyunu bu sivil İHA’ların iyi amaçlarla kullanılabileceği hakkında bilgilendirmek.

Koruma amaçlı İHA'ların olası uçuş planları
Koruma amaçlı İHA’ların olası uçuş planları

0124-conservation-drones2

İHA ile çekilmiş bir fil fotoğrafı
İHA ile çekilmiş bir fil fotoğrafı

Mongabay.com: Yağmur ormanı korumacılığındaki bu icatlara kişisel olarak herhangi bir projede ya da araştırmada dahil oldunuz mu?

Lian Pin Koh: Düşük maliyetli İHA’ları doğa korumacılarına sağlamak için kar amacı gütmeden kurulan ConservationDrones.org‘in kurucularından biriyim. Geçtiğimiz iki yıldır WWF Nepal, Hindistan Vahşi Yaşam Enstitüsü (Wildlife Institure of India), WCS Belize, Sumatra Orangutan Koruma Programı (Sumatran Orangutan Conservation Programme) gibi dünyanın birçok bölgesinden ortaklarmızla bu teknolojinin sahada yer alması için yakinen çalışıyoruz.

ConservationDrones.org Nominent Trust’ın BitTorrent, Raspberry Pi, Arduino, Github, Ushanidi, Kickstarter, Wikipedia gibi dijital teknolojiler kullanan dünyanın en çok ilham veren 100 sosyal yeniliğinden biri.

(Yeşil Gazete)

Mega Projeler kuraklığa davetiye çıkarıyor! – Oya Ayman

Kuzey Ormanları’nda ağaçların kesilmesi, iklim değişikliğini önlemede çok önemli olan karbon depolama alanlarının da yok olması anlamına geliyor. İstanbul’un kuzeyindeki ormansızlaşma, bizi iklim değişikliğinin en önemli sonuçlarından biri olan kuraklığa bir adım daha yaklaştırıyor. 

Kuzey Ormanları’nda kesilen yaklaşık 1,5 milyon ağacın, türleri ve yaşları göz önüne alınarak yapılan değerlendirmeye göre, kesilen ağaçlarla birlikte yıllık 51 bin ton karbondioksit yutak kapasitesi yok edildi
Kuzey Ormanları’nda kesilen yaklaşık 1,5 milyon ağacın, türleri ve yaşları göz önüne alınarak yapılan değerlendirmeye göre, kesilen ağaçlarla birlikte yıllık 51 bin ton karbondioksit yutak kapasitesi yok edildi

Kuzey Ormanları’nda 3. köprü ve bağlantı yollarının yapılması amacıyla kesilen on binlerce ağaç, son günlerde endişe verici boyutlara ulaşan kuraklığı önleme yollarımızın da teker teker kesilmesi anlamına geliyor.

Bugüne kadar Kuzey Ormanları’nda kesilen yaklaşık 1,5 milyon ağacın, türleri ve yaşları göz önüne alınarak yapılan değerlendirmeye göre, kesilen ağaçlarla birlikte yıllık 51 bin ton karbondioksit yutak kapasitesi yok edildi. Bu yutakların kaybedilmesi, iklim değişikliğine yol açan CO2 miktarının artması anlamına geliyor.

Karbon Ayak İzi kitabının çevirmeni ve Türkiye bölümlerinin yazarı Neşet Kutluğ
Karbon Ayak İzi kitabının çevirmeni ve Türkiye bölümlerinin yazarı Neşet Kutluğ

Söz konusu hesaplamada kesilen ağaç sayısı, uydu görüntülerinde kesim yapılan alanlar ve birim alandaki ağaç sayısına bakılarak, örnekleme yöntemiyle belirlendi. Karbon Ayak İzi kitabının çevirmeni ve Türkiye bölümlerinin yazarı Neşet Kutluğ’un, -ABD Enerji Enformasyon Dairesi’nin, Ağaçların Karbon Yutak Kapasitelerini Hesaplama Yöntemi’ne (USDE) göre- ortaya koyduğu, “yıllık 51 bin ton karbonun kesilen ağaçlarla birlikte artık depolanamayacak olması” gerçeği, Kuzey Ormanları’ndaki tahribatın karbon ayak izini ortaya koyuyor.

Kuzey Ormanları’nda planlanan mega projelerin yol açtığı ormansızlaşma yüzünden İstanbul 51 bin tonluk karbon yutağını kaybederken, 3. havaalanı için hazırlanan Çevre Etki Değerlendirme Raporu’nda (ÇED) söz konusu ormansızlaşmanın yanı sıra inşaatın ve eklenecek yeni uçuş rotalarının iklim değişikliğine etkisinden ve gezegenimiz için hayati önem taşıyan karbon yutaklarının yok edilmesinden hiç söz edilmiyor. 

Ormansızlaşmanın Karbondioksit Yükü 

22 karbonayakiziİklim değişikliğine neden olan insan faaliyetleri arasında ormansızlaşmanın payı yüzde 17. Ancak son araştırmalar, bunun çok daha yüksek boyutlarda olabileceğine dikkat çekiyor. Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre ağaçlar yaşlandıkça, bünyelerinde depoladıkları CO2 de artıyor. Buna göre, Kuzey Ormanları’ndaki ağaçlar kesilmeseydi, yaşlandıkça daha fazla CO2 depolayacaklardı.

Ayrıca kesilen ağaçların yakacak olarak kullanılması durumunda, bünyelerindeki karbonu salmaları da karbon ayak izini artırıyor. Buna göre, gerçekleşen ağaç kesimlerinin karbon ayak izi, hesaplanabilenden çok daha yüksek olabilir. Neşet Kutluğ, “Hesaplayabildiğimiz miktar, kesilen her bir ağaçla bir CO2 yutağının yok olması, dolayısıyla daha fazla CO2’nin atmosfere salınması anlamına geliyor. Buna ek olarak kesilen ağaçların yakılması da ormansızlaşmanın yol açtığı karbon ayak izini artırır,” diyor.

Neşet Kutluğ’un gene USDE datası kullanarak yaptığı hesaplamaya göre, Kuzey Ormanları’nda kesilen ağaçların yaklaşık 606 bin ton CO2 stokladığı söylenebilir. Ancak bu ağaçların hepsi yakacak olarak kullanılmayabilir. Orman Genel Müdürlüğü’nün 2012 istatistiklerine göre, Türkiye’de üretilen ağaç ürünlerinin kaçak kesilenler sayılmazsa yüzde 25, sayılırsa yüzde 35’i yakacak olarak kullanılıyor. Bu durumda Kuzey Ormanları’nda kesilen ağaçların ortalama yüzde 30’u -mevcut talebe ek olarak- yakılırsa, bu da 182 bin ton CO2 salımına yol açar.

İklim değişikliklerinin, tanık olduğumuz sonuçlarından biri olan kuraklığa da davetiye çıkaran Kuzey Ormanları’ndaki ağaç kıyımı, aynı zamanda İstanbul’un ciğerlerinin kesilmesi anlamına geliyor, su varlıklarını tehdit ediyor, binlerce yaban hayvanının barınma ve beslenme hakkını elinden alıyor.

20 Oya Ayman

 

 

Oya Ayman

Gel vatandaş, direnişin ürünü kazaklara gel!

“DirenKazova” mağazası bu Cumartesi Şişli’de açıldı. Patronsuz dükkanın iç dekorasyonundan üretilen kazaklara kadar sinen “Gezi ruhu” kapıdan girene göz kırpıyor.

8

Bir sene önce, maaş ve tazminatlarının ödenmemesi üzerine greve giden ve Bomonti’de çalıştıkları tekstil fabrikasını işgal eden Kazova işçilerinin artık bir dükkanı var. İcra yoluyla kazandıkları makineleri kullanarak üretilen kazaklar ve aksesuarları bir süredir fabrikalarında satan işçilerin yeni adresi, Şişli Hanımeli Sokak’taki “Diren Kazova Kazak ve Kültür Evi”. Özellikle Gezi eylemleri sonrasında artan,  toplumsal muhalefetin farklı kesimlerinin dayanışmasının önemli bir örneği olan Kazova direnişinin dükkan açılışı, duruma uygun bir görkeme sahipti. Sanatçı emeği değen dükkanın açılışında bir de defile ve konser gerçekleşti.

Kanser yapmayan, ucuz ve güzel kazaklar

Kazova işçilerinin yanı sıra, bir seneyi aşkın bir süredir grevde olan Goldaş işçilerinin ve sendikal hakları için mücadele eden Punto deri işçilerinin de bulunduğu açılışta Kazova emekçileri adına konuşan Serkan Gönüş “ucuz ve güzel kazak üreteceklerini, halkı kanser yapan ucuz ve naylon ipliklere mahkum etmeyeceklerini” belirterek,bundan sonraki aşamanın Kazova fabrika patronundan hakları olan diğer makineleri de almak olduğunu, herkesten destek beklediklerini belirtti.

7İşçi ve sanatçı dayanışmasının örneği

Açılışta konuşan  “Karşı Sanat” kurucularından Feyyaz Yaman da, Kazova dükkanının sanat ve siyaset ilişkisi açısından önemli olduğunun altını çizerek,”70’li yıllarda yaşanan sanatçı ve işçi dayanışmasının benzeri bir buluşmayı yaşıyoruz” dedi.

Açılışın ardından, sanatçı Halil Altındere’nin düzenlediği defilede Defne Koryürek, Ece Temelkuran, Demet Yoruç, Tuba Ünsal, Met-Üst, Cansel, Pınar Yiğitoğulları, Zeyno Pekünlü gibi isimler “2014 Direniş Koleksiyonu”nu sergiledi.

‘Diren Kazova kazak ve kültür evi’nin tasarımı Karşı Sanat Çalışmaları, Feyyaz Yaman, Ezgi Bakçay ve Memed Erdener’in işbirliğiyle gerçekleşti. İçinde pek çok sanatçının da emeği olan dükkanın zemini kaldırım taşlarıyla döşeli, girişteki duvarda Rus sanatçı Rodchenko’nun bağıran kadını, karşısında Gezi eylemlerinde polis şiddetiyle ölen yurttaşların resmi var. Hakan Gürsoytrak, Nazım Dikbaş, Nalan Yırtmaç, Güneş Terkol, Zeycan Alkış, Gözde İlkin, Firdevs Kayhan gibi sanatçıların kazak ve aksesuvar tasarımları satılacak. Dükkan bir satış mağazası olmaktan fazlası; yakın zamanda ücretsiz dersler, sinema gösterimleri ve atölyeler de gerçekleşecek.

11 işçinin önayak olduğu ve kazancın eşit bölüneceği bu mağazayı ziyaret ederseniz, dayanışmanın ve kolektif üretimin nelere kadir olduğunu göreceksiniz. Kazaklar yeni makinelerle daha da çeşitlenecek. Öte yandan işçiler önemli bir sipariş aldı bile: 15 şubatta gerçekleşecek Küba genç milli takımı ve Bask ülkesi genç milli takımı arasındaki maçta Küba gençlerinin üzerindeki forma Kazova işçilerinin elinden çıkmış olacak.

“DirenKazova” kreasyonundan bir seçki aşağıda. Daha fazlasını görmek için adres: Merkez Mahallesi Abide-i Hürriyet Cad. Hanımefendi sokak No: 4/A ŞİŞLİ

 (Yeşil Gazete)

 

Agos’a siber saldırı: Nefret söylemi büyüyor

Agos gazetesinin internet sitesi yine siber saldırıya uğradı. Sayfaya, üçhilal.net mahlasıya şöyle yazıldı:

“Sadece şunu anlamanızı istiyoruz, bu ülkedeki herkes karedeştir ayıranlar kalleştir. Türkler hiçbir zaman soykırım yapmamııtır. Zaten yapsaydı siz dünya üzerinde yaşamıyor olurdunuz.”

Siber saldırıya uğrayan gazetenin sayfa görüntüsü
Siber saldırıya uğrayan gazetenin sayfa görüntüsü

Sitede bu görüntü yer almaya devam ederken kimliği verilmemiş olan bir erkeğin kalabalık bir gruba yaptığı konuşma yayınlandı. Bu konuşmadan yakalayabildiğimiz kadarı ile, konuşmacı Erivan’ın ve Ermeni’lerin yerleştiği tüm toprakların Türklere ait olduğunu, Ermeni’lerin bütün bu topraklardan silineceğini, bu toprakların er ya da geç yeniden Türk topraklarına katılacağını söylerken, dinleyen grup “Kahrolsun Ermeni, kahrolsun ermeni.” sloganı atıyordu. Konuşmada geçen bazı ifadeler şunlardı:

“Hamle kafirindir, kafir hamleye geçmiştir. Şimdi bu hamlenin karşılığını verecektir.”

“Müslüman Türk milleti olarak biz yüce yaradılmış olduğumuzdan hoş görülüyüz.”

“İnsan hakları evrensel beyannamesine saygılıyız. Tarih boyu Ermeniler Türklerin kobayı olmuşlardır. Kanlı maşa, aşağılık, hunhar, cani bir kavim. Şimdi Türk çocuklarına kanlı tırnaklarını uzatıyor, bunun cezasını görecektir. Barıştan yanayız, barış istiyoruz ama her ne pahasına olursa olsun şerefli bir barış istiyoruz”.

Site, Hrant Dink’in ölümünün yıldönümünün ertesi günü yani 20 Ocak’ta da siber saldırıya uğramıştı. Site yayına devam etse de sayfanın üzerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün resminin olduğu “Hacked by Serberus” yazısı yer almıştı. 

(Yeşil Gazete)

Suriye için diplomasi oyunu başladı – Ayşe Karabat

Ülkede üç yıldır süren iç savaşa siyasi çözüm bulmak için Cenevre’de yapılan diplomasi oyununda şimdilik tek ana kural var: Masadan kalkan kaybeder.

Cenevre’deki görüşmelerin ilk aşamasında tarafların aynı masa etrafında toplanması mümkün gözükmüyor. Bunun yerine, muhalefet bir odada rejim bir odada olacak.Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi ve ekibi de iki oda arasında gidip gelecek.

Her ne kadar bu sürecin, ucu açık görüşmelere dönüşmemesi için açıklamalar ve diplomatik çabalar olsa da heyetler Cenevre’de bir aylığına otel rezervasyonu yaptırdı. Görüşmeler altı haftaya kadar uzayabilir. Muhalefet görüşmelerin fazla uzamamasından yana. Ancak bu konuda rejimin önerisini duymaya da hazır.
Bu dolaylı görüşmelerde doğrudan yer almasalar da, aralarında Türkiye’nin de olduğu birçok ülke diplomatı yakınlarda olacak ve destekledikleri tarafa ‘diplomasi taktikleri’ verecek. Amerikan heyetinin başkanlığını, ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford’un yapması bekleniyor. Rejimin taktik hocası ise Rusya olacak.

Türkiye muhalefeti destekleyecek

Türkiye de muhalefete taktik ve strateji vermeye devam edecek. Salı günü Montrö’deki görüşmelerin ardından, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu muhalefetin müzakere heyetinin bütün üyeleriyle temasa geçti.
Muhalefeti destekleyen diğer ülkeler de kendi güçlerine göre diplomatik oyun taktikleri konusunda katkıda bulunmaya devam ediyorlar. Örneğin Hollanda, muhalefet heyetinde yer alan kadınları diplomatik görüşme yapma konusunda eğitti. Rejimin heyetinde iki, muhalefetin heyetindeyse üç kadın var. Almanya da, muhalefeti diplomasi taktikleri konusunda eğitti.

Bütün bu olası görüşmeler boyunca tam bir sinir savaşı yaşanması bekleniyor. Suriye rejiminin daha önce İsrail ile yaptığı görüşmelerdeki tavrını hatırlatan diplomatik kaynaklar, rejimin ‘oyalama taktiği’ kullanacağını düşünüyorlar.
Rejim heyetinin sık sık Şam’a danışmak istemesi de beklentiler arasında. Bu nedenle görüşmeler haftalık turlar halinde de gerçekleşebilir.

Farklı heyetler

Brahimi henüz tam olarak nasıl bir yol izleyeceğine karar vermiş olmasa da, diplomatik kaynaklara göre akla en yatkın yöntem dolaylı görüşmeler için farklı heyetler kurulması. Bu yöntemi muhalefet kabul ediyor. Ancak rejimin tutumu henüz net değil.

İki ayrı komite kurulmasını Davutoğlu da önermişti. Eğer bu formül hayata geçerse, komitelerden biri ‘insani yardım, bölgesel ateşkes, cezaevlerinin boşaltılması’ gibi meseleleri görüşürken, diğer heyet Cenevre-1 sonuç bildirgesinde yer alan ‘karşılıklı rızaya dayalı, tüm icra yetkisini elinde bulunduran geçiş yönetimi’ kurulmasını görüşecek.
Her ne kadar rejim henüz iki komite önerisi hakkındaki fikrini açıklamamış olsa da, diplomatik kaynaklara göre, işkenceyle öldürülen Suriyeli tutukluların fotoğraflarının ortaya çıkması, rejimi, dünya kamuoyu gözünde zor duruma düşürdü. Bu nedenle rejim, taktiksel olarak iki ayrı komite önerisini kabul edebilir.

Rejim insani yardım ulaştırılması için bölgesel ateşkes önerisine sıcak bakabileceğinin sinyallerini Çarşamba günü Montrö’deki toplantılarda vermişti. Eğer bu gerçekleşirse, özellikle Halep civarında bölgesel ateşkes ilan edilmesi gündeme gelecek. Muhalefet Şam çevresi ve Hums’ta da bölgesel ateşkes ilan edilmesinden yana.
Ancak muhalefet geçiş yönetimi kurulmasıyla bu görüşmelerin paralel yürümesinde ısrarlı. Rejimin ateşkes konusunda uzlaşmacı davranıp, geçiş yönetimi müzakerelerinde ayak sürümesinden endişe ediyor. Bununla beraber ülke içine rahatlama sağlayacak ateşkes ve insani yardım görüşmeleri, muhalefetin halktan gelen desteğini de güçlendirecek.
Rejimin ise Cenevre-1’in asıl konusunun terörizmle mücadele olduğunda ısrar etmesi ve geçiş yönetimi kurulması müzakerelerini zorlaması bekleniyor. Rejimi destekleyen ülkeler masadan kalkan taraf olmamak için rejime baskı yapabilir. Muhalefet ise, rejim geçiş yönetimi kurulması konusunda uzlaşmaktan kaçınırsa topu Birleşmiş Milletler’e atacaklarını söylüyor.

İnsani yardımların geçişinin sağlanması için de anlaşmaya varılabilir. Eğer bunlar gerçekleşirse, rejim dünya kamuoyu gözünde iyice azalmış olan güvenilirliğinin en azından bir kısmını yeniden tesis edebileceği hesapları yapıyor.
Cezaevlerinin boşaltılması ise şu anda beklenmiyor. Toplantıya katılan yetkililer rejimin, hapishanelerde tutulanlar için hesap veremeyeceğini ve bu nedenle de cezaevlerini boşaltmaya sıcak bakmayacağını söylüyor.
Brahimi’nin diplomasi oyununu kurarken koyabileceği kurallardan biri de ‘basına konuşma yasağı’. Ancak bu heyetler arasında propaganda savaşı yaşanmasına da engel olmayacak. Muhalefet rejimin insan hakları ihlallerini ön plana çıkartırken, rejimin de ‘biz gidersek, radikaller ülkeyi yönetir’ fikrini çeşitli platformlarda savunmaya devam etmesi bekleniyor.

Ayşe KarabatAyşe Karabat

Bu yazı Al Jazeera Türkçe‘den alınmıştır.

Utanç Oskarları Gazprom ve Gap’ın

İsviçreli sivil toplum kuruluşu Berne Declaration ve Greenpeace’in birlikte düzenlediği 2014 “Halkın Gözünde” Ödülleri’nin  (Public Eye Award 2014) bu seneki kazananları 23 Ocak’ta açıklandı; petrol devi Gazprom ile konfeksiyon devi Gap. Her sene Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu sürerken verilen ödülün Halk Ödülü kategorisi için 280.000 kişi oy kullanırken, Jüri Özel Ödülü kategorisi için kazananı uluslararası düzeyde tanınan iş etiği, çevre ve insan hakları uzmanlarından oluşan 8 kişilik jüri belirledi.

Konfeksiyon devi Gap, jüri özel ödülünü aldı. Bu ödüle layık görülmesinin nedeni fabrikalarında acil çıkışı, yeterli merdiven alanı, güvenli elektrik sistemleri gibi en basit çalışma güvenliği şartlarını bile yerine getirmiyor olması. Rus enerji şirketi Gazprom ise Kuzey Kutbu’ndaki ısrarlı petrol çıkarma faaliyetleri nedeniyle ödülü kaptı. Aralık 2013’te Kuzey Kutbu’na ilk petrol çıkarma platformunu kuran Gazprom, şimdiden bir kaç çevre ve güvenlik kuralını ihlal etmiş durumda. Sorumlu olduğu çevre felaketi nedeniyle halk oylamasında 95 bin kişi Gazprom için oy verdi.

Gap tedarik zincirindeki güvenli çalışma koşullarına yatırım yapmıyor

©thetimes.co.uk Rana Plaza faciasında 1133 kişi öldü, 2500'ün üstünde kişi yaralandı
©thetimes.co.uk
Rana Plaza faciasında 1133 kişi öldü, 2500’ün üstünde kişi yaralandı

2012 yılının Kasım ayında Bangladeş’te 112 işçinin hayatını kaybetmesinin ardından hazır giyim sektöründe çalışan işçilerin sağlık ve güvenliğinin sağlanması amacıyla Temiz Giysi Kampanyası’nın inisiyatifi ve Bangladeşli ve uluslararası kurum ve sendikaların katılımı ile  “Bangladeş Yangın ve Bina Güvenliği Anlaşması” kaleme alınmıştı. Temiz Giysi Kampanyası’nın açıklamasına göre o dönem iki firma (Calvin Klein-Tommy Hilfiger ve Tchibo) dışında firmalar tarafından rağbet görmeyen anlaşma, ancak 2013’te Bangladeş’te ikinci felaketin ardından uluslararası konfeksiyon firmaları tarafından dikkate alınabildi. Anlaşma ile “üretim yapan tüm markalardan bu anlaşmaya imza atarak, kendileri için mal üreten işçilerin güvenliği konusunda tüm diğer bileşenler (hükümet, fabrika sahipleri ve sendikalar) ile beraber sorumluluk almaları” talep ediliyordu. (Bangladeş’te Nisan 2013’te konfeksiyon firmalarının imalathanelerinin olduğu Rana Plaza çökmüştü ve gerekli tedbirlerin alınmasıyla önlenebilecek bu olayda 1133 Bangladeşli konfeksiyon işçisi ölmüş, 2500’in üstünde işçi de yaralanmıştı.)

Tüm bu facilara rağmen Gap hala  Bangladeş Yangın ve Bina Güvenliği Anlaşması’nı imzalamayı reddediyor.

©temizgiysi.org
©temizgiysi.org
2.faciadan sonra pek çok konfeksiyon markası “Bangladeş Yangın ve Bina Güvenliği Anlaşması” imzaladı. Gap dışında…

Bangladeş’teki konfeksiyon sektörünün hacmi 20 milyar dolar. %85’i kadın 4 milyon insan çalışıyor. Ürünlerini Bangladeş’ten tedarik eden Gap, dünyanın en büyük giyim firmalarından biri. 3000 mağazası ile 2012 yılında 1 milyar doların üstünde net kar elde etti. Firmanın CEO’su Glenn Murphy’nin yıllık geliri 4,1 milyon dolar. Kurbanlara ödenecek tazminat 54 milyon avrodan fazla. 30 bin metrekarelik Rana Plaza gibi bir yapıyı güvenli ve standartlara uygun inşa etmenin maliyeti en fazla 9 milyon dolar civarında. Public Eye Award’ın değerlendirmesine göre, Gap, Bangladeş Yangın ve Bina Güvenliği Anlaşması’nı imzalamak yerine gelişmekte olan ülkeler yaşayan kadınlara yönelik olarak geliştirdiği program “We are Commited” ile göz boyamaya devam ediyor.

Gazprom Kuzey Kutbu’nda petrol aramaya devam ediyor

©publiceye.ch
©publiceye.ch

Hava sıcaklığı, deniz yüzeyindeki buz yığınları, donmuş kara parçaları, şiddetli fırtınalar, uzun süren güneşsiz periyodlar gibi ekstrem koşullar Kuzey Kutbu’ndaki petrol çıkarma operasyonunu oldukça riskli hale getiriyor. Bu duruma karşı Gazprom’un yaklaşımı eksik acil durum planları ve güncelliğini yitirmiş eski teknolojiler.

Greenpeace Rusya, uydu görüntüleri ile Gazprom’un 6 karasal petrol sahasında 206 petrol sızıntısı tespit etti. Bundan önce Aralık 2011’de  Gazprom açık denizde petrol çıkarma operasyonu sırasında 53 kişinin öldüğü bir faciaya da neden olmuştu. Aynı yıl neden olduğu petrol sızıntısı sayısı (872 sızıntı)  ile petrol şirketleri arasında birinci olmuştu.

Gazprom, dünyanın en büyük petrol şirketi, 2012 yılındaki net karı 83 milyar dolarken CEO’su Alexey Miller’ın yıllık kazancı 25 milyon dolar. Buna rağmen sürekli  bütçe ve güvenlik önlemleri kesintileri ile bu tür kazaların olmasını tetikliyor. Shell gibi güvenlik meselesine milyar dolarlar ve yıllarını harcayan bir firma bile Alaska’da güvenli çevre ve çalışma koşulları oluşturmayı başaramadı. ABD Jeoloji Araştırmaları’na (The US Geological Survey) göre deniz buzullarındaki petrol sızıntısının temizlemesini sağlayacak kapsamlı bir  metod yok. Tahminlere göre risk altındaki alanın genişliği denizel alanda 140.000 km2 ve kıyı bandının uzunluğu 3000 km. Yakın çevredeki yaban hayatı rezevleri, kuzey kutbu kuşları ve mors gibi türler oldukça büyük bir tehditle karşı karşıya. Gazprom’un sabıkası dikkate alınınca bu hassas ve el değmemiş alanlara verebileceği zararın en kötüsünden korkmak gerekiyor.

Public Eye Ödülleri 2005’ten beri veriliyor

Ödül töreninin bu seneki özel konuğu Çek Cumhuriyeti’nin önemli ekonomistlerinden Tomáš Sedláček “Ekonomik sistemlerimizin, dikte ettiği şekliyle piyasa ile değil, değerlerimizle ile uyumlu olmasını sağlamalıyız. Public Eye ile kaybolan değerlerimizin farkına varıyoruz” dedi. Utanç ödüllerinin sahiplerinin ilan edildiği basın toplantısı ekonomik büyümenin negatif taraflarına, çok uluslu şirketlerin hem sınırsız iktidarına hem de çevre ve insana dair sorumluluk duygusundan yoksun olmalarına dair heyecanlı bir tartışmaya dönüştü. Transnational Institute of Policy Studies’den Brid Brennan “Kurumsal İktidarın Durumu” raporunu paylaştı ve güçlü çokuluslu firmaların nasıl var olduklarını ve mevcut ekonomik ve finansal krizden yarar sağlamaya ne kadar devam edeceklerine dair çarpıcı bilgiler verdi. Bangladeşli eski bir çocuk işçi olan Kalpona Akter, yelpazenin diğer ucundan bir bakış açısı sağlayarak tekstil endüstrisindeki işçilerin ne kadar zayıf olduklarını ve sorumsuz kurumsal faaliyetlerden dolayı ne kadar zarar gördüklerini anlattı.

(Yeşil Gazete)

Son dönemin Yeşil Kitapları

Yeni Kariyer Yollarına Açılan Yeşil Pencere

3 yeşil kitaplarÇevre sorunlarının, işsizliğin ve kaynak sıkıntılarının yarattığı karmaşada dönüm noktasını yaşayan insanoğlu, ilişkilerini bir daha gözden geçirme sürecinde önemli bir bilinç sıçramasının eşiğinde: Biz gözle görülmeyen bağlarla birbirimize bağlıyız, tıpkı büyük bir örümcek ağı gibi. Bu bağdaki ‘biz’in içine kuşu, böceği, ağacı, taşı, suyu, toprağı, havası ve Dünyanın başka bir yerinde tanımadığımız herhangi bir kişi de girmekte. 21. Yüzyılın getirdiği bu bilinç sıçraması; ister gönüllü ister zorunlu, taşıdığımız sorumluluklarımızın sadece sevdiklerimizle ve kendi çıkarlarımızla dar çerçevede olmadığını hatırlatmakta. Alışkanlıklarımız, arzuladıklarımız, kazanç odaklı tüm eğilimlerimizde ‘ben’den ‘biz’e doğru geçişi sağlamalıyız
.
Bu geçişle gelen yeni anlayış, uygulamaya yönelik alınan kararların bu büyük örümcek ağındaki bağları ya güçlendirmekte ya da zayıflatıp yoketmekte olduğunun farkındalığını taşımakta. Aksi takdirde, bozulan bağlar, zincirleme reaksiyon göstererek diğer dengeleri de bozmakta. Kitabın amacı, bu dengeleri onaracak, koruyacak ve güçlendirecek yeşil iş modelleri ve iş fırsatları hakkında esin kaynağı olabilecek tohumlar bırakmak. Türkiye’de farklı sektörlerden konu uzmanları ile yapılan söyleşiler ve başarı örnekleri, Dünya’dan bazı ilginç çalışmalar ve kaynak websiteleri kitabın bel kemiğini oluşturmakta. Sürdürülebilirlik ve Yeşil işgücü konularına ilgisi olan gençlerin, İnsan Kaynakları uzmanlarının, kamu ve sivil toplum kuruluşlarının, şirket yöneticileri ve çalışanların pencere önündeki saksılarına aradıkları tohumları ‘Yeşil Pencere’ de bulmaları ümidiyle… (Tanıtım bülteninden)

 Yeni Kariyer Yollarına Açılan Yeşil Pencere

Özge Yalçıner Erçoşkun, Dilek Ekşi

Sinemis Yayınları

2013

 

Susatanlar

 4 yeşil kitaplarSu, haktır; insanın ve doğada yaşayan tüm canlıların hakkıdır. Fakat çokuluslu şirketler suyun kullanım haklarını ‘satın alıp’ onu bir pazar malına dönüştürüyorlar. ‘Su pazarı’ denilen şey aslında evrensel ölçekte bir soygunun adıdır. İşte bu kitap bu soygunu gözler önüne serme, suyu kimlerin bulandırdığını ya da suyumuzu kimlerin çalarak su kıtlığı yarattığını ortaya koyma amacını taşıyor. Bunu yaparken de en büyük kapitalist lobi görevi gören BM’nin, tıpkı iklim değişiminde olduğu gibi, küresel beyin yıkama unsuru olan medya aracılığı ile bir panik havası estirerek ortaya attığı ‘su krizi’, ‘su kıtlığı’ gibi meseleleri de sorguluyor.

Susatanlar, kapitalizmin, doğayı ve doğanın en değerli ürünü olan suyu nasıl sermaye birikimi elde etmek için kullandığını deşifre ediyor. Bugün uluslararası kartellerin, su baronlarının ‘mavi altın’ ya da 21. yüzyılın petrolü olarak gördükleri su üzerine yaptıkları ‘kirli’ yatırıma dikkat çekiyor.

Küresel ölçekte su döngüsünü, iklim değişikliğini ve sonuçlarını, barajları, HES projelerini, totalde su meselesini ele alan bu çalışma bir uyandırma servisi niteliğinde. (Tanıtım bülteninden)

 Susatanlar

Dilaver Demirağ

Hayy Kitap

2013

 

Veganizm: Ahlakı, siyaseti ve mücadelesi

5 yeşil kitaplarBu satırları okuyorsanız, öncelikle veganizm üzerine yazılmış ilk Türkçe kitaba ilgi gösterdiğiniz için teşekkür ederiz. Bu teşekkür sıradan bir ifade değildir; veganlar bilir, hayvan haklarından söz etmeye başladığınız anda olumsuz tepkiler almaya başlarsınız, hatta işi hakarete vardıranlar olur. Ancak bunun yanında, dünyada yavaş da olsa giderek daha fazla ilgi görmeye başlayan veganizmi anlamaya çalışanlar, merak edenler de var. Bu kitabın amacı, hem akıllarda yanlış bilgilenme sonucu yer eden görüşlere bir karşılık vermek, hem de veganizmi bir felsefe ve yaşam pratiği olarak merak edenlerin sorularına yanıt oluşturmak.

Kitabı yazarken, herhangi bir sınırlama olmadan, en içten düşüncelerimizi ve kişisel yaklaşımlarımızı mütevazı bir şekilde paylaştık. Elbette veganizm konusunda ikimizin aynı görüşte olmadığı hususlar da vardı. Her düşünce ya da felsefe akımında olduğu gibi, veganizmin içinde de farklı yorumlar, yönelimler var. Dolayısıyla okuduklarınızla hemfikir olabileceğiniz gibi, katılmadığınız noktalar da mutlaka olacaktır. Ancak sonuçta önemli olan, ilerdeki sayfalarda tartışmaya sunduğumuz görüşler ve bakış açısı; onu aktarabildiysek, kitap da işlevini yerine getirmiş demektir. Belki fazla romantik ve ütopik gelebilir ama biz, “daha barışçıl, başka bir dünya mümkün” diyenlerdeniz. Umarız okuyanlar da, bizim yazarken aldığımız keyfi alabilir. (Tanıtım bülteninden)

 Veganizm: Ahlakı, siyaseti ve mücadelesi

Zülal Kalkandelen ve Can Başkent

Propaganda Yayınları

2013

“Yaşam dönüşümdür” ve “Bu su hiç durmaz”

Buğday Derneği eş genel Müdürü Gizem Altın Nance‘in TEDxReset 2013‘de yaptığı “Yaşam Dönüşümdür” konuşmasını izlerken Gizem Altın Nance ile tanışması üzerinden kendi dönüşümünü kaleme alan Alper Tolga Akkuş‘un yazısını paylaşıyoruz

* * *

Gizem’in hikayesi

Ben bu hikayeye ilk kez yıllar yıllar önce HSBC Genel Müdürlük’te bilmem kaçıncı katta bulunan masamda sandalyemde oturur ve “hayat böyle geçer mi ülen” işimde çalışırken kulak misafiri olmuştum

“hayat böyle geçer mi ülen” işimde 5 sene geçirdikten sonra radyo dinleme ihtimali bulunmayan departmandan radyo dinlemek mecburi bir departmana şutlanmıştım çünkü

Herkesin radyo dinlediği yeni departmanda benim tek dinleyebileceğim radyo da Açık Radyo idi

19 Bir Bilet AlAçık Radyo’da o dönem yayınlanan ve her hafta gezginleri konuk eden programı özellikle seviyordum ve hiç kaçırmıyordum

İşte Gizem de o programa konuk oldu, o zamanlar daha evli değildi, daha ABD’de değildi (galiba) ama işinden kendini kovdurtup avrupayı interrail ile gezmiş gelmiş ve bu seyahatin kitabı “Bir Bilet Al“ı yazmıştı

O akşam her akşam yaptığım gibi servise binip 4 Levent’den Üstbostancı’ya değil de Kadıköy’e gittim, ilk bulduğum kitapçıdan Gizem’in kitabını edindim

Sonra aradan gene yıllar geçti
Gizem bir kez daha konuk oldu Açık Radyo’ya
Bu sefer green card ile abd’ye gitmiş, ordan da “Dostum Pasifik” kitabı ile dönmüştü
Arada evlenmiş, ABD’ye yerleşmiş, sonra ABD’den vazgeçip herşeyini satıp savıp eşi ile bisiklete atlayıp avrupayı bisikletle bir uçtan bir uca dolaşmıştı
Programda son projeleri “istanbul’dan sydney’e bisiklet ile seyahat“i anlatıyordu
Bu projenin medya sponsorlarından biri olmuştu açık radyo

18 Dostum PasifikDerken eşi Bryan ile yola çıktı Gizem
Her Cuma akşamı açık radyo’nun açık dergi programında 10 dk ona bağlanıyor, “şimdi nerdesiniz, ne yapmaktasınız” diye soruyorlardı

Gizem de bir hafta Sinop’tan, diğer hafta Gürcistan’dan, daha sonra Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan vsrden bağlanıp konuşuyordu

Ben her hafta Cuma akşamı Maslak – Üstbostancı arası köprü trafiğinde iken serviste gizemi dinliyordum hayallere dala çıka

Sonra bir hafta Gizem gene açık radyo’ya bağlandığında bir ülkenin Türkiye Büyükelçiliğinde çay ve simite kavuştuğundan o denli coşkulu bahsetti ki ben de bundan feyz alıp Gizem’e onu dinlerken benim ne halde olduğuma dair bir mail yazıp gönderdim

Hemen yanıt verdi Gizem, bana sürekli oraları yaz, çok özledim istanbul’u filan dedi

Gizem eşi Bryan ile birlikte bisikletle çıktığı Avrupa turunda
Gizem eşi Bryan ile birlikte bisikletle çıktığı Avrupa turunda

Derken her Cuma Gizem’e bağlanmalar birden kesildi
ben de hayat curcunasında unuttum gittim gizemi ve seyahatini

Aradan gene aylar geçti ve öğrendimki Gizem’e Kazakistan’da kamyon çarpmış
o aylar boyunca sağlığı ile uğraşmış
bisikletle geçen yılların adalelerine verdiği güç ile sağlığına yeniden kavuşmuş

Aradan gene birkaç ay geçti
istanbul’daki ilk Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali için işten çıkıp İtalyan Kültür Merkezi’ne gittim
Taksimde otobüsten indim, İstiklal’den Odakule’ye kadar yürüdüm
Odakule’nin içinden diğer tarafa geçtim
Kültür Merkezi’ne tam girecekken aşina olduğum bir ses çalındı kulağıma geri döndüm
Gizem 20 metre kadar arkamdan arkadaşları ile bana doğru geliyordu
O mudur değil midir derken Bryan’ı da görünce Gizem’in Gizem olduğuna ikna oldum

Yanına doğru seğirttim
“Gizem merhaba” diye seslendim

İkimizde birbirimizi facebooktan simaen tanıyorduk

Beni görür görmez, “Aaa, merhaba Alper” diyerek sımsıcak sarıldı

İşte beni dönüştürenlerden biri de Gizem’in bana o sarılışı oldu
Gizem’e de daha sonra bunu anlattım zaten

O günün üzerinden de yıllar geçti
Hatta daha geçen ay sürdürülebilir yaşam film festivalinin 5 ya da 6.cısı düzenlendi

Ben emekli oldum, önce yeşiller partisi üyesi sonra yeşil gazete muhabiri ardına da yeşil gazete editörü oldum
10 gün önce de Gizem’in şu an içinde bulunduğu Buğday Derneği’nin eğitimine Yeşil Gazete editörü olarak katıldım ve eğitimin haberini yaptım

Victor’un (Ananias) dediği gibi, “Yaşam Dönüşümdür
ve
Bülent abinin (Ortaçgil) söylediği gibi, “Bu su hiç durmaz

#anavarrza